Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 MART 2003  |  YIL : 4 |  SAYI : 37

Dosya: Yaşamda ve Eğitimde TİYATRO


Tiyatrodan Tiyatroya


Selahattin ARSLAN

Şiirin ne olduğu ve ne olmadığı konusuyla uğraşanlar, sonunda çözümsüz kalıyor. Söz gelimi en azından şiirin tanımını bir türlü yapamıyorlar. Çünkü yapılan her tanım, en çok bir iki yönünü verebiliyor şiirin. Ne söylesen, şiir, tanımlarına sığmıyor.

Sonunda Milton, canından usanıp diyor ki, “Şiirin tanımı yoktur... Olsaydı bir tane olurdu. Bir açıklamadan çok, bir sızlanmaya benzeyen bu sözler, tiyatro için de geçerlidir desem, pek yanlış söylemiş olmam. Tiyatroyu da şiir gibi yüzlerce tanım içinde tanımsız buluyoruz. Kimi, “Tiyatro yaşamın kendisidir.” diyor. Kimi, “Tiyatro, ileri uygarlıkların göstergesidir.” buyuruyor. Kimi, bir “açık hava okulu” olarak görüyor tiyatroyu. Bu arada tiyatro için “insanlığın sahnedeki aynası” diyenler de az değil. Bunların içinde “Tiyatro, ayaklı sanat eseridir.”tanımı, yabana atılır gibi değil.

Doğrusu geçmişinde insanla yaşıt olan tiyatro için ne dense az ve yetersiz. Bilinen yaşıyla İsa’dan beş bin yıl önceye varıyor. Mısır’da bu rakam üç bin olarak karşımıza çıkıyor. Kimi söylentilere göre, kedilerin yün yumağıyla oynamasıyla, kimine göreyse varlıkların duvara düşen gölgeleriyle başlayan bu macera, Namık Kemal’in deyişiyle giderek insanoğlunun bütün hâlleriyle (yönleriyle) hemhâl (içli dışlı) olmuştur.

Namık Kemal dedim de usuma geldi; kendileri, tiyatroyu en basit en kolay ve en açık tanımlayanlardan birisidir. 1870’li yılarda “Tiyatro faideli (yararlı) bir eğlencedir.” deyivermiştir. Doğrusu bu tanımı ben bir sürü uçuk, cafcaflı, kof ve bilgiçlik taslayan tiyatro tanımlarına yeğlemişimdir. Öyledir, eğlencedir, yararlıdır. Yine onun söyleyişiyle, “Bir yandan eğlenirken bir yandan bir şeyler öğreniriz.” Bu, “Kabak çekirdeği yemek gibi bir şey oluyor tiyatro buna göre!... diyenlere karşın, görüşüm değişmez. Kim bilir, belki de odur budur Tanzimat kafalıyımdır!

Kendimi savunmak gibi olmasın da, Türk edebiyatı deyince Tanzimatsız olmuyor. Tanzimat’tan önce de tiyatroculuğumuz var, var ama kırık dökük... Yazarı yok, aktörü var bu tiyatronun... Bütün iş söze düşüyor yani... Bütün sanat, oyuncunun söylem gücüne, espri yeteneğine kalıyor! Karagöz’ün hep ağzı açık biri olarak görünmesi gerekiyor. Hacivat, hep yarı aydın ve tabansız olmak zorunda... Bir de yumruğu pek olması gerek Karagöz’ün ki oyunun sonunda Hacivat’ı eşek sudan gelinceye dek pataklasın!

Orta oyunu desen, o da bir yerde Karagöz-Hacivat!... Bütün hüner Kavuklu ve Pişekâr’da. Bunları küçümsediğim sanılmasın... Osmanlıyı yaklaşık beş yüz yıl güldüren, düşündüren bu tiyatro biçimlerini nasıl küçümserim?Onlar özgün tiyatrolardı. Osmanlı insanına has, izleyiciyi de oyuna ortak eden şenliklerdi.

