Yaşar KALAFAT
Dr.; ASAM, Kafkasya Masası Başkanı-Ankara
Türk – Ermeni Kültür İlişkileri farklı dönem başlıkları altında ele alınırken
şüphesiz normlar da değişecektir. XIX ve XX yy. lar esas
alındığında Ermenilerde cemaat olma dönemi büyük ölçüde
geride kalmış, Gregoryen ağırlıklı kilise kültürü Hayk
kavmi ile özdeşleşmiş Ermeni kültürel kimliği olarak mesafe
almaya başlamıştır. Bu dönemin Osmanlı Türk Kültürü ile
Ermeni Kültür etkileşiminin resim, tiyatro, muziki, mimari
ve benzeri alanlardaki seyri rahmetli hocamız Prof. Dr.
Nejat Göyünç tarafından ele alınmıştır(1).
Halk kültür etkileşimi ise masal, destan gibi alanlarda
incelenmiştir. Bu sahada yapılmış çalışmalardan biz Prof.Dr.
Fikret Türkmen’i anmakla yetinelim(2).
Biz bu yazımızda etno-sosyal kültürel etkileşimi mitolojik dönem zemininde
ele almaya çalışacağız. Türklerin islam, Hayk kavminin Gregoryen
olmadan evvelki dönemleri üzerinden günümüze gelebilen halk
kültürünün halk inançları boyutu üzerinde durmaya çalışacağız.
Hristiyanlığı, bölgede ilkin Kıpçak Türkleri benimseyip bölgedeki
Türk soylu olmayan halklar Hristiyanlığı bu yolla mı edindiler?
Murat Adji bu kanaattedir.
Bu görüşümü açıklarken M. Adji,
“Ermeniler hacın kurtarıcı gücüne inanıyorlardı. Halbuki onlar
o zaman henüz putperest idi. Ama Kıpçakların işaretleri bulunan
bayrakları altında savaştıkları için haçı çok iyi ve yakından
biliyorlardı...Piskopos Grigoris Kıpçaklardan askeri yardım
istemeye gelmemişti. Tanrı inancını öğrenmeye Avrupalılardan
ilk olarak Hristiyan Piskoposu Girgoris gelmiş ve sonra halkını
da aydınlatmak istemişti. Aslında Grigoris, Geser’in ve Erke
Han’ın yaptıkları faaliyetlere aynen devam etmek istiyordu,
ama bu sefer Avrupa’da”, türünden açıklamalar da bulunmaktadır.(3)
Her iki ırkın Türkler ve Ermenilerin (Bu ifade ile Gregoryen inancını benimseyen
ve giderek Ermeni adını olan High toplumunu kastediyoruz.)
Hristiyanlığa girme itibariyle etkileşimde Peter B. Golden’in
görüşüne göre Göktengri inançlı Hun Türkleri Hristiyanlığı
Ermenilerden öğrenmişlerdir. Bu konudaki görüşlerini açıklarken
P.B. Golden 535 –537 yıllarında Kuzey Kafkasya’da bir kısım
Hun’un Papaz Kordost önderliğinde Ermeni misyonerlerce vaftiz
edildiğini bu arada Hunca için bir yazı sistemi geliştirdiklerini
belirtmektedir (4) P.B.Golden’in bu konulu tespitlerini inanç
içerikli boyutu ile yazımızın ileri bölümünde ayrıca ele alacağız.
Biz yazımızda daha ziyade hocamız Prof.Dr. Mehlika Aktok Kaşgarlı’nın
tespitlerini esas alacağız ve halk inançlarından yola çıkarak
bir rota izleyeceğiz. M.A. Kaşgarlı “Anadolu Ermeni Destanları-
Efsaneleri ve Masalları Kritiği” isimli konumuz itibariyle
fevkalade önemli yazısında, bizim için ulaşılması çok zor
olan Avedis Ahoranion’un 1901 yılında Lozan Üniversitesi’nden
yaptığı “Ermeni Gelenek ve İnançları (Les Anciennes Traditions
Et Croyances Armeniennes) isimli doktora tezini irdelemiştir.(5)
Dönemin uzmanı olan kültür tarihçisi M.A. Kaşgarlı modern
batı dillerinin yanısıra Krafar ve Çağdaş Ermenice’yi de bilmektedir.
