Hüseyin ÇELİK
Doç.Dr. Milli Eğitim Bakanı
Tarih boyunca Romalılar,Persler ve Bizanslılarca bir yerden başka bir yere
sürülen, savaşlara itilen ve kötü muamele gören Ermeniler,
TürklerinAnadolu topraklarına girmelerinden sonra, Türk
milletinin adaletli, hoşgörülü, paylaşımcı, birleştirici
ve “yaratılanı yaratandan ötürü” kucaklayan insan sevgisi
anlayışından yararlanmışlardır. Ermeniler Osmanlı Devleti’nin
gayretli, çalışkan, dürüst ve başarılı her vatandaşına
sağladığı fırsat ve imkânlardan, gayrimüslimler içinde
en fazla yararlananlar olmuştur.
Ermeniler, askerlikten kısmen de
vergiden muaf tutulurken, çiftçilikte, zanaatta, ticarette
ve devlet yönetiminde yükselme fırsat ve imkânını elde etmişlerdir.Devlete
bağlı, milletle anlaşmış ve kaynaşmış olduklarından dolayı
Ermeniler “Millet-i Sadıka” olarak kabul edilmişlerdir. Bu
güven sayesinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde
de önemli yerlere gelmişlerdir. Zimmî hukukun gereği olarak
tüm gayrimüslimlere olduğu gibi Ermenilere de insanca muamele
edilmiş, şefkatle davranılmıştır. Osmanlı tarihi Ermenilerden
22 bakan, 33 milletvekili, 29 paşa, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos,
11 üniversite öğretim üyesi ve 41 üst kademe yöneticisi memur
kaydetmektedir.
Ancak, Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı dönemlerde hemen her konuda başgösteren
Avrupa Devletlerinin müdahaleleri sonucunda Türk-Ermeni
ilişkileri de bozulmaya başlamıştır.Sömürgeci güçlerin
özellikle din adamı kisvesinde Osmanlı Devleti’ne gönderdiği
kışkırtıcıların etkinlikleriyle Ermeniler, sosyal, kültürel,
ticarî, dinî ve siyasî açılardanTürk milletinden uzaklaştırılmaya
çalışılmıştır.Doğu Anadolu’da başlatılan ve İstanbul’a
kadar yaygınlık gösterenErmeni ayaklanmalarında binlerce
Türk ve Ermeni hayatlarını yitirmiştir.
Osmanlı Devleti isyancı ve düşmanla iş birlikçi Ermenilerin ihanetleri
karşısında, ordunun güvenliği ile ikmal yollarının güvenliğini
sağlamak amacı ile 27Mayıs 1915 tarihli sevk ve iskân kararını
almak zorunda kaldı.Bu karar içeriğinde;
1. Ordunun muharip birliklerinde yer alanErmeni askerlerini geri hizmet
birliklerine aktarmak,
2. Savaş bölgesindeki Ermeni halkı GüneyDoğu Anadolu’ya ve o dönemde imparatorluğun
bir parçasını oluşturan Suriye’nin kuzeyine doğru kaydırmak,
önlemleri yer almakta idi.
Osmanlı Devleti’nin savaş koşullarında almak zorunda olduğu sevk ve iskân
kararı ile uygulaması Ermeni iddialarında soy kırımı olarak
tanımlanmakta ve tüm dünyaya da kabul ettirilmek istenilmektedir.
Öncelikle soy kırımı suçunun ne olduğunun tanımlanmasında yarar bulunmaktadır.
Soy kırımı terimi, tanımı olan bir suça ilişkindir.Bu
tanım İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hazırlanarak Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 günlü kararıyla
onaylanıp 11 Ocak 1951’de yürürlüğe giren “Soy Kırımının
Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkinSözleşme” adlı
uluslar arası bir sözleşmeyle yapılmıştır. Türkiye de
bu sözleşmeyi imzalayıp onaylamıştır.Belirtilen sözleşmenin
2’nci maddesine göre; soy kırımı bir ulusal, etnik, ırksal
veya dinî gruba mensup insanları, tamamen veya kısmen,
o gruba mensup oldukları için ortadan kaldırmak amacıyla
işlenmiş aşağıdaki eylemlerden biridir:
a)Bir grubun üyelerini öldürmek,
b)Bir grubun üyelerine cismanî veya aklî zarar vermek,
c)Bir grubun üyelerini fizikî olarak tamamen veya kısmen yok etme sonucunu
vereceği önceden bilinen yaşam koşulları altına sokmak,
d)Grup içindeki doğumları bilinçli olarak engellemeye yönelik önlemler
dayatmak,
e)Bir grubun çocuklarını başka gruplar içine zorla götürmek.
Osmanlı Devleti’nin sözü edilen sevk ve iskân uygulamasında; “Soy Kırımının
Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmede” tanımlanan
soy kırımının unsurlarının bulunmadığı çok açıktır.Zira; soy
kırımın asıl unsuru, yani sırf Ermeni olduğu için Ermeni etnik
grubunu yok etmeye yönelik kasıt unsuru yoktur.
Sevk ve iskân, o günkü şartlarda asi, saldırgan, bölücü ve düşmanla iş
birliği yapan, cephe gerisinde Türkleri katleden, Türk köy
ve kasabalarını yakıp yıkan ordunun intikal ve ikmal yollarını
kesmeye çalışan Ermenilere uygulanmıştır.
Sevk ve iskân kararının alınma nedenlerinden birisini de 15 Nisan 1915
tarihliVan isyanı oluşturmaktadır.Hâlbuki sevk ve iskân kararı
Rumî takvime göre 14 Mayıs 1915, miladî takvime göre 27 Mayıs
1915 tarihinde alınmıştır.Ermeniler sevk ve iskâna tâbi tutuldukları
için isyan etmemişlerdir.İsyan ettikleri için sevk ve iskâna
tâbi tutulmuşlardır.
Bu çerçevede konunun özellikle canlı tanık beyanları ile daha açık ortaya
konulabilmesi için“1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde
Ermeni Olayları” anlatılacaktır.
Van, asırlar boyunca, Müslümanlarla Ermenilerin bir arada huzur içinde
yaşadıkları bir Doğu Anadolu şehridir. Yöre 638 yılında
İslâm orduları tarafından fethedilmiş, ancak esas hâkimiyetin
IX.’uncu asrın son çeyreğinden sonra Abbasiler tarafından
temin edildiği bilinmektedir.1 Eyyûbîler, Harzemşahlar, Selçuklular, Karakoyunlular,
Moğollar, Akkoyunlular, Osmanlılar, Sefevîler ve tekrar
Osmanlıların hâkimiyetine giren şehirde Ermeni nüfus,
Birinci Dünya Savaşı’na kadar varlığını hep sürdürmüştür.
1653 yılında Van’a gelen Evliya Çelebi’ye göre, şehirde
gayrimüslim tebaa olarak sadece Ermeniler mevcuttur.(2) Gerçekten, Van’da Rum, Yahudi vs. nüfusun yaşadığına
dair bir belgeye rastlanmamaktadır.
Ermenilerin en çok önem verdikleri üç merkezden biri, Van’da bulunan Ahtamara
(Akdamar) adasıdır. Ondokuzuncu asrın neredeyse son çeyreğine
kadar Ermeniler, bazı ferdî çıkışların dışında, Osmanlı Devleti’ne
sadık kaldılar.Ermeni Patriği Nerses Varjabendanyan’ın, 1877-1878
Osmanlı-Rus Savaşı’nın galibi olarak Yeşilköy’e kadar gelen
Rus ordusunun başkomutanlık karargâhına gidip Grandük Nikola’dan,
Doğu’da Rusların himayesinde bir Ermeni devleti kurulmasını
talep etmesi bir dönüm noktası olmuştur.
Bağımsız bir Ermenistan kurma çabası, “93 Harbi”nden (1877-78) sonra ivme
kazanmıştır. Van vilâyeti, Osmanlı Devleti’nde Ermeni nüfusun
en yoğun olarak bulunduğu iki vilâyetten biriydi. Ermeni nüfusu
yoğunluğu itibariyle birinci sırada Bitlis, ikinci sırada
Van geliyordu. 1914 yılında tamamlanan resmî nüfus istatistiğine
göre, Van’da yaşayan 179.380 Müslüman nüfusuna karşılık 67.792
Ermeni bulunuyordu.(3) O zaman Hakkâri’nin Van’a bağlı sancak
olduğu, bugün Bitlis’e bağlı olan Adilcevaz kazasının da Van’a
bağlı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Söz konusu istatistiğe
göre, Van’ın merkezinde Ermenilerin Müslümanlara oranı üçte
biridir.
Ermenilerin Van’da çıkardıkları ilk isyan 1895 yılındadır. Rus Generali
Mayewski’nin bildirdiğine göre, Ermeni komiteleri, Ermenileri
ayaklanmaya teşvik etmiş, hatta anarşi ve teröre karşı
çıkan bazı Ermenileri şiddetle cezalandırmışlardır. Bunların
en tipik olanı 6 Ocak 1895’te kilisede ayin icra etmeye
giden papaz Boghos’un (Bogos) öldürülmesidir. (4) Van’daki
olaylarda Van Ermenilerinden çok, dışarıdan, özellikle
Rusya’dan gelen Ermeniler ön ayak olmuşlardır. General
Mayewski, her vesileyle Ermenilerin 1895’teki Van ayaklanmasındaki
kayıplarından söz edildiğini söyler, ancak Müslümanların
kayıplarının dile getirilmemesiyle ilgili olarak şöyle
der: “Maamafih, bu vukuat esnasında Türklerin zayiatı
(Hiç kimse hiçbir zaman hatırına bile getirmemiştir.)
büyük bir yekûn teşkil ediyordu. Kıyam eden Ermeni ihtilâlcilerinin
bombalarına karşı Müslümanları himaye tarzında hiç kimse
faaliyet gösteremedi”. (5)
İkinci Meşrutiyet’ten önce Sultan İkinci Abdülhamit’in yönetimini bahane
ederek her vesileyle sorun çıkaran Ermenileri, İkinci
Meşrutiyet’in ilânı da tatmin etmemiştir. Van’daki İngiliz
Konsolos Yardımcısı Teğmen Bertram Dickson, İstanbul’daki
İngiliz Büyükelçisi Sir Gerard Lowther’e gönderdiği 30
Eylül 1908 tarihli raporda, Ermeniler’in o günlerde Van’daki
faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir (6).
Dickson’a göre, Van’da Ermenilerin Taşnaklar (Daşnaglar)
ve Armenistler olmak üzere iki partisi vardır.Taşnaklar
aynı zamanda Hınçaklarla sıkı ilişkiler içersindedirler.
İkinci Meşrutiyet sonrasındaki ilk milletvekili genel
seçiminde Varhad Papazyan’ı Van’dan milletvekili seçtiren
de Taşnaklar’dır. Armenistlerin adayı Terzibaşıyan seçimi
kaybetmiştir.Taşnak, aslında bir siyasî partiden çok bir
fedaî örgütüdür. Bu örgütün Van’daki önderleri Aram, Varhad
Papazyan, Sarkis ve İşhan’dır. Bunların hepsi Vanlı olmayıp
Rusya’dan gelme kimselerdir. İkinci Meşrutiyet’in ilânı
ile birlikte şu veya bu suçtan içeri atılmış bütün Ermeni
fedailer serbest bırakılmıştır. İngiliz konsolos yardımcısı
Dickson raporunda ayrıca Ermenilerin Van ve civarında
gizlice silâhlandıklarını, bu silâhların Rusya’dan geldiğini,
Van’a birçok Ermeni fedainin doluştuğunu belirtir.
1978-1981 yılları arasında Van’da 1915’teki Ermeni isyanı ve Van’ın Ruslar
tarafından işgâl edilmesine şahit olan yaşlı vatandaşlarımızla
röportajlar yapmış, o günlere ait anılarını kasetlerle kaydetmiştim.
1993 yılında Görenlerin Gözüyle Van’da Ermeni Mezalimi
adı altında yayınladığım kitap, söz konusu dedelerin,
ninelerin anlattıklarına dayanıyordu. Yaklaşık yirmi yıl önce
görüştüğümüz bu görgü tanıklarının hepsinin ses kayıtları
şahsî arşivimde korunmaktadır.Ermeni meselesi ile ilgili hatıralarını
derlediğimiz yirmi kişinin hepsi bugün itibariyle vefat etmiş
bulunmaktadır. Bizim burada da tanıklığına başvuracağımız
bu insanlar, o gün olan biteni yakından görmüş, olayları bizzat
yaşamış kimselerdir.Hemen hepsi Van’ın tanınmış, ailelerinden
olan görgü tanıklarının bazı çocukları, torunları Van’da yaşamaktadır.
Görgü tanığı olarak dinlediğimiz kişiler şunlardır: Nafia Çabuker, Ahmet
Çinkılıç, Zahide Coşkun, İbrahim Sargın, İsmail Perihanoğlu,
Şadiye Talay, Celâl Şener, Bekir Yörük, Akif Yurtbay, Hacı
Ömer Selçuk, Hacı Şevket Çaldağ, Mehmet Delibaş, Hamit Ekinci,
Hamit Camuşçu, Cemâl Talay, İsmail Başıbüyük, Refik Özkanlı,
Müstak Boysan, Salih Taşçı ve Osman Gemicioğlu.
Ayrıca, Van’ı Tanıma ve Tanıtma Derneği tarafından 1963’te yayınlanan Zeve
isimli kitapçıkta hatıralarına yer verilen Hamza Dayı,
Güllü Bacı, Esma Nine ve Menveşe Bacı, Nafia Ana ve Kıymet
Başıbüyük ile Yrd.Doç.Dr. Ergünöz Akçora’nın görüştüğü
(7) Mehmet Reşit Efendinin de anlattıkları burada değerlendirilecektir.
Mülâkatlarımı yaptığım sırada (1978-1981) bu şahıslar
vefat ettiklerinden veya kendilerine ulaşamadığım için,
zaman zaman mukayese amacıyla onların Zeve ile ilgili
tanıklıklarından faydalandım.
Görgü tanıklarının anlattıklarını bazı başlıklar altında toplamak konunun
daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
1915 Öncesinde Van’da Ermenilerin Sosyal Statüsü ve Müslümanlarla
Ermenilerin İlişkileri
Görüştüğümüz bütün görgü tanıkları, Ermenilerle çok iyi komşuluk münasebetlerinin
olduğundan söz etmektedir. Köprüköylü Zahide Coşkun, “Bizim
hem köyün içinde, (o zaman Göllü köyünde oturuyormuş) hem
de yakın komşu köylerde Ermeni komşularımız vardı. Biz bu
komşularımızla Müslümanlarla geçindiğimiz gibi geçinirdik.
Her şey iyiydi. Sonra birden dünya bozuldu. Ermeni komşularımız
bize ihanet ettiler.”(8)demektedir.Zeveli İbrahim
Sargın, Ermenilerle Müslümanlar arasında zaman zaman bazı
kavgaların yaşandığını ancak bunların iki Müslüman komşu arasında
meydana gelebilecek türden anlaşmazlıklar olduğunu ifade etmektedir.(9)
Celâl Şener’e göre, “Ermeniler Van’da çok rahat bir hayat yaşıyorlardı.
Bütün ticaret, sanat onların elinde idi. Kunduracıdan tutun
da terziye kadar hep Ermeni idi. Çevrenin en zenginleri onlardı.Hatta,
çocuklarını Avrupa’ya tahsil yapmak için gönderiyorlardı.Avrupa’ya
giden bu tığalar (Ermeni gençleri) orada kandırıldılar”.(10)
Bekir Yörük’ün anlattıkları da Celâl Şener’in söylediklerini
teyit etmektedir: “Van’da bin taneye yakın dükkân vardı. Bunların
yüzde sekseni Ermenilere aitti. Ticaret, kazanç, sanat onların
elinde idi. Biz o eski gâvurlarla iyi geçiniyorduk. Vakta
ki, Hınçak, Taşnak komiteleri meseleye el attılar, işte her
şey o zaman bozuldu. Ermeni tığaları (gençleri) bu komitelere
yazıldılar”.(11)
İkinci Meşrutiyet sonrasında yapılan mahallî seçimlerde Vanlılar Bedros
Kapamacıyan’ı belediye başkanı seçmiştir. Bekir Yörük, Müslümanlar
şehirde çoğunluğu oluştururken bir Ermeni’nin belediye başkanı
seçilmesini “Bizim Müslümanlar da oyunu ona verdiler. O daha
iyi becerir diye bizimkiler itimat ettiler.”(12)şeklinde değerlendirir. Mehmet Delibaş’a göre, Kapamacıyan
gerçekten tarafsız bir belediye başkanlığı yapmıştır.Ermeni
bir esnafa ceza kestiği için, yani Ermenileri kayırmadığı
için Van’daki Taşnak komitesi’nin reisi Aram Paşa tarafından
ismine karahaç basılmış ve baba belediye başkanı kendi oğlunca
öldürtülmüştür. Kapamacıyan’ın oğlu meyhaneye götürülmüş,
iyice içki içirilmiş daha sonra Reis faytonla şehirden geçerken
oğlunun sıktığı beş kurşunla ölmüştür.(13)İsmail Başıböyük’ün beyanına göre,
Kapamacıyan sadece çok zengin bir Ermeni değil, aynı zamanda
reis olmadan önce hiçbir Ermeniyi işsiz, mesleksiz bırakmayan
biridir.(14)Kapamacıyan’ın
oğlu tarafından öldürüldüğü ile ilgili olarak Mehmet Reşit
Efendi, “Bunlar kendilerine hizmet etmeyen Ermenileri de yaşatmıyorlardı.
Meselâ, burada bir belediye başkanı vardı. İsmi yanılmıyorsam
Kapamacıyan olacak, bu onlara pek taraftar olmadığından onu
oğluna öldürttüler.”(15) demektedir.
1915’te Van’da Ermenilerin elinde olan sadece sanat ve ticaret değildir.
Van Gölü’nde taşımacılık yapan irili ufaklı 400 gemi ve tekne
de Ermenilere aittir. Konuyla ilgili olarak görgü tanıklarından
Hacı Şevket Çaldağ, “Gemicilerin hemen hemen hepsi Ermeni
idi.Zaten Van’daki sanatkârların, tüccarların çoğu Ermenilerdendi.
Binde biri Müslüman çocuklarını yanına çırak almazdı.”(16)demektedir. Görgü tanıklarından Mehmet Delibaş, Birinci
Dünya Savaşı başladığı zaman eski Van’da, Cengüloğlu Agop
isminde bir Ermeni’nin yanında kunduracı çırağı olarak çalıştığını
belirttikten sonra, durumunun bir istisna olduğu ile ilgili
olarak şu sözleri ilave etmeden geçemiyor: “Ermeniler kolay
kolay bizim Müslümanlardan yanlarına çırak almıyorlardı. Ama
nasıl olduysa, adam beni yanına çırak olarak almıştı”.(17)
Özellikle gemiciliğin tamamen Ermenilerin elinde olduğu bütün görgü tanıklarının
üzerinde birleştikleri bir gerçektir. Öyle ki, 1981 yılında
kendisiyle görüşmeye gittiğim Hacı Osman Gemicioğlu’nun soyadı
beni şaşırtmıştı.Hem Van’ın yerlisi, hem Müslüman, hem de
soyadı Gemicioğlu olacak. Bu çelişen bir durumdu. Ben Hacı
Osman Efendiye “Bir yanlışlık olmasın, ya siz Van’ın yerlisi
değilsiniz, ya Karadeniz tarafından gelmesiniz veya soyadınızda
bir karışıklık vardır.” dedim. Bunun üzerine Hacı Osman Gemicioğlu
aslen Ermeni olduğunu, iskele köyünde oturduklarını, ailesinin
gemici olduğunu ve sonraki hikâyesini bana anlattı.
Hem yazılı kaynaklar hem görgü tanıklarının anlattıklarına bakılırsa, Ermeniler
genellikle sahillerdeki, arazisi verimli köylerde, Kürtler
ise daha çok dağ köylerinde oturmaktadırlar. 1915’te Van
Ermenilerinin okuma, yazma tahsil durumu Van’daki Müslümanlara
göre çok daha iyi durumdadır. Tehcir başlamadan önce,Ermenilerin
Van’da yayımlanan Van Kartalı ve Araratlı isimli
iki tane gazetesi vardır.(18)
İkinci Meşrutiyet’in İlânı ve Ermeniler
İngiltere’nin Van Konsolos Yardımcısı Dickson’un bildirdiğine göre, İkinci
Meşrutiyet’in ilânı ile beraber Ermeniler iyice kanun ve nizam
tanımaz olmuşlardır. Meşrutiyetin ilânında en büyük payı kendilerine
çıkaran Ermenilerin bütün mahkûm ve tutukluları da serbest
bırakılmıştır. Dickson, Meşrutiyet sonrasında esen hürriyet
rüzgârlarını Ermeniler açısından “Türkiye Ermenileri şimdiye
dek eşi görülmemiş bir özgürlüğe sahip olacaklardır.”(19)şeklinde
değerlendirmektedir.
Görgü tanıklarından Celâl Şener, İkinci Meşrutiyet sonrası durumu “Savaş
başlamadan evvel Ermeniler çok keyfî yaşıyorlardı.”(20)şeklinde
değerlendirirken, bir Ermeni kunduracının yanında çırak olarak
çalışan Mehmet Delibaş, Meşrutiyetin ilânından itibaren olan
gelişmeyi şöyle özetler:
“Bir sabah dükkânı açtığımda usta bana, ‘Bir yere ayrılma ben bir yere
gideceğim.’ dedi. Biraz sonra usta gitti. Dönüşünde bana ‘Artık
hürriyet oldu.Hürriyet ilân edildi; onu kutlamaya gittik.’
dedi. O günlerde herkesin ağzında ‘Hürriyet, Adalet, Müsavat,
Yaşasın Millet’ sözleri dolaşıyordu. Hürriyeti bizim Müslümanlarla
Ermeniler beraber kutladılar. Şehirde davul zurnalar çalmaya
başladı.Ermeniler buna çok sevinmişlerdi. Onlar bizimkilerden
çok fazla neşeliydiler. Hürriyet olduktan sonra benim ustanın
dükkânına yabancılar gelip gitmeye başladı...
“Biz de hürriyet olunca her şey bitti zannediyorduk.Bizim hocalarla onların
keşişlerini kucaklaştırdılar. Demek ki, bizi aldatıyorlarmış”(21) şeklinde ifade etmektedir. Mehmet ReşitEfendi
ise “İkinci Meşrutiyet zamanındaki hürriyet, müsavat, adalet
gibi şeyler onları daha da şımarttı”(22) diyerek Şener ve Delibaş’ı teyit ediyor.
İkinci Meşrutiyet’in getirdiği hürriyet ortamında bütün ayrılıkçı hareketlerin
daha serbestçe hareket ettikleri bir vakıadır. Başından beri
İkinci Abdülhamit’in devrilmesi ülkeye meşrutî bir yönetim
getirilmesi hususunda Jön Türklerle dirsek temasında olan
Ermeni komitelerinin, hürriyetin ilânından kendi adlarına
yeteri kadar faydalanmaları kaçınılmazdı.
Van’ın Yerli Ermenilerinin İsyana Taraftar Olmaması
Vanlı görgü tanıklarından özellikle şehirde oturanların hepsi yerli Van
Ermenilerinin başlangıçta isyan etmek gibi bir niyetlerinin
olmadığında, bu insanların Rus Ermenileri ve onların öncülük
ettiği komiteler tarafından iğfal edildiklerinde hemfikirdirler.
Konuyla ilgili olarak görgü tanıklarının söylediklerine şöyle
bir bakalım: “Ne zaman ki Van’da komiteler teşekkül etti,
işte o zaman Ermeniler başladılar azıtmaya.Aslında Van’ın
yerlisi olan Ermenilerin çoğu isyana taraftar değildi”. (Celâl
Şener)(23)
“Van’daki, Hınçak, Taşnak komiteleri meseleye el attılar. İşte her şey
o zaman bozuldu. Ermeni tığaları (gençleri) bu komitelere
yazıldılar”. (Bekir Yörük)(24)
“Biz Van’da Ermenilerle beraber yaşıyorduk. Önceleri aramızda herhangi
bir münaferet (karşılıklı düşmanlık) yoktu. Daha sonra Van’da
komiteler peyda olmaya başladı. Her gün Van’a Vanlı olmayan
birçok Ermeni geliyordu. Bu yabancı Ermeniler bizim yerli
Ermenileri de devamlı isyan için kışkırtıyorlardı. Bu yabancılar
hep Rusya’dan gelirdi. Van’daki Komiteleri Aram Paşa diye
bir gâvur idare ediyordu”. (Akif Yurtbay)(25)
“Komiteler kışkırtmasaydı Van’ın yerli Ermenisi ses çıkarmıyordu. Bütün
imkânlar onların elindeydi”. (Hacı Şevket Çaldağ)(26)
Mehmet Delibaş, 1970’li yıllarda İstanbul’da karşılaştığı aslen Vanlı,
Kapalıçarşı’da halıcılık yapan Karapit Nedeniyan isimli bir
Ermeni vatandaşımızın şöyle teessüf ettiğini nakleder: “Ah
sebep olanlar ah, eviniz yıkılsın. Güzel güzel yaşıyorduk.
Müslümanların çekmediği sefayı biz sürüyorduk. Bizim gençlerimizi
kandırarak kendi emelleri uğruna çalıştırdılar. Şimdi her
birimiz dünyanın bir yerindeyiz”.(27)
Aynı şekilde Van’da çok saygın bir isim olan Şeyh Mehmet Reşit Efendi,
Musul’da karşılaştığı yine aslen Vanlı bir Ermeni esnafın
kendisini kucaklayarak memleket hasretinden söz ettiğini ve
şöyle yakındığını anlatır: “Allah o Aram Paşaya lânet etsin.
Aram Paşa bizi devlet kuracağım diye kandırdı. Böylece bizi
yaktı. Biz Türklerden gördüğümüz insaniyeti hiç unutmayız.Onlar
bize dünyamızı kazandırmışken, bizlere şefkatle muamele etmişken,
bunları tekmeledi. Onun için Allah bize belâ verdi. Her tarafa
dağıldık”.(28)
“Bir ara da Fransızcamı ilerletmek için Ermeni MerkezMektebine devam ettim.Orada
Ermeni papaz ve öğretmenler bizim gözümüzün içine baka baka
Ermeni gençlerine Müslümanlara karşı kin ve nefret tohumu
aşılıyorlardı”. (Hamit Çavuşçu)(29)
“Ne zaman ki Ermeni tığaları (gençleri) komite kurdular, işte o zaman Ermeniler
bize karşı olan düşmanlıklarını açığa vurdular”. (Refik Özkanlı)(30)
“Savaş başlamadan 20 yıl kadar önce de Ermeniler Van’da isyan çıkarmıştı.
Fakat savaş başlamadan önce genel olarak yüzümüze karşı iyi
görünüyorlardı. Bu söylediğim esnaf ve yerli Ermenilerin tavrı
idi. Rusya’dan gelen, Avrupa’ya gidip tahsil gören Ermeni
gençleri ise Müslümanları alçaltıcı sözlerle küçük düşürmeye
çalışıyorlardı”. (Müştak Boysan)(31)
“Yaşlı Ermeniler isyana taraftar değildi.Yalnız Avrupa’da tahsil gören
tığalar (gençler) onları zorla işin içine soktular”. (Salih
Taşçı)(32)
“Doğrusunu istersen Van’daki aklı başında Ermeniler isyana taraftar değildi.
Çünkü niye isyan etsin? Her şey Ermenilerin elinde idi; bütün
servet Ermenilerindi. Komiteler kurulunca esnafı zorla isyana
teşvik ettiler. İştirak etmeyene de hain gözüyle bakıyorlardı”.
(Osman Gemicioğlu)(33)
İngiliz Konsolosluğunun raporları da yukarıda alıntı yaptığımız görgü tanıklarının
anlattıklarını onaylamaktadır. Söz konusu raporlarda Ermeni
komitelerinin kendileriyle iş birliği yapmayan, onlara katılmayan
Ermenilere karşı şiddet uyguladığı da belirtilmektedir.(34)
Ermenilerin Silâhlanması
Görüştüğümüz bütün görgü tanıkları, Ermenilerin büyük bir isyan için gizliden
gizliye silâhlandıklarını ifade etmektedirler. Van’daki en
büyük silâh depoları yine bir Ermeninin ihbarı üzerine ortaya
çıkarılmıştır.Anlatıldığına göre, Davit isminde bir Ermeni
genci, Vatan isminde birTürk kızına âşık olmuştur. Ancak Davit
Taşnak komitesine mensuptur. Evlenmesi için Aram Paşadan (Aram
Manukyan) izin almak zorundadır. Ancak, Aram Paşa, bütün ısrarına
rağmen, Davit’e evlenme izni vermemiştir. Bunun üzerine Davit,
Aram Paşaya karşı gelmiştir. Aram Paşa derhal Davit’in ismine
kara haç basmıştır. Davit’i öldürme emri, en yakın arkadaşı
Dacat’a verilmiştir. Dacat, Davit’i kaçıp kaybolması için
uyarmıştır, ama Davit, Müslüman olmakla yetinmemiş, bildiği
kadarıyla Ermenilerin depoladıkları bütün silâhların yerini
ihbar etmiştir. Türk ordusuna teğmen olarak kabul edilen Davit,
Mehmet ismini almış ve “MuhbirMehmet” olarak tanınmıştır.
Bir gün Hamamönü mevkiinde Dacat’la karşılaşan Davit, arkadaşının
kendisini öldürmesine ihtimal vermemiş ama Dacat tabancayla
Davit’i öldürmüştür.(35)
Davit’in ihbarı üzerine başta Yedikilise köyü olmak üzereErmenilerin meskûn
olduğu birçok mahalde, okul ve kilisede çok sayıda silâh ve
mühimmat ele geçirilmiştir. Van’daki İngiliz Konsolos Yardımcısı
Dickson, daha 31 Mart 1909’da yazdığı bir raporda, Ermenilerin
Van’daki silâhlanma faaliyetine dikkat çekmektedir.(36)
Bütün görgü tanıkları, Ermeniler’in Van’a silâhları, deve yükü ile gelen
gazyağı varillerinin içerisinde saklayarak soktuklarını ifade
etmektedirler. Nitekim, 1915 Nisan’ında Van’da Ermeni ayaklanması
başladığında Ermenilerin ne denli silâhlandığı ortaya çıkmıştır.
Van isyanında Ermenilere karşı Türk ordusunda subay olarak
görev almış olan Venezuellalı Rafael de Nögalis,(37) yayınladığı Hilâl Altında Dört Yıl
(İspanyolca aslı: Cuatro Anos bajo la Media Luna) isimli
hatıratında, Ermenilerden yana, Müslümanlara karşı bir tutum
takındığı hâlde Ermenilerin korkunç düzeydeki silâhlanmalarını
inkâr etmez. Kitabında birçok tutarsızlık bulunan Nögalis,
Van’da 1915’te büyük bir ayaklanma ve Müslümanlara karşı taarruz
başlatan Ermenilerle ilgili olarak “Ermenistan’ın halâsı ve
mukaddes salibin galebesi için, evlerinin kararmış enkazları
arasında son nefese kadar mücadele eden Ermenilerin bize gösterdikleri
müşkilât çok büyüktü. Fakat fena talih yüzünden din kardeşlerimin
felâketi için sarfettiğim zamana lânet ediyorum.”(38) dediği hâlde, Ermenilerin Müslümanlara
karşı silâhça üstünlüğünü açıkça ifade eder. Ancak, gözden
kaçırılmaması gereken husus, Müslümanların ellerindeki silâhların
ise Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında bulunan bir vilâyetteki
ayrılıkçı Ermeni komitelerine ait olduğudur.
“Ermeniler, mavzer tabancaları ile iyi teslih edilmişlerdi (silâhlandırılmışlardı).
Bu tabancalarla kısa mesafelerde iyi netice istihsal ediyorlardı.
Âdeta makinalı tüfek gibi, 4 ile 6 tabanca ekseriya aynı zamanda
aynı hedefe ateş ediyorlardı. Bundan başka bir nevi burgu
icat etmişlerdi. Bununla evlerin tuğla duvarlarını çabuk deliyorlardı.Ermenileri
bir mevziden attıktan sonra tabancaları diğer yerde birçok
deliklerden görünmeye başlıyordu; biz vaziyetin ne şekil aldığını
anlayıncaya kadar bunlar ateşleriyle ölüm saçıyorlardı”.(39)
Nögalis, Ermenilerin uzun boylu bir isyana hazırlık dönemi yaşadıklarını
ve seksen hâkim noktada direniş mevzileri hazırladıklarını
ifade etmektedir: “Bağlar mahallesi (bugünkü Van’ın kurulduğu
yer, H.Ç.) münferit ve etrafı tuğla duvarlarla çevrilmiş sayfiyelerden
ibarettir.Ermeniler bu sayfiyeleri maharetle birbirine raptetmişler
ve bu surette kuvvetli mevziler vücuda getirmişlerdir. Topçularımıza
mukavemet edebilecek bu tesisattan başka Ermeniler, Van’ın
etrafında 80 nokta-i istinat yapmışlardı; bunların ateşi etrafa
hâkimdi”.(40)
Nögalis’in burada sözünü ettiği Ermeni evlerinin birbirine bağlanması yer
üstünden değil, yer altından tüneller marifetiyle olmuştur.Görüştüğümüz
görgü tanıklarının büyük bir çoğunluğu bu tünellerden ve Ermenilerin
bu yolla haberleştiklerinden ve birbirlerine silâh ve insan
takviyesi yaptıklarından söz etmektedirler.Yine aynı tüneller
vasıtasıyla Müslüman evlerine veya askerî noktalara ulaşıp
havaya uçurabiliyorlar. Nitekim, Nögalis’in günü gününe naklettiği
Van isyanında, 28 Nisan 1915 tarihinde Ermeniler Reşadiye
mahallesinin yarısını bu yolla havaya uçurmuştur.Adı geçenin
bu olayla ilgili olarak düştüğü not şöyledir: “Bugün Ermeniler
bir lağım yardımıyla Reşadiye mahallesinin yarısını berhava
ettiler; bu mahallede Yüzbaşı Reşit Bey ve Bargiri Kaymakamı
Bağlar Mahallesinin büyük kısmına ateşleriyle hâkim bulunuyorlardı”.(41)
Nögalis Ermenilerin sadece silâh depoladıklarından değil, onların bizzat
imal ettikleri toplardan söz etmektedir: “Mahsurların (Ermenilerin,
H.Ç.) ellerindeki top kendilerinin bizzat imal eyledikleri
eski bomba topları idi.Bu topları tuğla evler içinde muhafaza
ediyorlar; bunları evler arasından her tarafa, köşelere, methallere
ve barakalar arasından müdafaa edilebilecek sokaklara kolayca
gönderebiliyorlardı. Ermenilerin elinde binlerce mavzer tabancasından
başka çok miktarda filinta ve tüfek de vardı; bunları senelerce
satın alarak depo etmişlerdi.Ermenilerde, bize çok zayiat
verdiren, el bombası da mebzulen mevcut idi”.(42)
Hemen bütün görgü tanıkları Ermenilerin ellerindeki üstün ve o zamana göre
modern silâhlarından, Müslümanların ellerinde, hükûmetin dağıttıkları
dahil, basit martin tüfeklerinden dert yanmaktadırlar.Hatta,
bunlardan Şeyhine köyünden Hamza Dayı, Zeve köyünden Ermenilerle
giriştikleri çatışma esnasında, elindeki basit tüfeğin namlusunun
birkaç atıştan sonra patladığını büyük bir teessüfle anlatır.(43) Bir yanda namlusu patlamasın diye soğan
sürülerek soğutulan basit tüfekler, öte yanda Rusya’dan getirtilmiş
modern silâhlar...
Nögalis bütün Ermeni yanlısı tutumuna rağmen, “Ermeniler için her ev bir
kale hâlinde idi.”(44) demekten de kendini alamayacaktır.
Ermeniler sadece birer kale hâline getirdikleri evlerinden
ateş açmıyorlar, kiliselerini de birer taarruz yeri hâline
getirmişlerdir.Bu kiliselerden biri gerek kullanım, gerekse
mimarî tarzı açısından Pavlos Kilisesi’dir. Ermeniler bu kilisenin
kubbesindenMüslümanlara ateş etmişlerdir.(45)
Ermenilerin silâhlarının üstünlüğü karşısında onlara karşı duran aşiret
mensupları basit silâhlara ve çok sınırlı cephaneye sahiptirler.Nitekim
Nogales, bu durumu “Kürtler fişekten iktisat yapmak için daha
ziyade esliha-i cerihalarını (bıçak, süngü gibi) kullanıyorlardı.”(46) cümlesiyle ifade edecektir.
Vanlı Müslümanların Büyük Göçü
Vali Cevdet Beyin vilâyet çapında duyurduğu göç etme talimatı üzerine Vanlılar
henüz soğukların hâkim olduğu erken bir ilkbaharda yollara
dökülmüşlerdir.Görgü tanıklarının ifadelerine göre, Müslümanlar
her şeylerini bırakarak sadece, o da sahip olanlar, binek
hayvanlarını alıp batıya yönelmişlerdir.Bir kısmı, kara yolu
ile Tatvan üzerinden Bitlis’e, oradan Diyarbakır’a, Urfa’ya,
Antep’e, Halep’e, Adana’ya ve Konya’ya göçerken diğer bir
kısmı Van-Tatvan arasına Ermenilere ait olan gemilerle gitmeyi
tercih etmiştir. Bunların önemli bir bölümü Ermeni gemiciler
tarafından özellikle Adilcevaz’da bekleyen Ermeni fedailerine
teslim edilmiştir. Çoğu kadın, yaşlı, çocuk ve yaralılardan
oluşan bu insanlar, Ermenilerce imha edilmişlerdir.
Van, serin bir iklime ve soğuk sulara sahip bir yerleşim yeri olduğu için,
özellikle güney illerine göçen insanlar buradaki hava ve suya
alışamamış, özellikle Diyarbakır’daki kolera salgınından çok
insan hayatını kaybetmiştir. Vanlıların savaş yıllarında yaktığı
ünlü Ali Paşa türküsünün ilk dörtlüğü söz konusu dramı bütün
duygusallığı ile ortaya koymaktadır:
Arpa ektim biçemedim,
Bir düş gördüm seçemedim,
Alışmışam soğuk suya,
Issi sular içemedim.
Gerçekten de, Vanlı ektiği arpayı biçemeden ve gördüğü kâbuslu rüyayı yoramadan
yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Diyarbakır’da
ve Adana’da Van’ın buz gibi Kehriz ve Zernebat sularını bulmak,
tabiî, mümkün olmamıştır.
Göç esnasında, yaşanan dramı, bir bütün olarak göç trajedisini görgü tanıklarının
hıçkırıklarla bölünen ifadelerinde bulmak mümkündür.Bütün
bunlar yetmiyormuş gibi, yolculuk esnasında zaman zaman karşılaşılan
Ermeni saldırıları ve gidilen yerlerdeki diğer işgâller, yurtlarından
ayrılan Vanlıların trajedisini tamamlayan diğer unsurlardı.
Çeşitli sebeplerden dolayı göçemeyenlerin büyük bir kısmı Ermenilerce öldürülürken,
özellikle kadınlar çok kötü muameleye maruz kalmışlardır.
Görgü tanıklarından Nafia Çabuker, Zahide Coşkun, Şadiye Talay,
Esma Nine ve Süllü Bacının anlattıkları tüyler ürperten türdendir.Timar
mıntıkasındaki yedi köyün halkı göçmek için Van’a gelmiş,
ancak İskale ve Kalecik köylerindeki Ermeniler tarafından
çapraz ateşe tutulmuşlardır. Onlar da göl yoluyla gidebilecekleri
ümidiyle Zeve köyüne sığınmışlardır. Ne var ki, burada hem
Van Ermenileri hem de Ruslara öncülük eden Rus Ermenileri
tarafından kuşatılmış ve yok edilmişlerdir. Görgü tanıklarından
Ermeni asıllı Hacı Osman Gemicioğlu, Zeve katliamı meydana
geldiği sırada iskelede oturduklarını ve katliamın ertesi
günü bir grup çocukla Zeve’ye boş kovan toplamaya gittiklerini
ve gördükleri manzarayı anlatmışlardı.
Nögalis, Başkale yolunda artık Van’dan ayrılan Vali
Cevdet Beyden Van’da kalan kadın, çocuk ve yaşlıların Ermenilerce
katledildiğini öğrenmiştir.
Van, Ermenilerin eline geçince kalenin güneyinde kurulmuş olan tarihî şehir
baştan başa yakılmıştır. Rus işgâli tamamlanınca Van’daki
Ermeni komitelerinin komutanı Aram Manukyan Van’a vali tayin
edilmiştir.
Van’ı terk edip de hayatta kalmayı başarabilen Müslümanlar, 2 Nisan 1918’deki
kurtuluştan sonra yavaş yavaş yurtlarına dönmüşlerdir. Bir
fikir vermesi açısından göçen görgü tanıklarından bazılarının
kaç kişilik aile efradıyla Van’ı terk edip kaç kişiyle döndüklerine
bakıyoruz. Meselâ, Cemâl Talay yirmi kişilik nüfusu olan bir
aile ile Van’ı terk ettiklerini, 1921’de Suruç’tan ayrılıp
Van’a geldiklerinde aileden sadece kendisi ve bir erkek kardeşi
ile hayatta kalabildiklerini söylemektedir.(47) MehmetReşit Efendi, yirmi üç kişilik
bir aile ile Van’dan göç edip dönüşte üç kişi kaldıklarını
beyan etmektedir.(48)
Refik Özkanlı ise Van’ın kurtuluşundan sonra askere alındığını
ve askerlik dönüşünde “Allah’tan başka kimsem yoktu.”(49) demektedir.
Sevk ve İskân İsyanın Nedeni mi?
Ermenilerin dünya çapında yaptıkları propaganda ve lobicilik faaliyetlerinde
genellikle sevke zorlandıkları için isyan ettikleri ifade
edilmektedir. Nitekim, Avusturyalı şair Franz Werfel 1931
yılında yayımladığı Musa Dağı’nın Kırk Günü isimli
romanını bu teze dayandırmıştı. Werfel’in kitabı kısa zamanda
bütün batı dillerine çevrilmiş ve Avrupa’da çok kötü bir Türk
görüntüsünün oluşmasına sebep olmuştur. Yıllar sonra Werfel’in
dayandığı bilgilerin yanlışlığını, ne gariptir ki, yine bir
soydaşı ortaya koymuştur. Prof.Dr. Erich Feigl, Werfel’in
dayandığı ve çoğu Aram Andonyan’a ait belge ve bilgilerin
yanlışlığını, sahte oluşunu ortaya koymakla yetinmemiş, İngilizce
ve Fransızca çevirilerde düşülen çelişkileri örtbas etmek
için yapılan tahrifatı da tespit etmiştir.(50)
Feigl’e göre, “Ermeniler, Osmanlı Hükûmetinin onların yerlerinin değiştirilmesini
emretmeden bir ay önce Van’da isyan çıkarmışlardı. Bu da şunu
gösterir ki, Van’daki bu isyan verilen emrin bir sonucu değildir;
aksine, bu emir isyan sonucunda verilmiştir”.(51)
Georges de Maleville, Ermenilerin Van isyanını Sevk ve İskân Kanununun
çıkarılmasının tek değil, ilk nedeni olarak kabul etmektedir.(52)
Gerçekten de Van isyanı 1915 Nisan başında başlamış ve bir ay sürmüştür.Hâlbuki,
Sevk ve İskânKanunu 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) çıkmıştır.(53)
Van’da Ermenilere Soy Kırım Yapıldı mı?
Görgü tanıklarına Müslümanların Ermeniler’i öldürüp
öldürmediğini sorduğumuzda aldığımız bazı cevaplar ilginçtir.
Özellikle köyde oturanların hepsi, saldırmaya gelen Ermenilere,
barış simgesi olarak,köylülerce tuz-ekmek götürüldüğünü, ancak
Ermenilerin tuz-ekmeği götüren şahısları katlettiğini söylemektedirler.
“Bizim vicdanımız bizi zulmetmekten meneder. Hele kendi hâlinde, zavallı
insanlara hiçbir Müslüman hakaret etmez.(Bekir Yörük)(54)
“Onlara haksızlık yapılıyor diye isyan etmediler, bağımsız bir devlet kuracağız
diye isyan ettiler. Hatta biz hicretten döndükten sonra dağlara
kaçmış olan altı yüz kadar Ermeniyi sapasağlam Rusya’ya gönderdik”.
(Mehmet Delibaş)(55)
Sonuç
Görgü tanıklarından edindiğimiz izlenime göre, Ermeniler hırslarına mağlup
olarak doğuda bağımsız bir devlet kurma emeline kapılmış ve
bunun için terör dahil her vasıtayı meşru görmüşlerdir. Silâhla
saldırıya geçenErmenilere tuz-ekmekle karşılık verilmiş ama
bu, onları durdurmaya yetmemiştir. Osmanlıların Ermenilere
soy kırım uygulamak gibi bir niyeti olsaydı, bunu Kanunî Sultan
Süleyman döneminde yapardı.İnsanlar düşmanlarını en güçlü
oldukları zaman imha ederler; en zayıf oldukları zaman değil.
Bir yandan Galiçya’dan Yemen’e kadar bir yığın cephede fiili
savaş hâlinde olmak, öte yandan daha birkaç yıl önce bakanlık
verdiğiniz Ermenilere soy kırım uygulamak. Bu gerçek olmadığı
gibi, aklî ve mantıkî de değildir.
Tam savaşın ortasında bir de silâhlı Ermeni isyanı ile karşılaşan Jön TürkHükûmeti
de, başka herhangi bir devletin yapacağını yapmış, Ermenilerin
yardımıyla ilerleyen Ruslar karşısında Müslüman nüfusunun
bölgeyi terk etmelerini emretmiştir. Ardından, Van bölgesi
Ermenilerinin Doğu Anadolu’nun bu önemli şehrini silâh kullanarak
zaptetmesi ve işgalci Rus ordusuna teslim etmesi karşısında,
Anadolu’da yaşayan Ermeni nüfusunun sadakatına artık itimat
edilemeyeceği kanaatine varıp, Ermenilerin savaş bölgesinden
uzak yerlere nakledilmesini emretmiştir. 1915 yılında Van
bölgesinde hüküm süren özel koşullar altında, hiç kimse soy
kırımdan bahsetmemelidir.
Bir soy kırımdan değil, bir mukateleden söz edilebilir.Geçmişten ders almak,
günü doğru inşa etmeyi ve geleceğe sağlam yürümeyi sağlar.
Tarihteki acıları deşmek, eğer barışa, dostluğa hizmet
edecekse değer. Avrupa ve Amerika’daki Ermeni toplumu
bilmelidir ki, mevcut gayretiyle binbir dertle boğuşan
fukara Ermenistan’a iyilik değil, kötülük ediyorlar.
1. Hakkı Dursun Yıldız, İslâmiyet ve
Türkler, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 1980,
s. 154.
2. Orhan Kılıç, XVI. ve XVII. Yüzyıllarda
Van, Van, Van Belediye Başkanlığı, Kültür ve Sosyal İşler
Müdürlüğü yayını, 1996, s. 253.
3. Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir
Olayı, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü Yayınları,
1990, s. 22.
4. General Mayewski, Van ve Bitlis Vilâyetleri
Askerî İstatistiği, çev. Mehmet Sadık, haz. Hamit Pehlivanlı,
Van, Van Belediyesi Yayınları, 1997, s. 77.
5. Ibid., s. 73.
6. Salâhi R. Sonyel, İngiliz Gizli Belgelerine
Göre Adana’da Vuku Bulan Türk-Ermeni Olayları, Ankara,
Tarih Kurumu, 1988, s. 7-10 (f.o 371/560/1/37689).
7. Ergünöz Akçora, “Yaşayanların Diliyle
Van ve Çevresinde Ermeni Mezalimi”, Yakın Tarihimizde
Van Uluslar arası Sempozyumu, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Yayınları, 1990, s. 149-154.
8. Hüseyin Çelik, Görenlerin Gözüyle
Van’da Ermeni Mezalimi, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Yayınları, 1993, s. 38.
9. Ibid., s. 42.
10. Ibid., s. 50.
11. Ibid., s. 52 .
12. Ibid., s. 54.
13. Ibid., s. 73.
14. Ibid., s. 86.
15. Akçora, op. cit., s. 151.
16. Çelik, op. cit., s. 66.
17. Ibid., s. 70.
18. Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara,
Türk Tarih Kurumu, 1983, s. 165.
19. Sonyel, op. cit., s. 10.
20. Çelik, op. cit., s. 49.
21. Ibid., s. 70-71.
22. Ergünöz, op.cit., s. 149-150.
23. Çelik, op.cit., s. 52.
24. Ibid., s. 50.
25. Ibid., s. 56.
26. Ibid., s. 68.
27. Ibid., s. 73.
28. Ergünöz, op.cit., s. 153.
29. Çelik, op.cit., s. 77
30. Ibid., s. 81.
31. Ibid., s. 90.
32. Ibid., s. 92.
33. Ibid., s. 95.
34. Sonyel, op.cit., s. 8-10.
35. Bu olayın farklı görgü tanıkları
tarafından anlatılan yorumları için bak: Çelik op.cit.,
s. 63, 71, 78.
36. Sonyel, op.cit., s. 21.
37. (Türkçede yazılışıyla) Nögalis,
itilaf devletlerine asker olmak için müracaat etmiş, ancak
kabul edilmemiş maceracı bir subaydır. Daha sonra İstanbul’a
gelmiş, Enver Paşa ile görüşmüş ve 3. Orduda uzman olarak
göreve başlamıştır. Daha sonra 3. Ordu kurmay başkanı
Alman subay Goze’nin izni ile Van vilâyetinde Vali Cevdet
Bey’in emrinde görevlendirilmiştir. Konunun ayrıntıları
ve Nögalis’in tutarsızlıkları için bak: Rafael de Nögalis,
Hilâl Altında Dört Yıl ve Buna Ait Bir Cevap, çeviren
ve tenkit eden: Kaymakam Hakkı, İstanbul, Büyük Erkân-ı
Harbiye Reisliği Onuncu Şubesi Yayını, 1971, s. 58-76.
38. Rafael de Nögalis, Hilâl Altında
Dört Yıl, çeviren ve tenkit eden Kaymakam Hakkı, İstanbul,
Büyük Erkân-ı Harbiye Reisliği Onuncu Şubesi Yayını, 1931,
s. 20.
39. Ibid., s. 18.
40. Ibid., s. 17.
41. Ibid., s. 28.
42. Ibid., s. 23.
43. Zeve, İstanbul, Van’ı Tanıma ve
Tanıtma Cemiyet Yayınları, 1963, s. 12.
44. Nögalis, op.cit., s. 25.
45. Ibid., s. 26.
46. Çelik, op.cit., s. 95.
47. Çelik, op.cit., s. 84.
48. Ergünöz, op.cit., s. 152.
49. Çelik, op.cit., s. 89.
50. Feigl, op.cit., s. 110-142.
51. Feigl, “Wien,Van, Werfel”, Yakın
Tarihimizde Van Uluslar Arası Sempozyumu, Yüzüncü Yıl
Üniversitesi, 1990, s. 46.
52. Georges de Maleville, 1915 Osmanlı-Rus-Ermeni
Trajedisi, çev. Nejdet Bakkaloğlu, İstanbul, 1998, s.
50.
53. Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir
Olayı, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 1990, s. 11.
54. Ibid., s. 54.
55. Ibid., s. 72.