Erdal İLTER
Tarih Doktoru, Atatürk Araştırma Merkezi Haberleşme Üyesi
1. Mütareke Döneminde Mersin ve Tarsus’ta
Ermeni Mezalimi
İşgaller ve Ermeni Lejyonu
Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sonunda Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim
1918 tarihinde Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalmıştı.
Agamemnon zırhlısında yapılan görüşmelere İngiltere ve müttefikleri
adına Amiral Arthur Calthrope, Osmanlı Hükûmeti adına da Bahriye
Nazırı Rauf (Orbay) Bey, Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet Bey
ve Genelkurmay subaylarından Sadullah Bey katılmışlardı. Dört
gün süren (27-30 Ekim 1918) ve beş oturumda tespit edilen
mütarekenin en önemli maddeleri 7. ve 24. maddelerdi(1). Bu maddelerde, “Müttefikler emniyetlerini tehdit edecek
bir durum ortaya çıkması hâlinde herhangi mühim strateji noktasını
işgal hakkına sahip olacaklardır (7. Madde); Vilâyât-ı Sitte(2)’de karışıklık çıkması hâlinde bu vilâyetlerin
herhangi bir kısmını işgal hakkını İtilâf Devletleri muhafaza
ederler (24. Madde)” ifadelerine yer verilmekte idi.
İtilâf Devletleri, Birinci Dünya Savaşı sırasında aralarında yaptıkları
gizli antlaşmalarla, Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını
paylaşmışlardı. Mütareke’den sonra, mütarekenin ilgili maddelerini
bahane ederek, Çukurova’nın boşaltılmasını istediler. Genelkurmay
Başkanı Tümgeneral Cevat Paşa tarafından İkinci Ordu Kumandanı
Nihad Paşa(3)’ya
çekilen telgraftaki işgal haberi Çukurova’da bomba tesiri
yarattı. Buna azınlıklar sevinirlerken, Türkler telâş ve heyecan
içindeydiler. Bu arada Nihat Paşa, Adana’dan ayrılarak Konya’ya
gitmiş, Onikinci Kolordu Kumandanı Albay Fahrettin (Altay)
Bey de 15 Aralık 1918 tarihinde karargâhı ile birlikte Adana’dan
ayrılmıştı.
En son birliklerin Adana’dan çekilmesiyle, gelecek karanlık günlerin dehşeti
bütün ağırlığı ile halkın üzerine çökmüştü. Türklerin ilk
devresi, Çukurova’nın Türklere ait olduğunu ispata çalışmak
oldu. Adanalı aydınlar bölgenin nüfus çoğunluğu ve tarih bakımından
Türklüğünü belirten bildiriler yayınlıyorlardı(4).
16/17 Aralık 1918 gecesi düşman çıkartma gemilerinin Mersin iskelesine
yanaşmaya başladıkları öğrenildi. İşgal hazırlıklarına başlanmıştı.
Nihayet sabah saat 09’da, bir İngiliz subayının getirdiği
yönetime hitaben yazılan mektupta(5), “Mütareke’nin 7.maddesi uyarınca ve
son anlaşmaya göre, asayişi sağlamak amacı ile Kilikya’nın
işgaline Mersin’den başlanacağı, çıkarmanın istasyon yakınındaki
iskeleden yapılacağı, Osmanlı idaresine ve memurlarına karışılmayacağı,
işgalin geçici olduğu, halkın heyecana kapılmaması, herhangi
bir karşı koyma sorumluluğunun idare amirliğine ait olacağı”
bildiriliyor ve “iskele civarı meydanlığı, İngiliz fabrikaları,
istasyon binası ve Amerikan Koleji’nin işgal edileceği ve
gerekli tedbirlerin alınması” isteniyordu.
17 Aralık’ta Albay Romieu’nün komutasında bulunan Fransız birliği Mersin’de
karaya çıktı(6). 1500 kişilik
birlikte, yalnız 150 Fransız askeri vardı. Geri kalanlar,
Fransızlar tarafından oluşturulan Doğu Lejyonu (Legion d’orient)’na
bağlı Ermeni gönüllüler (Kamavorlar) idi(7). Bunlar iskeleye çıkar çıkmaz, küfürler savurarak Gümrük
Meydanı’na geldiler ve eski Gümrük Binası’nın kapı ve pencerelerindeki
ayyıldızları parçaladılar(8).
Tarsus ta, 19 Aralık 1918 tarihinde işgalden kurtulamadı(9). 20 Aralık’ta, Fransa’nın Suriye işgal ordusu komutanı
General Hamlin Adana’ya girdi. Silâhlandırılmış Ermeni fedaileri
(Kamavorlar) ise Adana bölgesine toplanmışlardı. Çukurova’ya
akın eden sivil Ermeniler de kasaba ve bucaklara yayıldılar.
Birleşik Ermeni Cemiyeti ve “Tece Faciası”
Mersin’e Fransız kuvvetleriyle gelen Ermeniler bölgede oturan Ermeni azınlıkla
işbirliğine girişerek teşkilâtlanmışlardı. Bunlar, Fransızların
istekleri üzerine “Ermeni Cemiyeti Müttehidesi” (Birleşik
Ermeni Cemiyeti)’ni kurdular. Bu cemiyetin yöneticileri şunlardı(10):
Başkan: Manolyan.
Başkan Yardımcısı: Mıgırdiç Zelveyan.
Guvernörlük(11) Mümessili: Kirkor Zelveyan.
Üyeleri: Mardiros Dellelyan, Hagop Şekerciyan, Muhtar Saatçi Artin.
Bunlar toplantılarını Ermeni kilisesinde yapıyorlardı. Merkezi Kırobası
(Mağara)’nda olmak üzere Silifke ve ilçelerinde de şubeler
açmışlardı. O zamanlar, Silifke, Kırobası ve Mut havalisinde
Orta Çağlardan kalma Ermeniler ve Rumlar vardı(12). Bunlar çoğunluk teşkil etmiyorlar,
genellikle el sanatlarıyla uğraşıyorlardı. Amaçları, Merkezi
Haçin (Saimbeyli)(13)
olarak tasavvur edilen Ermeni Devleti’nin kurulmasına yardım
etmekti(14).
Birleşik Ermeni Cemiyeti, Türk köylerine saldırmak için Mersin’de bulunan
Ermenilerden Zeytunlu Arşak Çavuş idaresinde 30 kişilik bir
Ermeni eşkıya çetesi oluşturarak, bunlara Fransız asker elbiselerini
giydirip, silâh ve bombalarla donatıp harekete geçirdi. 18/19
Şubat 1919 gecesi Silifke istikametinde yola çıkan Ermeni
eşkıyası 20 Şubat’ta Tece’ye geldi. Tece’yi saran ve halkını
köy meydanında yakılan ateşin etrafında toplayan Ermeni eşkıyası,
evlere de girerek buldukları değerli eşyaları yağmaladılar.
Bununla da yetinmeyen Ermeni eşkıyaları geri çekilirlerken
evleri ateşe verdiler ve tepelere çekilerek Tece’yi kurşun
yağmuruna tuttular. “Tece Faciası” adı verilen bu baskın sonunda
birçok masum insan öldürülmüş, yüzden fazla hayvan telef olmuştu.
Eşkıyanın takibine çıkıldıysa da, takip müfrezesinde bulunan
Ermeni ve Hristiyanlar’ın işi gevşetmeleri ve kasıtlı hareketleri
sonunda başarı sağlanamadı.
Bu Ermeni eşkıyası, 23 Şubat 1919 gecesi, Bahçe Mahallesi Yeniköy mevkiinden
Mersin’e girerken yine vahşice katliamlarına devam ettiler.
Tarsus Olayları
Ermeniler, Fransızlar’ın himayesinden destek alarak Tarsus’da da Türkler
aleyhine çeşitli olaylar çıkarıyorlardı. İşgalden 15 gün kadar
sonra Hancı Abdo (Benli), Fransız Cizvit Kız Okulu’nun önünden
geçerken Ermeni askerleri ile komitacılarının hücumuna uğradı.
Süngü ile göğsünden yaralanan Abdo, Fransızlar tarafından
kurtarılarak tedavi altına alındı. Olay şehre yayılınca gençler
silâha sarıldılar ve hükûmet konağı önünde toplanarak Ermeniler’in
bu hareketlerini protesto ettiler. Durumun kötüye gittiğini
gören Fransızlar, Türkler tarafından ileri sürülen ve Tarsus
Müftüsü Hilmi ile Şuberizâde Hafız Efendi tarafından kaleme
alınan istekleri kabul etmek zorunda kaldılar. Türklerin bu
istekleri şunlardı:
1.
Abdo Efendiyi öldürmek kasdıyla yaralayan Ermeni askerinin
ve arkadaşlarının cezalandırılması,
2.
Tarsus’taki Ermeni askerlerinin çekilerek yerine, Fransız
ve Müslüman sömürge askerlerinin getirilmesi,
3.
Ermenileri himaye eden ve onları kışkırtan Guvernör’ün değiştirilmesi.
Bu istekler, Adana’dan gelen
Baş Administrateur (Genel Vali) Albay Brémond tarafından kabul
edildi. Guvernör değiştirildi ve yerine Binbaşı Coustillere
getirildi. Ermeni askerlerinin yerini Cezayir ve Tunus’lu
Müslüman askerler aldı. Abdo Efendiyi yaralayan Ermeni ve
komitacı arkadaşları da cezalandırılmak üzere mahkemeye verildi.
Kasım ayı sonunda başlamış olan Ermeni intikam hareketleri,
Şubat 1919’da o derece korkunç bir ölçüde çoğalmıştı ki, Fransız
askerî komutası Ermeni gönüllülere karşı müdahaleye kendini
mecbur görmüştü. Tarsus Amerikan Koleji müdürü, bütün olaylarda
ilk hareketin Ermenilerden geldiğini ifade etmiştir.
2. Millî Mücadele Dönemi’nde Mersin
ve Tarsus’ta Ermeni Mezalimi
Temmuz 1919’daki Clemenceau ve Lloyd George arasındaki Antlaşması’dan sonra,
Suriye ve Kilikya Olağanüstü Komiserliği ve Doğu Orduları
Başkumandanlığı’na General Gouraud tayin edildi. Mersin İşgal
Kuvvetleri Kumandanı ve Guvernörü Binbaşı Anfre tarafından
General Gouraud için bir karşılama ve ağırlama programı yapıldı.
10 Aralık 1919 tarihinde, General Gouraud ve maiyeti Mersin
Gümrük Merkez İskelesi’nde karşılandılar. Burada Türkler tarafından
soğuk karşılanan Gouraud, Baş Administratör Brémond’a hislerini
şöyle açıklamıştır: “Türkler ile iyi münasebet kurunuz, onlara
karşı şiddet hareketleri yapmaktan sakınınız.”. Ertesi günü
Mersin’den ayrılan General Gouraud’nun Tarsus ve Adana’da
da aynı şekilde Türkler tarafından soğuk bir şekilde karşılandığı,
hatta halkın pencerelerini bile kapadığı görülmüştü. General
Gouraud, Çukurova gezisini tamamladıktan sonra Mersin’den
deniz yolu ile ayrıldı. O, Ermenilerin, Çukurova’da bir Ermeni
Devleti kurulması isteklerine sıcak bakmadı. Ermenilerin bütün
sahte gösterilerine rağmen Gouraud, Türklerin durumunu yakından
görüp öğrendiği için bir daha Çukurova bölgesine gelmek lüzumunu
duymadı.
Fransızlar’ın baskıları ise gün geçtikçe artıyordu. Can ve mal güvenliği
kalmamıştı. Bölge halkı büyük bir ıstırap içinde kıvranırken
Anadolu’dan yıldırım hızıyla bir ses yükseldi. Mustafa Kemal
Paşanın mert ve kahramanca haykırışı, umutsuzluk içinde bulunan
Türkler’in iman ve azmini kuvvetlendirmeye kâfi gelmişti.
Mut, Silifke, Anamur, Gülnar, Ermenek, Mersin ve Tarsus’da
Müdafaa-i Hukuk Teşkilâtları kuruldu.
Sivas Kongresi (4-12 Eylül 1919) tarafından seçilen Heyet-i Temsiliye millî
kuvvetlerin ne suretle kurulacağına dair gizli bir talimat
hazırlamış, bunları ilgili makamlara ve Müdafaa-i Hukuk Teşkilâtları’na
göndermişti. Bu talimat henüz elde edilmemiş olmasına rağmen
Mersin cephesinde, Fransızlar tarafından silâh aranması bahanesiyle
yapılan baskınlar ve Ermeni eşkıya çetelerinin küstahça hareketleri
halkı uyarmıştı. Türklerin bölgedeki hareketleri ağırlık kazandığı
zaman Amerikan Yüksek Komiseri Amiral Bristol, Mart 1920’de
Dışişleri Bakanlığına çektiği bir telgrafta, Türkiye’de durumun
son derece ağır olduğunu belirttikten sonra, bunun nedenini
Fransızların Çukurova’da yüz kızartıcı davranışlarına bağlamakta,
Yunan ve Ermeni propagandasıyla dürüst ve doğru bir millet
olan Türklerin insanlık niteliklerinin karanlıklara boğulduğunu
ifade etmekte idi(15).
Türk kuvvetlerinin baskısı karşısında
Fransızlar, Mayıs 1920 başlarında Ankara hükûmeti ile temas
kurarak mütareke yollarını aradılar. Önceleri görüşmelerden
bir sonuç alınamadıysa da Mayıs sonunda, General Gouraud adına
hareket eden M. Robert de Caix başkanlığındaki Fransız heyeti
Ankara’ya geldi ve 23 Mayıs 1920 tarihinde 20 günlük bir ateşkes
anlaşması (mütareke) yapıldı(16). Mütareke gereğince, Fransızlar’ın Mersin-Adana demiryolu
hattının kuzeyinde bulunan bütün birliklerini bu hattın güneyine
çekmesi gerekiyordu. Ancak Fransızlar, Tarsus’un iki kilometre
kuzeybatısındaki “Bağlar” adı verilen tepelerde mevcut silâhlarla
donatılmış 400 kişilik birliğini hattın gerisine çekmediği
gibi, burasını Kuvay-ı Milliye’nin kuzeyden Tarsus’a yapacağı
hareketleri de engellemek için tahkim etmişti. Millî Kuvvetler’in
Tarsus bağlarına yaptıkları askerî hareketin başarıyla sonuçlanması
ve düşmanın çok güvendiği ve makinalı tüfeklerle tahkim ettikleri
Hacı Talip Çiftliği (Karakolu)’nin ele geçirilmesi, Mersin
ve Tarsus’taki Fransızların durumunu çok kötüleştirmişti.
Fransızlar burayı kurtarmak ve Adana-Mersin arasındaki demiryolu
ile şose ulaşımını sağlamak üzere büyük bir kuvvetle 27 Temmuz
1920 sabahı Adana’dan Tarsus istikametinde yola çıktılar.
Fransızların Adana’dan Mersin’e gidiş ve dönüşlerinde bir
hayli kayıp verdikleri anlaşılmaktadır. Onların, Mersin’de
yedi gün kalmaları ve diğer taraftan, Türklerin de Fransızların
Çukurova’dan gidecekleri propagandasını yapmaları bölge Ermenilerini
telâşlandırmıştı. Bölgede bulunup, sonradan kitap yazan Paul
du Véou, “La Passion de la Cilicie” (Kilikya Faciası) adlı
eserinde Ermenilerin telâşını şöyle nakletmektedir(17):
“Mersin’e girdiğimizi telsizle haber alan General Dufieux, Albay Grasi’yi
tebrik etmek için uçakla oraya geldi. Bununla beraber, şehirler
kuşatma altında kalmakta devam etti. Zırhlı trenlerin işlemesine
demiryollarındaki kesiklikler engel oldu. Bu nedenle General
Dufieux, Karataş’da bir deniz üssü kurdu. Lauré’nin taburu
buradan karaya çıkmıştı. Bu çıkıştan sonra çeteler Seyhan
ve Ceyhan nehirleri arasındaki Yüreğir Ovası’ndaki köyleri
terkettiler. Fakat Albay Grasi’nin Mersin’de bir hafta kalmasından
Kemalistler faydalandılar. Çukurova’dan gideceğimiz propagandasını
yaptılar. Bunun üzerine Ermeniler’in lideri Dr. Mihran Damadyan,
Beyrut’taki Ermeni Komitesi Başdelegesi Dr. Malezyan’dan durumu
bir mektupla sordu. Aldığı cevap tatmin edici değildi. Bunu
öğrenen Kilikya adındaki Ermeni gazetesinin başyazarı Verazdin,
birkaç partizanı ile Aptioğlu köyünde yerleşerek, Fransız
mandası altında, kuzey sınırı demiryolu, doğu ve batısı Ceyhan
ile Seyhan nehri olmak üzere “Kilikya-Mezopotamya Cumhuriyeti”ni
ilân etti. Verazdin, aldığımız tedbirlerle kovuldu. Ancak
bundan sonra da ikinci bir Cumhuriyet doğdu. Bütün Hristiyanlar’ın
temsilcileri bir deklarasyon yayınlayarak “Kilikya Cumhuriyeti”ni
kurduklarını bildirdiler. Dr. Mihran Damadyan, 5 Ağustos 1920
sabahı saat 10.00’da Ermeni siyasî şefleri ile vilâyete geldi.
Cumhuriyet’in geçici hükûmet başkanı olduğunu söyleyerek kabinesi
ile Hükûmet Konağı’na yerleşti. Ermeniler, Damadyan’ın bu
hareketleri alkışladılar. Brémond ise, Damadyan’ın telefonunu
kestirdi ve özel sekreteri Teğmen de Perrien’i göndererek
vilâyetten ayrılmasını istedi. Damadyan ise Ermenilere danışmadan
Hükûmet Konağı’nı terk etmeyeceği cevabını verdi. Bunun üzerine
Fransız Avcı Bölüğü’nden erler yollanarak, Bakanları ile birlikte
Damadyan oradan atıldı. Bu uzaklaştırmadan sonra Ermeniler
gösteriler yaptılar. Fakat kuvvetlerimiz sükûneti sağladılar.
Mersin’den çıkış hareketinde 11 ölü ve 5 subay yaralı vermiştik.
200 asker de Mersin hastahanesine yatırıldı. Dönüşte, bir
subayımızı da Hacı Talip’te kaybettik. Türkler makineli tüfeklerle
bize tepelerden kayıplar verdirmeye çalıştıklarından Albay
Grasi’nin kolu seyrekleşmişti. Böylece Tarsus’a girdik.”.
Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi Fransızlar’ın, şımarttıkları
ve korudukları Ermeni Komitecileri’nin üzerindeki otoriteleri
çok sarsılmıştı.
Fransızlar ile işbirliği yapan Ermeni Komitecileri, savaş ve başka yollarla
Mersin ve Tarsus köylerinde katliam ve tahribat yapmışlardı.
Mersin’in Arpaçsakarlar köyünden 7 ev tamamen, 4 ev kısmen,
Mezitli köyü ise hemen tamamen yakılmıştır. Yakaköy, Teke,
Tece ve Bekirde köyleri kısmen yakılmak suretiyle tahrip edilmiştir.
Tarsus’un Sarı İbrahimli köyünde 60, Evci köyünde 80 ev; Homurlu
köyünde 3, Hacı Talip’de 2, Cincioğlu köyünde 6, Sapandere’de
2 çiftlik; Ali Fakılı köyünde 170, Kara Fakılı’da 70, Kulak’ta
30, Naçarlı’da 30, Sayköy’de 30, Kadirlik’te 45, Ulaş’ta 150,
Sıraköy’de 15, Çeşmekaşı’nda 5 ev yakılmış; Kayadibi, Çamtepe,
Dadalı, Bayramlı, Karayayla köyleri tamamen yakılmıştır. Ayrıca
yine Tarsus’ta Hakkı Bey çiftliği, Ziya Bey çiftliği, Bobuş
Ağalar’ın çiftliği, Adil Bey çiftliği, Kargılı’da Duran Efendi
çiftliği, Halıdağı çiftliği tamamen tahrip edilmişti. Kamberhöyüğü
köyünden 100, Yenice köyünden 350, Nemiroğlu’ndan 30, Avadan’dan
90, Arıklı’dan 60 ev kısmen tahrip edilmişti(18).
3. Ankara Antlaşması, Ermenilerin Bölgeden
Kaçmaları ve Lozan
Türkler’in yenilmez azmi karşısında başarılı olamayacaklarını anlayan Fransızlar,
anlaşmayı tercih ettiler. 20 Ekim 1921 tarihini taşıyan Ankara
Antlaşması ile batılı devletlerden biri, Fransa, Türkiye Büyük
Millet Meclisini tanımış oluyordu. Fransızlar bu antlaşma
ile Çukurova’yı tahliye edeceklerdi. Daha 3 Ağustos 1920 tarihinde
Pierre Loti, “Kuvvetlerimizin Şark’ta Çöküşü” başlıklı yazısında(19), “Bu çöküş, ırkımızın tarihinde siyasetimizin
ilk lekesi olacaktır. Fakat Fransız vicdanı sonunda zaafını
anlayacak ve bu yoldan dönecektir. Çukurova, hakikî Türk namuskârlığının
koparılmaz bir parçasıdır.” Türk dostu Pierre Loti’nin ifade
ettiği gibi, Fransızlar hatalarını geç de olsa anlamışlardı.
Ermeni sempatizanı Arnold J. Toynbee de, Güney Cephesi’ndeki Ermeni olayları
ile ilgili şu dikkat çekici değerlendirmeyi yapmaktadır(20): “Fransızlar ordunun yükünü azaltmak
için Kilikya’da kurdukları Doğu Lejyonu’na Ermeni gönüllüleri
katmakla sorumsuz bir politika izlemişlerdir. Fransızlar,
Ermenilerin başı bozuk çeteler kurup, silâhlanmalarına imkân
sağladılar...Sonra da acı olaylara seyirci kalan Fransa, Ermenilerden
çok daha fazla suçludur.”
Kuvay-ı Milliye’ye taraftar olmayanlar Fransız kıtaları çekilmeden önce,
bölgeden kaçmak için adeta yarış ediyorlardı. Mersin’de 10.000
göçmenin toplandığı tespit edilmişti. Binlerce Ermeninin Mersin
çevresine göç etmesiyle bulaşıcı hastalıktan korkulmakta idi.
Bunun için gerekli tedbirlere önem verilmişti. Bölgenin Fransızlar
tarafından boşaltılması sırasında 120.000’den fazla Ermeni,
Mersin’den deniz ve kara yolu ile Suriye’ye kaçmış, 30.000
kadarı Kıbrıs’a, Mısır’a ve İstanbul’a gitmişti(21). Onlar Fransızlar ile birlikte geldikleri gibi gitmişler,
Türklerden kazandıkları ile refah içinde yaşarlarken, emperyalizmin
ve komitecilerin aleti ve kurbanı olmuşlardı.
Artık İtilâf Devletleri, sözde “Büyük Ermenistan” davasından ümitlerini
kesmişler, fakat eski müttefikleri Ermeniler’i Çukurova’da
kurulacak ve 500-600 bin Ermeni yerleştirilecek olan “Ocak”
veya “Ermeni Yurdu” gibi boş sözler ile avutmak ve Ermeni
hâmiliğinden sıyrılmanın çarelerini aramak istemişlerdi. Lozan’da
da bu yolda gayret göstermişler, ancak netice alamamışlardır(22). Böylece, Millî Mücadele’de dökülen
kan ve ter ile, sözde “Ermeni Meselesi”, Lozan Antlaşması
ile kesin şekilde kapanmıştır.
Çukurovalıların cesaretleri, kahramanlıkları ile bir destan yarattıkları
Millî Mücadele’yi, yine bir Çukurovalı şair Lütfi Oğuzcan,
“Kurtuluş Destanı”nda şöyle dile getiriyordu:
“Mersin, Tarsus, Bahçe, Ceyhan, Osmaniye, Adana,
Saimbeyli şehit ili armağandır vatana,
Mut’la Gülnar, Güzel Oluk, Silifke’yle Mağara,
Göz açtırmaz İçelliler hiçbir vakit düşmana,
Çarpışırlar, şehit olur, gömülürler yan yana...”
SONUÇ
Fransızların, Ermenilerin sırtından gerçekleştirmeye çalıştıkları sömürgeci
çabaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile suya düşmüştü.
Ama onlar Ermeniler’in yakasını bırakmadılar. Onları önce
Hatay’a, Hatay anavatana kavuşunca da Haleb’e ve Lübnan’a
taşıdılar. Ama bugüne kadar hiçbir Ermeni’nin aklına, Fransa’nın
yakasına yapışmak gelmedi.
Aslında, Fransız generalleri ve subaylarının büyük çoğunluğu Ermeni Lejyonu’ndan
bezmişlerdi. Fransa’ya çektikleri mesajlarda, bu lejyona mensup
Ermenilerin sadece intikam hisleri ile davrandıklarını, Türk
köylerini yakıp yıktıklarını, böylece Fransız aleyhtarlığının
süratle yayıldığını bildirmişlerdir. 1920 Ocak ayının ilk
günlerinde Fransız komutanı General Gouraud, Paris’e çektiği
telgraflarda, Ermeni Lejyonu’nun dağıtılmasını, bu lejyona
sarfedilen paralara ve emeklere yazık olduğunu bildirmiş,
ancak 17 Ocak 1920 tarihinde seçimi kaybederek ertesi günü
Başbakanlıktan istifa eden Clemanceau’yu ikna edememişti.
Fransızlar, üç yıl aralıksız, “Sizlere bu bereketli topraklarda yeni bir
vatan kuracağız.” diye, dünyanın dört bir yanından koparıp
getirdikleri Ermenilere, bu defa, Millî Mücadele sonunda,
“Türkler geliyor, katliama girişecekler.” sözleri ile onları
peşlerine takarak sürüklemişlerdir. İşte Suriye ve Lübnan’a
yerleşen Ermeniler, iki-üç kuşak sonra, 1973 yılında, yine
bir hayal uğruna, milletlerarası terörizmin bir temsilcisi
olarak yeniden gündeme geliyorlardı.
1. Mondros Mütarekesi’nin hükümleri
için bkz., Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasî
Tarih Metinleri: Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları, Cilt
I, Ankara 1953, s. 519-524; Tevfik Bıyıklıoğlu, “Mondros
Mütarekesi Anlaşması,” VI. Türk Tarih Kongresi, Ankara
1967, s. 572-582.
2. Vilâyât-ı Sitte (Altı Vilâyet)’den,
Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas vilâyetleri
kasdedilmektedir. Mütareke belgesinin İngilizce metninde
“altı vilâyet”, “The six armenian vilâyets” yani “Altı
Ermeni Vilâyeti” adıyla geçmektedir. Bu kayıt, İtilâf
Devletleri’nin Doğu Anadolu’da büyük bir Ermenistan kurmak
amacında olduklarını açıkça göstermektedir.
3 Mustafa Kemal Paşa, Adana’dan ayrılırken
10 Kasım 1918 tarihinde komutayı Nihad (Korgeneral Anılmış)
Paşaya bırakarak, çağırıldığı İstanbul’a gitmiştir.
4. M. Tayyib Gökbilgin, Millî Mücadele
Başlarken, I, Ankara 1959, s. 26-27.
5. Kurtuluş Savaşında İçel (Mersin),
İstanbul 1971, s. 39-40.
6. Fransız birlikleri, deniz kıyısındaki
“Taşhan” denilen iki katlı binada konaklamışlardı.
7. Doğu Lejyonu (Legion d’Orient) hakkında
geniş bilgi için bkz., Erdal İlter, “Millî Mücadele’de
Doğu Lejyonu (Legion d’Orient)’nun Fransız İşgal Bölgesindeki
Fonksiyonu,” TİTED, Sayı: 3 (Mayıs 1989), s. 419-436;
Halil Aytekin, Kıbrıs’ta Monarga (Boğaztepe) Ermeni Lejyonu
Kampı, Ankara 2000.
8. Mersin’de alıkonan Ermeni gönüllüleri
(Kamavorlar), Taşhan, Araplar köyü ve Hristiyan Köyü (Osmaniye
Mahallesi)’ne yerleştirilmişlerdi.
9. Tarsus’a gönderilen Ermeni birliği,
Fransız Cizvit Kız Okuluna yerleştirilmişti. O günlerde
Türk mahallesinde olan bu binanın önünden geçebilmek,
ırz ve namuslarına küfredildiği ve hakaretler yağdırıldığı
için Türkler için bir mesele olmuştu.
10. Kurtuluş Savaşında İçel (Mersin),
s. 49.
11.Fransızların Güney Cephesi’ndeki
en büyük askerî makamına Baş Administrateur (Genel Vali)
ve şehirler ve kazalardaki makamlarına da Gouverneur (Guvernör)
adı veriliyordu. Baş Administrateur’ün çıkardığı emirler
kanun mahiyetinde idi.
12.Silifke ve Mut’taki azınlıkların
faaliyetleri için bkz., Kemal Çelik, Mut Müdâfaa-i Hukuk
Cemiyeti Karar Defteri ve Millî Mücadele’de Mut, Ankara
2001.
13. Doğu Çukurova Kurtuluş Savaşı’nda
gösterdiği kahramanlık sebebiyle, Adana İl Genel Meclisi
tarafından Haçin’e 30 Aralık 1923 tarihinde Saim Bey’in
adı verilmiştir. Türklerden başka Ermenilerin de yaşadığı
Haçin kasabasının nüfusu, 7-8 bin arasında iken, Fransız
işgali sırasında şuradan buradan toplanan Ermeniler ile
birlikte 15.000’i aşmış bulunuyordu.
14. 1917’de Rusya’da yönetimi ele geçiren
Sovyet Hükûmeti, Çarlık idaresini gözden düşürmek için
Birinci Dünya Savaşı yıllarında yapılan gizli anlaşmaları,
Çarlık Hariciye Nezareti’nin gizli yazışmalarını ve diğer
birçok belgeyi “Anadolu’nun Taksimi Plânı” adlı kitapta
yayınlamıştır. Bu belgelerden, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın
himayesinde Adana ve Mersin’de bağımsız bir Ermenistan’ın
kurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Bkz., Anadolu’nun
Taksimi Plânı, İstanbul 1972, s. 217, Belge No. 43.
15. Laurence Evans, Türkiye’nin Paylaşılması,
İstanbul 1972, s. 267-268; Salâhi R. Sonyel, “Yeni Belgelerin
Işığı Altında Ermeni Tehcirleri,” Belleten, Sayı: 141
(1972)’den ayrıbasım, s. 43.
16. Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne
Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Ankara 1999, s. 221.
Mustafa Kemal Paşayı bu mütarekeye zorlayan sebeplerin
başında, Fransa’nın ilk defa Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’ni
resmen tanımış olması gelir. Fransızlar ise bu mütareke
ile kuşatma altında bulunan Pozantı’daki Menil Taburu’nu
kurtarmak amacını gütmüşlerdir.
17. Kasım Ener, Çukurova Kurtuluş Savaşında
Adana Cephesi, Ankara 1970, s. 197-198.
18. Kurtuluş Savaşında İçel (Mersin),
s. 256-257.
19. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam,
II. Cilt, 3. Basım, İstanbul 1967, s. 201-202.
20. Arnold J. Toynbee, The Western Question
in Greece and Turkey, London 1923, s. 312.
21. Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve
Ermeni Meselesi, Ankara 1950, s. 722; Güney’den yapılan
Ermeni göçleri için ayrıca bkz., İhsan Sakarya, Belgelerle
Ermeni Sorunu, İkinci Baskı, Ankara 1984, s. 421. Ermeniler,
Mersin’de bulunan Rum zenginlerinden fabrikatör Bodosaki,
Tarsus’daki Ermeni zenginlerinden fabrikatör Şalvarcıyan’ın
işbirliği ve nakdî yardımları ile kiralanan vapurlarla
gitmişlerdir. Bkz., Kuvay-ı Milliye Dergisi, Sayı: 131,
Mersin 1971, s. 14.
22. Esat Uras, a.g.e., s. 733-737; İhsan
Sakarya, a.g.e., s. 434.