Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

ŞUBAT 2003  |  YIL : 3 |  SAYI : 36

İz


 


Ümmet CANER
Karacasu İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler Öğretmeni/BOLU

Hâkim olmak istiyordu bir öğrencim. Bir diğeri vali, öğretmen, doktor...

Sonbahardı. Yapraklar gibi dökülmüştük yollara. Çiçeği burnunda, burnu havada yeni öğretmenlerdik. Üç kişi. Nedense hep üç kişi olunuyor ama biz de üç kişiydik işte. Zülküf, Uğur ve ben. Heyecanlıydık, sevinçliydik.

Sonbahardı.

Kasımdı. Güneşin elleri değsem mi değmesem mi, diyordu omuzlarımıza. Saçlarınızı dağıtsam mı dağıtmasam mı, diye esiyordu rüzgâr.

Kıvrım kıvrım, kâh Murat Nehri’nin yanı başından akan, kâh Akdağlar’ın omuzlarına tutunmaya çalışan, ismine nasıl “yol” denildiğini bilemediğimiz bir yolu aşarak varmıştık görev yerimize.

Bu meslek ne ince bir sanatmış gülüm.

Bir kere önce kendini tanıyacaksın. Sonra insanları, toplumu...

Nabza göre şerbeti kesinlikle bileceksin.

Bizi bizden önce götürüyordu içimizdeki heyecan. İki yanı çeperli sokaklardan, kapalı camlar ardından üzerimize ağmış meraklı bakışları ardımıza alarak yürüyorduk. Kırmızı kiremit damlı, taş duvarlı bir okula vardığımızda... İçinde çiçekler gördük boy boy, renk renk ve en çok da mavi. İçinde duygular hissettik insanı yakan, insanı öldüren, insanı güldüren...

Okul müdiremiz Emine Hanım merdivende. Elleri buz kesmiş belli. Bakışları sımsıcak. Ne kadar ciddileşmeye çalışsa da çocuk gibi olmuş işte. O an çocuk.

O an çocuk gibi olan, sonradan Dicle oldu. Saçlarımı bembeyaz etti de, bir kez olsun yürümeden kuru dallara, parmaklarımın ucundan akıp gitti.

Akşamlar tez olur gurbette. Hele ilk gün su gibi geçer. Gün batıp ortalığı o hüzün mavisi aldığında, kızıla çalar bulutların dağlara yaslandığı yer. İnsanlar telâşla evlerine giderler. En onulmaz yangınlar çıkar da ağlayamazsın bile, tıkanır kalırsın.

Beyhan’ın ilk akşamında Mahmut abiye misafir olduk. Patilayı ilk o akşam tattım. İlk o akşam sardım acemi parmaklarımla, kaçak Hasbey tütününü.Meşe odunları çıtır çıtır yanıyordu kuzinede. Bense içimde türküsü Elazığ’dan Aydın’a gidiyordum.

Mahmut abi okulumuzun hizmetlisiydi. “Gurban” derlerdi ona. “Gurban bir sigara ver de içek.” derdi. Dört yıl çalıştım onunla. Bir kez olsun kırmadık birbirimizi. Bir kez olsun ardımızdan gönül koymadık.

Bu meslek çok ince bir sanatmış gülüm.

Geniş olacaksın

Derin olacaksın

Hemen bulanmayacaksın

Lojmanda ilk günlerimiz komikti. Kapı kapanmaz, çerçeveler dağılmış, nerdeyse tahtakuruları bile ıpıslak olmuş rutubetten.Dibi delik bir teneke soba uydurmuşuz. Üşümüşüz, donmuşuz, ak saçlı kara kışın umurunda bile değildir. Sularımız kaskatı kesilmiş, akmaz. Yok, fazla bir süre değil. Ne kalmıştır şunun şurasında ilkbahara.

Hey gidi hey, çok şey silinse gitse de hiçbir zaman gitmeyecektir damaktan, kar suyuyla demlenen çayın, kaynayan çorbanın tadı.

Sonbahar da göçer artık. Bütün güzelliğini alır da gider. Sarıyı, maviyi, erguvanları da... İlk kar düşer.

Kıştır.

Zemheridir. Murat Nehri’nin başı kalabalık. Çoluk-çocuk, kadın-erkek. Murat Nehri mahçup. İrfan Öğretmen durgun. Annesinin elleri dizlerinde.Annesinin bakışları uzak.

