Mehmet
Ali SÜNGER
Ürgüp Hacı Ahmet Toksöz İlköğretim Okulu
Türkçe Öğretmeni/NEVŞEHİR
Mehmet
ÇINARLI’ya
Bir
haftadır havalar kapalıydı.Her gün yağmur yağıyordu.Televizyonda
iyi bir program yoktu.Sıkıntıdan patlayacak gibiydim.Çalışma
odasına gittim.Kitaplıktan şiir bölümünden rastgele bir kitap
çektim.Elime MehmetÇınarlı’nın “Mısralarda Gezinti” adlı kitabı
geldi.Başucuma iki yastık koyup kanepeye uzandım.
Çok
geçmeden kendimi şairler meclisinde buldum.İçeri çekinerek
ve ürkerek girdim.Başımla selâm verip bir köşeye iliştim.Kimler
yoktu ki mecliste; Nedim’denOrhanVeli’ye kadar birçok şair
oradaydı.
Faruk
Nafiz tok sesiyle konuşmaya başladı:
“-Dostlar!
Konumuz aşk... Bugün aşkı tartışacağız.” Yunus Emre söz aldı:
Dört
kitabın manisin,
Okudum,
ezber ettim.
Aşka
gelince durdum,
Bir
uzun hece imiş.
Evet,
dedi Ümit Yaşar, aşk gerçekten uzun bir hecedir.Ben size bir
anımı anlatmak istiyorum, dedi ve devam etti:
Hava
kararmıştı.
Yağmur
yağıyordu.
Dudakları
sımsıcaktı,
Elleri
üşüyordu.
Bir
öptüm,
Bir
daha öptüm.
Kimseler
görmedi öpüştüğümüzü,
Yağmurdan
başka.
İki
gözüm çıksın,
Şimdi
ne zaman yağmur yağsa
Utanıyorum...
-Amma
da yaptın, dedi Orhan Veli.Artık millet sokak ortasında öpüşüyor
da utanmıyor.Değil mi üstat diye MehmetÇınarlı’ya sordu. Çınarlı;
Dalyan
vücutlu tazeler,
Çimenler
üstünde öpüşürler.
Ne
bakışlarında aşktan eser,
Ne
de bir işaret arzuya... dedi.
Ümit
Yaşar, ne yapayım ben utanıyorum, dedi.FarukNafiz ortaya bir
soru attı: Dostlar! Aşk nasıl başlar?
Necati
Cumalı maziye döndü:
O
zamanlar ben her gün,
Vapurları
karşılamaya giderdim.
İstasyonlarda
dolaşırdım,
Tren
saatlerinde
Vaktimi
parklarda,
Caddelerde
geçirirdim
Ah
nerden bileyim
Yeni
bir aşktan önce dolaşıldığını
Böyle
yerlerde
Faruk
Nafiz, iyi bir cevaptı, sağol, ağzına sağlık, dedi.
Oktay
Rıfat, önündeki kâğıda bir şeyler karalayan Bedri Rahmi’ye,Bedri
Bey sizce sevgililerin en makbulü hangileridir?diye sordu.
Bedri Rahmi kâğıttan kafasını kaldırmadan cevapladı:
Kara
dutum, çatal karam, çingenem!
Nar
tanem, nur tanem, bir tanem...
Cahit
Sıtkı onu tasdik etti:
Seveceğim
hatun kişi,
Saçı
siyah, gözü siyah,
İllâ
ki,
Esmer
olacak.
Bu
sefer Ahmet Muhip Dıranas söz aldı:
Niçin
kalbim hep seni ister, niçin?
Bilemem,
esmersin ama güzelsin.
Faruk
Nafiz, sevgili sadece esmer değildir, dedi:
Gönlümde
kovalar eskiden beri,
Sarışın
kumralı, kumral esmeri.
Dolmadan
boşalmaz birinin yeri
Gönlümde
anladım, her dem baharmış.
Bekir
Sıtkı, haklısın dedi:
Güzeller
seçimi başlar başlamaz,
Esmere
verilmiş oy çifte çifte.
Gönül
sarışına bozmuş aklını;
Der
ki, üste bahis koy çifte çifte.
Oktay
Rıfat söze karıştı; Siz de güzellere taktınız.Ben çilliyi
seviyorum:
Bir
kız seviyorumçilli;
Ben
onu severim,
O
beni sevmez.
Sabahattin
Kudret, ben o bakımdan şanslıyım, dedi:
Sevdiğim
bir kadın var,
Çocukluk
resmi cebimde.
Bir
sevda içindeyiz ki sormayın,
Gündüz
gece eli elimde.
Muzaffer
Tayyip, Orhan Veli’ye lâf attı. Sen de Süheylâ’ya vurulmuştun,
dedi. Hem Eleni’yi de öpmüştün.
Orhan
Veli inkâr etti:
Kim
söylemiş beni,
Süheylâ’ya
vurulmuşum diye.
Kim
görmüş ama kim,
Eleni’yi
öptüğümü, dedi.
Cahit
Sıtkı, inkâr etme üstat, yaptınsa yaptım de, dedi.Orhan Veli
de Muzaffer Tayyip’e taş attı:
-Peki
senin Evdoksiya ile olan macerana ne demeli?
Muzaffer
Tayyip karşılık verdi:
İnkâr
etmiyorum ki,
Öpmesine
öptüm, Evdoksiya’yı
Hem
de ZeyrekYokuşu’nda öptüm.
Sinemaya
da götürdüm.
Cahit
Sıtkı, işte böyle yapacaksın, hiçbir şeyi inkâr etmeyip söyleyeceksin,
dedi.Mehmet Çakırtaş söz aldı;
-Siz
vuslata ermişsiniz. Benim sevgilim yüzüme bile gülmüyor:
Derdinle
perişan hâlimi bilsen,
Kalbimi
görüp de insafa gelsen.
Ne
olur bir kere yüzüme gülsen,
Güzellik
hazinen ne zarar görür?
Çakırtaş’tan
kuvvet alan Kemalettin Kamu sevgilisine verdi veriştirdi:
Sevgilim,
güvenme güzelliğine,
Senin
de saçların târumar olur.
...
Sevgilim,
senin de geçer zamanın,
Ne
şöhretin kalır, ne hüsn-ü ânın.
Böyledir
kanunu kahpe dünyanın;
Dört
mevsim içinde bir bahar olur.
OrhanŞaik
de sevgilisine seslendi:
Beni
koyup giden cefacı dilber,
Koyduğun
yerlerde duramıyorum.
Beni
de alsaydın ne olur beraber,
Derdimi
kimseye veremiyorum.
Yenişehirli
Avni gürledi:Gençler, dedi.Hâlinizden şikâyet etmeyin:
Biz
âleme bir yâr içün âh etmeğe geldük.
Bir
anda sıçrayarak ve “ah” çekerek uyandım. Karım elinde çay
bardağıyla beni uyandırmaya kalkınca çayı üzerime dökmüştü.
Âhımın sebebi buydu. Avni’nin mısrası ise hâlâ kulaklarımdaydı:
Biz
âleme bir yâr içün âh etmeğe geldük.