Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 NİSAN 2003  |  YIL : 4 |  SAYI : 38

TÜRK-ERMENİ KÜLTÜR İLİŞKİLERİNDE MİTOLOJİK BOYUT



Yaşar KALAFAT
Dr.; ASAM, Kafkasya Masası Başkanı-Ankara

Türk – Ermeni Kültür İlişkileri farklı dönem başlıkları altında ele alınırken şüphesiz normlar da değişecektir. XIX ve XX yy. lar esas alındığında Ermenilerde cemaat olma dönemi büyük ölçüde geride kalmış, Gregoryen ağırlıklı kilise kültürü Hayk kavmi ile özdeşleşmiş Ermeni kültürel kimliği olarak mesafe almaya başlamıştır. Bu dönemin Osmanlı Türk Kültürü ile Ermeni Kültür etkileşiminin resim, tiyatro, muziki, mimari ve benzeri alanlardaki seyri rahmetli hocamız Prof. Dr. Nejat Göyünç tarafından ele alınmıştır(1). Halk kültür etkileşimi ise masal, destan gibi alanlarda incelenmiştir. Bu sahada yapılmış çalışmalardan biz Prof.Dr. Fikret Türkmen’i anmakla yetinelim(2).

Biz bu yazımızda etno-sosyal kültürel etkileşimi mitolojik dönem zemininde ele almaya çalışacağız. Türklerin islam, Hayk kavminin Gregoryen olmadan evvelki dönemleri üzerinden günümüze gelebilen halk kültürünün halk inançları boyutu üzerinde durmaya çalışacağız. Hristiyanlığı, bölgede ilkin Kıpçak Türkleri benimseyip bölgedeki Türk soylu olmayan halklar Hristiyanlığı bu yolla mı edindiler? Murat Adji bu kanaattedir.

Bu görüşümü açıklarken M. Adji, “Ermeniler hacın kurtarıcı gücüne inanıyorlardı. Halbuki onlar  o zaman henüz putperest idi. Ama Kıpçakların işaretleri bulunan bayrakları altında savaştıkları için haçı çok iyi ve yakından biliyorlardı...Piskopos Grigoris Kıpçaklardan askeri yardım istemeye gelmemişti. Tanrı inancını öğrenmeye Avrupalılardan ilk olarak Hristiyan Piskoposu Girgoris gelmiş ve sonra halkını da aydınlatmak istemişti. Aslında Grigoris, Geser’in ve Erke Han’ın yaptıkları faaliyetlere aynen devam etmek istiyordu, ama bu sefer Avrupa’da”, türünden açıklamalar da bulunmaktadır.(3)

Her iki ırkın Türkler ve Ermenilerin (Bu ifade ile Gregoryen inancını benimseyen ve giderek Ermeni adını olan High toplumunu kastediyoruz.) Hristiyanlığa girme itibariyle etkileşimde Peter B. Golden’in görüşüne göre Göktengri inançlı Hun Türkleri Hristiyanlığı Ermenilerden öğrenmişlerdir. Bu konudaki görüşlerini açıklarken P.B. Golden 535 –537 yıllarında Kuzey Kafkasya’da bir kısım Hun’un Papaz Kordost önderliğinde Ermeni misyonerlerce vaftiz edildiğini bu arada Hunca için bir yazı sistemi geliştirdiklerini belirtmektedir (4) P.B.Golden’in bu konulu tespitlerini inanç içerikli boyutu ile yazımızın ileri bölümünde ayrıca ele alacağız. Biz yazımızda daha ziyade hocamız Prof.Dr. Mehlika Aktok Kaşgarlı’nın  tespitlerini esas alacağız ve halk inançlarından yola çıkarak bir rota izleyeceğiz. M.A. Kaşgarlı “Anadolu Ermeni Destanları- Efsaneleri ve Masalları Kritiği” isimli konumuz itibariyle fevkalade önemli yazısında, bizim için ulaşılması çok zor olan Avedis Ahoranion’un 1901 yılında Lozan Üniversitesi’nden yaptığı “Ermeni Gelenek ve İnançları (Les Anciennes Traditions Et Croyances Armeniennes) isimli doktora tezini irdelemiştir.(5) Dönemin uzmanı olan kültür tarihçisi M.A. Kaşgarlı modern batı dillerinin yanısıra Krafar ve Çağdaş Ermenice’yi de bilmektedir.

Konuyu ortaçağ dönemi ve evveli itibariyle ele alan Aziz Gregorin kimliğinin Türk olabileceğini de irdeleyen ilk bilim adamı hocamız Prof. Dr. M.Fahrettin Kırzıoğlu olmuştur. Kırzıoğlu Gregoryen Kültürünün o dönemi üzerinde dururken dil, abece ve bu arada halk inançları üzerinde de durmuştur.(6) Gregoryen ve müslüman Türklerin halk inançları ağırlıklı olmak üzere genel dini hayatlarının karşılaştırmasını ayrıntılı olarak yapan bilim adamı ise Hocam Prof. Dr. Abdurahman Küçük olmuştur.(7)

Halk inançları ile tarih çalışmalarının Ermenilik- Türklük, Gregoryenlık-İslamiyet, Göktengri inancı- Poganizm itibariyle kavşak noktasında şu söylenebilir. Günümüz Ermeniler ve Türklerinin bir kısmı bugünkü ulus kimliklerini edinmeden farklı dönemlerde ara kimliklerle geçiş yaptılar. Kıpçak- Hun döneminden de evvel başlayan bölge Türklüğünü uzun sürecinde High kavmi ve Ermeniler bu ismi almadan evvel  ve sonra eski Türk dininden etkilendiler, bazen Hristiyanlığı Türklerden alıp bazen de Ona Hristiyanlığı enjekte ettiler. XIX ve XX yy.a gelinirken Gregoryen Cemaat içerisinde Türklerin kaderi Ermeni Kimliği içerisinde erimek şeklinde tecelli etti.  Zira kurumlaşan Ermeniler, Gregoryenlik adına, siyasî, kültürel, dinî ve eğitsel faaliyetlerde inisiyatifi ellerinde tutuyorlardı. Bu döneme müteakip isyan eden, iskan edilen ve Gregoryenlikle özleşen Ermeni kimliği içerisinde Gregoryen Türkün yazgısı Ermenilerin kaderini paylaşmak oldu. Anadolu’da kalan ve İstanbul gibi büyük merkezlerde toplu yaşama imkanı bulamayan Anadolu’nun Ermeni veya Türk Gregoryenlerinin kaderi ne oldu. İsyan ve  İskan artığı bu insanlar bölgelerinde gizli Ermeni toplumları teşkil ettiler. Muhtemelen bunlardan bir kısmı islamlaştılar.

Avedis Ahoranion’a göre, Primitif Arkaik Ermeniler ateşe tapıyorlardı. “ateş, iyilik ve kötülük prensibine dayanan bir din, antik İran Zerdüştlük dininin bir koludur. Dualizme /ikicilik ilkesine göre kurulmuş olan doktrini Avesto’da toplamış olan Zerdüştlük, Avedis Aharonıan’a göre Ermenilere İran’dan geçmiş değildir. Hint-Avrupa toplumu olmaları dolayısıyla Ermenilerin etnik niteliklerinde mevcuttur” Ermenilerin Hint-Avrupa menşeyli bir toplum olmadıklarını bizzat Ermeni tarihçileri bilhassa sanat tarihçileri izah etmişlerdir.(8)

İran Zerdüşizm’inden ateş ile ilgili inançlar konusunda etkilenmeyen ve Hint –Avrupa toplumu da olmayan Ermenilerdeki ateş muhtevalı inancın kaynakları arasında Türk inanç sistemi aranılmaz mı? Bu sistemde od/ateş bir külttür. (9) Ateşdeki bu kuvvelerin aklayıcı paklayıcı olduğuna da inanılır. Ateşde ak ve kara iyeler vardır. Ateş Tanrı değildir, ancak O’na saygılı davranılır. Su dökülerek söndürülmesi gerekse mutlaka besmele ile dökülür. Ateşe tükürülmez, gece dışarıya ateş verilmez, oda, ateşe, ocağa sacı yapılır. Ak ve Kara iyelerin dualizm ile iltisakı nedir? Sağlıklı açıklama yapmak kolay değildir. Ancak birlikte yaşayan iki halktan Türkler Ermeniler’i sadece Türk-İslam İnançları ile etkilemediler. Halk inançları itibariyle de doğal olarak çoğunlukla olan etkiledi. Bununla beraber biz etkileme üzerinde durmuyoruz. Bize göre zamanla Ermeni genel adı altında toplanan kesimin bir bölümü Hristiyan olmadan evvel Türklerle aynı inanç sistemi içerisinde idiler. Benzerliklerin kaynağı bu olabilir.

