Süleyman BEYOĞLU
Prof.Dr.; Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Tarih Bölümü Öğretim Üyesi
Milliyetçiliğin ortaya çıkışından itibaren, nüfus yoğunluğu
özellikle stratejik ve siyasi kavramlarda önem kazanmıştır.
Bu öneme paralel olarak nüfus sayımları ve istatistiklerinin
siyasi, ekonomik ve sosyal ihtiyaç ve iddiaları destekleme,
üstünlük, ayrıcalık, bağımsızlık elde etmenin bir yolu olarak
kullanıldığı söylenebilir. Aslında nüfus yoğunluğunun çağlar
boyunca önemli bir güç olduğu bilinmekteydi. İlk çağlarda
kalabalık ailelerin diğer küçük aileleri içine alması ve bunun
sonucunda büyük kabilelerin küçük kabileleri kapsaması devlet
olgusunun ortaya çıkmasında nüfusun ne kadar etkili olduğunun
göstergesiydi. Yine bu dönemlerde ve arkasından gelecek olan
Orta Çağ, Yeni Çağ ve Yakın Çağ boyunca nüfus, devletlerin
siyasîve askerî gücünde etkin bir faktördü. Diğer taraftan
ekonomik olarak da nüfus, belirlenmesi gereken bir nedendir.
Özellikle Orta Çağ ve Yeni Çağ’da devletin ekonomisini, toprakların
büyüklüğü ve bu arazilerin işlenebilmesi için iş gücü – tabii
ki bu da nüfus demektir – oluşturmaktaydı. Zaten bir devletin
ekonomisinin büyüklüğü topraklarının genişliğiyle doğru orantılıdır.
Ne kadar toprağı varsa, devlet o kadar zengindir.Bu durumda
büyüklüğü kadar halktan vergi toplaması anlamına gelir. Bu
çağlardaki devletlerin ekonomisi vergiye dayanmaktadır. Bu
devirdeki devletlerin topraklarının, günümüzdeki devletlere
göre, büyük olmasının nedeninde bu temel etken yatmaktadır.
Bu çağlarda devletler arasında amansız mücadelelerin ve savaşların
yoğun olmasının nedeni, bu zenginliği yakalama arzusundan
kaynaklanmaktadır. Fransız ihtilali sonrasında, imparatorluklar
içerisinde yaşayan farklı etnik ögelere dayanan toplumların
ulus olarak ortaya çıkmasında nüfus yoğunluğu şüphesiz gerekli
bir ögedir. Öyle ki bu toplumlarda, çoğunluk ve azınlık
tanımı yapılmasını büyük ölçüde nüfus belirlemektedir. Ayrıca
yukarıda da yinelediğimiz gibi nüfus yoğunluğunun, bir toplum
için önemli işlevleri vardır. Nüfus istatistikleri bazı devletlerin
siyasî emellerini gerçekleştirme ve bir coğrafyaya egemen
olma aracı olarak da XVIII. yy.’dan itibaren sıkça gündeme
gelmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde, “etnik” bakımdan, sayıları
yirmi ikiyi bulan gayrimüslim unsur bulunmaktaydı. Osmanlı
Devleti, fethettiği yerlerde asayişi sağladıktan sonra en
başta bölgenin nüfus ve arazi incelemesini yapardı.Osmanlı
Devleti, Müslümanların nüfusunu askerlik bakımından; Hristiyan
tebaanın da vergi (cizye) durumundan dolayı öğrenmek
istemiştir. Müslüman nüfusunu fazla göstermek, kendi kendini
aldatmak; Hristiyan nüfusunu az göstermek ise almak istediği
verginin bir kısmından vazgeçmek anlamına gelmektedir ki,
her iki durumda devlet açısından uygun değildiral(1).
Bu değerlendirmeler nihayetinde Osmanlı Devletinin, nüfusuna
ilişkin tutmuş olduğu istatistiklerde güvenilir ve tarafsızlık
içerisinde bulunduğu söylenebilir. Bu incelemeler Klâsik Dönemde
tapu-tahrir defterleri, daha sonraki yüzyıllarda temettüat
adıyla anılırdı. Zaman zaman mahallî olarak yapılmış olan
sayımların yanısıra Osmanlı Devleti’nde ilk genel nüfus sayımı
ve arazi incelemesi II. Mahmut zamanında 1830’da yapılmıştır.
Müslüman ve Hristiyan nüfus olarak yapılan bu sayım, Osmanlı
Devleti’nin ilk genel sayımı olduğu için önemlidir. Bu sayımda
Hristiyan nüfus cemaatlere ayrılmadan verilmişti. 1830 sayımına
göre Osmanlı Anadolu ve Rumeli’sinde 4.000.000 civarında erkek
nüfus mevcuttu. Bu 4.000.000 erkek nüfusun 2.100.000’u Müslüman,
400.000’i Hristiyan olmak üzere 2.500.000’u Anadolu da; 800.000’i
Hristiyan, 500.000’i Müslüman bir kısmı da Yahudi ve Kıpti
olmak üzere 1.500.000’ini Rumeli’de yer almıştır.
Ermenilerin yaşadığı bölgeler, XIV. ve XV. yüzyıllarda Osmanlı yönetimine
girmişti. Osmanlı yönetimi, Bursa’nın başkent olmasından sonra
(1326) Ermenilerin ayrı bir cemaat şeklinde teşkilatlanmalarına
izin vermiş, önceleri Kütahya’da bulunan Ruhani merkezlerini
Bursa’ya naklettirmiştir. İstanbul’un fethinden sonra ise
1461 yılında Fatih Sultan Mehmet Han, Ermenilerin Bursa’daki
merkezlerini İstanbul’a taşımalarına izin verdi. İstanbul’daki
ruhanî merkezleri ise Samatya’daki Sulumanastır kilisesi olarak
belirlendi. Ruhanî merkezlerinin İstanbul’a taşınmasıyla birlikte
Anadolu’nun birçok şehrinde bulunan Ermeniler İstanbul’a göç
etmeye başlamışlardır. Anadolu şehirlerinde kalanlar ise kale
bekçiliği gibi görevlere getirildiler(2). Farklı kültürel toplulukların
bulunduğu Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde Ermenilerin
devlet idaresinde önemli bir ayrıcalığı vardı. Kısacası Osmanlılar,
Ermenileri diğer Hristiyan tebaadan ayrı bir konumda tutmuştur.
Tanzimat’ın ilânından sonra Ermenilerin üst düzey devlet görevlerine
de getirildikleri görülmüştür. Mesela, Balkan Savaşları sırasında
Gabriel Norodankyan Efendi Osmanlı Dışişleri bakanıydı. Bunun
yanında XIX. yüzyılda birçok Ermeni devlet görevinde bulunmaktaydı.
Osmanlı, bu hizmetlerinden dolayı Ermenilere, Millet-i Sadıka
tabirini kullanmıştır. Büyük kısmı Gregoryen olan Ermenilerin
bir kısmı da Katolik ve Protestan mezheplerine bağlıydılar.
Birçoğu şehir merkezlerinde yaşıyor ve ticaret, kuyumculuk
ve mimarlıkla uğraşıyorlardı.
XIX. yüzyılın ortalarına doğru
Rusya, Amerika ve Avrupalı Devletler Ermenilerle ilgilenmeye
başladılar. Bu ilgilenmenin ana nedenini ise daha önce de
açıkladığımız gibi hammadde ve pazar isteğinin dışa vurumu
olan emperyalist emeller oluşturmaktadır. İlk önce onları
kendi mezheplerine çekmeye çalışmışlardır. Bunun için Anadolu’nun
çeşitli yerlerinde çeşitli okullar açarak faaliyete başlayıp
Ermenileri Türkler aleyhine kışkırttılar. Avrupalılara göre
Osmanlı tebaası olup Hristiyan olan bütün toplumlar kendi
devletlerini kurmuşlar, sadece Ermeniler kalmıştı. Ermeniler
1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Rus saflarında Türklere karşı
savaştılar. Ayastefanos Antlaşması sırasında İstanbul’daki
Ermeni patriği Ruslara başvurarak antlaşmaya kendileri lehinde
maddeler konulmasını istedi. Ayrıca, Berlin Antlaşmasında
Ermeniler lehinde ıslahat yapılması konusunda bir madde konuldu.
Bundan sonra Osmanlı sınırları içerisinde Ermeni olaylarının
arttığı gözlenmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında Amerika başkanı
Wilson’un kendi adıyla ilân ettiği Wilson Prensiplerindeki
12. maddede; “Osmanlı Devleti’nin Türk halkının çoğunlukta
olduğu yerlerde Türklerin kesin hâkimiyetlerinin tanınması”
öngörülüyor, diğer taraftan imparatorluk içerisindeki diğer
etnik ögelere de kendi devletlerini kurabilmeleri için olanak
sağlanıyordu. Bunun sonucunda Doğu Anadolu’ da Ermenilerle
meskûn olan altı vilâyette ( Erzurum, Van, Bitlis, Sivas,
Diyarbekir, Ma’mûratüleziz/Harput(3)hassas bir durum oluştu.
Ermeniler bahsettiğimiz vilâyetlerde nüfus üstünlüğünü elde
etmek amacıyla Müslümanları katletmeye başladılar. Bunun üzerine
Osmanlı Hükûmeti , 1915 yılında, ordunun ve bölge halkının
güvenliği için bazı Ermenileri ülkenin güvenli bölgelerine
sevk etti. Göç sırasında bazı Ermeniler salgın hastalıklardan,
göç kervanına yapılan hırsızlık saldırıları neticesinde ölmüşlerdir.
Bu durum ise Avrupa devletlerinde, Amerika’da ve Ermeni toplulukları
tarafından soy kırım yapılıyor şeklinde propagandaya dönüşmüştür.
Wilson Prensiplerinde olduğu gibi savaş sonrasında da demografik
yapı sürekli incelenmiş Avrupa ve Amerika’dan bu durumu tahkik
etmek amacıyla çeşitli heyetler gelmiştir. Nitekim bu incelemelerde
Türklerin Ermenileri soy kırıma tâbi tuttuklarına dair hiçbir
ipucuna rastlanılmadı. Ancak batı destekli Ermeni propagandası
asılsız olmasına rağmen bütün dünyayı Türklerin milyonlarca
Ermeniyi katlettiğine inandırdı. Bunun sonucunda ise günümüzde
de Osmanlı Devleti’ndeki Ermeni nüfusunun tekrar incelenmesi
gereksinimi doğmuştur. Hiçbir gerçekle bağdaşmayan Ermeni
soy kırımını iddia eden tezler genelde demografik yapının
şişirilmesinden ibaret olup hiçbir arşivsel belgeye dayanmayan
uydurma sayılardan oluşmuştur. Bunun için demografik yapının
iyi belirlenmesinin önemi daha da artmıştır. Yukarıda da bahsettiğimiz
gibi Osmanlı’nın II. Mahmut zamanından önceki nüfusuyla ilişkin
bilgiler tapu tahrir defterlerinden ibaretti. Daha önce de
belirttiğimiz gibi bu defterlerin özellikleri vergi ödeyecek
ve muaf olan bireylerin sayılarının yazıldığı bir çeşit tutanaktır.