Konuyu ortaçağ dönemi ve evveli itibariyle ele alan Aziz Gregorin kimliğinin
Türk olabileceğini de irdeleyen ilk bilim adamı hocamız Prof.
Dr. M.Fahrettin Kırzıoğlu olmuştur. Kırzıoğlu Gregoryen Kültürünün
o dönemi üzerinde dururken dil, abece ve bu arada halk inançları
üzerinde de durmuştur.(6) Gregoryen ve müslüman Türklerin halk inançları ağırlıklı
olmak üzere genel dini hayatlarının karşılaştırmasını ayrıntılı
olarak yapan bilim adamı ise Hocam Prof. Dr. Abdurahman Küçük
olmuştur.(7)
Halk inançları ile tarih çalışmalarının
Ermenilik- Türklük, Gregoryenlık-İslamiyet, Göktengri inancı-
Poganizm itibariyle kavşak noktasında şu söylenebilir. Günümüz
Ermeniler ve Türklerinin bir kısmı bugünkü ulus kimliklerini
edinmeden farklı dönemlerde ara kimliklerle geçiş yaptılar.
Kıpçak- Hun döneminden de evvel başlayan bölge Türklüğünü
uzun sürecinde High kavmi ve Ermeniler bu ismi almadan evvel
ve sonra eski Türk dininden etkilendiler, bazen Hristiyanlığı
Türklerden alıp bazen de Ona Hristiyanlığı enjekte ettiler.
XIX ve XX yy.a gelinirken Gregoryen Cemaat içerisinde Türklerin
kaderi Ermeni Kimliği içerisinde erimek şeklinde tecelli etti.
Zira kurumlaşan Ermeniler, Gregoryenlik adına, siyasî, kültürel,
dinî ve eğitsel faaliyetlerde inisiyatifi ellerinde tutuyorlardı.
Bu döneme müteakip isyan eden, iskan edilen ve Gregoryenlikle
özleşen Ermeni kimliği içerisinde Gregoryen Türkün yazgısı
Ermenilerin kaderini paylaşmak oldu. Anadolu’da kalan ve İstanbul
gibi büyük merkezlerde toplu yaşama imkanı bulamayan Anadolu’nun
Ermeni veya Türk Gregoryenlerinin kaderi ne oldu. İsyan ve
İskan artığı bu insanlar bölgelerinde gizli Ermeni toplumları
teşkil ettiler. Muhtemelen bunlardan bir kısmı islamlaştılar.
Avedis Ahoranion’a göre, Primitif
Arkaik Ermeniler ateşe tapıyorlardı. “ateş, iyilik ve kötülük
prensibine dayanan bir din, antik İran Zerdüştlük dininin
bir koludur. Dualizme /ikicilik ilkesine göre kurulmuş olan
doktrini Avesto’da toplamış olan Zerdüştlük, Avedis Aharonıan’a
göre Ermenilere İran’dan geçmiş değildir. Hint-Avrupa toplumu
olmaları dolayısıyla Ermenilerin etnik niteliklerinde mevcuttur”
Ermenilerin Hint-Avrupa menşeyli bir toplum olmadıklarını
bizzat Ermeni tarihçileri bilhassa sanat tarihçileri izah
etmişlerdir.(8)
İran Zerdüşizm’inden ateş ile ilgili inançlar konusunda etkilenmeyen ve
Hint –Avrupa toplumu da olmayan Ermenilerdeki ateş muhtevalı
inancın kaynakları arasında Türk inanç sistemi aranılmaz mı?
Bu sistemde od/ateş bir külttür. (9) Ateşdeki bu kuvvelerin
aklayıcı paklayıcı olduğuna da inanılır. Ateşde ak ve kara
iyeler vardır. Ateş Tanrı değildir, ancak O’na saygılı davranılır.
Su dökülerek söndürülmesi gerekse mutlaka besmele ile dökülür.
Ateşe tükürülmez, gece dışarıya ateş verilmez, oda, ateşe,
ocağa sacı yapılır. Ak ve Kara iyelerin dualizm ile iltisakı
nedir? Sağlıklı açıklama yapmak kolay değildir. Ancak birlikte
yaşayan iki halktan Türkler Ermeniler’i sadece Türk-İslam
İnançları ile etkilemediler. Halk inançları itibariyle de
doğal olarak çoğunlukla olan etkiledi. Bununla beraber biz
etkileme üzerinde durmuyoruz. Bize göre zamanla Ermeni genel
adı altında toplanan kesimin bir bölümü Hristiyan olmadan
evvel Türklerle aynı inanç sistemi içerisinde idiler. Benzerliklerin
kaynağı bu olabilir.
M.A. Kaşgarlı Ermeni halk kültürü konusunda; “Ermeni folkloru, Ermenistan
tarihi gibi, Ermenilerin azınlık olarak yaşadıkları ülkelerin
milli tarihi ve milli folklorunun Provincial (Taşra) niteliğinde
bir kopyasıdır. Ermeni Folkloru Kafkasya’da Doğu Türkleri,
Gürcü ve Rus, Ortadoğu’da ise Batı Türklerinin etkisinde ve
izindedir.(10)
demektedir.
A.Ahoranion “Hristiyanlık öncesi Arkaik Ermenilerde Kötülük ilâhı şeytan,
dev veya ejder adını taşır”diyor. Kaşgarlı ateş kelimesinde
olduğu gibi dev kelimesinin de Ermeniceden yola çıkarak etimolojik
tahlilini yapıp Ahoranion’un yanıldığını izah etmektedir.
Dev, Div Türk halk inançlarındaki kara iyelerden olup, tezahür
şekillerine ve fonksiyonlarına göre farklı isimlerle tanınırlar.(11)
Ahoranıon metnindeki ateş- ışık ilişkisine dair görüşlerini açıklarken,
onun Ermenilerdeki ateş kültünün Hristiyanlığa girildikten
sonra Hz. İsa ile ışık inancıyla birleşmiş olduğu fikrine
katılmaktadır. (12)Esasen Türk inançlarındaki Ocak Kültü
ayrıca kutsal mekan, kutsal kişinin bulunduğu mekan, suyu
veya toprağı kutsal olan mekan, anlamındadır. Bu şekilde “Ocak”
olarak bilinen ağaçlar vardır. Ayrıca belirli ocakların şifa
oldukları belirli hastalıklar vardır. Hak aşıkları kutlu kişilerdir.
Bunlar çok kere ışık olarak bilinirler. Ulu kişilerin mezarlarına
muayyen zamanlarda ışık- nur indiğine inanılır. (13)
Gregoryen inançlı Hıgh kavmi kiliselerinin önünde, mezar taşı olarak boynu
haçlı koç – koyun at heykellerinin bulunması, aynı heykellerin
doğu Anadolu Türk mezarlarında tamamen aynı fakat bu defa
haç yerine Arap harfleri ile rahmet içeren ifadelerin bulunması
bu iki kültürün geçmişte aynı topluma ait olması bizi düşündürmüştür.
Nitekim bu tespitimizi bizimle paylaşan onlarca literatüre
de rastladık. Aynı taşları Ortodoks Gürcü coğrafyasında da
görüyorduk. Bunlar taşların üzerindeki tıg, iğne, tarak, teşik
gibi kadına işaret eden ve kama, kılıç, ok, mızrak gibi erkeğe
işaret eden kabartmalar içeriyorlardı. Müteakip ziyaretlerimizde
bu taş heykelli mezar taşlarını Karakalpakistan, Kazakistan,
Türkistan gibi Asya Türk bölgesinin müzelerinde de görmeye
başladık ve bunları resimleyip yazılarımızda bunlara yer verdik.
Azerbaycan’ın muhtelif kesimlerinde bunlardan müzelere mebzul
miktarda taşınmıştı. Bütün bunlar bize Ulug Türkistan’dan
Kafkasya’ya ve Ön Asya’ya taşınmış bir halkın maddi kültür
unsurları olduklarını gösteriyordu. Bu taş mezar heykellerini
İran’ın Tebris müzesinde ve Irak’ın Erbil bölgesinde mezarlıklarda
da resim çekerek dokümante etmiştik. Esasen Prof. A. Çay bu
mezar taşlarının coğrafyasını tespit edip kitaba dönüştürmüştür.(14) Bizim üzerinde durduğumuz
husus, bu mezar taşlarının islamiyet ve Hristiyanlıktan önce
Uluğ Türkistan’da mevcut oldukları bunların ilk yurtlarından
Kafkasya ve ön Asyaya taşınan halklar tarafından yeni bölgelere
taşındıkları ve bu halkların girdikleri yeni dinlerde de varlıklarını
sürdükleridir. Bu bilinen hususa anılan mezar taşlarının diğer
Hristiyan bölgelerinde görülmediklerini de eklemeliyim.