Ancak, kuşların yuva yapışı gibi hep aynı yöntemde, aynı ustalıkta ve aynı dokuda yani hep kendisini yineleyip duran şeylerdi. Tanzimat tiyatrosu, önce sahneyi getirdi, sonra dış dünyalara açılımı. Tiyatro, bir okulsa eğer, ki öyledir, izleyiciyi ileri boyutlarda eğitmek de boynunun borcudur. İnsanların, görücüyle evlenmenin ve seveni sevene vermemenin sakıncalarını gözüyle görmesi için, sahnede Şair Evlenmesi’yle Zavallı Çocuk’u izlemesi kaçınılmazdı. Çağdaş toplum, bir yerde eşit çağdaş tiyatro oluyor. Bazı ilkler vardır, küçük ve sessiz görünür ya bütün kişiliklerimize damgasını vurmuştur. Çocukluğumuz gibi...

Sonra 1900’lü yıllar, artık tiyatro sadece güldürme veya ille de bir ders verme peşinde değildir. Artık aynasını, insanın ruhuna değin tutuyor. İnsana, kendisini tanıtıyor. Bireyselliğin tadını çıkartıyor. Günümüz tiyatrosunda insan, artık toplumunun bir parçası oluyor. Öyle ki birey yok toplum var. Toplum mutluysa birey mutlu, değilse değil. Bu tutum, şimdilerde daha ilkeli görünüyor. Neden-sonuç bağıntısında yoğunlaşıyor. Bu bağlamda “Topuzlu” oluyor, “Küçük Ağa” oluyor, “Asiye Nasıl Kurtulur” oluyor, “72. Koğuş” oluyor.

“Tarator” dan “Tiyatoro”dan yola çıkan günümüz tiyatrosu; türküsüyle şarkısıyla, çizgisiyle, ışıklarıyla, yüzlerce okullu, genç, yaşlı, oyuncusuyla, “Ses Bayrağımız” olan güzel Türkçesiyle yalnız büyük kentlerimizde değil, Anadolumuzun pek çok kentlerinde, yarım yüzyıldır bizi, bize sahneleyip duruyor.

“Gidenlere selâm olsun!....”

 

 

 

İçindekiler

Editörden

Başyazı

Oynayan Çocuktan Seyreden Çocuğa Tiyatro
Hüseyin SORGUN

Tiyatrodan Tiyatroya
Selahattin ARSLAN

Sanat, Tiyatro ve Genç Kuşak
Prof.Dr.Sevinç SOKULLU

Eğitimde Tiyatro
Yrd.Doç.Dr.Tülin SAĞLAM

Okullarda Drama ve Tiyatro Eğitimi
Dr.Gıyasettin AYTAŞ

Kenan Işık İle Tiyatro Üzerine
Ali KARAÇALI-Zeynep DOYMUŞ

Tiatronun Kökeni, Ritüel ve Mitoslar
Yrd.Doç.Dr.Erkan ERGİN

Tiyatroda Bir Arayışın Mimarı Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu
Gülay ERKOÇ

Oyuncularla Sette Bir Söyleşi
Tülin SARIDOĞAN-Hakkı USLU

Ahmet Yenilmez ve Faik Ertener İle e-Söyleşi

Taşra Boğuntusu ya da Böyle Oturup Durmaktan Hiç mi Sıkılmıyorsunuz?
Ethem BARAN

Okuma, Çok Boyutluluk ve Toplumsal Barış
Şaban ÖZÜDOĞRU

Kazanılan Dost
Feridettin ATATUĞ

Türkü Çektim Sineme
Cevat AKKANAT

Beni Anlamayacaksın
Mehmet DAĞISTANLI

Şair Köroğlu ile Eşkiya Köroğlu'ndaki Ortak Yön
M.Fatih ALKAYIŞ

Seni Sevdim
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Hayat ve Siz
Mehmet EROL

Gülfidan
Mehmet RÜZGAR

Şairler Meclisi
Mehmet Ali SÜNGER

Son Öykü
Elif DOĞAN

Beşi Bir Yerde
Fatma AYDEMİR

Günümden Demet
Deniz ÖZERİ

Okul Dergileri

Tarihte Bu Ay
K.Şule ERDEM

Karikatür
Hakkı USLU

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

 

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr