Saniye
ÖZDEMİR
Çeyırbeğ İlköğretim Okulu Öğretmeni Düzköy/TRABZON
Kalbini
ona verdiği gün...Eliyle kalbini söktü, aldı ve avuçlarının
içinde ona doğru uzattı.Tertemizdi, pırıl pırıl...Geçmişini,
geleceğini ve bugününü onun ellerinin arasına verdi.Tereddüt
bile etmedi.
Âşık olmak istiyordu, onun gibi kimse sevmesin, sevilmesin; hiç olsun,
yok olsun, sevgiliyle bütünleşsin istiyordu. Erisin
istiyordu güneşin önünde karlar misali. Ne çok şey istemişti
meğer; gelinlik, düğün, çocuklar... Hayatı istiyordu.
Onu ve yarınını. Bundan emindi, güvendeydi, kendi sırça
köşkünde yaşıyordu. Yaşamasına ya...
Bir gün...
Kalbi ona iade edildi.Şaşırdı, bocaladı, kalbini tanıyamadı ilk anda. Verdiğime
hiç benzemiyor, diye düşündü.Benzerlik bir yana, kalbe
benzemiyordu ki. Yıkıldı...bitti... Birden odasındaki
cam fanusa baktı, süzülen solgun ışığın içinde hayatını
gördü, fanusun içindeydi.Şiddetli bir rüzgâr esti, fanus
düştü, kırıldı. Bir ses duydu, dikkat kesildi. Fanusun
kırık camlarının üstünde bir adam vardı:O. Ayağını sigara
söndürüyormuşçasına bir sağa bir sola çeviriyor, her
sağa çevirişinde hayallerine, her sola çevirişinde gelinliğine
basıyor, kirletiyordu. Bir yandan gülüyor:“... uyan
artık, gerçek hayat bu, hoş geldin.” Üşüdü, irkildi,
tüyleri diken diken oldu.Ne oluyordu böyle?
Ve uyandı...
Ayağa kalkmaya çalıştı.Kalktığını sandı, tekrar düştü. Şaşırdı, oysa hep
ayakta olduğunu sanıyordu.Tekrar kalkmak için çabaladı.Ondan
yardım istedi, o cam kırıklarını ezmekle meşguldü.Hunharca
basıyor, basıyordu. Tekrar kalbini gördü, kalbe benzemiyordu
ya neyse.Onundu işte.Kalbi; “beni geri al, mutsuzum,
acı çekiyorum” diye feryat etti. Oysa onun, verdiği
yerde kalmasını istiyordu.Artık istenmediğini kalbi
de biliyordu.Yüreğini, gönlünü geri aldı.Şöyle bir baktı,
ciğer gibi bir et parçası, yer yer yarılmış, doğranmış,
lime lime edilmiş.Bununla ben ne yaparım, nasıl yaşarım?
diye düşündü... Kalbi dile geldi:“Ben sana aitim, bu
aitliği hiç kimse bozamaz, inkâr edemez. Ben seninim,
beni başkasına verme.Senden başkası beni koruyamaz,
senin davrandığın gibi davranamaz...” Hayat devam ediyordu.Yaşamak
zorundaydı.
Yaşadı...
Gün sayarcasına, her günün ardından ölüme biraz daha yaklaştığını duyarak,
hissederek. Mutluydu çünkü bir gün kalbi asıl sahibine,
SEVGİLİ’ye kavuşacağını biliyordu. Kalbine baktı, iyileşmişti
ama izleri duruyordu.İzleri kanıksamıştı artık.
Zaman unutturmazdı, alıştırırdı ancak. O da öyle yaptı. Zamana sarıldı...
Gölgede kaldı. Hepsi bu...