|
MİLLİ
EĞİTİM DERGİSİ |
Sayı
149 |
Ocak,
Şubat, Mart 2001 |
|
Sınıf Öğretmenlerinin Kendi Meslekî Gelişimleriyle
İlgili Görüşleri, Beklentileri ve Önerileri |
Dr. Süleyman Sadi SEFEROĞLU(*) |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
GİRİŞ
Bu
çalışma, ilköğretim okulları birinci kademe (sınıf) öğretmenlerinin meslekî
eğitim konusundaki görüşleriyle ilgili olarak toplanan verilen bir kısmının
analizini içermektedir. Bu çalışmanın temel amacı, öğretmenlerin kendi
meslekî gelişimleriyle ilgili bakışları, beklentileri ve önerilerini ortaya
koymaktır. Öğretmenlik
mesleğinin ülke kalkınmasındaki rolü günümüzde bütün toplumlar tarafından
bilinmekte ve bununla ilgili olarak çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır.
Öğretmenlik mesleğinin geliştirilmesi alanında yapılan araştırmalar(1), bu
mesleğin gereğince yürütülmesi ve okullardaki eğitimin kalitesinin
yükseltilmesi için meslekî gelişimin bir zorunluluk olduğunu göstermektedir,
çünkü “eğer öğretmen meslekte öğreniyorsa, o öğretmenin öğretmenliğinin
kalitesi de yüksek olur.” Bu yüzden okullarda verilen eğitimin kalitesini
iyileştirmek için öğretmenlere meslekî açıdan kendilerini geliştirme
olanakları tanınmalıdır(2). Bilgi,
beceri, yetenek ve meslekte öğrenmek için gerekli koşullar olarak
tanımlanabilen meslekî gelişim kavramı son yıllarda eğitimin geliştirilmesi
çalışmalarında en önemli faktör olmuştur (3). Öğretmenlerin meslek içinde
yetiştirilmelerinin bir gerekçesi olarak öğretmen adaylarının
yetiştirildikleri eğitim kurumlarında yeterli meslekî eğitimi alamamış
olmaları gösterilmektedir. Rosenholtz (4) yaptığı araştırmaların bulgularına
dayanarak öğretmenlerin sınıfta başarılı olabilmeleri için becerilerinin
güncelleştirilmesi gerektiğini, yani öğretmenlerin günümüz koşullarında daha
etkili olabilmeleri için gerekli becerilere sahip olmalarının sağlanması
gerektiğini ileri sürmektedir. Kendilerine profesyonel yardım verilen
öğretmenler, bir takım eğitim etkinlikleri sonucunda bilgi ve becerilerini
artırabilir ve bunun sonucunda da daha iyi birer öğretmen olabilirler. Rosenholtz
(5) ayrıca meslekî başarının genellikle daha fazla meslekî başarıyı
beraberinde getirdiğini ileri sürmektedir. Başarılı deneyimler yaşayan
öğretmenler kendi yetenek ve becerileriyle ilgili olarak daha fazla kendine
güven duygusu geliştirirler. Bunun bir sonucu olarak daha etkili ve verimli
olabilmek için kendilerini geliştirme yolunda arayışlar içinde olurlar ve
bunun için daha çok çaba gösterirler. İlkokul
öğretmenlerinin kendi meslekî gelişimleriyle ilgili bakışları, beklentileri
ve önerileri nelerdir? Bu
çalışmanın temel amacı ilkokul öğretmenlerinin kendi meslekî gelişimleriyle
ilgili bakışları, beklentileri ve önerilerini ortaya koymaktır. Çalışmada
betimsel yöntem kullanılmıştır. Çalışma öğretmenlerin meslekî eğitim
konusundaki görüşlerini inceleyen bir çalışmada elde edilen verilerin bir
kısmının analizini içerdiğinden, ana çalışma için hazırlanmış olan anketin 5
açık uçlu sorudan oluşan bölümü bu çalışma için kullanılmıştır. Anket,
Ankara ilinde rastgele seçilen 52 ilköğretim okulundan 500 öğretmene
uygulanmıştır. Örneklemin bütün öğretmenleri temsil edebilmesini sağlamak
amacıyla, bu 500 öğretmenden 400’ü şehir statüsünde olan okullardan 100’u de
köy statüsünde olan okullardan seçilmiştir. Devlet İstatistik Enstitüsünün
verileri temel alınarak ve ayrıca posta hizmetlerinin köylerde verimli bir
şekilde çalışmadığı ve bu yüzden de köy okullarından daha düşük düzeyde bir
geri dönüş beklendiğinden oranlar bu şekilde kararlaştırılmıştır.
Uygulanan/dağıtılan anketlerden 313 adedi yani % 64’ü geri dönmüştür. Geri
dönüş oranı şehir okulları için % 69, köy okulları için ise %43 olmuştur. Açık
uçlu sorulara verilen yanıtlar, yanıtların içeriğine göre önce anlamlı
gruplar hâline getirilmiş daha sonra da tablolara dönüştürülerek her madde
için verilen yanıt sayısı ve yüzdelikler hesaplanmıştır. Bulgular ve Yorum Anketteki
ilk soru öğretmenlerin meslekî gelişimleriyle ilgili olarak hangi zorluk,
sorun ve kaygılarla karşılaştıklarını bulmaya yöneliktir. Tablo 1’de de
görüleceği gibi bu soruyu 179 kişi yanıtlamıştır. Katılımcılar öğretmenlerin
ana sorunları olarak şu hususları belirtmişlerdir:“öğretmenlerin ekonomik
sorunları”(% 30); “bir öğretmen sendikasının kurulması ve öğretmenlerin karar
verme sürecinde rol almaları”(% 13); “eğitim sistemindeki reform ihtiyacı”
(%13); “hizmet içi eğitim etkinliklerinin azlığı”(% 13) ve “meslekî yayınlara
ulaşmada karşılaşılan güçlükler”(%12). Tablo 1.
Öğretmenlerin,Meslekî Gelişimleriyle İlgili Olarak Karşılaştıkları Zorluk,
Sorun ve Kaygılara İlişkin Görüşler
Ankete
katılan öğretmenler, öğretmenliklerini geliştirme işine konsantre olmada
ekonomik zorlukların en büyük engel olarak karşılarına çıktığını
belirtmektedirler. Bir çok öğretmen, öğretmenlerin ekonomik durumları
düzeltilmedikçe meslekî gelişimlerini beklemenin hayal olduğunu ifade
etmektedirler. Bir katılımcı “Tüm öğretmenler maddî sıkıntılar
içerisindedirler. Özellikle erkek öğretmenler ikinci bir iş arayışı
içindedirler.” derken bir başkası ise şunları söylemektedir: Ben
şahsen öğretmenleri meslekî olarak geliştirmenin yollarından birisinin
onların ekonomik durumlarının düzeltilmesinden geçtiğine inanıyorum. Öğretmenlerin
meslekî konferanslara, toplantılara veya diğer etkinliklere katılabilmeleri
için yeterli düzeyde bir gelirinin olması gereklidir. Öğretmenler
kendilerini meslekî konularda yetiştirebilecek kaynak kitap
bulamamaktadırlar. Yeterli kaynak millî eğitim tarafından verilmediği gibi
ekonomik imkânsızlıktan öğretmenin kendisi de alamamaktadır. Öğretmenlerin
karar verme sürecinde rol almayışları ve öğretmen sendikalarının yokluğu
ikinci sırada yer alan bir sorun olarak listedeki yerini almaktadır. Bir katılımcı,
“Türkiye’de öğretmenlerin tam anlamıyla örgütlenme özgürlüğü olmadığı için
mesleklerini gereği gibi yapamadıkları görülmektedir. Örgütlenme olayı bir
sorundur.” diyerek sendikalaşma alanındaki tam özgürlüğün olmayışının
öğretmenlerin mesleklerini gereğince yapmalarına engel oluşturduğunu
belirtmektedir. Bir başka katılımcı ise,“Eğitim sisteminde sık sık
değişiklikler olmakta ve bu değişikliklerden hiç kimsenin haberi olmamakta ve
hiç kimse bu konuda bilgilendirilmemektedir. Bu değişiklikler öğretmenlerin
katılımlarıyla yapılmalıdır.” demektedir. Bir diğer katılımcı ise
düşüncelerini şu şekilde belirtmektedir: Eğitim-öğretimle
(ilgili) alınacak üst düzeydeki kararlarda öğretmenlerin görüş ve düşünceleri
(rapor veya anket) alındıktan sonra karar verilmeli. Sık sık ve kimsenin
bilmediği değişiklikler yapılmaktadır. Eğitim ve öğretimdeki yenilikler
öğretmenlerin katılımıyla olmalıdır. Son kararlarda öğretmenlerin görüşleri
ve düşünceleri göz önünde bulundurulmalıdır. Meslekî
gelişimle ilgili olarak belirtilen bir başka sorunun da eğitim sistemindeki
reform ihtiyacı olduğunu belirten bazı katılımcılar şu öneride
