Söyleşi: K. Şule ERDEM
Soru- Ermeni Sorunu nasıl ortaya çıkmıştır?
Halaçoğlu- Tarih insanların hayal ettikleri midir?
Yoksa, farklı pencerelerden, yani sağlam kaynaklardan elde
edilen bilgilerle varılan sonuç mu?
Ermeni
soy kırım iddiaları, ciddî anlamda bütün Türkleri rahatsız
etmektedir. Ancak bu konuda iddialarda bulunanlar, Ermenilerin
toplu bir katliama tâbi tutulduğunu açıkca belirten bir
kaynağa dayanmadıkları gibi, özellikle o dönemdeki hükûmetin
böyle bir emir verdiğine, hatta imada bulunduğuna dair
de somut bir belge ortaya koyamamaktadırlar. soy kırım
iddiasında bulunanların, o dönemde Fransa, İngiltere ve
Rusya’nın tehcirle (mecburî iskân) Osmanlı Devleti’ni
paylaşma politikalarının önüne set çekilmiş olduğunu ve
bu nedenle böyle bir suçlama içine girerek, bunu bir baskı
unsuru olarak ele aldıklarını göz ardı ediyorlar. Bunu
adı geçen ülkelerin, Osmanlı Devleti ile ilgili politika
raporlarında görmek mümkündür. Nitekim Rusların Osmanlı
nezdindeki büyükelçisi Zinovyev, 26 Kasım 1912’de Rusya’ya
gönderdiği raporunda (Rusya Dış Politika Arşivi,
Siyasî Kısım nr. 117/293), Rusya’nın politikasını açıkca
ortaya koymaktadır. Zinovyev bu raporunda şunları şöylemektedir:
”Bu anlatılanlar Ermeni halkının gittikçe Rusya tarafını
tutmakta olduğunu göstermektedir ve bu isteğin gerçekten
de içten ve samimî olduğu ortadadır. Rusya’ya olan sempati
Ermeni burjuvası ve aydınları arasında da yaygındır. İhtilalci
partiler artık gittikçe itibarını kaybediyor ve yerine
konservatif (muhafazakâr, tutucu) programıyla yeni partiler
kuruluyor. Van, Bâyezid, Bitlis, Erzurum ve Trabzon konsoloslarımızın
bildirdiklerine göre bu vilâyetlerdeki Ermenilerin hepsi
Rusya tarafındadırlar ve bizim ordularımızı bekliyorlar
veya Rusya’nın kontrolü altında reformlar yapılmasını
istiyorlar. 21 Kasımda Bâyezid konsolosunun bildirdiğine
göre, bütün Ermeniler Türkiye’ye karşı düşmanca tavırda
bulunuyorlar ve Rusya’nın protektörlüğünü (hamiliğini,
korumacılığını) Ermeni topraklarını işgal etmelerini bekliyorlar.
Ermeni Patriği Rusya’ya Türkiye’deki Ermeni halkını kurtarması
için yalvarmaktadır.
Bana göre, biz bu koruyucu tavrımızı devam ettirmeliyiz. Şunu da unutmayalım
ki, Türkiye’nin Ermeni vilâyetlerinde durum çok istikrarsızdır.
Her an ayaklanmalar ve düzensizlik ortaya çıkabilir. Eğer
bir katliam meydana gelirse, bu halkın militanları bizden
destek alabileceklerine güvenmezlerse “Üç Devlete” başvuracaklardır.
Bu durumda biz şansımızı kaybederiz; fırsat Avrupa devletlerine
geçecektir”.
Buna karşılık yine aynı büyükelçi 6 Mart 1909’da “Osmanlı İmparatorluğu’nda
Durum” adı altında geçtiği gizli raporda (Rusya Dış Politika
Arşivi, Siyasî Kısım, nr. 37, s. 252) şunları yazmıştı:
“Bitlis’teki Ermenilerin ne Türklerden, ne de Kürtlerden şikâyetleri
varken, Ermeni komitacı dernekleri kurulmakta ve dernekler
geniş faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Dernek üyeleri her pazar
günü Bitlis kilisesinde toplantılar ve konuşmalar yapmaktalar.
İhtilal fikrinde olan Ermenileri bir araya getirerek yönetime
karşı mücadele için kışkırtmaktalar. Toplantılar yasaklanınca
Ermeniler, bu defa aynı anlamdaki bildirileri her tarafa yapıştırmışlar.
Şu sırada Ermeniler arasında ihtilalin ihtiyacı için vergi
toplanmaktadır. Çoğu Ermeninin, bu tür eylemlerin Ermenilere
zarardan başka bir şey getirmeyeceğini ve silâh için para
vermeyeceklerini söyledikleri, bunun üzerine Ermeni ihtilal
komitelerinin şiddet kullanma ve karşı çıkanları kılıçtan
geçirme tehdidiyle bu tür grupları sindirdikleri öğrenilmiştir”.
Esasen, Ermeni konusunda araştırma yapanlar, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın
ne zamandan beri Osmanlı Ermenileriyle ilgilenmeye başladıklarını
ve hangi gayeleri olduğunu göz önüne alacak olurlarsa, Ermenilerin
asıl kimler tarafından kullanıldıklarını ve gerek çetelerle
Osmanlı güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda ve gerekse
iki halk arasında çıkan mücadelelerde her iki taraftan ölenlerin,
asıl katillerinin kimler olduğunu anlamaları mümkün olacaktır.
Soru- Ermeni sorununa yaklaşımlar hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Halaçoğlu- Yüzlerce yıl Türklerle ve Osmanlı ülkesinde
huzur içinde yaşayan ve hatta Müslüman unsurla bütünleşen
Ermeniler, 800 yıl sonra neden ve nasıl oldu da düşman addedilmek
durumunda kaldı? Objektif bir tarih araştırıcısı, eğer gerçekleri
arıyorsa, bu bakış açısını göz ardı etmeyerek bir değerlendirme
yapmak durumundadır. Birtakım hayalî savlarla ve duygusal
değerlendirmelerle, olduğundan başka bir tarih yazan ve tarihi
çarpıtan kişinin, sadece belli çevreler adına hareket ettiği
sonucu ortaya çıkar. Bu kimselerin kime veya neye hizmet ettiklerini
anlamak zor olmasa gerektir. Fransa parlâmentosunun aldığı
kararı (18 Ocak 2001) aslında Fransa’nın yeni bir politikası
gibi algılamak safdillik olur. Zira Fransa’nın Ermenilerle
daha 1850’lerde ilgilendikleri bütün kaynaklarda yer almaktadır.
Osmanlıların Ruslarla yaptıkları Ayastefanos Anlaşması (1878)
sonrasında ise Rusların Osmanlı ülkelerine tümüyle sahip olacakları
korkusu, Fransa ve İngiltere’yi harekete geçirmiştir. Bu tarihlerden
sonra, Ruslar tarafından daha önce kurdurulan Taşnaksutyun
ve Hınçak gibi komitelerin, yaptıkları insanlık dışı faaliyetlere
rağmen desteklenmesi de bundandır. Keza Osmanlı şehirlerinde
Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları Doğu Anadolu’daki 6 vilâyette
ıslahat yapılması ve burada Fransa, İngiltere ve Rusya’nın
(1914’te bu ittifaka Almanya da dahil olmuştur.) önerdiği
üç gayrı müslim adaydan birinin Osmanlı hükûmetince vali tayini
isteği, yine Anadolu’nun paylaşılması plânının bir parçasıdır.
Böyle bir politikanın takip edildiği, Sevr’le kanıtlanmış
ve neticede Osmanlı toprakları paylaşılmıştır. Bu dönemde
Fransa’nın işgal ettiği Adana, Maraş ve Antep’teki askerî
varlığının yarısının Ermeni lejyonerlerinden oluşması da,
Ermenilerin hangi gaye ile desteklendiklerini ortaya koymaktadır
(Halil Aytekin, Kıbrıs’ta Monarga (Boğaztepe) Ermeni Lejyonu
Kampı, TTK yayınları, Ankara 2000). Yine aynı şekilde
Rus ordusu içinde de çok sayıda Ermeni yer alması, bunun diğer
bir kanıtıdır. Nitekim sınırdaki Osmanlı seyyar Jandarma komutanlığının
raporunda Rusların sınıra yakın Türk köylerini aradıkları,
buldukları silâhları Ermenilere dağıttıkları, Ermenilerden
asker topladıkları ve Kars bölgesindeki düşman askerinin çoğunun
Ermenilerden oluştuğu rapor edilmiştir (Başbakanlık Osmanlı
Arşivi, Emniyet-i Umumiye, 2. Şube, Dosya 2F/9).
Soru- Soy kırım iddialarıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Halaçoğlu- Aslında tarafsız olarak düşünüldüğünde,
bir soy kırımın yaşanıp yaşanmadığı kolaylıkla anlaşılabilir.
Bunun için 1915’ten sonra, başta Fransa, Amerika, Rusya, İngiltere,
İran, Suriye vb. ülkelere ne kadar Ermeninin gittiğinin nüfus
kayıtlarından öğrenilmesi ve hâlen bu ülkelerde yaşayan Ermenilerin
miktarlarının tespiti, Ermenilerin iddia edildiği gibi öldürülüp
öldürülmediklerini ortaya koyacaktır. Zaten öldürüldüğü iddia
edilen Ermenilerle ilgili verilen rakamların da tutarsızlığı
bunu ispat için kâfidir. Son zamanlarda, öldürülenlerle ilgili
verilen rakamın 1,5 milyonun üzerinde ifade edilmesi, işin
nasıl çığırından çıktığının göstergesidir. Kaldı ki öldürüldüğü
iddia edilenler nereye gömülmüştür? Toplu mezarlar nerededir?
İddiada bulunanlar, bunları açıklamak, Türklerin bu türden
katliamları yaptıklarını kabul ettirmek için bu toplu mezarları
göstermek mecburiyetindedirler. Bunun cevabının nasıl verildiğini
görür gibiyim.
Ermeni delegasyonu başkanı Boghos Nubar Paşa, Fransa Dışişleri Bakanlığına
gönderdiği raporda (Archives des Affaires Etrangères de France,
Série Levant, 1918-1928, Sous série Arménie, Vol. 2, folio
47), Osmanlı topraklarındaki Ermenilerin ne miktarda hangi
ülkelere sürüldüklerini bildirerek, tehcirin bir soy kırım
olmadığını bir yerde ispat etmiştir. Öte yandan Amerika Büyükelçisi
Hanry Morgenthau’ın hatıralarında (Ambassador Morgenthau’s
Story, New York 1918) yer alan Ermeni protestanlarının vekili
Zenop Bezciyan’ın ifadeleri de Boghos Nubar’ı teyit etmektedir.
Ama asıl şaşırtıcı olanı, bu zatların ifade ettikleri rakamların
Osmanlı Arşivindeki tehcir edilenlerle ilgili şehir şehir
verilen rakamlarla uyuşmasıdır (Bkz. Yusuf Halaçoğlu, Ermeni
Tehciri ve Gerçekler, 1914-1918, TTK Yayını, Ankara 2001,
s. 73-80). Öyleyse Ermenilerin öldürüldükleri iddialarını
ileriye sürenler neden böyle bir yola başvurdular? Bunu da
Prof.Dr.Heath W. Lowry’nin Büyükelçi Morgbenthau’un Öyküsünün
Perde Arkası, İstanbul 1991 adlı eserinden öğrenebiliriz.
Burada temel hedefin, “Amerikan halkını, savaşın zaferle sonuçlanması
gereğine inandırmak” olduğu açıkca belirtilmektedir.
Peki hiç Ermeni ölmemiş midir? Şurası tarihî bir gerçektir ki Ermenilerin
Osmanlı Devleti’ne karşı dış güçlerin desteğiyle giriştikleri
ayaklanma, her devletin tabiî olarak kendisini savunması olarak
değerlendirebileceğimiz bir nitelikte birtakım tedbirlerin
alınmasına yol açmıştır. Bu tedbirlerin başında Ermenilerin
bulundukları yerlerden, yine Osmanlı topraklarında, zararlarını
ortadan kaldıracak bir coğrafyaya nakledilmeleri gelmektedir.
Ancak tehcir dediğimiz bu mecburî iskân, doğal olarak meşakkatli
geçmiş, pek çok masum sivil Ermeninin mağduriyetine sebep
olmuş ve yaklaşık 9-10 bin Ermeni eşkıya saldırı; 30 bine
yakın kişi de hastalıktan ölmüştür. Buna rağmen bu büyük yer
değiştirme olayının canlı şahitleri, naklin büyük bir düzen
içinde gerçekleştirildiğini yazmışlardır. Bunların başında
Amerika’nın Mersin konsolosu gelmektedir. Edward Natan, 30
Ağustos 1915’te büyükelçi Morgenthau’a gönderdiği raporunda
şunları söylüyor: “Tarsus’tan Adana’ya kadar bütün hat güzergâhı
Ermenilerle doludur. Adana’dan itibaren bilet alarak trenle
seyahat etmektedirler. Kalabalık yüzünden sefalet ve çektikleri
zahmete rağmen hükûmet bu işi son derece intizamlı bir şekilde
idare etmekte, şiddete ve intizamsızlığa yer vermemekte, göçmenlere
yeteri kadar bilet sağlanmakta ve muhtaç olanlara yardımda
bulunmaktadır” (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye, Emniyet-i
Umumiye, 2. Şube, nr. 2D/13).
Soru- Ermenilerin tehcirinde başka hangi sebepler yatmaktadır? Ermenilerle
ilgili olarak tarih kitaplarımızda yeterli bilgiye neden yer
verilmemiştir?
Halaçoğlu- Ermenilerin tehcir edilmelerinde şurası
da gözden uzak tutulmamalıdır. I. Dünya Savaşı’nın devam ettiği
ve müttefik donanmalarının Çanakkale’ye saldırdıkları ve dolayısıyla
Türklerin ölüm kalım mücadelesi verdikleri bir sırada, yani
Mart 1915’te Ermeniler Van’da Ruslara yardım için büyük hazırlıklara
girişmişler, 15 Nisan’da Van vilâyetinde, 17 Nisan’da Çatak’ta,
ertesi gün Bitlis’te ve nihayet 20 Nisan’da Van’ın merkezinde
ayaklanmışlardır. Bu durumda bir devlet ne yapabilirdi? Çanakkale
savaşlarının cereyan ettiği bir sırada Ermenilerin başlattıkları
ayaklanma bir tesadüf müydü? Van’a giren Rusların en önünde
Ermenilerin bulunması yine olağan bir durum muydu? Yoksa,
Sevr sonunda binlerce kilometre öteden gelip Anadolu’yu parselleyenler
Ermenileri mi kurtarmak düşüncesindeydiler? Evet, bunların
Türkiye’de “resmî okullarda” düşmanlıkların sürmemesi düşüncesiyle
okutulmaması ve öğretilmemesi bir ideoloji miydi? Eğer birileri
bir şekilde terör hareketlerine girişerek, yabancı kuvvetlere
destek vererek, içinde yaşadıkları ülkeye karşı savaşarak
ihanet etmişlerse, herhalde o ülkenin ihanet edenlere karşı
hem hukukî hem de güvenliği sağlamak düşüncesiyle harekete
geçmesi meşru değil mi? Buna rağmen Cumhuriyet dönemi, Türk
gençliğine tarihî düşmanlık yerine barışı hâkim kılmak felsefesi
üzerine inşa etmiştir. Yoksa geçmişle olan bağın kopması hiçbir
zaman düşünülmemiştir. Zaman zaman bazı kimseler tarafından
“reddi miras” söz konusu edilerek Osmanlı gerçeği bir tarafa
itilmişse de, tarihle hiçbir şekilde bağlar koparılmaya çalışılmamıştır.
Nitekim bunun en somut örneği, Atatürk tarafından 1931 yılında
Türk Tarih Kurumunun kurulması ve fakültelerde Osmanlıca öğretiminin
gerçekleştirilmesidir. Bugün buna bağlı olarak, yüzlerce-binlerce
kişi Osmanlıca dediğimiz yazıyı okuyabilmekte ve Osmanlı belgeleri
üzerinde araştırma yapabilmektedirler.
Soru- Ermeni soy kırım iddasında bulunanlar, bu iddialarını neden belgelememektedirler?
Halaçoğlu- Osmanlı Arşivinde Ermeni konusunu araştıran
yerli ve yabancı bilim adamları, Ermenilerin şu veya bu ad
altında sistemli bir öldürme hareketine maruz kaldıklarını
söyleyememektedirler. Zira bugüne kadar böyle bir belge tespit
etmiş değiller. Bundan sonra da bulmaları mümkün değildir.
Zira soy kırım olarak adlandırılacak böyle bir hadise olmamıştır.
Buna bağlı olarak Türklerin, gerçek olmayan bir iddiayı kabul
etmeleri ise hangi ad altında olursa olsun, beklenmemelidir.
Bazı kimselerin arzusunun yerine gelmesi için Ermenilerin
soy kırıma uğradıklarını kabul etmek lüksünü göstermemiz de
mümkün değildir. Çok suçlanan İttihat ve Terakki yöneticileri
ise Malta’da İngilizlerce tutsak edilip, her türlü imkân ellerindeyken
(Osmanlı arşivleri dahil), muhakeme edilmek için, suçlanacak
delillerin bulunmaması sebebiyle serbest kalmışlardır (Bilal
Şimşir, Malta Sürgünleri, Ankara 1985). Buna rağmen,
ne yazıktır ki, İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri, Anadolu’daki
alışkanlıklarını devam ettiren bir kısım Ermeni militanı tarafından
öldürülmüştür.
Türk İstiklâl Savaşı’nda işgal kuvvetleriyle Osmanlı topraklarına geri
dönen Ermeniler -işgal kuvvetlerinin Ermeni haklarını ve mallarını
korumak düşüncesi bulunmamakla beraber- ne gariptir ki, mallarını
fazlasıyla elde etmelerine rağmen, çocuk-kadın ihtiyar demeksizin
binlerce Müslümanı katletmişlerdir. Ne garip tecelli! Bu hareket
onlara 31 Aralık 1918 tarihinde çıkarılan geri dönüş kararnamesiyle
sahip oldukları topraklarını ve mülklerini kaybettirmiş, yardım
ettikleri işgal kuvvetleriyle birlikte terk-i vatan etmelerine
sebep olmuştur.
Soru- Sonuç olarak neler söylemek istersiniz?
Halaçoğlu- Eğer tarihî olayları önyargıya kapılmadan,
kendi beyninin beyi olarak zaman, mekân ve siyasî yönleriyle
değerlendirdiğiniz takdirde, haksız suçlamalardan ve haksız
suçlamaların doğurduğu küçülmekten kurtulmayı sağlayabilirsiniz.
Tarih acımasızdır. Tarihi yanlış yorumlayanlar ve yargılayanlar,
bir gün kendilerinin de aynı şekilde yargılanacaklarından
ve hatta mahkûm edileceklerinden kuşku duymamalıdırlar. Haçlı
seferlerinin neden yapıldığını bilenler, masum Ermenilerin
kimler tarafından neye alet edildiklerini ve ne için kandırıldıklarını
da bileceklerdir. Dünyayı geçmişte sömüren, sömürgeler kuran
ve halen sömürenler, sömürgelerinde yüz binlerce, milyonlarca
insanı katledenler, “siyah abanoz ticareti” yapanlar, hayrettir
ki bugün sözde Ermenileri koruyanlardır. Ne garip?! Ne kadar
inandırıcı!? Ne kadar insanî!... Buna inanılmasını isteyenler
ise ne kadar akıllı!...