Kafkasya Türklükle, içiçe geçmiş zaman dilimlerinde Kıpçaklar, Hunlar ve
Hazarlar dönemlerinde tanış olmuştur. Bu mezar taşı mimarisinin
hangi Türk boyu ve boyları tarafından bölgeye taşındığını
kesinlikle söylemek zordur. Doğu Anadolu’yu da kapsadığından
daha ziyade hatıra Hazarlar ve Kıpçaklar gelmektedir. Bununla
beraber Hunlar dahil her üç Türk ulusu da bu mimariyi taşımış
olabilir.
Kafkasya’daki bu denli yoğun
Türk varlığı Oğuz Türkleri bölgeye gelmeden evvel ne olmuş
olabilirler. Oğuzlar bölgeye ya Müslüman Türkler olarak geldiler
ya da bölgeye İslamiyetin girdiği yıllarda geldiler. Bunların
uzantılarını Selçuklular Beylikler, İran Anadolu ve Kafkasya
Türk devletleri içinde aramak doğaldır. Semavi dinlerden evvel
gelen veya semavi dinlerin zuhur döneminde gelen Hazarlar
gibi olanlar İsevi, Musevi ve Muhammedi oldular. Peçenekler
ve Hunlar gibi Semavi dinleri bölgede tanıyan Türk toplumları
hangi dini kimliğe girdiler? Bölgede bu toplumların birlikte
getirdikleri Tengricilik inancının derin izleri var iken,
tamamen Tengricilik inancı mensubu olan bir toplum yoktur.
Bu Türk kesimleri doğaldır ki Hristiyan oldular. Bölgenin
Ortodoks cemaatını oluşturdular. Bir kısmı zamanla Gregoryen
oldular. Bölgede hâlen Ortodoks Türk toplumu veya Gregoryen
Türk toplumundan bahsedemediğimize göre, Musevi olanlar bir
yana Hristiyanlığı seçenler Gürcüler ve Ermeniler arasında
eridiler. Bu iki toplumun dini kültürünü irdeleyerek bu iddiamızı
izleyebiliyoruz.
Peter B.Golben muhtelif kaynaklardan yaptığı tespitlerini açıklarken; “535
veya 537’de, Papaz Kardost’un başını çektiği bir Ermeni
misyoner takımı Kuzey Kafkasya Hunlarının bir kısmını
vaftiz etti. Bu olayı nakleden, Süryani kaynağı, Hunca
için bir yazı sisteminin geliştirildiğini de gösterir.
681’de Mec Kuenak piskoposu Israyel, Kafkas Albanyası
hükümdarı Varaz-Trdat tarafından Kuzey Kafkasya Hunlarıyla
görüşmek üzere gönderildi. O’nun, (şeytanın saptırdığı,
ağaca ibadet hatası ile delirmiş bu kabile) içindeki Hristiyanlaştırma
başarısının hikayesi, Dosxurane’i korumuştur. Bu kaynağa
göre, onlar yıldırım veya ateşin yaktığı nesneleri tanrı
Kuar’a kurban olarak görüyorlardı. (T’angri han olarak
çağırdıkları dev vahşi bir canavar” at kurban ediyorlardı.
Aynı zamanda ateşi, suyu (belli yol tanrılarını ) ayı
ve (onların gözünde bir derece ehemmiyeti olan bütün mahlukatı)
sayıyorlardı. Bu haberde (üzüm putlar ve sunaklardaki
kirli derili ç’op’ay) hakkında bahisler de bulunur. Bu
unsurların hepsi Türk halklarının uygulamalarına denk
gelir. Tangri Xan tabii ki, Altay halklarının yüce gök
ilâhı olan Tengri Han’dır. Büyük ölçüde Hazar döneminden
kalma ve dolayısıyla aidiyeti belirsiz (Hazar veya Hun)
olan, başta ünvanlar olarak dil verileri, Kuzey Kafkasya
Hunlarının etnik –dilsel aidiyetleriyle ilgili bir hüküm
vermemize imkan sağlamak için yetersizdir. Bunlar Hazar
devletinin önemli bir parçası olmuşlardır ve 7.yy. sonlarında
bile ayrı bir unsur idiler. Bundan sonra kaynakların görüş
alanından çıkarlar.(15)
Kuzey Kafkasya Ermenilerinin
bir kısmının da olsa Ermeni misyonerlerce vaftiz edilmiş olmaları,
Gregoryen cemaat içinde yer alıp zamanla Ermeni toplumunun
oluşmasına Hunlar gibi Türk toplumlarının vücut vermiş oldukları
hususu bizim tezimizi doğruluyor.
Ermeni abecesinde Türk ses ve harflerinin yer almış olduğunu Prof. Kırzıoğlu’nun
çalışmalarından biliyoruz. Kastedilen dönem ve faaliyet farklı
olsa da bu konuda Kırzıoğlu ayrıntılı bilgi vermektedir.(16)
A.Küçük, IV.yy.’da henüz Ermeni Alfabesi’nin olmadığını kaynakların ifadelerini
karşılaştırarak izah etmektedir. Bu yüzyılda alfabe ve uygun
bir literatürü olmadığı için Ermeni liturjisi henüz teşekkül
etmemiştir.(17) Ermeni Alfabesindeki “B”, “E”, “İ”,
“DZ”, “K”, “N”, “Ç”, “R”, “V”, “NG” gibi harflerin Türk oyma
yazısından alındığını F.Kırzıoğlu yukarıda ismi geçen eserlerinde
açıklamaktadır. (18) Rahmetli hocamız Prof. Dr. İ. Kafesoğlu,
Ermeni Alfabesinin Türk yazısı yoluyla meydana gelmiş olabileceği
üzerinde durmaktadır. (19)
Kuzey Kafkasya’da Alban – Ermeni
ilişkisi ve etkileşimleri üzerinde durulan Türk – Ermeni Kültür
münasebetleri itibariyle ayrı bir önem arzetmektedir. Bu konuda
paylaşılan ortak kanaat; “ Tarihi, kültürel, toponomik, onamastik
ve arkeolojik bulgular, milattan önceki dönemlerden itibaren
Kafkasya’da yaşamakta olan, Kafkasya’nın otoktan halkı olan
ve M.Ö.I. yüzyıldan itibaren Alban adıyla bir siyasal birlik
oluşturan etnik toplulukların Kafkasya’nın otoktan Türk halkı
olabileceği tezini kuvvetlendirmektedir. Albanlar, Güney Kafkasya’nın
önemli bir bölümünü 1000 yıl kadar hakimiyetlerinde bulundurmuş
ve VIII. Yüzyıla kadar bağımsız yaşamıştır. Bundan sonra ise
yukarıda ifade edilen tarihi süreç içinde önce siyasi bağımsızlıklarını
kaybetmiş, müteakiben de mensubu oldukları Gregoryen Kilisesi
vasıtasıyla dil ve kültür olarak Ermenileştirilmişlerdir.
Gregoryen cemaat kültüründeki Türk kültür öğelerinin tetkik
edilmesi, tarihin belli bir döneminde Türkler ve Ermeniler
tarafından ortaklaşa yaratılan birtakım kültür değerlerini
ve Ermeniler’in bu değerleri nasıl Türkler’i yok sayarak,
gerektiğinde sınırdışı ederek, gerektiğinde Albanlar örneğinde
olduğu gibi zorla asimile ederek tek başlarına sahiplendiklerini
ortaya çıkartacaktır. (20)
Ağaç ve Orman Türk –İnanç sisteminde bir kült oluşturmuştur. Ağaçlardan
kayın ve çam gibi olanlar Türk destan hayatında mitolojik
değere sahiptirler. Bazı ağaçlara kutsiyet atfedilir. Karayların
Paltatiymez kutsal ormanlarından “Eben Ağacı” na dokunulmaz.
Hayat Ağacı motifinin derinliklerinde inanç vardır. Birçok
ağacın efsanesi vardır. Muncuk atma Nevruz’da gül ağacının
altında olur. Özel haller için ziyaretlerdeki ağacın kavuğundan
geçilirken, ulu zatların türbe ağaçlarına adak bezi asılır.
Kutsal Ötügen’de ağaçlar da kutsaldı. Anadolu’da türbelere
ait koruların sahipli olduğuna inanılır. Yapraklarına dahi
dokunulmaz.
(21)
Yıldırım etrafında da Anadolu’da
bir inanç halesi yaşatılmaktadır. Yıldırım çakınca belirli
dualar okunur. Gökten geldiğine inanılır. Tunceli çevresinde
Yıldırım çarpması sonucu hayatını kayıp eden kimsenin mezarı
kutsal sayılır, ziyaret muamelesi görür. Tunceli çevresindeki
yıldırım çarpması sonucu yanmış kurumuş ağaç ziyaret işlemi
görür, O’na kimse dokunmaz. Bazı hallerde yıldırım çarpması
sonucu yanan ağaçların kütükleri özel hanelerde kutsal mekan
olarak ziyarete açılırlar. Halk bu türden yerleri muhtelif
hacetleri için ziyaret eder. (22)
Ocağa gelince yukarıda belirtildiği gibi o da keza od/ateş iyesi ile ilgili
kabul edilir ve bir kült oluşturulmuştur. Gece ocakta ateş
verilmez. Ocag su dökülerek söndürülmez. Ocağa tükürülmez.
Ocağın ateşi kömürü ve külü ile ilgili inançlar vardır. Ateşe
çeşitli sacılar yapılır. Ateşe bakılarak geleceği okuyanlar
vardır. Ateşin yanış şeklini anlamlandıranlar olur. Kaşkailerde
damadın otağına ateş baba evinden söndürülmeden götürülür.(23)
At’ın da Türk inanç sisteminde özel konumu vardır. Hamile hanımın doğumu
kolay olsun diye eşiğin önünde Aygır kişnetilir. Gelinin atına
çok erkek çocuk doğurması için erkek çocuk bindirilir. Gelin
attan inerken silâh atılır. Makedonya Türkmenlerinde gelinin
eli bereketli olması için ocağı at gemi takılı halde götürülür.
Al karısı hamile kadını basmasın diye yastığının altına at
gemi veya üzengisi konur. Atın yelesi, kuyruk kılı üzengisi,
nalı ile ilgili inançlar vardır. Komutan savaşa giderken atının
kuyruğu örülür. Sahibi ölen atın eğeri ters bağlanılarak mezara
indirilir. İstanbul’da hasta atların götürüldükleri at mezarlıkları
vardır. Kırgızistan’da Yılk beyi olan atlar kutsal sayılır
ve onlara binilmez ve onlara yük taşıtılmaz. Göktürk ve Hunlar
kutsal mağaralar ve ulu tepelerde Atalar ruhu için at kurban
ediyorlardı.(24)
Ay Göktengri inanç sisteminde
bir kült oluşturmuştu. Günümüzde ne kadarı Budizmden geldiği
bilinmemekle beraber halk arasında yaşayan ayla ilgili inançlar
vardır. Cılız çocuklar için Aylık kesilir. Ay ilk doğunca
muayyen dualar okunur. Aya saygısızlık yapılmaz. Ay tutulunca
yapılan özel dua ve uygulamalar vardır.(25)
Biz, evvelce yaptığımız bir çalışmada Hazar Türklerinin ve Gregoryenlerin
halk inançlarını genel Türk halk inançları ile karşılaştırmış
bazı müşterekler bulmuştuk.(26)
M.A. Kaşgarlı bildirisinde, Beatrice Kasbarian’ın XIX. Yüzyılda Ermeni
Toplumu (La Societe Armenienne au XIX) isimli eserine de yer
vermektedir. Beatrice kitabında: “Ermeni ailesi, ataerkildir.
Aile en büyük erkeğinin yönetimindedir. Aileye baba bakar,
ihtiyaçlarını baba karşılar, kadının çocuğu olmazsa, kısırsa
ailesine geri gönderilir. En büyük beddua “ocağın sönsün”
terimidir. Kızlardan ziyade erkek çocukları makbuldur. (27)
M.K. Kaşgarlı Türk İslam aile
hayatında görülen bu uygulama ve prensiplerin yüz yıllarca
beraber yaşayan bu iki toplumda çoğunluk azınlığı temelinden
etkileyişinden kaynaklandığını belirtmektedir. Biz de M.K.
Kaşgarlı’ya katılmaktayız. Türk aile tipi de ataerkildir.
Ailede otorite babadadır. Baba yoksa yaş sırasına göre erkek
evlatlar yetkili ve sorumludurlar. Büyük kardeş baba adına
söz sahibidir. Erkek evladı olmayan babasız ailelerde, amca
aileye nezaret eder. Aileden gelin götürülürken erkek kardeşin,
kız kardeşinin kuşağını bağlamak gibi görevleri vardır. Erkek
kardeşi olmayan gelinin kuşağını amcasının oğlu bağlar. Evlilikte
çocuk önemlidir. Erkek çocuk annesi olmayan, bilhassa hiç
çocuğu olmayan kadınların kocalarının ikinci evlilik yapmaları
doğal karşılanır. Boşama pek olmaz ancak kuma getirilir.(28)
Türk halk inançlarında Ocak, içerisinde yaşanılan hane, yuva demektedir.
“ocağın şen olsun” “Ocağın yıkılsın” “ocağı sönük” “Ocağın
direği” “Kor Ocak” “Ocağına incir dikmek” ve benzerleri hep
bu inancı ve zihniyetin ürünüdür. Rüyasında ocağının yıkıldığını
gören kadının eşinin öleceğine inanılır. “Kor Ocak” veya “Ocağı
bağlı” erkek evladı olmayan hane demektir. Zira Ocak, erkek
zürriyet ile sürer. Ocağına incir dikilen şahsın ailesi dağıtılmış
olur. erkek evlat, ocağın direği olarak tanımlanır. Anadolu
ve Türk dünyasının sair kesimlerinde çocuklarının sayısı sorulan
kimse daha ziyade erkek evlatlarının sayısını söyler.(29)
Irz ile ilgili olaylar en büyük namus davalarıdır. Kan davasının başlıca
sebepleri arasında rıza gösterilmeden kaçırılmak suretiyle
evlenilmek istenilmesi gelir. Ana ve arvat üzerine yapılan
yeminler en büyük yeminler arasındadır. Gelinler yeni evlerinde
“Gelinlik” yaparlar. Gelinlik bazan bir ömür sürer. Gelinler
sabahleyin en erken kalkar ve akşamları en geç yatarlar. Gelinler
“ses saklama” veya “ses sakınma” uygulaması yaparlar. Bu uygulamada
gelin büyüklerin ve kayınlarının yanında konuşmaz. Bu uygulamanın
sona ermesi için “dil açma” merasimi yapılarak geline hediye
alınmak suretiyle konuşmasına izin verilir. Ses saklamanın
derinliklerindeki gerçek sesin duyulması suretiyle kara iyelerin
muhtemel zararından korunmaktadır. Halk sufizminde en iyi
dilekte bulunma şekli sessiz dilektir. Kişi gönlü ile konuşabilir.
Kalbi dilekler lafzı dileklerden, dualardan daha makbul sayılır.(30)
Türk halk inançlarında “Baba”
bir külttür. Tanrı tarafından kutsanılmıştır. Hakan, Han,
bey ve aile reisi bulundukları toplumun semavi boyutu da bulunan
öğeleridir. Kız babasından istenir. Evlenecek kız için ailede
son sözü baba söyler. Babadan izin alınır. Babaya sorulur.
O ocağın reisidir. Saygın hanımlık kocaya itaatle başlar.
Kayın valide ve kayın peder, valide ve peder muamelesi görürken
kayın birader, birader konumundadır.
Bütün bu tespitlerden sonra denebilir
ki, Türk ve Ermeni toplumunun halk kültürleri ve destan hayatları
göstermektedir ki, bu iki toplum sadece birlikte yaşamış olmanın
doğal etkileşimi itibariyle bazı halk kültürü değerlerini
paylaşmış olmakla beraber veya biri diğerlerinin dinini seçmek
suretiyle onun kültür dairesine girmekle kalmamış, bazı
Ermeniler günümüz Türklüğünün yapı taşlarından iken bir kısım
Ermeniler de Türk soyludurlar.