M.A. Kaşgarlı Ermeni halk kültürü konusunda; “Ermeni folkloru, Ermenistan tarihi gibi, Ermenilerin azınlık olarak yaşadıkları ülkelerin milli tarihi ve milli folklorunun Provincial (Taşra) niteliğinde bir kopyasıdır. Ermeni Folkloru Kafkasya’da Doğu Türkleri, Gürcü ve Rus, Ortadoğu’da ise Batı Türklerinin etkisinde ve izindedir.(10) demektedir.

A.Ahoranion “Hristiyanlık öncesi Arkaik Ermenilerde Kötülük ilâhı şeytan, dev veya ejder adını taşır”diyor. Kaşgarlı ateş kelimesinde olduğu gibi dev kelimesinin de Ermeniceden yola çıkarak etimolojik tahlilini yapıp Ahoranion’un yanıldığını izah etmektedir. Dev, Div Türk halk inançlarındaki kara iyelerden olup, tezahür şekillerine ve fonksiyonlarına göre farklı isimlerle tanınırlar.(11)

Ahoranıon metnindeki ateş- ışık ilişkisine dair görüşlerini açıklarken, onun Ermenilerdeki ateş kültünün Hristiyanlığa girildikten sonra Hz. İsa ile ışık inancıyla birleşmiş olduğu fikrine katılmaktadır. (12)Esasen Türk inançlarındaki Ocak Kültü ayrıca kutsal mekan, kutsal kişinin bulunduğu mekan, suyu veya toprağı kutsal olan mekan, anlamındadır. Bu şekilde “Ocak” olarak bilinen ağaçlar vardır. Ayrıca belirli ocakların şifa oldukları belirli hastalıklar vardır. Hak aşıkları kutlu kişilerdir. Bunlar çok kere ışık olarak bilinirler. Ulu kişilerin mezarlarına muayyen zamanlarda ışık- nur indiğine inanılır. (13)

Gregoryen inançlı Hıgh kavmi kiliselerinin önünde, mezar taşı olarak boynu haçlı koç – koyun at heykellerinin bulunması, aynı heykellerin doğu Anadolu Türk mezarlarında tamamen aynı fakat bu defa haç yerine Arap harfleri ile rahmet içeren ifadelerin bulunması bu iki kültürün geçmişte aynı topluma ait olması bizi düşündürmüştür. Nitekim bu tespitimizi bizimle paylaşan onlarca literatüre de rastladık. Aynı taşları Ortodoks Gürcü coğrafyasında da görüyorduk. Bunlar taşların üzerindeki tıg, iğne, tarak, teşik gibi kadına işaret eden ve kama, kılıç, ok, mızrak gibi erkeğe işaret eden kabartmalar içeriyorlardı. Müteakip ziyaretlerimizde bu taş heykelli mezar taşlarını Karakalpakistan, Kazakistan, Türkistan gibi Asya Türk bölgesinin müzelerinde de görmeye başladık ve bunları resimleyip yazılarımızda bunlara yer verdik. Azerbaycan’ın muhtelif kesimlerinde bunlardan müzelere mebzul miktarda taşınmıştı. Bütün bunlar bize Ulug Türkistan’dan Kafkasya’ya ve Ön Asya’ya taşınmış bir halkın maddi kültür unsurları olduklarını gösteriyordu. Bu taş mezar heykellerini İran’ın Tebris müzesinde ve Irak’ın Erbil bölgesinde mezarlıklarda da resim çekerek dokümante etmiştik. Esasen Prof. A. Çay bu mezar taşlarının coğrafyasını tespit edip kitaba dönüştürmüştür.(14) Bizim üzerinde durduğumuz husus, bu mezar taşlarının islamiyet ve Hristiyanlıktan önce Uluğ Türkistan’da mevcut oldukları bunların ilk yurtlarından Kafkasya ve ön Asyaya taşınan halklar tarafından yeni bölgelere taşındıkları ve bu halkların girdikleri yeni dinlerde de varlıklarını sürdükleridir. Bu bilinen hususa anılan mezar taşlarının diğer Hristiyan bölgelerinde görülmediklerini de eklemeliyim.

Kafkasya Türklükle, içiçe geçmiş zaman dilimlerinde Kıpçaklar, Hunlar ve Hazarlar dönemlerinde tanış olmuştur. Bu mezar taşı mimarisinin hangi Türk boyu ve boyları tarafından bölgeye taşındığını kesinlikle söylemek zordur. Doğu Anadolu’yu da kapsadığından daha ziyade hatıra Hazarlar ve Kıpçaklar gelmektedir. Bununla beraber Hunlar dahil her üç Türk ulusu da bu mimariyi taşımış olabilir.

Kafkasya’daki bu denli yoğun Türk varlığı Oğuz Türkleri bölgeye gelmeden evvel ne olmuş olabilirler. Oğuzlar bölgeye ya Müslüman Türkler olarak geldiler ya da bölgeye İslamiyetin girdiği yıllarda geldiler. Bunların uzantılarını Selçuklular Beylikler, İran Anadolu ve Kafkasya Türk devletleri içinde aramak doğaldır. Semavi dinlerden evvel gelen veya semavi dinlerin zuhur döneminde gelen Hazarlar gibi olanlar İsevi, Musevi ve Muhammedi oldular. Peçenekler ve Hunlar gibi Semavi dinleri bölgede tanıyan Türk toplumları hangi dini kimliğe girdiler? Bölgede bu toplumların birlikte getirdikleri Tengricilik inancının derin izleri var iken, tamamen Tengricilik inancı mensubu olan bir toplum yoktur. Bu Türk kesimleri doğaldır ki Hristiyan oldular. Bölgenin Ortodoks cemaatını oluşturdular. Bir kısmı zamanla Gregoryen oldular. Bölgede hâlen Ortodoks Türk toplumu veya Gregoryen Türk toplumundan bahsedemediğimize göre, Musevi olanlar bir yana Hristiyanlığı seçenler Gürcüler ve Ermeniler arasında eridiler. Bu iki toplumun dini kültürünü irdeleyerek bu iddiamızı izleyebiliyoruz.

Peter B.Golben muhtelif kaynaklardan yaptığı tespitlerini açıklarken; “535  veya 537’de, Papaz Kardost’un başını çektiği bir Ermeni misyoner takımı Kuzey Kafkasya Hunlarının bir kısmını vaftiz etti. Bu olayı nakleden, Süryani kaynağı, Hunca için bir yazı sisteminin geliştirildiğini de gösterir. 681’de Mec Kuenak piskoposu Israyel, Kafkas Albanyası hükümdarı Varaz-Trdat tarafından Kuzey Kafkasya Hunlarıyla görüşmek üzere gönderildi. O’nun, (şeytanın saptırdığı, ağaca ibadet hatası ile delirmiş bu kabile) içindeki Hristiyanlaştırma başarısının hikayesi, Dosxurane’i korumuştur. Bu kaynağa göre, onlar yıldırım veya ateşin yaktığı nesneleri tanrı Kuar’a kurban olarak görüyorlardı. (T’angri han olarak çağırdıkları dev vahşi bir canavar” at kurban ediyorlardı. Aynı zamanda ateşi, suyu (belli yol tanrılarını ) ayı ve (onların gözünde bir derece ehemmiyeti olan bütün mahlukatı) sayıyorlardı. Bu haberde (üzüm putlar ve sunaklardaki kirli derili ç’op’ay) hakkında bahisler de bulunur. Bu unsurların hepsi Türk halklarının uygulamalarına denk gelir. Tangri Xan tabii ki, Altay halklarının yüce gök ilâhı olan Tengri Han’dır. Büyük ölçüde Hazar döneminden kalma ve dolayısıyla aidiyeti belirsiz (Hazar veya Hun) olan, başta ünvanlar olarak dil verileri, Kuzey Kafkasya Hunlarının etnik –dilsel aidiyetleriyle ilgili bir hüküm vermemize imkan sağlamak için yetersizdir. Bunlar Hazar devletinin önemli bir parçası olmuşlardır ve 7.yy. sonlarında bile ayrı bir unsur idiler. Bundan sonra kaynakların görüş alanından çıkarlar.(15)

Kuzey Kafkasya Ermenilerinin bir kısmının da olsa Ermeni misyonerlerce vaftiz edilmiş olmaları, Gregoryen cemaat içinde yer alıp zamanla Ermeni toplumunun oluşmasına Hunlar gibi Türk toplumlarının vücut vermiş oldukları hususu bizim tezimizi doğruluyor.

Ermeni abecesinde Türk ses ve harflerinin yer almış olduğunu Prof. Kırzıoğlu’nun çalışmalarından biliyoruz. Kastedilen dönem ve faaliyet farklı olsa da bu konuda Kırzıoğlu ayrıntılı bilgi vermektedir.(16)

A.Küçük, IV.yy.’da henüz Ermeni Alfabesi’nin olmadığını kaynakların ifadelerini karşılaştırarak izah etmektedir. Bu yüzyılda alfabe ve uygun bir literatürü olmadığı için Ermeni liturjisi henüz teşekkül etmemiştir.(17) Ermeni Alfabesindeki “B”, “E”, “İ”, “DZ”, “K”, “N”, “Ç”, “R”, “V”, “NG” gibi harflerin Türk oyma yazısından alındığını F.Kırzıoğlu yukarıda ismi geçen eserlerinde açıklamaktadır. (18) Rahmetli hocamız Prof. Dr. İ. Kafesoğlu, Ermeni Alfabesinin Türk yazısı yoluyla meydana gelmiş olabileceği üzerinde durmaktadır. (19)

Kuzey Kafkasya’da Alban – Ermeni ilişkisi ve etkileşimleri üzerinde durulan Türk – Ermeni Kültür münasebetleri itibariyle ayrı bir önem arzetmektedir. Bu konuda paylaşılan ortak kanaat; “ Tarihi, kültürel, toponomik, onamastik ve arkeolojik bulgular, milattan önceki dönemlerden itibaren Kafkasya’da yaşamakta olan, Kafkasya’nın otoktan halkı olan ve M.Ö.I. yüzyıldan itibaren Alban adıyla bir siyasal birlik oluşturan etnik toplulukların Kafkasya’nın otoktan Türk halkı olabileceği tezini kuvvetlendirmektedir. Albanlar, Güney Kafkasya’nın önemli bir bölümünü 1000 yıl kadar hakimiyetlerinde bulundurmuş ve VIII. Yüzyıla kadar bağımsız yaşamıştır. Bundan sonra ise yukarıda ifade edilen tarihi süreç içinde önce siyasi bağımsızlıklarını kaybetmiş, müteakiben de mensubu oldukları Gregoryen Kilisesi vasıtasıyla dil ve kültür olarak Ermenileştirilmişlerdir. Gregoryen cemaat kültüründeki Türk kültür öğelerinin tetkik edilmesi, tarihin belli bir döneminde Türkler ve Ermeniler tarafından ortaklaşa yaratılan birtakım kültür değerlerini ve Ermeniler’in bu değerleri nasıl Türkler’i yok sayarak, gerektiğinde sınırdışı ederek, gerektiğinde Albanlar örneğinde olduğu gibi zorla asimile ederek tek başlarına sahiplendiklerini ortaya çıkartacaktır. (20)

Ağaç ve Orman Türk –İnanç sisteminde bir kült oluşturmuştur. Ağaçlardan kayın ve çam gibi olanlar Türk destan hayatında mitolojik değere sahiptirler. Bazı ağaçlara kutsiyet atfedilir. Karayların Paltatiymez kutsal ormanlarından “Eben Ağacı” na dokunulmaz. Hayat Ağacı motifinin derinliklerinde inanç vardır. Birçok ağacın efsanesi vardır. Muncuk atma Nevruz’da gül ağacının altında olur. Özel haller için ziyaretlerdeki ağacın kavuğundan geçilirken, ulu zatların türbe ağaçlarına adak bezi asılır. Kutsal Ötügen’de ağaçlar da kutsaldı. Anadolu’da türbelere ait koruların sahipli olduğuna inanılır. Yapraklarına dahi dokunulmaz. (21)

Yıldırım etrafında da Anadolu’da bir inanç halesi yaşatılmaktadır. Yıldırım çakınca belirli dualar okunur. Gökten geldiğine inanılır. Tunceli çevresinde Yıldırım çarpması sonucu hayatını kayıp eden kimsenin mezarı kutsal sayılır, ziyaret muamelesi görür. Tunceli çevresindeki yıldırım çarpması sonucu yanmış kurumuş ağaç ziyaret işlemi görür, O’na kimse dokunmaz. Bazı hallerde yıldırım çarpması sonucu yanan ağaçların kütükleri özel hanelerde kutsal mekan olarak ziyarete açılırlar. Halk bu türden yerleri muhtelif hacetleri için ziyaret eder. (22)

Ocağa gelince yukarıda belirtildiği gibi o da keza od/ateş iyesi ile ilgili kabul edilir ve bir kült oluşturulmuştur. Gece ocakta ateş verilmez. Ocag su dökülerek söndürülmez. Ocağa tükürülmez. Ocağın ateşi kömürü ve külü ile ilgili inançlar vardır. Ateşe çeşitli sacılar yapılır. Ateşe bakılarak geleceği okuyanlar vardır. Ateşin yanış şeklini anlamlandıranlar olur. Kaşkailerde damadın otağına ateş baba evinden söndürülmeden götürülür.(23)

At’ın da Türk inanç sisteminde özel konumu vardır. Hamile hanımın doğumu kolay olsun diye eşiğin önünde Aygır kişnetilir. Gelinin atına çok erkek çocuk doğurması için erkek çocuk bindirilir. Gelin attan inerken silâh atılır. Makedonya Türkmenlerinde gelinin eli bereketli olması için ocağı at gemi takılı halde götürülür. Al karısı hamile kadını basmasın diye yastığının altına at gemi veya üzengisi konur. Atın yelesi, kuyruk kılı üzengisi, nalı ile ilgili inançlar vardır. Komutan savaşa giderken atının kuyruğu örülür. Sahibi ölen atın eğeri ters bağlanılarak mezara indirilir. İstanbul’da hasta atların götürüldükleri at mezarlıkları vardır. Kırgızistan’da Yılk beyi olan atlar kutsal sayılır ve onlara binilmez ve onlara yük taşıtılmaz. Göktürk ve Hunlar kutsal mağaralar ve ulu tepelerde Atalar ruhu için at kurban ediyorlardı.(24)

Ay Göktengri inanç sisteminde bir kült oluşturmuştu. Günümüzde ne kadarı Budizmden geldiği bilinmemekle beraber halk arasında yaşayan ayla ilgili inançlar vardır. Cılız çocuklar için Aylık kesilir. Ay ilk doğunca muayyen dualar okunur. Aya saygısızlık yapılmaz. Ay tutulunca  yapılan özel dua ve uygulamalar vardır.(25)

Biz, evvelce yaptığımız bir çalışmada Hazar Türklerinin ve Gregoryenlerin halk inançlarını genel Türk halk inançları ile karşılaştırmış  bazı müşterekler bulmuştuk.(26)

M.A. Kaşgarlı bildirisinde, Beatrice Kasbarian’ın XIX. Yüzyılda Ermeni Toplumu (La Societe Armenienne au XIX) isimli eserine de yer vermektedir. Beatrice kitabında: “Ermeni ailesi, ataerkildir. Aile en büyük erkeğinin yönetimindedir. Aileye baba bakar, ihtiyaçlarını baba karşılar, kadının çocuğu olmazsa, kısırsa ailesine geri gönderilir. En büyük beddua “ocağın sönsün” terimidir. Kızlardan ziyade erkek çocukları makbuldur. (27)

M.K. Kaşgarlı Türk İslam aile  hayatında görülen bu uygulama ve prensiplerin yüz yıllarca beraber yaşayan bu iki toplumda çoğunluk azınlığı temelinden etkileyişinden kaynaklandığını belirtmektedir. Biz de M.K. Kaşgarlı’ya katılmaktayız. Türk aile tipi de ataerkildir. Ailede otorite babadadır. Baba yoksa yaş sırasına göre erkek evlatlar yetkili ve sorumludurlar. Büyük kardeş baba adına söz sahibidir. Erkek evladı olmayan babasız ailelerde, amca aileye nezaret eder. Aileden gelin götürülürken erkek kardeşin, kız kardeşinin kuşağını bağlamak gibi görevleri vardır. Erkek kardeşi olmayan gelinin kuşağını amcasının oğlu bağlar. Evlilikte çocuk önemlidir. Erkek çocuk annesi olmayan, bilhassa hiç çocuğu olmayan kadınların kocalarının ikinci evlilik yapmaları doğal karşılanır. Boşama pek olmaz ancak kuma getirilir.(28)

Türk halk inançlarında Ocak, içerisinde yaşanılan hane, yuva demektedir. “ocağın şen olsun” “Ocağın yıkılsın” “ocağı sönük” “Ocağın direği” “Kor Ocak” “Ocağına incir dikmek” ve benzerleri hep bu inancı ve zihniyetin ürünüdür. Rüyasında ocağının yıkıldığını gören kadının eşinin öleceğine inanılır. “Kor Ocak” veya “Ocağı bağlı” erkek evladı olmayan hane demektir. Zira Ocak, erkek zürriyet ile sürer. Ocağına incir dikilen şahsın ailesi dağıtılmış olur. erkek evlat, ocağın direği olarak tanımlanır. Anadolu ve Türk dünyasının sair kesimlerinde çocuklarının sayısı sorulan kimse daha ziyade erkek evlatlarının sayısını söyler.(29)

Irz ile ilgili olaylar en büyük namus davalarıdır. Kan davasının başlıca sebepleri arasında rıza gösterilmeden kaçırılmak suretiyle evlenilmek istenilmesi gelir. Ana ve arvat üzerine yapılan yeminler en büyük yeminler arasındadır. Gelinler yeni evlerinde “Gelinlik” yaparlar. Gelinlik bazan bir ömür sürer. Gelinler sabahleyin en erken kalkar ve akşamları en geç yatarlar. Gelinler “ses saklama” veya “ses sakınma” uygulaması yaparlar. Bu uygulamada gelin büyüklerin ve kayınlarının yanında konuşmaz. Bu uygulamanın sona ermesi için “dil açma” merasimi yapılarak geline hediye alınmak suretiyle konuşmasına izin verilir. Ses saklamanın derinliklerindeki gerçek sesin duyulması suretiyle kara iyelerin muhtemel zararından korunmaktadır. Halk sufizminde en iyi dilekte bulunma şekli sessiz dilektir. Kişi gönlü ile konuşabilir. Kalbi dilekler lafzı dileklerden, dualardan daha makbul sayılır.(30)

Türk halk inançlarında “Baba” bir külttür. Tanrı tarafından kutsanılmıştır. Hakan, Han, bey ve aile reisi bulundukları toplumun semavi boyutu da bulunan öğeleridir. Kız babasından istenir. Evlenecek kız için ailede son sözü baba söyler. Babadan izin alınır. Babaya sorulur. O ocağın reisidir. Saygın hanımlık kocaya itaatle başlar. Kayın valide ve kayın peder, valide ve peder muamelesi görürken kayın birader, birader konumundadır.

Bütün bu tespitlerden sonra denebilir ki, Türk ve Ermeni toplumunun halk kültürleri ve destan hayatları göstermektedir ki, bu iki toplum sadece birlikte yaşamış olmanın doğal etkileşimi itibariyle bazı halk kültürü değerlerini paylaşmış olmakla beraber veya biri diğerlerinin dinini seçmek suretiyle onun kültür dairesine girmekle kalmamış, bazı Ermeniler günümüz Türklüğünün yapı taşlarından iken bir kısım Ermeniler de Türk soyludurlar.


1. Nejat Göyünç; “Turkish – Armenian Cultural Relations” Armenians in the Late Ottoman Period, Ankara 2001 sh. 23-43

2. Fikret Türkmen;Türk Halk Edebiyatının Ermeni Kültürüne Tesirleri, İzmir 1992

3. Murat Adji, Kıpçaklar (Türklerin ve Kadim Büyük Bozkırın Kadim Tarihi) Çev. Dr. Z. Bağlan Özer. Ankara 2002 sh. 168-173

4. P.B.Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, Ankara 2002, sh. 87

5. M.Aktok Kaşgarlı “Anadolu Ermeni Destanları –Efsane ve Masalları Kritiği” III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri C.II. Ankara 1986, sh. 17-24

6. M.Fahrettin Kırzıoğlu, “Albanlar Tarihi M.Ö. IV-M.S. X. Yüzyıllar Üzerine” XI. Türk Tarih Kongresine Bildirileri, Ankara 1994 sh. 1-67

7. Abdurrahman Küçük . Ermeni Kilisesi ve Türkler , Ankara 1997

8. M.A.Kaşgarlı. a.g.m

9. M.A. Kaşgarlı. a.g.m

10. M.A. Kaşgarlı a.g.e.

11. Ş.K. Şerefoğlu “Türk Halk İnançlarında Özellikle Orta Toroslarla Kara İyelerle İlgili Halk İnançları” Güneyde Kültür, S. 76, Nazir 1996 sh. 21-25

12. M.A. Kaşgarlı a.g.m

13. Yaşar Kalafat “Geçmişten Günümüze Halk İnançlarımızda Işık, Milli Folklor , Ankara 1994 S. 21 sh. 25-30

14. A.Çay Anadolu’da Türk Damgası, Koç Heykel Mezar taşları ve Türklerde’de Koç –Koyun Meselesi Ankara, 1983

15. Peter B. Golden a.g.e sh. 87

16. M.F.Kırzıoğlu Kars Tarihi, İstanbul, 1953 sh. 169-188, Milli Destanlarımızda Dede Korkut Oğuznamelerinin Tarih Belgesi Bakımından Değerleri”Belleten, Ankara 1986, C.50 S. 927 

17. A.Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler Ankara 1997 sh. 140-145

18. M.F.Kırzıoğlu a.g.e. ler.

19. İbrahim Kafesoğlu “Ahlat ve Çevresinde 1945’ de Yapılan Tarihi ve Arkeolojik Tetkikler Seyahat Raporu” İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Dergisi, İstanbul 1950, C. 1 sh. 184-185

20. Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi 4. bşk. Ankara 1981 , sh. 209-231

21. Kutlu Özen, Sivas ve Divriği Yöresinde Eski Türk İnançlarına Bağlı Adak Yerleri, Sivas 1996 sh. 33-37

22. Y.Kalafat Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 1999, sh. 27-34

23. Y.Kalafat – M.Kıyani “Kaşkayi Türklerinde Sosyal Yaşam” Türk Dili ve Edebiyatı Makaleleri, Sivas, 2001 S.1 sh. 227-247

24. Yaşar Kalafat, “Orta Toroslarda Karşılaştırmalı Halk inançlarında At” Türk Dünyası Tarih Dergisi, Mart 1998 S. 135 sh. 23-31

25. Y.Kalafat “Aybastı Yer Adı ve Türk Halk İnançları” II. Aybastı Sempozyumu, 17-18 Temmuz 2001 sh...

26. Yaşar Kalafat, “Kuzey Azerbaycan –Doğu Anadolu ve Kuzey Irak’da Eski Türk Dini İzleri, Dini Folklorik Tabakalaşma, Ankara 1998, sh. 23-25, 32-37

27. M.A. Kaşgarlı, a.g.m

28. Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 1999 sh. 104-107

29. Yaşar Kalafat, a.g.e. sh. 81-96

30. Yaşar Kalafat, Güney Kafkasya, Ankara 2000 sh. 9-24, 39-71, Kırım –Kuzey Kafkasya, Ankara, 1999 sh. 63-76, 196-207.

 

 

 

İçindekiler

Sunuş

Başyazı

1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları
Hüseyin ÇELİK

Ermeni Yanılgıları
Bayram KODAMAN

Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu
Şenol KANTARCI

Uluslararası İlişkiler Boyutuyla Ermeni Sorunu
Kamer KASIM

Hukuki ve Siyasi Boyutuyla Ermeni Sorunu
Pulat Y.TACAR

Güncel Boyutuyla Ermeni Sorunu
Ömer E. LÜTEM

Uluslaşma Süreçleri Açısından Ermeni Sorunu
Şener AKSU

Kurtuluş Savaşımız ve Farnsa'da Ermeni Propagandası
Yahya AKYÜZ

Türk Ermeni Kültür İlişkileri Üzerine
Zeki ARIKAN

Osmanlı Devletinde Ermeni Nüfusu
Süleyman BEYOĞLU

Osmanlı Devletinde Ermeniler
Nejat GÖYÜNÇ

Lozan'dan Günümüze Ermeni Sorunu
Ali GÜLER

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr.Yusuf HALAÇOĞLU ile Söyleşi
K.Şule ERDEM

Ermeni Kiliseleri ve Terör
Erdal İLTER

Mütareke ve Milli Mücadele Dönemi (1919-1922)'nde Mersin ve Tarsus'da Ermeni Mezalimi
Erdal İLTER

Türk Ermeni Kültür İlişkilerinde Mitolojik Boyut
Yaşar KALAFAT

Atatürk'e Atfedilen Ermeni İddiaları
Şenol KANTARCI

1915 Ermeni Tehcirine Giden Yolda Gözden Kaçan İki Nokta: Projeler ve Müfettişlikler
Ali KARACA

1916'te Sevk ve İskan Edilmeyen Ermeniler
Davut KILIÇ

Ermeni Sorunu ve Türk Arşivleri
Yusuf SARINAY

Amerika Birleşik Devletlerinde Ermeni Faaliyetleri
Haluk SELVİ

Mümtaz SOYSAL'ın Orly Saldırısı Davası ile İlgili Uzman Tanık Beyanı

Orly Davası Hakkındaki Haber ve Yorumlar -Dış Basın- Yayın Organlarında-

Kronoloji

Fotoğraflar

Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920

1948 Tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımı Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmne

Ermeniler Tarafından Türklere Katliam Uygulanan Yerleri Gösterir Cetvel

Ermeniler Tarafından Şehit Edilen Kamu Görevlileri ve Yakınları

Türkiye'deki Ermeni Apostolik Ortodoks, Ermeni Protestan Cemaatlerinin Sivil Temsilcilerinin Yayınladıkları Bildiri

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr