Şenol KANTARCI
Dr.; Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Ankara- Atatürk Üniversitesi,
Erzurum
“Ermeni
meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından
ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek
istenen mesele, Kars Antlaşması’yla en doğru çözüm şeklini
buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın
dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu.”
Mustafa
Kemal Atatürk
1
Mart 1922-TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşması
GİRİŞ
Yazar
çalışmasında, Ermeniler ve Ermeni yanlısı bir çok kalemin
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e
yönelik olarak ortaya attıkları birtakım iddiaların doğruluğu-yanlışlığı
ve bilimsel olup olmadıkları üzerine bir araştırmayı amaçlamıştır.
Araştırma
yöntemi olarak öncelikle Atatürk’e yönelik iddialar tespit
edilmiştir. Bu aşamadan sonra tespit edilen iddialara karşı
tez olabilecek veya bahsi geçen iddiaları destekleyecek materyallerin
araştırma safhasına geçilmiştir.
Yapılan
kaynak taramasından sonra konu ile ilgili olabilecek ana materyallerin
araştırmasına geçilmiş bunun için arşiv ve kütüphanelerde
çalışmalar yapılmıştır. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde
konuyla doğrudan ilgili orijinal belgelere ulaşılmıştır. Ayrıca
Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri ortaya atılan
bir takım iddiaların doğru olup olmadıklarını öğrenmek için
incelenmiş ve sonuçları bu çalışmada sunulmuştur.
Araştırmada
ortaya çıkan ana bulgularda, Atatürk’e yönelik bir çok iddia
olmasına rağmen bu iddiaların tutarsız olduğudur.
ATATÜRK’E ATFEDİLEN ERMENİ
İDDİALARI
Atatürk’e Yönelik Birinci
İddia
Atatürk’e
yönelik iddialar, Ermeniler tarafından değişik platformlarda
sık sık dile getirilmiş ve bunlar propaganda amacıyla ortaya
atılmıştır.(-maktadır.) Konu hakkındaki ilk hata veya kasıt,
Paul du Veou adlı Fransız yazarın 1938 yılında Paris’te yayınladığı
“Lé Désastre d’ Alexandrette, 1934-1938” adlı kitabının 121.ve
122. sayfasının dipnotuna koyduğu ifadeden kaynaklanmıştır.
(1) Paul du Veou’ya göre Mustafa Kemal 27 Ocak
1920 tarihinde İstanbul’da Divan-ı Harb-i Örfi de şahitlik
yapmış ve bu şahitliğinde Türklerin Ermenileri katlettiğini
söylemiştir.(2)
Fransız
yazar Paul du Véou, bahsi geçen alıntıyı muhtemelen İstanbul’un
işgalde bulunduğu yıl olan 1919-1920’de İtilaf devletlerinin
denetiminde Ermenilerce Fransızca olarak çıkartılan Le Bosphore
ve La Renaissance gazetelerinde “Déclaration de Mustafa Kemal”
ismiyle yayınlanmış olan gerçek dışı haberden etkilenerek
ve doğru olup olmadığını tahkik etmeden alarak kitabının dipnotuna
koymuştur.(3)
Paul
du Véou’nun kullandığı dipnotu daha sonra Ermeni papazı Jean
Naslian da kullanmıştır.(4)
“‘Hiçbir
zaman ellerini kana bulamamakla iftihar eden Mustafa Kemâl,
suçu birkaç kişiye yükleyerek 28 Ocak’ta divan-ı harb’de aşağıdaki
itirafta bulunmuştur’ diyen Naslian, Mustafa Kemal’i daha
sonra kurulacak mahkeme üyesi olan ve gaddarlığından dolayı
‘Nemrud Mustafa’ (5) ismiyle veya ‘Nemrud Mustafa
Paşa Divan-ı Harbi’ adıyla anılan ‘Süleymaniyeli Mustafa Paşa’yla
da karıştırmıştır. Adı geçen Papaz’ın kitabı basılmadan önce
durumu öğrenip söz konusu ifadenin bir hata olduğu kendisine
yine bir Ermeni yazarı, Guerguerian, tarafından ihtar edilmiş
ve kitaptan çıkarılması gerektiği bildirilmişse de, bu yapılmamıştır.
“Benzer
hatalar, bir yıl farkla yani 27 Şubat 1919 veya 28 Ocak 1920
tarihli olarak daha bir çok Ermeni yazar tarafından tekrarlanmıştır.
“...Yukarıda
zikrettiğimiz Guergian’dan sonra yine bir Ermeni yazar, James
Tashjian da, yazdığı makalesinde ‘Nemrud Mustafa’ ile Mustafa
Kemal Atatürk’ün Ermeni yazarlarınca karıştırıldığını ve bu
hata üzerinde ısrar edildiğini belirtmiştir. Yine New York’ta
oturan bir Amerikalı Papaz’da 1967’de Beyrut’ta yayınlanmış
olan Massis haftalığında bu yanlışlığı düzeltici bir makale
yayınlamıştır.”
İddia
edilen İstanbul’daki bu mahkeme şahitliğini çürüten en önemli
bir diğer nokta ise, Mustafa Kemal Atatürk’ün, 27 Ocak 1920’de
Ankara’da olmasıdır. Yani teknik açıdan dahi Mustafa Kemal’in
İstanbul’da bu mahkemede ifade vermesi imkânsızdır(6). Mustafa
Kemal’e atfedilen bu iddiayı çürüten bir diğer husus ise Mustafa
Kemal’in şâhitlik yaptığı iddia edilen 27 Ocak 1920’de adı
geçen Divan-ı Harb’in kurulmamış olmasıdır. Mustafa Kemal
27 Ocak 1920’de yukarıda da ifade edildiği üzere bir çok kişi
ile birlikte Ankara’dadır.(7)
Atatürk’e Yönelik
İkinci İddia
Mustafa
Kemal’e atfedilen diğer bir husus ise güya 1926 yılında Los
Angeles Examiner gazetesine verdiği demeçtir. Bu konu
Ermeniler tarafından değişik yerlerde, yayınlarında tekrarlanmış
hatta Ermeni lobisi tarafından ABD Kongresine taşınmış ve
bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Örneğin 1985 yılında
ABD Temsilciler Meclisi’ndeki konuşmasında T. M. Ü. Lehman,
Atatürk’ün soy kırımın meydana geldiğini kabul ettiğini hatta
diğer Türklerce de kabul edilmesi gerektiğini söylediğini
belirtmiştir. (8) Benzer bir diğer konuşma ise
ABD Senatosunda Senatör Levin tarafından 1994 yılında yapılmıştır.
(9) Oysa adı geçen röportajın tamamıyla düzmece
olduğu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Türkkaya Ataöv tarafından hiçbir kuşkuya yer
vermeyecek şekilde Another Falsification “Statement” (1926)
Wrongly Atributed to M. Kemal Atatürk (Ankara: Sistem
Ofset, 1988) adlı eserde kanıtlanmıştır.
Prof.
Dr. Ataöv’ün eserinde belirttiği gibi, Atatürk böyle bir beyanatı
vermemiştir. Zira:
1.
Atatürk’ün tüm söylev ve demeçleri birden fazla sayıdaki resmi
ve yarı-resmi statüdeki yayınlarca kayıt edilmiştir. Bunlar
arasında adı geçen gazetedeki demeç bulunmamaktadır.
2.
Atatürk’ün demeç verdiği öne sürülen Hilderband adlı İsviçreli
gazetecinin Türkiye’ye geldiğine dair bir kayıt olmadığı gibi,
İsviçre resmi makamlarınca verilen belgelerde bu isimde birinin
var olduğuna ilişkin herhangi bir ize rastlanmamıştır .
3.
Atatürk’ün başka yabancı basın kuruluşlarına verdiği demeçler
yukarıda anılan gazetenin iddia ettiklerinin tam tersine bilgiler
içermektedir.
4.
Adı geçen yayın bahse konu olan olayla ilgili olarak birçok
kişi ve yer isimleriyle tarih hataları içermektedir.(10)
Atatürk’e Yönelik Üçüncü İddia
8
Ekim 2000 tarihli Yeni Bin yıl gazetesinde ortaya atılan bir
diğer Ermeni iddiasında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün 24 Nisan
1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada,
Jön Türk liderlerinin soy kırım politikalarını kınadığı (11)
belirtilmiştir. TBMM’nin açılışının ertesi yani 24 Nisan 1924
Cumartesi günü Mecliste beş (5) celseli bir oturum yapılmış
ve bu oturumda Mustafa Kemal Paşa sadece beşinci celsede konuşma
yapmamış, diğer ilk dört celsede kürsüye çıkarak uzun konuşmalar
yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın konuşma yaptığı ilk üç celse
açık görüşmeler şeklinde olmuş, dördüncü celse ise gizli olarak
yapılmıştır.
Mustafa
Kemal Paşa yaptığı oldukça uzun konuşmalarında Mondros’tan
1920 yılı Nisan ayına kadar gelişen olayların (siyasi, askeri)
genel bir değerlendirmesini yapmıştır.
Bu
oturumda yapılan açık ve gizli celselerde, Mustafa Kemal Paşa’nın
bütün konuşmaları çok dikkatli bir şekilde tetkik edilmiş
ancak, 8 Ekim 2000 tarihli Yeni Bin Yıl gazetesinde bahsedilen
şekliyle hiçbir cümleye rastlanmamış, hatta tam aksine Mustafa
Kemal Paşa’nın İttihat ve Terakki düşmanlığı yapılmasını doğru
görmediğine dair sözler sarfettiği, Ermeniler ve Ermeni sorunu
ile ilgili olarak da aşağıda verilen beyanatları açıkladığı
görülmüştür.
Cemal
Paşa tarafından kendisine çekilen telgrafı okuduktan sonra
bu telgrafa yazdığı cevabı Meclis kürsüsünden okuyan Mustafa
Kemal Paşa, İttihatçılık ve İttihatçılar hakkındaki görüşünü
şöyle ifade etmiştir:
“Biz anasırı Gayrimüslime ile
İtilaf Hükûmetinin makasıdı siyasiye tahtında gördükleri alelitlak
İttihatçılık düşmanlığını esas itibariyle doğru görmüyoruz.
Sadece devleti memleketi harabeye çeviren suistimal sahiplerine
karşıyız.” (12)
Zaten 24 Nisan 1920 tarihli Mustafa
Kemal Paşa’nın konuşmaları çok sıkı bir şekilde tetkik edildiğinde
de iddia edilen konuşmayı yapmadığı, aksine konuyla ilgili
dikkat çekici açıklamalar yaptığı tespit edilmiştir.
Atatürk’e Atfedilen Yeni
Bir İddia
Avrupa Parlamentosu’nun Dış İlişkiler
Komitesi’nin 22 Kasım 2001 tarihinde açıklamış olduğu tasarısında
(13) Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği adaylığı
ile ilgili olarak şu açıklama yapılmıştır:
“Türkiye’nin AB üyeliği adaylığı,
birliğe bölgede çatışmalar konusunda Türkiye’nin esnekliğini
artırmasını garanti eden özellikle Ermenistan açısından özel
fırsatlar ve nedenler sunmaktadır. Bu hem sınırın kapanması
hem de 1915 soy kırımına bakışı açısından böyledir. Ermeni
soy kırımının Avrupa Parlamentosu ve bazı üye ülkeler tarafından
tanınması ve Türkiye’deki rejimin Birinci Dünya Savaşı’ndan
sonra soy kırımdan sorumlu olanlardan bazılarını ağır bir
şekilde cezalandırması Avrupa Birliği’ne sorunun ele alınması
için 1915 Ermeni soy kırımı ile ilgili uluslar arası çok taraflı
tarihçilerin bir araya geleceği bir oluşumun kurulması gibi
yapıcı önlemler sunmasına imkân tanımaktadır.”(14)
Avrupa Parlamentosu’nun bahsi
geçen “Draft” taslağında yukarıda verilen paragrafına
ise şöyle bir dipnot düşülmüştür:
“Soy kırımın tanınması talebi, çoğunlukla Ermeni politikacılar
tarafından yapılmaktadır. Bildirildiği üzere Kemal Atatürk
10 Nisan 1921’de TBMM’de yaptığı konuşmada Jön Türkler rejiminin
Birinci Dünya Savaşı’nda Ermenilere karşı soy kırım yaptığını
söylemiştir...” (15)
Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde böyle bir
konuşma yapması imkânsızdır.
2. IV. 1337 (2 Nisan 1921) ile
30. IV. 1337 (30 Nisan 1921) tarihleri arasında TBMM’nde on
üç (13) oturum yapılmıştır. 1921 yılı Nisan ayı içerisinde
TBMM’de yapılan bütün oturumlar TBMM Zabıt Ceridelerinden
okunmuş ve bu oturumların hiç birisinde-gizli oturumlar da
dahil olmak üzere- TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın bulunmadığı
tespit edilmiş, dolayısıyla da konuşma yapmadığı görülmüştür.
(16)
Yapılan inceleme sonucunda sadece
21. IV. 1337 tarihli 23. İçtima’ın (oturum) 4. Celsesinde
Mustafa Kemal Paşa’nın 5/2685 numaralı 3. XI. 1336 tarihli
“Vilâyatı müstahlasa ahalisine verilmiş olan tohumluk zehairin
affı” hakkında kanun lâhiyası gıyabında okunmuş (17)
ve yine 28. 4. 1337 tarihli 26. İçtima’ın 2. celsesinde Mustafa
Kemal Paşa’nın 27. IV. 1337 tarihli “Âzayi Kiramdan bâzılarına
mezuniyet itasına dair Divanı Riyaset Kararı”nın okunduğu
(18) tespit edilmiş, Ermeni-Ermenistan konularında
herhangi bir beyanatın olmadığı görülmüştür.
Avrupa Parlamentosunun böyle
bir yanlış beyanı araştırıp incelemeden her ne kadar taslak
rapor dahi olsa resmi kayıtlarına geçirmesi bir bakıma yadırganacak
bir hadise de değildir. Aynı durum ABD Parlamentosunda da
sık aralıklarla kasıtlı olarak Ermeni Lobisi tarafından yapılmaktadır.
Örneğin, gazete de çıkmış bir haber, doğruluğu araştırılmadan
Kongreye sunulmakta ve ısrarla kayıtlara geçirilmesi istenmektedir.
(19) Sonra ki yıllarda ise kayıtlara geçirilen bu
haberler, resmî kongre belgesi olarak Ermeni propagandacıları
tarafından “kaynak ‘Kongre Zabıtlarıdır!’” diyerek kullanılmıştır
(-maktadır).
Konuya,
Ermeniler tarafından itham altında tutulan Mustafa Kemal Atatürk,
kendi imzasıyla yayınladığı Büyük Nutku’nda şöyle cevap vermiştir.
“Efendiler,
yapılmış olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda bir
fikir verebilmek için, biz de o günlerle ilgili bazı durumları
hatırlayalım. Şüphe edilmemek gerekirdi ki, Ermeni katliâmı
konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildi. Aksine, güney bölgelerinde,
yabancı kuvvetler tarafından silâhlandırılan Ermeniler, gördükleri
koruyuculuktan cür’et alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara
saldırmakta idiler. İntikam düşüncesiyle her tarafta insafsız
bir şekilde öldürme ve yok etme siyaseti gütmekte idiler.
Maraş’taki feci olay bu yüzden çıkmıştı. Yabancı kuvvetleri
ile birleşen Ermeniler, top ve makineli tüfeklerle Maraş gibi
eski bir Müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi. Binlerce çaresiz
ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte
bir benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi.
Müslümanlar yalnız namuslarını ve canlarını korumak için karşı
koymuş ve kendilerini savunmuşlardı. Yirmi gün süren Maraş
katliamında, Müslümanlarla birlikte şehirde kalan Amerikalıların,
bu olay hakkında İstanbul’daki temsilcilerine çektikleri telgraf,
bu faciayı yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya
koymakta idi.
Adana ili içindeki Müslümanlar, tepeden
tırnağa kadar silâhlandırılmış olan Ermenilerin süngülerinin
baskısı altında her dakika öldürülmek tehlikesi ile karşı
karşıya bulunuyorlardı. Canlarının ve bağımsızlıklarının korunmasından
başka bir şey istemeyen Müslümanlara karşı uygulanan bu zulüm
ve yok etmek politikası, medenî insanlığın dikkatini çekecek
ve onları insafa getirecek nitelikte iken, aksinin yapıldığını
iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme gibi bir teklif nasıl
ciddi olarak kabul edilebilirdi?” (20)
Atatürk,
olayı sadece sözde bırakmamış Cumhurbaşkanı olduğu dönemde
de fiiliyatıyla söylemlerini pekiştirici faaliyetler yapmıştır.
Şöyle ki, işgal döneminde İngilizlerin baskısıyla Osmanlı
Hükûmeti tarafından kurulan Divan-ı Harbi Örfi’lerde masum
oldukları halde idam edilmiş olanların ve Ermeni teröristlerce
şehit edilenlerin geride kalan aile fertlerine Atatürk, Cumhurbaşkanlığı
sırasında sahip çıkmış, onlara ev vermiş ve maaş bağlatmıştır.
(21)
1. Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir
Olayı, Ankara, 1990, s.154-155.
2. Paul du Véou, Lé Désastre d’ Alexandrette
1934-1938, Paris, 1938, s.121-122.
3. Paul du Véou’nun Lé Désastre d’ Alexandrette,
1934-1938 adlı kitabının 121. ve 122. sayfalarının fotokopisi
bu çalışmada ekler kısmında verilmiştir.
4. Süslü, Ermeniler ve 1915 ....., s.155-156.
5. “Nemrud” lakaplı bu kişinin bir diğer
lakabı da “Kürd Mustafa Paşa”dır. Bunun için bkz. Osman
Selim Kocahanoğlu, İttihat-Terakki’nin Sorgulanması veYargılanması,
İstanbul, 1998, s.41; Altan Deliorman, Türklere Karşı
Ermeni Komitecileri, İstanbul, 1973, s. 229.
6. Bunun için bkz. Gotthard Jaeschke,
Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çev. Cemal
Köprülü, Ankara, 1986, s. 148-156.
7. Süslü, Ermeniler ve 1915 ....., s.
156.
8. U.S. Congressional Record, 12 December,
1985.
9. U.S. Congressional Record, April19,
1994, s. S4461.
10. Türkkaya Ataöv, Another Falsification
“Statement” (1926) Wrongly Atributed to M. Kemal Atatürk,
Ankara, 1988, s.3-17.
11. Yeni Bin Yıl, 8 Ekim 2000.
12. TBMM Zabıt Ceridesi, C. 1., s. 20.
13. European Parliament, Draft Report,
22 November 2001. (Rapor’un aslı için bkz. Ekler bölümüne)
14. European Parliament, Draft Report,
22 November 2001.
15. European Parliament, Draft Report,
22 November 2001. Verilen dipnotun devamı şöyledir: “Cumhurbaşkanı
Koçaryan da Türkiye’nin soy kırımı tanımasını talep etmektedir.
Bu iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi açısından
olmazsa olmaz koşulu değildir” (European Parliament, Draft
Report, 22 November 2001.)
16. TBMM Zabıt Ceridesi, C. 9-10.
17. TBMM Zabıt Ceridesi, C. 10., s.
60.
18. TBMM Zabıt Ceridesi, C. 10., s.
134.
19. Bunun çok açık bir örneği için bkz.
Şenol Kantarcı, “Ermeni Sorunu: Ezilmiş Millet Kimliğiyle
Meselenin Psikolojik Boyutu”, Yeni Türkiye: Ermeni Sorunu
Özel Sayısı, I, Sa:37 (Ocak-Şubat 2001), s. 518-519.
20. Kemal Atatürk, Nutuk, Haz: Zeynep
Korkmaz, Ankara, 2000, s. 260-261.
21. Konuyla ilgili Atatürk imzalı arşiv
belgeleri aşağıda verilmiştir.