bulunmaktadırlar: “Öğretmenler tek bir merkezden yetiştirilmeli. Bu da ancak
bir öğretmen akademisi kurularak mümkün olur.” Öğretmenlerin yetiştirilmesi
ve istihdamı başka bir çalışmada da Nural(6) tarafından“okullarda sunulan
eğitim hizmetlerinin kalitesinin yetersiz oluşunun nedenleri” arasında
gösterilmektedir. Bu saptama, Türk eğitim sisteminde öğretmen yetiştirme
sorununun boyutunu göstermektedir. Anketteki
ikinci açık uçlu soru, öğretmenlerin karşılaştıkları zorlukları ve sorunları
aşmak (çözmek) için öğretmenlerin kendi önerilerini bulmaya yöneliktir. Bu
soruya yanıtların dağılımının verildiği Tablo 2’de de görüleceği gibi soruyu
215 kişi yanıtlamış bulunmaktadır. Bu tabloda “eğitim sistemininde
reform”(%27), “öğretmenlerin yaşadıkları ekonomik sorunların/zorlukların
çözümlenmesi” (%26) ve “hizmet içi eğitim etkinliklerin yaygınlaştırılması”(%
18) gibi önerilerin liste başında yer aldıkları görülmektedir. Tablo2: Öğretmenlerin Karşılaştıkları Zorlukları ve Sorunları Aşmak
(Çözmek) İçin Yaptıkları Öneriler
Bazı
katılımcılar, bütün öğretmenlerin en az bir lisans derecesine sahip
olmalarının gerekliliği üzerinde dururken, bazı diğer katılımcılar da, toplu
(taşımalı) öğretim gibi köy okullarındaki eğitim-öğretim etkinlikleri ile
ilgili bir takım düzenlemeler yapılmasının önemine değinmektedirler. Diğer
bazı katılımcılar ise düşüncelerini aşağıdaki şekilde belirtmektedirler: Maddî
bakımdan öğretmenlerin desteklenmesi gereklidir. Öğretmenin ekonomik
problemleri çalışma hayatını etkiliyor. Öğretmen evindeki sıkıntıları
düşünmemelidir. Ancak sorunları olmayan bir öğretmen bütün benliği ile eğitim
ve öğretim ile uğraşabilir. Öğretmenlerin zorluk ve sorunların üstesinden
gelebilmeleri için ekonomik yönden güçlü olmaları gerekir. Günümüzde
öğretmen günlük bir gazeteyi dahi alıp okuyacak ekonomik güce haiz değilken
öğretmenin kendi kendini yetiştirmesi gibi boş hayaller kurulmamalıdır. Diğer
meslek gruplarında olduğu gibi (Örnek: Barolar Birliği) bir oda veya birlik
kurulmalıdır. Meslekte
yeni olan öğretmenler kendilerine rehberlik edebilecek öğretmenlerin
bulunduğu okullarda göreve başlamalıdırlar. Eğitim
politikadan arındırılmalı. Millî eğitimin her kademesinde gerçek eğitimciler
görev almalı. İdareciler, her insana aynı gözle bakabilen, kültürlü, iyi bir
eğitimci olmalıdır. Öğretmenlik
mesleği ile ilgili olarak yapılan bazı diğer araştırmalarda da benzer
sonuçlar ortaya çıkmıştır. Örneğin, Üstüner (7)öğretmen morali konusunu da
ele aldığı araştırmasında “öğretmenlerin moral alt boyutlarından en az doyum
sağladıkları boyutun maaş doyumu” olduğunu saptamıştır. İlköğretim okulu
öğretmenlerinin iş doyumu üzerine bir araştırma yapan Günbayı (8) da
“öğretmenlerin ödentilerinde iş doyumlarının düşük olduğunu” belirtmekte ve
öğretmenlerin maaşlarının ve sosyal yardımlarının artırılması ve maaşlarının
eğitim düzeyleri ile tutarlı bir düzeyde artırılmasının iş doyumunu
yükseltebileceğini ileri sürmektedir. Bazı
katılımcılar hizmet-içi eğitim etkinliklerinin çoğaltılması ve işleyişlerinin
iyileştirilmesinin gerekliliği üzerinde dururken, bazıları ise özellikle
ilköğretim müfettişlerinin kendi meslekî yaşamlarındaki rollerine değinmekte
bu sistemin işleyişinin değiştirilmesinin gerekliliği üzerinde
durmaktadırlar: Meslektaşlarla
sorunlar paylaşılmalı, müfettişlerin rehberlikleri daha ön plânda olmalı.
Daha ciddi ve kapsamlı hizmet içi eğitim olmalı ve her öğretmen aşama aşama
bu eğitime katılmalı (Hizmet içi eğitim kurslarının göstermelik olduğuna
inanıyorum). Görevlendirilen
müfettişlerin teftişten ziyade rehberlik yapmak için okula gelmeleri ve daha
sık uğramaları gerekli. Uzman kişilerin okullarda örnek uygulamalar yapmaları
gerekiyor. Öğretmenleri
en iyi tanıyan idareciler olduğundan Müfettişleri, öğretmenleri strese sokan
angarya olarak tanımlıyorum. Teftişlerde
daha objektif olunması gerekir. Eğitim ve öğretimdeki başarıda bir saatlik
teftiş ölçüt olarak alınmamalı. Türk
eğitim sisteminde denetim sisteminin işleyişinde sorunlar olduğunu Nural
(9)ve Okutan(10) da ifade etmektedirler. Okutan,“ilkokullarda kurum
teftişinin değerlendirilmesi” konulu çalışmasında yukarıdaki ifadelere benzer
ifadelerle denetim görevini üstlenen müfettişlerin denetim rollerinin
rehberlik rolleriyle çatıştığını ve bu sorunun çözümlenebilmesi için de
müfettişlere verilen çeşitli görevlerin farklı kişilerce yürütülmesinin
gerektiğini belirtmektedir. Ankette
üçüncü soruda iki öğretmenin birbirlerinin öğretmenliğini geliştirme ile
ilgili olarak birbirlerine ne tür yardımlarda bulunabilecekleri konusundaki
düşünceler ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu soruyu yanıtlayan 220
katılımcı (Tablo 3) öğretmenlerin temel olarak,“meslekî konuları ve
sınıflarında karşılaştıkları sorunları tartışabileceklerini, fikir alış
verişinde bulunabileceklerini”(% 30), “öğretim plânlarını birlikte hazırlayabileceklerini,
çeşitli sınıf etkinliklerini plânlamada ve uygulamada iş birliği
yapabileceklerini”(%23), “meslektaşlarını, öğretmenliklerini gözlemek üzere
kendi sınıflarına davet edebileceklerini ve ayrıca birbirlerinin sınıfında
ders verebileceklerini”(% 15), “birbirlerine karşı açık ve dürüst olarak
birbirlerinin sorunları hakkında konuşabileceklerini ve sorunlarına çözüm
yolları araştırabileceklerini”(%14) ve “eğitsel materyalleri ve diğer
kaynakları değiş tokuş yapabileceklerini”(%10) belirtmektedirler. Yapılan
bu çeşitli önerilerin yanında bazı katılımcılar da bu konuda pek iyimser
olmadıklarını belirterek iki öğretmenin birbirlerine yardımcı
olamayacaklarını ileri sürmektedirler. Bu katılımcılara göre yalnızca uzman
kişiler diğer kişilere yardımcı olabilirler: Benim
düşünceme göre eğer her iki öğretmen de yetersiz ise birbirlerine yardımcı
olamazlar. İki
öğretmenin birbirlerine verebilecekleri yardım sınırlıdır. Meslekteki
yenilikler yalnızca herkesin katılımına açık olan meslekî seminer ve konferanslarda
kazandırılabilir. Bu
yanıtlar, Türk toplumunun soru soran bireylere bakış açısını da
göstermektedir. Her ne kadar soru “İki öğretmen, birbirlerinin öğretmenliğini
geliştirme ile ilgili olarak birbirlerine ne tür yardımlarda bulunabilirler?”
şeklinde yöneltilmişse de soru “iki yetersiz öğretmen birbirlerine nasıl
yardımcı olabilir?” şeklinde yorumlanmıştır. Türk toplumunda öğretmenin her
şeyi bildiği (veya bilmesi gerektiği) varsayılır. Bu yüzden de eğer birisi
sorular soruyorsa bu o kişinin yetersiz olduğunu gösterir diye
düşünülebilmektedir. Yine bu yüzden yetersiz olarak etiketlenmek istemeyen
kişiler(öğretmenler)kapalı kapılar arkasında kendilerini yalnızlığa mahkum
etmektedirler. Bu
durumun bir başka yorumu ise şu şekilde olabilir:Türkiye’de okul kültüründe
öğretmenin öğretmene yardım ettiği plânlı programlı bir sistem bulunmadığı
için öğretmenler birbirlerine meslekî olarak nasıl yardımcı olabileceklerini
bilmiyor olabilirler. Bu yanıtlar ayrıca öğretmenlerin kendilerini meslekî
olarak yeterli görmüyor olabileceklerinin bir göstergesi de olabilir. Öte
yandan, aşağıdaki alıntılarda olduğu gibi, bazı katılımcıların yaptıkları
ilginç öneriler de başka durumların göstergesi olabilir: Zorluklarla
karşılaştıklarında yardım istemekten çekinmeyerek. Birbirleriyle
rekabete girmeden yapıcı ve olumlu bir hava içerisinde yardımcı olabilirler. Öğretmen
öğretmenin en yakın destekçisi olmalıdır. Bu
önerilere (dileklere) bakarak; öğretmenlerin çeşitli nedenlerden dolayı
birbirlerinden yardım isteme konusunda çekingen davrandıklarını,
birbirleriyle rekabet içinde olduklarını ve aynı ortamda oldukları hâlde
birbirlerinin destekçisi olmadıklarını söyleyebiliriz. Tablo 3. İki Öğretmenin,
Birbirlerinin Öğretmenliğini Geliştirme İle İlgili Olarak Birbirlerine Yapabilecekleri
Yardımlarla İlgili Önerileri
Yeni
bir öğretmenin(mesleğe yeni atanmış bir öğretmenin, sisteme yeni bir öğretmen
veya bir sınıfı ilk defa okutan bir öğretmenin) deneyimli bir öğretmenden ne
tür yardımlar alabileceğini ortaya çıkarmaya yönelik olarak dördüncü soru 214
katılımcı tarafından yanıtlanmıştır(Tablo 4). Katılımcılar,
temel olarak deneyimli öğretmenlerin yeni öğretmenlere “moral destek
verebileceklerini, bir dost/arkadaş olabileceklerini, onların açık ve dürüst
bir şekilde sorunlarını ve korkularını paylaşabilecekleri bir ortam
yaratabileceklerini, onların sorunları hakkında konuşarak o sorunlara çözüm
yolları bulmalarına yardımcı olabileceklerini”(%26), “öğretim plânlarını
hazırlamada yardımcı olabileceklerini”(% 24), “onları gözlemler yaparak kendi
sınıflarına davet edebileceklerini veya onların sınıflarına giderek
derslerini izleyebileceklerini, örnek dersler verebileceklerini ve çeşitli
alanlarda rehberlik yapabileceklerini”(% 23), ve “kendilerinin daha önce
kullandıkları çeşitli öğretim yöntem ve tekniklerini
gösterebileceklerini”(%22) ifade etmektedirler. Bir
çok katılımcı deneyimli öğretmenlerin yeni öğretmenlere yapabilecekleri en
önemli yardımın onların ihtiyacı olan moral desteği vermeleri olduğunu
belirtmektedirler. Bu durumu aşağıdaki şekillerde ifade etmektedirler: Yeni
gelen arkadaşa yakınlık gösterip ona her türlü eğitim öğretimle ilgili
sorunlarında kendisine yardımcı olmaya hazır olduğunu samimi olarak
söyleyerek yardımcı olabilirler. Yeni öğretmenin çekinmeden kendilerine başvurabileceğini
davranışlarıyla hissettirebilir. Öncelikle
ona karşı dostane davranarak, iyi bir arkadaşlık kurarak, problemlerinin
çözümüne yardımcı olarak, sınıfını ziyaret ederek hatalı gördüğü durumların
düzeltilmesini sağlayarak yardımcı olabilir. Önce
ona bir insan olarak değer vererek onu bir öğretmen olarak benimsemeli, onu
okula ve mesleğe yakınlaştırıp problemlerini rahatça tartışabileceği bir
ortamı yaratmalı. Bu meslekten korkmamasını, zamanın her şeyi öğreteceğini,
her şeyin yaşanarak öğrenildiğini kendisine söyleyerek yardımcı olunabilir. Deneyimli
bir öğretmen düşünce ve görüşlerini, deneyimlerini, yeni öğretmene açık açık
anlatmalı ki yeni öğretmen her zaman başvuracağı bir kişinin varlığını
hissedebilsin. Yeni öğretmenin bir öğrenci olmadığını, sadece meslektaş
olduğunu hatırlayıp ona göre yaklaşılması gerektiğine inanıyorum. Açık
davranması gerektiği ve her konuda yardım isteyebileceği kendisine
hissettirilebilir. İyi bir gözlemci olması gerektiği ve kendisine güven
duyması gerektiği konusunda yardımcı olunabilir. Aşağıdaki
dilek ve öneriler meslekî yardımlaşma konusunda öğretmenlerin beklentileri ve
bu konuda dışardan birisinin işi başlatması dileği kendisini
hissettirmektedir: Öğretmen
yardım istediği zaman ve istediği konuda alabilir. İstek karşı taraftan
gelmelidir. Yeni öğretmen yardım istediği her konuda yardımı hiç bir
arkadaşımın esirgemeden yapacağına inanıyorum. Deneyimli
öğretmene rehberlik sorumluluğu verildiği zaman ve meslekî açıdan
geliştirilmesi istendiği zaman. Müdürün
yeni gelen öğretmeni deneyimli öğretmenin sınıfına zaman zaman göndermesi
gerekir. Yeni öğretmen deneyimli öğretmene sorular sorabilmeli. Bu
alıntıların birincisinde (büyük bir olasılıkla bir deneyimli öğretmen
tarafından söylenmiştir) katılımcı kendisinin yardıma hazır olduğunu ancak bu
yardımı ancak kendisinden talep edildiği zaman verebileceğini ifade
etmektedir. Ancak ikinci alıntıda ise bu işin o kadar da kolay olmadığı
belirtilmekte ve dışardan birisinin bu işe müdahale ederek yardıma ihtiyaç duyduğu
hâlde bunu söyleyemeyen kişinin işinin kolaylaştırılması beklenmektedir.
“Öğretimi geliştirmenin en garanti yollarından birisi öğretmenlerin
öğretmenlere yardım ettiği plânlı bir sistemdir.” Diyen Darling-Hammond’ın
(11) önerisinin arkasında da bu neden yatmaktadır. Benzer düşünceleri
paylaşan Futrell(12) de etkili öğretimin gerçekleşmesinin bütün öğretmenlerin
birbirlerine yardımcı olduğu okul çapında uygulanan sistematik programlarla
olası olduğunu belirtmektedir. Öte
yandan bazı katılımcılar ise bu sürecin hiç bir zaman işleyemeyeceğini ileri
sürmektedirler. Onlara göre nedenler çeşitlidir: Her
öğretmen en iyi eğitimi alanın, en deneyimli olanın kendisi olduğunu düşünür.
Bu yüzden kimse kimseden yardım istemez. Deneyimli
öğretmenler kendilerini yenilemedikleri için yeni öğretmenlere yardımcı
olamazlar. Bir deneyimli öğretmen yerine uzman, pedagojik formasyon almış
kişiler yeni öğretmenlere yardımcı olma işini üstlenmelidir. İnsanlar
alçakgönüllü olmalı. Türk toplumunda birbirine yardım etme yetersizlik olarak
algılanmakta ve yardım isteme aşağılayıcı bir davranış olarak görülmekte. Bu
çok yanlış. Araştırmalar
(13), ilişkilerin dayanışmadan çok
yarışmaya yönelik olmasının ve öğretmenlerin meslekî bilgi alış verişinde
birbirlerine karşı kıskanç davranmalarının öğretmenler arasında çatışmaya yol
açtığını göstermektedir. Bu bulgulardaki olumsuz durumun önüne geçmenin bir
yolu Darling-Hammond’ın (14) önermiş olduğu “öğretmenler arasındaki
ilişkilerin plânlı bir şekilde düzenlenmesinden” geçmektedir. Tablo 4. Yeni Bir Öğretmenin (Mesleğe Yeni Atanmış
Bir Öğretmenin, Sisteme Yeni Bir Öğretmenin veya Bir Sınıfı İlk Defa Okutan
Bir Öğretmenin)Deneyimli Bir Öğretmenden Alabileceği Yardımlar Konusunda
Yapılan Öneriler
|