Feridettin
ATATUĞ
Emekli Eğitimci, Kütüphaneci
Onları çalışkan oldukları için değil, onları terbiyeli oldukları için değil,
onları sporcu oldukları için değil, onları insan oldukları
için sevmiştim...
Onlar, akşamdan sabaha dek birbirlerini özleyen; sabah olunca da köyün,
kasabanın, kentin her evinden damlaya damlaya sınıfları dolduran
öğrencilerdi... Onların oturdukları sıralardan kara tahtalara,
kitaplara, defterlere dalıp giden gözlerine bakıyordum.Kimilerinin
gözleri ışıl ışıldı, kimilerinin gözleri donuk donuktu. Bu,
okuyanlarla okumayanların sana verdikleri iki önemli ipucuydu.
Kitabın, her velinin kolay kolay alamayacağı kadar pahalı olduğu günümüzde,
öğrencilerin ansiklopedileri alamadıkları için, kaynak eserleri
alamadıkları için günlük ödevlerini ya da dönem ödevlerini
yapamadıklarını görüyordun.Gördüğün bu öğrencileri, aklının
kalburunda kılı kırk yararcasına elemiştin. İşte o gün kalburunun
yüzünde kalan birisine:
– Neden ödevini yapmadın?diye sormuştun.
O, uzun kara kirpikleri altından puslu kara gözlerini sana doğrultarak
yanıtını:
– Ansiklopedim yoktu da ondan! diye vermişti.
Onu göğsüne bastırdın.Elini, saçlarında dolaştırdın.Sonra da kulağına:
– Ama tüm kitapların bulunduğu bir kütüphanen olacak! diye fısıldamıştın.
Bu fısıltınla, boz toprağa renk veren çim gibi canlandırmıştın yüzünü!Bir
kara tespih tanesi gibi parlatmıştın göz bebeklerini!... O,
o güne dek okulunda bir kütüphanenin varlığından bile habersizdi!Çift
öğrenim yapan okulunda o, sabahçıydı, belki de öğlenciydi.
O, doğan güneşle rüzgâr gibi esiyordu!Bilgi diye öğrendiği,
kırk beş dakikalık sınıfta olduğu zamandı.Ya şimdi?Ders saatleri
dışındaki koskoca zamandı!Bu umutla oturdu, gösterdiğin yere...
O yerde bu umutla açtı ansiklopedilerin, kitapların sayfalarını...
Küçük adam, senin dostluğunda kütüphaneyi tanımıştı!... Küçük adam, senin
uyandırışınla karanlık yalnızlığından kurtulmuştu!... Küçük
adam, çalışmasının hakkını okuyarak vermişti!... Çünkü artık
okulunun kütüphanesini tanımıştı!Çünkü o kütüphanede senin
gibi kitabı seven, kitap dostu bir kütüphaneci ablası ya da
kütüphaneci bir ağabeyi vardı!
O gün kitaplarla dolu rafların sıra sıra dizildiği bir salona birlikte
girmiştiniz. Sadece okumaya gönül verenlerin sık sık duydukları
sözcüğü, ona da:
– Bilgiyi öğrenmeye hoş geldin! diye söylemiştin.
“Param olmadığı için alamadım.” dediği ansiklopediyi vererek ona,
– Hangi yaşta, hangi meslekte ve hangi seviyede olursan ol, kütüphaneye
gidip yaşamın boyu bilgiyi, burada sürekli olarak izleyeceksin,
yani hep okuyacaksın! demiştin.
Aradan çok geçmemişti, oturduğu masa başından ışıl ışıl parlayan gözleriyle
çıkagelmişti karşına:
– Ödevimi yaptım! demişti.
Çok mutluydu. Belki de ilk kez kendi kendine araştırarak, görerek ve anlayarak
kendi ödevini kendisi yapmıştı!... Bunu ona, kütüphaneci olarak
önce sen, bir de okulun kütüphanesi sağlamıştı...