Hüseyin
SORGUN
Gazeteci-Yazar
Çocukluk, ucu bucağı olmayan bir evrende, günlerin ve gecelerin ‘oyun’laştığı
bir evredir. Kıvrak çocuk zekâsı, birbirinden farklı, birbirinden
eğlendirici, birbirinden ustalıklı oyunlar icat eder. Kendisinden
önce var olan ‘oyun’ dağarına, yenilerini ekler. Uyku ve yemek
gibi ihtiyaçların dışında kalan zaman, oyunun buyruğunda geçer.
Mahalle aralarında top koşturmadan, çelik çomağa; körebeden
evcilik oyununa; birdirbirden kayış saklamaya… Her oyun, içinde
hayata dair bir düşünce de barındırır. “Dikkatli ol!.. Kaybedersen,
cezayı göğüslersin!..” türünden bir ikaz, oyunun eğlenceli ikliminde
kazınır zihinlere.
Sanmayın ki, oyun sadece çocukları özgürleştirir. Doğumdan ölüme her yaşta
insan, “gerçek”in sınırlarını oyunla aşar. Oyunun ılıman ikliminde,
çocukluğun masumiyetine, saflığına ve kayıtsızlığına döner.
Dünyadan bir anlığına uzaklaşmadır aslında oyun. Bu büyülü evrende,
her şey gerçeğin bir parçası ama asla kendisi değildir. Bir
parça pamuğu bir bezin içine yerleştirip bir oyuncak bebek elde
etmek pekâlâ mümkündür. O andan itibaren, yalnızlığımızı paylaştığımız
bir “özne” vardır artık. Arkadaşlığımızı, dostluğumuzu paylaştığımız
bir varlık. Oyun, kendi evrenimizi kurma imkânı verir bize.
Oyun dünyamıza giren her oyuncak, seçerek, isteyerek ve severek
kurguladığımız bir figürdür de…
Tiyatro, insanlığın uzak geçmişinden şimdisine ve oradan da sonrasına uzanan
uzun bir zaman diliminde, her yaşa, her mesleğe, her dine, her
dile, her ırka… oyundaşlık etme fırsatı veren bir sanat türüdür.
Bir anlık karanlığın ardından aydınlanan sahne, oyun evrenine
açılan perde, oyuncular, gerçeğin benzeri ama aynısı olmayan
dekor, hepsi bir oyunun kuralları çerçevesinde bir araya gelmiş
şeylerdir. Hayatın aynasıdır, evet; ama asla kendisi değildir
(Sinema, gerçeği yansıttığı oranda başarılıdır oysa.). Bilinç
düzeyi oyun oynama evresinden, oyun seyretme noktasına ulaşmış
her insan, tiyatronun gizemli ortamında, bir süreliğine uzaklaşırken
hayattan, daha güçlü olarak dönebilecek donanımları da elde
etmiş olur. Hayatın gizini, bir tiyatro sahnesinin derinliğinde
kavrayabilirsiniz daha çok.
Çocuk ve tiyatro… Birbirinin ikizi sanki… Gerçeğin bilincinden uzak insanın,
oyunun doğasına bu kadar yakın olduğu bir dönem olmasa gerek.
İnsanların kuklalaştığı, kuklaların birer insana dönüştüğü tiyatronun
gizemli ortamı, en çok çocukları şefkatle basar bağrına… Bir
de çocuk kalanları… Tiyatronun seyircisini aradığı bir zamanda,
bir çocuk da oyun arkadaşı arayışındadır aslında. Çocuğun tiyatroyla
buluşması, şenliktir. Bu şenlik, yaşam boyu sürecek bir şölene
dönüşür, istenirse…
Çocuk için oyun arkadaşı seçmek kadar önemlidir, oyun seçmek. Hele ki,
sayısız korsan çocuk tiyatrosunun, çoğunlukla ticarî kaygılarla
çocukların karşısına çıktığını düşünürsek. Bu anlamda, öğretmenlerin,
velilerin ve yakın çevrenin hayli titiz olması ve çocuğun oyun
bilincinin geliştiği bir dönemde yanlış ve ileride kötü iz bırakacak
seçimlerden uzak durması gereklidir. Ancak iyi oyunlarla, iyi
şartlarda buluştuğu ve bu buluşma süreklilik kazandığı zaman,
ileriye dönük bir tiyatro bilincinden bahsedebiliriz.
|