Bundan yola çıkarak herhangi bir yüzyılda istediğimiz bir
topluluğun nüfusunu, tam net olmamakla birlikte gerçeğe yakın
bir tahminle saptamak mümkündür. Aşağıda XVI. yüzyılda özellikle
çeşitli Anadolu şehir ve kasabalarında köyleriyle birlikte
Müslüman ve gayrimüslim, Ermenilerin nüfusu gösterilmiştir(4):
| Şehirler |
Müslüman |
Hristiyan |
Ermeni |
| Adana |
8.690 |
- |
501 |
| Adıyaman |
6.312 |
- |
369 |
| Amasya |
7.775 |
1.810 |
- |
| Arapkir |
6.912 |
1.092 |
602 |
| Ayas
(5) |
4.074 |
- |
230 |
| Ayntab
(Antep) |
18.126 |
- |
236 |
| Berendi
(6) |
3.442 |
- |
- |
| Besni(7)
|
2.223 |
|
181 |
| Birecik |
13.708 |
2.160 |
925 |
| Cüngüş
(8) |
2.523 |
141 |
593 |
| Çemişkezek |
8.851 |
1.803 |
6.520 |
| Çermik |
3.124 |
- |
586 |
| Dırahlu
(9) |
4.352 |
- |
- |
| D.bekir
(Amid) |
101.176 |
19.177 |
3.226 |
| Dündarlı
(10) |
10.199 |
- |
- |
| Ergani
(11) |
4.933 |
- |
1.972 |
| Erzincan |
2.069 |
- |
839 |
| Gilimgad
(12) |
3.460 |
- |
- |
| Gümüşhane |
5.027 |
- |
- |
| Hacılu
(13) |
4.158 |
- |
- |
| Harput |
8.209 |
4.638 |
2.650 |
| Kafurnu
(14) |
6.877 |
896 |
258 |
| Karaisalu(15)
|
2.785 |
- |
716 |
| Kayseri |
27.711 |
6.746 |
2.463 |
| Kazabat
(16) |
15.254 |
2.014 |
321 |
| Kınık(17)
|
7.869 |
- |
- |
| Kiği
(18) |
4.587 |
1.733 |
1.779 |
| Kosun(19) |
15.850 |
- |
- |
| Koşmur(20) |
4.550 |
|
|
| Kulb
(21) |
2.097 |
1.655 |
180 |
| Ladik |
23.986 |
1.463 |
- |
| Mardin |
46.083 |
12.837 |
8.888 |
| Merzifon |
6.414 |
|
863 |
| Muş |
6.134 |
- |
2.281 |
| Nusaybin |
8.601 |
602 |
806 |
| Ruha
(Urfa) |
16.671 |
|
1.542 |
| Sağman |
7.023 |
6.555 |
3.132 |
| Sarıcam
(22) |
15.152 |
- |
- |
| Savur
(23) |
23.093 |
2.986 |
89 |
| Sincar(24)
|
5.892 |
- |
- |
| Sis |
19.618 |
1.951 |
1075 |
| Sivas |
11.651 |
13.663 |
- |
| Siverek(25)
|
9.768 |
- |
680 |
| Tarsus |
26.875 |
|
135 |
| Tokat |
7.078 |
4.628 |
- |
| Tozanlu
(26) |
3.190 |
789 |
- |
| Ulaş(27)
|
11.590 |
- |
- |
| Yıldız
(28) |
3.158 |
29 |
- |
| Yüregir
(29) |
12.050 |
- |
- |
| Toplam:
|
580.950 |
89.168 |
44.638 |
Yukarıdaki tabloda kaydedilen Müslüman, Hristiyan Ermeni nüfus içerisinde
Müslüman-Türk nüfus %81.10, Hristiyan nüfus %12.45, Ermeni
nüfus %6.23‘tür(30). Görüldüğü gibi XVI. yüzyılda Ermeni
nüfusu Osmanlı demografik yapısında küçük bir alanı oluşturmaktadır.
1896-1897 yıllarına ait olduğu tahmin edilen Başbakanlık Arşivi’nde bulunan
bir belgede Anadolu ve Rumeli’deki Ermeni nüfusları ile ilgili
olarak tutulmuş kayıtlar vardır. Bu belgeye göre Ermeni topluluğunu
530.132 erkek, 450.404 kadın nüfusu olmak üzere toplam 970.536
kişi oluşturmaktadır. Yine aynı belgede birkaç vilâyet için
henüz tahririnin yapılmadığının kaydı da bildirilmiştir. Buna
göre verilen nüfus miktarının biraz artacağı doğaldır. Vital
Cuinet’nin aynı tarihlerde verdiği rakamlar da bunlara çok
yakındır:(31)
| Müslümanlar
|
Ermeniler |
Toplam
Nüfus |
| Ermenilerin
yoğun bulunduğu vilâyetlerde |
| 3.635.086 |
810.285 |
4.445.371 |
| İstanbul
ve diğer vilâyetlerde |
| 4.426.525
|
283.064 |
4.709.589 |
| Suriye
Filistin ve Adalarda |
| 4.068.646 |
59.018 |
4.127.664 |
| 12.130.257 |
1.152.367 |
13.282.624 |
Diğer tarafta Stanford J. Shaw ise 1890 yılında Osmanlı Devleti’nde 12.585.950
Müslümana karşılık 1.139.053 Ermeni; 1897’de 14.111.945 Müslüman’a
karşılık 1.162.853 Ermeni; 1906’da 15.518.478 Müslümana karşılık
1.140.563 Ermeni ve 1914 yılında da 15.044.846 Müslümana karşılık
1.229.007 Ermeni nüfusu olduğunu belirtmektedir.
Ermeni nüfusuna ilişkin diğer kayıtları da patrikhane istatistiklerinden
öğrenmekteyiz. İddia edildiğine göre Ermeni patrikhanesinin
sağladığı istatistikler, kilise görevlilerinin tuttuğu vaftiz
ve ölüm kayıtlarına dayanmaktaymış. Kayıtların doğruluk payı
olarak da Ermenilerin kendi dinsel inançları gereğince vaftiz
etmeye getirilmelerinin gerektiği, kilisede evlendikleri ve
dinsel bir cenaze töreni ile gömüldükleri gösteriliyordu.
Ayrıca Patrikhane’nin, dinsel bağımlılığa dayanan bir verginin
yükümlülerini belirlemek için kullanılan kayıtlar tutmakta
bulunduğu da ifade ediliyordu. Ancak patrikhane istatistiklerinde
verilen rakamlar bu dönemle ilgili diğer belgelerle uyuşmamaktadır.
Bunun sonucunda doğal olarak acaba bunlar nasıl hazırlandı
sorularının akla gelmesine yol açmaktadır. Alışılagelmiş biçimde,
gerçekten yapılmış bir nüfus sayımının ya da sayı çıkarımının
sonucunu gösteren istatistikler, en yakın 100.000’e yuvarlanmaksızın
tam sayı verir. Patrikhane istatistikleri ise (sayıları yuvarlak
biçimde verdiği için), kaç vaftiz yapıldığını vaftiz kayıtlarına
bakarak çıkarılmış istatistikler biçiminde değil de, sanki
“Doğu illerinde acaba yaklaşık olarak kaç Ermeni var dersiniz?”
sorusuna verilen bir yanıt biçimindedir. Bu durum ise kaydın
art niyetli olarak yapıldığını göstermektedir. Ayrıca verilen
istatistikler, belge yayınlarının birer parçası biçiminde
değil, yalnızca Ermeni bağımsızlığını desteklemek amacıyla
kullanılmıştır(32). Bu incelemelere
dayanarak Ermeni kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı şüphesizdir.
Diğer taraftan unutulmaması gereken
bir durum daha vardır ki bu da Ermeni nüfusunun eğer azaldıysa
neden azaldı sorusuna verilecek yanıtı ortaya çıkarmaktadır.
Ermenilerin nüfusları, 1827-1828 ve 1877-1878 Osmanlı-Rus
savaşları sırasında Rus birliklerine ve I. Dünya Savaşı’nda
da yine başta Rusya olmak üzere Fransız ve İngiliz birliklerine
katılması sebebiyle nüfuslarında önemli azalmalar olmuştur.
Bu durum batılı araştırmacılar tarafından da teyit edilmiştir.
1829’da Rus ordusu Erzurum’dan çekilirken 40.000 civarındaki
Ermeni’nin de onlarla birlikte Güney Kafkasya’ya, aynı şekilde
1878-1890 arasında 120.000 civarındaki Ermeni’nin de Güney
Kafkasya’ya göç ettiği belirtilmiştir. Ayrıca yabancı tüccarlara
daha çok imtiyaz tanıyan 1838 ticaret anlaşmasıyla da birçok
Ermeninin; Rus , İngiliz ve Fransız vatandaşlığına geçtiği
ve birçoğunun da bu ülkelere yerleşmek maksadıyla Osmanlı
topraklarını terk ettiği bilinmektedir. Ne var ki bütün bu
nüfus azalmaları bile Ermeniler tarafından katliam olarak
açıklanmıştır (33).
I. Dünya Savaşı öncesindeki Ermeni nüfusunun miktarı konusunda, yine devletin
kendisinin yaptığı güvenilir ve tarafsız bir usulle hazırladığı
belgeler bulunmaktadır. Bu devir Osmanlı nüfusu hakkında en
sahih bilgileri, dahiliye nezaretine bağlı Sicil-i Nüfus-u
İdare-i Umumiyesi Müdüriyeti tarafından 1318 ve 1320 tarihli
nüfus nizamnamesi gereği her vilâyet, kaza ve köyde, gayrimüslimlerin
de yer aldığı komisyonlar tarafından yapılmış ve 1905’te başlayıp
1914’te tamamlanmış olan nüfus istatistiğini vermektedir.
Bu istatistik Milli Kongre(34) tarafından
1919 yılında bütün dünyaya duyurabilmek amacıyla Fransızca
olarak yayınlanmıştır(35).
1914
Resmi İstatistiği
| Vilâyetler |
Müslümanlar |
Ermeniler |
| Edirne |
360.411 |
19.773 |
| Adana |
341.903 |
52.650 |
| Antalya |
235.762 |
630 |
| Ankara |
877.285 |
51.556 |
| Halep |
576.320 |
20.142 |
| Aydın |
1.249.067 |
20.237 |
| Bitlis |
309.999 |
117.492 |
| Bolu |
399.281 |
2.970 |
| Bursa |
474.114 |
60.119 |
| Kayseri |
184.292 |
50.174 |
| İstanbul |
560.434 |
82.880 |
| Çanakkale |
149.903 |
2.474 |
| Diyarbakır |
492.101 |
65.850 |
| Canik |
265.950 |
27.319 |
| Erzurum |
633.297 |
134.377 |
| Eskişehir |
140.678 |
8.592 |
| İzmit |
226.859 |
55.852 |
| İçel |
102.034 |
341 |
| Karahisar |
277.359 |
7.439 |
| Karasi |
359.804 |
8.653 |
| Kastamonu |
737.302 |
8.959 |
| Harput |
446.379 |
79.971 |
| Kütahya |
303.348 |
4.548 |
| Maraş |
152.645 |
32.322 |
| Menteşe |
188.916 |
12 |
| Niğde |
227.100 |
4.936 |
| Urfa |
149.384 |
16.718 |
| Sivas |
939.735 |
147.099 |
| Trabzon |
921.128 |
68.899 |
| Çatalca |
20.048 |
842 |
| Van |
179.380 |
67.792 |
| Zor |
65.770 |
232 |
| Toplam
Nüfuslar : |
13.339.000 |
1.234.671 |
Birçok batılı araştırmacı yukarıda belirttiğimiz Ermeni nüfusuna yakın
rakamlar vermektedirler. Stanford J. Shaw Ermeni nüfusunu
1.229.007 olarak verirken, H. Lynch 1.324.246, L. De Constenson
1.400.000 ve H. Paster Madijian 1.700.000 olarak vermektedir.
Bu istatistikler göz önünde bulundurulduğunda I. Dünya Savaşı öncesi Osmanlı
Devleti’ndeki Ermeni nüfusunun en çok 1.300.000 olduğu ortaya
çıkmaktadır. Ayrıca yukarıda da bahsettiğimiz gibi hiçbir
bilimsel mantık bulunmayan Ermeni Patrikhanesinin verdiği
istatistikleri abartı ve propaganda mahiyetinde olduğunu belgeler
niteliktedir. Ermeni yazarlar ve patrikhane kayıtları Ermenilerin
nüfusunu 5 milyona kadar çıkarmışlardır. Bunun yanında Justin
McCarthy, Patrikhanenin doğruluğuna ilişkin karışıklık olduğunu
bilâkis belirtmiştir.
I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı nihayetinde, önceleri 1.234.671 olan
Ermeni nüfusundan sadece 70.000 kadarı Türkiye Cumhuriyeti’nde
kalmış bulunuyordu. Bu rakamdan birçoğu sığınmacı olarak Kafkasya’ya,
Amerika’ya ve Avrupa’ya gitmişlerdir(36):
Ermeni
nüfusunun dış dünyaya tamamen açılımı sonrasında ise konu
yeni bir boyuta taşınmıştır. Ermeniler, yerleştikleri ülkelerin
parlamentosunu etki altına alarak –ve bunda Ermenistan dışındaki
Ermeni toplumunun çalışmaları yoğundur- kararlar verilmesini
sağlamaktadırlar.
Bütün
bu demografik istatistikleri değerlendirdiğimizde bazı iddialarda
yer aldığı gibi Doğu Anadolu için Batı Ermenistan teriminin
kullanılmasının gerçekle örtüşmediği görülmektedir. Ermeniler,
Osmanlı vilâyetlerinin her yerinde bulunmalarına rağmen hiçbir
yerde çoğunlukta olmamıştır. Dolayısıyla Ermeni metropolü
olabilecek bir Ermeni şehri hiçbir zaman olmamıştır. Konunun
siyasî emeller konjönktüründe geliştirildiği ve amacın Doğu
Anadolu illerimizi de içine alacak büyük bir Ermeni devletinin
kurulmak istenmesi olduğu unutulmamalıdır.
1. Bilal Eryılmaz, Osmanlı Devletinde
Gayrimüslim Teb’anın Yönetimi, İstanbul 1990, s. 71-72.
2. Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve
Gerçekler (1914-1918), Ankara 2001, S.3-4.
3. O zamanki idari taksimatın bu altı
vilâyeti günümüzde Erzurum, Erzincan, Van, Ağrı, Hakkari,
Muş, Bitlis, Siirt, Diyarbakır, Elazığ, Mardin, Bingöl,
Malatya, Sivas, Amasya, Tokat ve kısmen de Giresun vilâyetlerini
içine almaktaydı.
4. Tabloda, konumuzun Ermeni nüfusu
olması münasebetiyle Osmanlı etnik gruplarından sadece
Ermenilere ait olan istatistik bilgileri belirtilmiş ve
bu istatistiğin toplam Müslüman ve Hristiyan yoğunluğu
içerisindeki miktarı gösterilmiştir.
5. Adana sancağına tâbi.
6. Adana sancağına tâbi.
7. Malatya sancağı kazalarından.
8. Ergani sancağı nahiyelerinden.
9. Mardin sancağı nahiyelerinden.
10.Adana sancağı nahiyelerinden.
11.Amid eyaleti sancaklarından.
12.Tokat kazası nahiyelerinden.
13. Adana sancağına tâbi nahiye.
14. Tokat kazası nahiyelerinden.
15. Adana sancağı nahiyelerinden olan
Karaisalı’daki Ermeni nüfusu Pars-Bert, Melvas ve Alnahşa
kalelerinde bulunmaktadır.
16. Tokat kazası nahiyelerinden.
17. Adana sancağına tâbi nahiye.
18. Amid eyaleti sancaklarından.
19. Tarsus kazasına bağlı nahiye.
20. Tarsus kazası nahiyelerinden.
21. Amid eyaleti sancaklarından.
22. Adana sancağı nahiyelerinden.
23. Mardin sancağı nahiyelerinden.
24. Amid eyaleti sancaklarından.
25. Amid eyaleti sancaklarından.
26. Tokat kazası nahiyelerinden.
27. Tarsus’a tâbi nahiyelerden.
28. Tokat kazası nahiyelerinden.
29. Adana sancağı nahiyelerinden.
30. Halaçoğlu, a.g.e., S.7-10.
31. Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir
Olayı, Ankara 1990, S.18-19. Vital Cuinet bu demografik
bilgileri 1894 yılında Paris’te yayınladığı La Turquie
d’Asie kitabında belirtmiştir. Bu rakamların Avrupalı
bir araştırmacı tarafından belirtilmesi önemli bir husustur.
32. Justin McCharthy, Müslümanlar ve
Azınlıklar, İstanbul 1998, S.48. 56-57.
33. Süslü, a,.g.e., S.20.
34. Bilindiği gibi Milli Kongre Cemiyeti,
Milli Mücadele Döneminde, işgal altında bulunan Türk milletine
yapılan haksızlık ve saldırıları bilgi olarak dış dünyaya
duyurmuş, bu perspektifte basın-yayın yöntemiyle çalışmalar
yapmışlardır.
35. Süslü, a,.g.e., S.21-22.
36. McCharthy, a.g.e., S. 134.