Öğrencimizdi İsa. Zeki bakışlı, ağır başlıydı. İşte böyle bir kış günü sulara karıştı gitti. On yedi gün dil döktük nehre. Bari saçlarına gün değsin, tenine toprak dokunsun diye. Dil döktük. Gül döktük. Anne kalbinin en ılık incilerini...

Ay ışığında defnettik İsa’yı. Ay vardı, ama hep yağmur yağdı. Yağmur. Hayattır dedik hayat...

O hayattı, terörün kendisine mecburen ekmek kapısı olduğu geçici köy korucusunun tedirgin parmakları. Sonra arada bir yokladığı tetik. O hayattı, kasaba ağasının iki dudağı arasından fırlayan emir. Kaçamazsın, dokunamazsın, sineye hiç çekemezsin. Cahil ve kurnaz dimağların ördüğü ağ da hayattı. Karanlıklarda işe yarar ama, bilginin ışığında tel tel sönen mum olurdu. Ve o hayat var ya, o hayat; yırtık pabuç, kara lâstik, kısa önlük, hasret, gurbet, gözyaşı ve sevda... Ve daha ne eklerseniz ekleyin, yine de umut, yine de sevinçti.

Bu meslek hâlden hâle girmekmiş gülüm

Yeryüzünde bütün eşyadan bir parçaymış

Yani biraz taş, biraz su, biraz ateş

Dört mevsim içinde bin dört mevsim

Daldan dala uçmakmış gülüm

Sarı somun, taze umut

“Köy öğretmeni Şefik SINIĞ” yani

Bütün çiçeklerini isteyip dünyanın

Sonra çığlık çığlık susmuşluğun...

Hâkim olmak istiyordu bir öğrencim benim. Adı Neslihan. Kalem kaşlı, ceylân gözlü. Öğretmen olmak istiyordu Durmuş. Sonra Ahmet, sonra Halime, sonra Ayşe...

Kış günleri geçiyordu. Karlar eriyor, öğrencilerimizin gönüllerinden devşirdikleri karanfiller içimizdeki baharın geldiğini müjdeliyordu. Dallara su yürüyordu. Evimizin suyu da akacaktı artık. Artık biz rüzgârı, rüzgâr bizi tanıyacaktı.

İlk karşılaştığımızda odunumuzu traktörüyle getirmeyen Veysel; dostumuz, kardeşimiz olacak, evimize her geldiğinde benden “uzun ince bir yoldayım” türküsünü isteyecekti.

İlkbahardı.

 

 

 

 

İçindekiler

Editörden

Başyazı

Her Şey İletişimle Başlar
Banu DUMAN-Zeynep Y.DEDE-Akın ERYÜREKLİ

Etkili İletişim
Prof.Dr.Oya G.ERSEVER

Anne-Baba-Çocuk İlişkisi
Doç.Dr.Aysel Köksal AKYOL

Daha Etkili Anne Baba Olabilmek
Doç.Dr.Selahattin ŞENOL

Asla Sen Yapamazsın Demeyin
Osman YILDIZ

Çocukla İletişimde Etkin Dinleme
Gülnaz PAKSOY

Çocuklarla Nasıl Bir İletişim?
Aygül TUNÇ

Zihinsel Özürlü Çocukları Olan Ailelere Öneriler
Vahdettin YAŞAR

Kuşatılmış Birey
Mehmet ÇOBAN

Prof.Dr.Üsten DÖKMEN İle Söyleşi
Ethem BARAN-Hakkı USLU

İletişim Sürecinde Öğretmen ve Öğrenci
Dilşat Peker ÜNAL

Cennetten Bir Çiçeğin Kucağındayım
Muzaffer Çağrı KOÇYİĞİT

Tasarım Eğitimi: Yaratıcılığın Öğretisi
Prof.Dr.Nevide GÖKAYDIN

Kafka'nın Böceğinden Yeraltından Notlar'a
Ethem BARAN

Kar mı?
Kemal Taner UMUNÇ

Hayal Fanusu
Saniye ÖZDEMİR

Toprak Kokan Eller
Şefika UÇAK

Kış İçgüdüsü
İbrahim DOĞAN

Düş Değil
Türkay KORKMAZ

İz
Ümmet CANER

Muştu
Mehmet TUNÇER

Hangisi Bana Benziyor?
Şaban AKBABA

Tarihte Bu Ay
K.Şule ERDEM

Karikatür
Hakkı USLU

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

 

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr