Nejat GÖYÜNÇ**
Prof.Dr., İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Emekli
Müteveffa Öğretim Üyesi
Nedir, ne anlama gelmektedir 24 Nisan, Birinci Dünya Harbi içerisinde
24/25 Nisan 1915 gecesi İstanbul’da 2345 Ermeni tutuklanır,
aralarında doktor, avukat, gazeteci, din adamları da vardır.
Bunlar Ermeni İhtilâl Örgütü üyesi olduklarından Anadolu’ya
sevk olunurlar. Anadolu’nun özellikle Doğu ve Güney-Doğu kesimlerinde
oturan Ermeniler de aynı muameleye tâbi tutulurlar.
Türk meslekdaşların Osmanlı-Ermeni ilişkilerinde üzerinde durdukları başlıca
iki konu vardır: 1. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan
bir süre sonra Bursa’dan bir Ermeni din adamını getirterek
Ermeni Patriki tayin etmiş, bütün Ermenilerin işlerini
ona devretmiştir, tıpkı Rum ve Yahudi cemaatleri için
de yaptığı gibi 2. Ermeni sorunu 1878 Berlin
Antlaşması’ndan sonra ortaya çıkmıştır. Şimdi bunlar üzerinde
biraz duralım:
Ermeni Patrikliği Meselesi
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra, bu şehirdeki Ermeni cemaatini
1461’de Bursa’dan bir kısım Ermeni aileleri ile birlikte getirttiği
Piskopos Ovakim (Ermenice Yovakim)’in emrine vermiş, onların
nizamını kendisinden istemiştir. Bu maksatla da Samatya’daki
Sulu Manastır Kilisesi’ni Ermenilere tahsis etmiştir, denilir.
Bu bilginin kaynağı 1786’da Venedik’te basılan Çamiçyan’ın
Ermeni Tarihi adlı eseridir. İstanbul Üniversitesi’nde Edebiyat
Fakültesinde rektörlük yapan, çok kıymetli bir araştırıcı
ve öğretici olan Hrand D. Andreasyan vasıtası ile Türk okuyuculara
da intikal etmiştir.1 Bu satırların yazarı da vaktiyle bu malumatı kullanmıştır.2
Lâkin 1982’de Princeton Üniversitesindeki bir toplantının
bildirileri yayınlanınca, bu bilginin pek de doğru olmadığı
anlaşılıyor. Kevork B. Bardakjian “The Rise of the Armenian
Patriarchate of Constantinople” başlıklı makalesinde Çamiçyan’ın
yazdıklarını irdeliyor. Hayk Berberian’ın bu konuda çalışmalarından
bahsederek, İstanbul’daki Ermeni ruhanî liderinin ancak Kanuni
Süleyman zamanında Marhasa Grigor (1526-1537) ve onun halefi
Astuacatur (1538-1543) devrinde güçlendiğini ve 1543’ten sonra
da bu ikinciye İstanbul Patrik’i denildiğini, Berberian’dan
naklen kaydediyor.(3) Stanford J.Shaw da Fatih devrinde Roma ile birleşme
düşüncesine karşı olan Gennadios Skolarios’un bütün Ortodoksların
dinî reisi tayin edildiğini, Ermenilere millet statüsü verilmesinin
ise Memlûk Sultanlığı’na karşı Osmanlıları desteklemek şartı
ile, Yavuz Sultan Selim zamanında olduğu kanaatini belirtiyor.(4)
Bardakjian yüzyılımızın başlarında İstanbul’da yaşayan Arşak Alpoyaçean’ın
görüşlerine de makalesinde yer veriyor. Ermenilerin İstanbul’un
fethinden önce de bu şehrin dini denetiminde olduğu, Osmanlı
idaresinde ise İstanbul Ermeni ruhanî liderliğinin alanının
genişlediğini kaydediyor.
Bununla beraber Bardakjian, 1462-1487 tarihleri arasında Ankara, Amasya,
Sivas, Trabzon ve Kefe’de yazılan Ermeni kolofonlarına dayanarak
İstanbul Ermeni Patrikliği’nin o tarihlerde hiçbir yerde en
yüksek Ermeni ruhanî makamı olarak tanınmadığına işaret eder.
Kolofon, Ermeni papazlarının tuttukları günlüklerdir. Bunlar,
dönemin olaylarını kısa kısa aktarır.
Çamiçyan’ın kaydettiği ve Hrand D. Andreasyan’ın da Eremya Çelebi Kömürçüyan’ın
İstanbul Tarihi’ne yazdığı geniş notlarda naklettiği “altı
cemaat” deyiminin de ancak 1764’te Ermeni Patrikhanesi’ne
verilen beratta zikr edildiğini ilâve ediyor. Netice olarak
da eğer Fatih Sultan Mehmet, Yovakim’i Bursa ve Ankara’dan
getirdiği Ermenilere Patrik tayin etmişse, bu ancak İstanbul
ve Galata’da, belki de Üsküdar’da tanınmıştı, hükmüne varıyor.(5)
Ermeni Sorununun Siyaset Sahnesine Çıkması
Bunun 1878’den sonra olduğu doğrudur. Bununla beraber, bazı Ermeniler çok
daha önceleri Osmanlı idaresinden kurtulmanın yollarını aramışlar,
kendilerine destek bulmak için çabalamışlardır. Meselâ 1562’de
aslen Tokatlı olan Abgar adlı bir Ermeni, aralarında oğlunun
da bulunduğu üç kişilik bir heyet hâlinde Roma’ya Papa’yı
ziyarete gider. Roma’nın teklifi, dönüşünde Abgar’ın Ermeni
Kralı ilân edilmesi, fakat Ermeni Kilisesi’nin Roma’nın hâkimiyetini
tanıması karşılığı kendisine yardım edilebileceğidir. Bu girişim
sonuçsuz kalır.(6)
1566’da Van’da bin kadar Hristiyan toplanır, üç gün bir arada kalır, fesat
çıkartırlar. Olay Van Beylerbeyi tarafından Divan-ı Humayun’a
bildirilir.(7) Bunlar da Ermenilerdir.
Zeytun isyanları 1780’de başlar, uzun süre, aralıklı olarak devam eder.(8) Böylece, bir ülke bütünlüğünü bozmaya çalışanların memleket
içinde birilerini bulacaklarını, her zaman kendilerine yandaş
temin edeceklerini unutmamak lazımdır. Fırsatı düştüğünde
de siyasî mahiyet alır.
Ermeni sevkini diline dolayanlar, 1828-1829 Osmanlı Rus Harbi’nde Doğu
Anadolu’dan ve İran’dan da 1828’de Rusya’ya türlü vaadlerle
göçürülen, sonra da orada perişan edilen Ermenilerden neden
bahsetmezler? Bunların sayısı tahmini yüzbini bulmaktadır.(9)
17 Mayıs 1915’te de Ruslar Van’ı işgal ederler, şehirdeki Ermeniler onların
tarafına geçmişlerdir. Müslümanları katletmeye başlarlar.
80.000 Müslüman Bitlis istikametine kaçmaya başlar. İşgalden
önce de Van Ermenilerinin ayaklandıkları, kaledeki zayıf Türk
garnizonuna ağır kayıplar verdirdikleri, şehrin de asilerin
eline geçtiği Alman Dışişleri Arşivleri’ndeki belgelerle sabittir.
Belgeler de İstanbul’daki Alman Büyükelçisi Wangenheim’in
raporlarıdır ve yayınlanmışlardır.(10)
Bu tür belgeler, yayınlar nedense gözardı edilmektedir.
Ermeniler Osmanlı idaresinde geniş imkanlara sahip olmuşlardır. XVI. yüzyılda
Vezir Mehmet Paşa(11) XVII.
yüzyılda Kaptan-ı derya ve Sadrazam olan Halil Paşa(12) Ermeni asıllı olup, Müslüman olmuşlardır.
1523’te Toroslarda Gülek kalesinde oturan 165 hane, 50 bekâr
yaklaşık 875 kişi Ermenidir, kale hizmetlerinde çalıştıklarından
olağanüstü vergilerden (avarız) muaftırlar.(13) Karaisalı’da En-Nahşa kalesinde oturan
Ermeniler de öşür, cizye ve bad-i hava gibi vergileri vermemektedirler,
muaf tutulmuşlardır. Belli ki bazı hizmetleri karşılığında
bu bağışıklığı kazanmışlardır.(14) XVIII. yüzyılda Divrikli Düzyan ailesinden saray kuyumcuları,
Darphane nazırları, Şaşyan ailesinden saray hekimleri, XIX.
yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane müdürleri, Dadyan ailesinden
Baruthane nazırları,(15) Balyan ailesinden mimarbaşılar, II.
Abdülhamid devrinde Ermeni hariciyeciler, Balkan harbi sırasında
Hariciye Nazırı (Gabriel Noradonghian Efendi) vardır. Midhat
Paşanın kahyası, yani en önemli yardımcısı Kirkor Odyan Efendidir.
Kasım 1879’da Osmanlı Dahiliye Nezareti Genel Sekreteri Artin
Dadyan Efendidir.
Doğu Anadolu’da oturan Ermeni nüfusun Osmanlı yönetimi buralarda güçlenince
kırsal alanlardan büyük ticari şehirlere göçtükleri belgelerle
sabittir.(16) Osmanlı Tahrir defterleri verilerine
göre, şehirlerde toplandıklarından kaza ölçeğinde Hristiyan
nüfus % 5 ile 20 arasında değişmektedir. Bunların da ne kadarı
Ermenidir belli değildir, çünkü aralarında Süryaniler de vardır.(17)
XIX. yüzyılda Rusların ve Anadolu’daki misyoner okulları mensuplarının
tahriki ile bir kısım Ermeniler ülkelerini terk ederek başka
yerlere giderler.(18) Rusya’ya göçürülenler dışında, Amerika’ya
da 1890-1900 arasında 12.000 Ermeninin göç ettiği, XX. yüzyılın
başlangıcında göçün daha da hızlandığı anlaşılmaktadır.(19)
1885’ten sonra üç Ermeni İhtilal Örgütü kurulur. Bunlardan birisi Armenakan
Partisi’dir. Kurucularından elebaşı Mıgırdıç Portakalyan’ın
babası Mikael Portakalyan, gençliğinde Paris’e tahsile gönderilmiş,
dönüşte 1858’de Bâb-Âlî Tercüme Odasında çalışmış, 1886’da
Maliye Nezareti danışmanı, sonra da Ziraat Bankası müdürü
olmuştur.(20)
Mıgırdıç, İstanbul’da Ermeni okullarından birinde öğrenim
görmüş, genç yaşta siyasi faaliyetlere girişmiş, zaman zaman
yurt içinde, bazen de yurt dışında Ermeni ayrılıkçı çabalarına
katılmıştır. 1885’te Marsilya’da Armenia gazetesini çıkartmış,
öğrencilerinden dokuzu da Armenakan Partisi’ni kurmuşlardır.
Mıgırdıç Portakalyan’ın yayınlandığı Armenia gazetesi ve kendi
matbaasında bastırdığı beyannameler Maraş’a gönderilerek dağıtılır.
Çukurova’dan ve başka yerlerden Ermeni delikanlılarından layık
olanlarının seçilerek Avrupa’ya gönderilmeleri, orada eğitildikten
sonra tekrar memleketlerine yollanmaları istenmektedir. Gaye
Ermenilerin kendilerini idare etmeleri, diğer bir deyişle
bir Ermeni Devleti kurulmasıdır.(21)
İkinci bir örgüt de Hınçak (Çan) Partisi’dir. Bunlar, 1887’de Cenevre’de
Rusya’dan Avrupa üniversitelerine giderek tahsillerine başlayan
iyi aile çocuğu yedi genç Ermenidir. Hepsi Marksisttir. Mıgırdıç
Portakalyan ile yakın ilişkileri vardır. Anadolu’da Bafra,
Merzifon, Amasya, Tokat, Yozgat, Eğin (Kemaliye), Arapkir
ve Trabzon’da örgütlenirler. İstanbul’da da teşkilâtları vardır.
15 Temmuz 1890’da Kumkapı nümayişini, Ağustos 1894’te Sasun
isyanını, 30 Eylül 1895’te Bâb-ı Âlî yürüyüşünü, 24 Ekim 1895
Zeytun isyanını bunlar başlatır, yönetirler.(22)
Bahis konusu olayların mahiyeti nedir, bunlara da değinmek gerekir.
Kumkapı Olayı
Hınçak Cemiyeti üyelerinden bir grup 15 Temmuz 1890 Pazar günü Kumkapı
Ermeni Kilisesi’ne giderek ayine müdahele ederler, içlerinden
biri Ermeni ıslahatı hakkında bir beyanname okur. Bu olay
tarihe Kumkapı Nümayişi olarak geçer. Birkaç gün sonra da
olayın elebaşısı Ermeni Patrikhanesi’ne giderek oradaki Türk
armasını parçalar, Patrik’i zorla yanlarına alarak Yıldız
Sarayı’na yürüyüşe geçerler. Askerler önlerini keser, çatışmada
iki taraftan ölenler olur.(23)
Sasun İsyanı
Ağustos 1894’te Diyarbakır Vilâyetinin Sasun kazasında Hınçak Cemiyeti
üyelerinden ve kumkapı olayının faillerinden Haçin (Saimbeyli)li
Hamparsum Boyacıyan’ın tahrikleri sonucu Ermeniler ile Müslüman
halk arasında çatışmalar çıkar. Boyacıyan önce Atina’ya kaçıp
sonradan tekrar Türkiye’ye gelmiş, birçok şehirde halkı tahrikte
bulunmuştur. Onun yaptıklarının çoğu zamanının Ermeni gazetelerinden
tercüme edilerek Osmanlı İstihbaratına intikal etmiştir.(24) 23 Ağustos 1894’te Osmanlı kuvvetleri
olayı bastırır. Bu olaya I. Sasun isyanı denilir.(25)
Babıâli Yürüyüşü
30 Eylül 1895’te Hınçak grubuna mensup kalabalık bir Ermeni topluluğu Kumkapı’daki
Ermeni Kilisesi’nde toplanarak Babıâli’ye yürüyüşe geçerler,
kendilerine sadrazama isteklerini yazılı olarak vermeleri
haberi gönderilir, yürüyüşten vazgeçmeleri de emrolunur. Lakin
yürüyüşçüler kendilerine hükûmet emrini getiren subayı şehit
ederler. Büyük devletlerin müdahalesi ile II. Abdülhamit olayı
yatıştırmak için askerî birlik kullanmaktan vazgeçer, bunun
üzerine halk galeyana gelir. İstanbul’da birkaç gün Müslümanlar
ile Ermeniler arasında kanlı olaylar cereyan eder.(26)
Zeytun İsyanı
10 Ekim 1895’te Zeytun’un Alabaş köyüne bir tahkikat için giden iki jandarma
Ermeniler tarafından öldürülür. 24 Ekim’de bir grup Ermeni
Zeytun’a gelir, plân yaparlar, Türkleri esir alarak öldürürler.
Bu olaya Ermeni kadınlar bile katılır. Olayın günlüğünü tutan
Aghasi adlı Ermeni 20.000 Türk öldürdüklerini, bunların 13.000’inin
asker olduğunu kaydetmiştir.(27) İsyanı çıkartanlardan elebaşları yakalanır,
lâkin yabancı devletlerin (Rus, İtalyan, Fransız ve İngiliz)
konsoloslarının (Halep’teki) girişimi ile serbest bırakılır
ve Marsilya’ya giderler.
Üçüncü örgüt Daşnaksutyun (Federasyon demek) 1890’da Tiflis’te bazı Ermeni
milliyetçiler, Çarlık rejimini devirmeye niyetli sosyalistler,
Rus ve Gürcü ihtilalcilerin işbirliği ile kurulmuştur. Yayın
organları Droşak (Bayrak)’tır.
Bununla beraber, bu teşekkül İstanbul’da ve Doğu Anadolu’da bazı kesimlerde
yayılır, yani niyet ile amel başka başkadır. 26 Ağustos 1896’da
İstanbul’da Osmanlı Bankası’nı işgal ederler. Bomba kullanılır,
memurlardan ölenler, yararlananlar olur. Baskını yapanlardan
üçü olay sırasında ölmüş, altısı yaralanmıştır. Geriye kalanlar
Osmanlı Bankası Müdürünün ve Rus Sefaretinin aracılığı ile
bir Fransız gemisi ile Marsilya’ya giderler. Fakat halk galeyana
gelir, İstanbul’da Ermeniler ve Müslüman halk arasında kanlı
olaylar olur.(28)
1904’te Sasun’da ikinci bir isyan gerçekleşir. Düzenleyenler yine daşnaksutyun
mensuplarıdır. Bastırılır, fakat nisan ve temmuz arasındaki
çatışmalarda bin civarında Türk, 19 Ermeni ölmüştür.(29)
21 Temmuz 1905 Cuma günü Yıldız Sarayı önünde II. Abdülhamit’e yapılan
suikast, hükümdarın gelişinden önce patladığından sonuçsuz
kalır. Bu olayı da aynı tedhiş örgütü yapmıştır.
Ermeni ihtilal örgütleri mensuplarının İstanbul’da ve Anadolu’nun bazı
şehirlerindeki faaliyetleri hakkında Avusturya arşivlerinde
İstanbul’daki temsilcilerinin yolladıkları belgelere rastlanır.
Meselâ 19 Eylül 1896’da Üsküdar’da bir evde bir Ermeni bomba
imalâthanesi bulunur.(30) 24 Eylül 1896’da da Galata Ermeni Kilisesi’nde,
Beyoğlu’nadki bir evde bombalar ve bunların yapımına yarayacak
malzeme bulunur.(31) 1 Eylül 1905’te Manisa’da bir evde 34 kilo dinamit bulunur.(32)
II. Meşrutiyet’in ilânından sonra, Nisan 1909’daki Adana ve çevresindeki
olaylar da bunların eseridir. Anayasaya göre, herkesin silâh
taşıyabileceğinin kabulü, Ermenilerin örgüt mensuplarının
teşvik ve çeşitli hile ve yalanları ile silâhlanmalarına yol
açmış, ardından da Ermeni murahhası Muşeg’in tahrikleri ile
Müslüman ve Ermeni halk arasında üç gün süren kanlı olaylar
cereyan etmiştir (Nisan 1909). Muşeg, olaylar sırasında Mısır’da
bulunmaktadır.(33)
Ermeni ihtilal örgütlerinin aralarındaki yazışmaların Türkçe çevirileri
(asılları Ermenice), bu örgütlerin giriştikleri kanlı olaylar
Hüseyin Nazım Paşanın derlediği Osmanlı istihbarat raporlarından
okunabilir.(34)
Yukarıda kısaca özetlenen olaylar ister istemez günümüzde Türkiye’de bazı
benzeri durumları hatırlatıyor. İhtilalci örgüt mensuplarının
liderleri ve elebaşıları batı devletleri tarafından korunmakta,
silâhlandırılmakta, asıl elebaşları ortada görünmemekte, Adana’da
olduğu gibi, olaylar sırasında uzaklarda bulunmaktadırlar.
Hepsi Anadolu kökenlidirler, fakat batı şehirlerinde eğitim
görmüşlerdir.
Ermeni İhtilal Örgütlerinin en ziyade faaliyet gösterdiği yıllarda Ermeni
nüfus da hep azınlıktadır. Bunlara da birkaç örnek verelim:(35)
| |
|
1885’de |
1914’de |
| |
|
Müslüman |
Ermeni |
Müslüman |
Ermeni |
| Erzurum |
vilayet |
445,548 |
101,138 |
673,297 |
125,657 |
| |
şehir |
27,109 |
9,730 |
83,070 |
32,751 |
| Adana |
vilayet |
341,376 |
44,799 |
341,903 |
50,139 |
| |
şehir |
58,049 |
9,612 |
71,617 |
14,956 |
| Sivas |
vilayet |
766,558 |
116,545 |
939,735 |
143,406 |
| |
şehir |
65,698 |
20,446 |
54,819 |
23,812 |
| Diyarbakır |
vilayet |
289,591 |
46,823 |
493,101 |
55,890 |
| |
şehir |
42,688 |
12,083 |
52,285 |
13,970 |
Ermeniler ile Türkler arasındaki kültür ilişkileri çok derindir. Sanat,
basın, ticaret alanlarında iki millet içiçedir. Ermeniler
Türk âdetlerinin o kadar tesirinde kalmışlardır ki, 1835’te
Osmanlı Devleti’ne gelen ve İstanbul’da, Anadolu’da pek
çok incelemelerde de bulunmak fırsatını yakalayan Moltke
“Bu Ermeniler hakikatte Hristiyan Türklerdir denilebilir.”
kanısına varmıştır.(36)
Yakın tarihi bilmek, bir kısım olayların sebeplerini ve sonuçlarını iyi
öğrenmek Türk eğitim sisteminin temel taşı olmalıdır. Yalnız
iyi ekonomi bilen, her şeye ekonomi açısından bakan bazı devlet
adamları, Amerika’da da öyledir diye, silâh edinilmesini serbest
bırakmış, bu da yakın zamanların en kanlı olaylarının en önde
gelen etkeni olmuştur.
Geçmişte çatışan milletler, çeşitli tahriklerin kurbanı olmuşlardır. Onları
bu olaylara itenler de zevk ü safa içerisinde keyif çatmışlardır.
Bunun adı milliyetçilik, halka hizmet olarak tanıtılmaya çalışılsa
da, hiçbir zaman bu sıfatlara lâyık değil, tam aksine memleketine
ve halkına ihanettir.
Milletler arasındaki bu tür olayları zaman zaman deşmenin faydası emperyalist
güçlerin ekmeğine tereyağı sürer. Milletleri kaynaştırmanın
yolu aralarındaki kültür ilişkilerini geliştirmek, bunların
ön plâna çıkmasına hizmet etmektir.
** İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Emekli Müteveffa Öğretim Üyesi.
1. Hrand D. Andreasyanın Eremya Çelebi
Kömürcüyan, İstanbul Tarihi XVII. Asırda İstanbul (İstanbul
1952, s.80) adlı eserdeki notları. Andreasyan bu eseri
Türkçe’ye çevirmiş, çok zengin ve geniş notlarla yayınlamıştır.
2. Nejat Göyünç, Osmanlı İdaresinde
Ermeniler, İstanbul 1983 s.49.
3. Benjamin Braude ve Bernard Lewis,
Christians and Jews in the Ottoman Empire, New York-London
1982, I, s.89-100 de Kevork B. Bardakjian’ın makalesi,
alıntı, s.90.
4. Stanford J. Shaw, Osmanlı İmparatorluğu
ve Modern Türkiye, Türkçe çeviri: Mehmet Harmancı, İstanbul
1982, I, s.95 ve 128.
5. Kevork B. Bardakjian, a.g.e., s.91-92.
6. Louise Nalbandian, The Armenian Revolutionary
Movement. The Development of Armenian Political Parties
through the Nineteenth Century, University of California
Press, Berkeley ve Los Angeles 1963, s.19.
7. BOA, Mühimme Defteri, no.5, s.123.
8. Erdal İlter, Ermeni Meselesi’nin
Perspektifi ve Zeytun İsyânları (1780-1915), 2. Baskı,
Ankara 1995.
9. Kemal Beydilli, “1828-1829 Osmanlı-Rus
Savaşında Doğu Anadolu’dan Rusya’ya Göçürülen Ermeniler”,
Belgeler, TTK yayını, XIII/17, 1988, s.365-434 ve belge
fotokopileri.
10. Julius Lepsius (yayınlayan), Deutschland
und Armenien, Potsdam 1919, s.59 (38 sayılı belge), s.65
(46 sayılı belge).
11. Mehmet Süreyya, Sicill-i Osmanî,
IV, 127.
12. A.H. De Groot, “Halil Paşa”, Türkiye
Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C.5, s324-326.
13. BOA, TD 998, s.383.
14. BOA, Timar Ruznamçe Defteri, s.427.
15. Y. Çark, Türk Devleti Hizmetinde
Ermeniler, 1453-1953, İstanbul 1953, s.47, 65, 75, 88,
129.
16. Ronald C. Jennings, “Urban Population
in Anatolia in the Sixteenth Centruy”, “International
Journal of Middle East Studies, sayı 7 (1976); Nejat Göyünç,
“XVI. Yüzyılda Güney-Doğu Anadolu’nun Ekonomik Durumu”,
Türkiye İktisat Tarihi Semineri, Yay. Osman Okyar, Ünal
Nalbantoğlu, Ankara 1975, s.74.
17. Nejat Göyünç, Osmanlı İdaresinde
Ermeniler, s.31-35.
18. Abdülkadir Yuvalı, “Ermeni İsyanlarında
Misyoner Okullarının Rolü”, Yakın Tarihimizde Kars ve
Doğu Anadolu Sempozyumu, Ankara 1994, s.206, İngilizce
metin: “The Role of the Missionary Schools in Armenian
Rebellions”, Kars and Easten Anatolia in the Recent History
of Turkey, Symposium and the Excavation, Ankara 1994,
s.169-182.
19. Nedim İpek, “Anadolu’dan Amerika’ya
Ermeni Göçü”, OTAM, sayı 6 (1995), s.257-280.
20. Loise Nalbandian, a.g.e., s.90-95.
21. Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları
Tarihi, Ankara 1994, I-II, s.120-125.
22. Nejat Göyünç, a.g.e., s.64.
23. Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve
Ermeni Meselesi, İstanbul, 1976, s.463; L. Nalbandian,
a.g.e., s.118-119; Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara
1983, s.142-143.
24. H. Nâzım Paşa, a.g.e., s.3-4.
25. Esat Uras, a.g.e., s.471-472; Mehmet
Hocaoğlu, Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezâlimi
ve Ermeniler, İstanbul 1976, s.200-205.
26. M. Hocaoğlu, a.g.e., s.215-230.
27. Kâmuran Gürün, a.g.e., s.159-160.
28. E. Uras, a.g.e., s.509-511; K. Gürün,
a.g.e., s.163-166.
29. K. Gürün, a.g.e., s.167.
30. Österreichisches Haus-, Hof-Und
Staatsarchiv, Konst. 413.
31. HH, Gesamt Archiv, Konst. 413, K3.
32. HH, Gesamtarchiv, 141. Herzfeld’ten
Calice’e.
33. Mehmet Asaf, 1909 Adana Ermeni Olayları
ve Anılarım, (Sadeleştirerek yayına hazırlayan: İsmet
Parmaksızoğlu_, Ankara 1982, Türk Tarih Kurumu yayını;
K. Gürün, a.g.e., s.173-176.
34.Ermeni Olayları Tarihi, I-II.
35. Stanford J. Shaw, “Ottoman Population
Movements During the Last Years of the Empire, 1885-1914;
Some Preliminary Remarks”, Osmanlı Araştırmaları, I (1980),
I, s.198-202.
36. Helmuth von Moltke, Briefe über
zustande und Begebenheiten in der Türkei aus den Jahren
1835 bis 1839,