1. Nejat Göyünç; “Turkish – Armenian
Cultural Relations” Armenians in the Late Ottoman Period,
Ankara 2001 sh. 23-43
2. Fikret Türkmen;Türk Halk Edebiyatının
Ermeni Kültürüne Tesirleri, İzmir 1992
3. Murat Adji, Kıpçaklar (Türklerin
ve Kadim Büyük Bozkırın Kadim Tarihi) Çev. Dr. Z. Bağlan
Özer. Ankara 2002 sh. 168-173
4. P.B.Golden, Türk Halkları Tarihine
Giriş, Ankara 2002, sh. 87
5. M.Aktok Kaşgarlı “Anadolu Ermeni
Destanları –Efsane ve Masalları Kritiği” III. Milletlerarası
Türk Folklor Kongresi Bildirileri C.II. Ankara 1986, sh.
17-24
6. M.Fahrettin Kırzıoğlu, “Albanlar
Tarihi M.Ö. IV-M.S. X. Yüzyıllar Üzerine” XI. Türk Tarih
Kongresine Bildirileri, Ankara 1994 sh. 1-67
7. Abdurrahman Küçük . Ermeni Kilisesi
ve Türkler , Ankara 1997
8. M.A.Kaşgarlı. a.g.m
9. M.A. Kaşgarlı. a.g.m
10. M.A. Kaşgarlı a.g.e.
11. Ş.K. Şerefoğlu “Türk Halk İnançlarında
Özellikle Orta Toroslarla Kara İyelerle İlgili Halk İnançları”
Güneyde Kültür, S. 76, Nazir 1996 sh. 21-25
12. M.A. Kaşgarlı a.g.m
13. Yaşar Kalafat “Geçmişten Günümüze
Halk İnançlarımızda Işık, Milli Folklor , Ankara 1994
S. 21 sh. 25-30
14. A.Çay Anadolu’da Türk Damgası, Koç
Heykel Mezar taşları ve Türklerde’de Koç –Koyun Meselesi
Ankara, 1983
15. Peter B. Golden a.g.e sh. 87
16. M.F.Kırzıoğlu Kars Tarihi, İstanbul,
1953 sh. 169-188, Milli Destanlarımızda Dede Korkut Oğuznamelerinin
Tarih Belgesi Bakımından Değerleri”Belleten, Ankara 1986,
C.50 S. 927
17. A.Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler
Ankara 1997 sh. 140-145
18. M.F.Kırzıoğlu a.g.e. ler.
19. İbrahim Kafesoğlu “Ahlat ve Çevresinde
1945’ de Yapılan Tarihi ve Arkeolojik Tetkikler Seyahat
Raporu” İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Dergisi, İstanbul 1950,
C. 1 sh. 184-185
20. Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri
ve Varto Tarihi 4. bşk. Ankara 1981 , sh. 209-231
21. Kutlu Özen, Sivas ve Divriği Yöresinde
Eski Türk İnançlarına Bağlı Adak Yerleri, Sivas 1996 sh.
33-37
22. Y.Kalafat Doğu Anadolu’da Eski Türk
İnançlarının İzleri, Ankara 1999, sh. 27-34
23. Y.Kalafat – M.Kıyani “Kaşkayi Türklerinde
Sosyal Yaşam” Türk Dili ve Edebiyatı Makaleleri, Sivas,
2001 S.1 sh. 227-247
24. Yaşar Kalafat, “Orta Toroslarda
Karşılaştırmalı Halk inançlarında At” Türk Dünyası Tarih
Dergisi, Mart 1998 S. 135 sh. 23-31
25. Y.Kalafat “Aybastı Yer Adı ve Türk
Halk İnançları” II. Aybastı Sempozyumu, 17-18 Temmuz 2001
sh...
26. Yaşar Kalafat, “Kuzey Azerbaycan
–Doğu Anadolu ve Kuzey Irak’da Eski Türk Dini İzleri,
Dini Folklorik Tabakalaşma, Ankara 1998, sh. 23-25, 32-37
27. M.A. Kaşgarlı, a.g.m
28. Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski
Türk İnançlarının İzleri, Ankara 1999 sh. 104-107
29. Yaşar Kalafat, a.g.e. sh. 81-96
30. Yaşar Kalafat, Güney Kafkasya, Ankara
2000 sh. 9-24, 39-71, Kırım –Kuzey Kafkasya, Ankara, 1999
sh. 63-76, 196-207.