Ali KARACA
Yrd.Doç.Dr.; Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih
Bölümü Öğretim Üyesi
Günümüzde Türk-Ermeni İlişkileri söz konusu edildiğinde sergilenen
genel yaklaşım, 1915 zorunlu iskânını/tehciri sorgulamak şeklindedir.
Günümüzde ileri sürülen tez ve antitezler, genellikle bu tehcir
esnasında yaşanılanlara dayandırılmakta, bu ise tehcirin arka
plânının gözden kaçmasına sebep olmaktadır. Bu tür yaklaşımların
ana nedeni Ermeni -Türk ilişkilerinin tarihî süreçten kopuk
olarak ele alınmasıdır. Hâlbuki söz konusu ilişkiler için,
projektörleri tarihin derinliklerine yöneltmek, konuya yaklaşım
metodu açısından oldukça önemlidir.
Osmanlı Devleti’nin, Ermeniler de dahil yönetimi altında bulunan gayrımüslimlerle
olan ilişkilerinin hukukî zeminini Zımmî statüsü oluşturmaktaydı
(1). 1821 Mora Rum isyanı, devletin Ermeniler
için yeni bir yaklaşıma zemin hazırlarken, 1828 Osmanlı-Rus
Savaşı sonrası yeni oluşumların tohumu atılmıştı. Esasında
Hristiyan unsurlar için idarî-yapısal temel düzenlemeler Tanzimat
(1839) (2), Islahat (1856) ve Kanunıesâsi/Anayasa (1876) dönemlerinde
yapılarak, Ermenileri de kapsayan kanun ve tüzükler yürürlüğe
sokulmuştu (3). Bu arada devlet, Sırbistan ve Cebeli Lübnan
olayları sonrası, yerel taleplere bir çözüm olarak yaptığı
yeni bir temel düzenlemeyle yerel meclislerin oluşumuna izin
vermişti. Bu yaklaşım çerçevesinde, Millet-i Ermeniyân Nizamnâmesi’ni
de yürürlüğe koymuştu (1862). Daha sonra uygulama alanı bulmuş
olan Anadolu Reform programı da (1895) bu kabildendir (4).
Zira Hükûmetin ilgililere verdiği direktiflerde, çalışmalar
esnasında Tanzimat, Islahat ve Kanuniesasî hükümlerinin dikkate
alınmasına özellikle vurgu yapması, bahsi geçen düzenlemelerin
Ermeni unsurla ilgisini açıkça göstermektedir.
1877 - 1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrası gelişmeler ve öne çıkan
iki öge
Kaynaklara bakıldığında, 1878 sonrası gelişen olaylar bütünü içerisinde
Türk-Ermeni-Avrupalı devletler ilişkisinin farklı ve yeni
bir safhaya girdiği görülmektedir. 1915 zorunlu iskânına kadar
devam eden bu süreçte, ortaya çıkan bazı ögeler, tehcirin
esas zeminini oluşturacaktır. Doğu Sorunu’na Ermeni Meselesi
rengini veren 3 Mart 1878 Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması
(16. madde) ile bu sorunu uluslar arası arenaya taşıyan 13
Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması (61.madde) problemin
çözüm şeklini de belirtmekteydi (5) .İlgili maddede: “ Hükûmet
halkı Ermeni bulunan eyaletlerde yerel ihtiyaçların gerektirdiği
reformu ertelemeksizin yapma ve Ermenilerin Çerkez
ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliğini sağlamayı yükümlenir
ve ara sıra bu konuda düşünülen düzenlemeleri devletlere (İngiltere,
Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya ve İtalya) bildireceğinden,
adı geçen devletler konu edilen düzenlemelerin(reform) yerine
getirilmesini / yürütülmesini gözetleyeceklerdir.” denilmekteydi.
Bu antlaşmalar sonrası süreçte, Avrupalı devletlerce ilgili
maddelerden kaynaklanan iki ana ögenin daima ön plâna çıkarıldığı
görülecektir.
Avrupa patentli reform projeleri
Bir tür reform programı olan Islahat Fermanı’na esas oluşturan hususların
hazırlanmasında, Avrupalı devletlerin sergilediği metodik
tavır, 1878 sonrası programları için de geçerliliğini koruyacaktı.
Buna göre reform programları, taraftar devletlerce hazırlanmakta
ancak, uygulayacak olan devletin de (Osmanlı) onayı ve yönetim
esasları dikkate alındığı izlenimi verilmekteydi.
1878 sonrası projelerinin özelliği, tarif edilmiş belli bölge ( Vilâyât-ı
Sitte ) ve belli unsur (Ermeni) için programlanmış oluşu,
uygulama şeklinin ise doğrudan veya dolaylı müdahele esaslarına
dayandırılmasıydı: Mesela Salisbury’nin direktifleri doğrultusunda
Layard’ın açıkladığı reform programı ve üç maddelik nota (8
Ağustos 1878) (6) ile dokuz maddelik diğer bir projesi (24
Kasım 1879 / 12 T. Sani 1295) (7) , yine İngiltere, Fransa
ve Rusya’nın müşterek hazırladıkları kırk maddelik reform
programı (8) ve on dört maddelik muhtıra (11 Mayıs 1895) (9),
ayrıca 1909 tarihli yirmi dokuz maddelik reform projesi (10)
ile 23 Mayıs 1914 tarihli yirmi üç maddelik reform programı
(11) bu çerçevede değerlendirilebilir.
Avrupa kaynaklı bu reform projelerinin
ana eksenini, uygulanması safhasında Avrupalı uzmanların istihdamı,
denetimin başında ise yine bir Avrupalı Genel Müfettiş/Komiser’in
bulunması şartı oluşturmaktaydı. Bilhassa 1895 tarihli projenin
hazırlanışı ile getirilen öneriler, uygulama için yapılan
düzenleme, yine 1914 tarihli projenin hazırlanışındaki ön
gelişmeler doğrultusunda yönelilen hedef, söz konusu uzmanlar
ve müfettiş konusunun, Avrupalı devletlerce ne kadar önemsendiğinin
göstergesiydi. Çünkü bir iyileştirmenin çok ötesine geçen
amaçlarının gerçekleşmesi buna bağlı bulunmaktaydı.
Söz konusu projeler süreli incelendiğinde, reform konusunun Avrupalı devletlerin
inisiyatifinde ve onların çıkarlarına göre şekillendirildiği
görülmektedir. Bu meyanda, Ermeni Sorunu’na siyasî bir biçim
verilirken de, zamanı gelip şartlar oluştuğunda, siyasî reformlar
sayesinde, sınırları çizilmiş coğrafî bölgede güdümlü muhtar
veya bağımsız bir oluşumun şartlarının hazırlandığı anlaşılıyor.
1912 yılına gelindiğinde ortaya çıkan siyasî gelişmeler, Rusya’nın yine
bu maksatla, doğu vilâyetleri için yeni bir ıslahat/reform
programı isteğiyle harekete geçeceğini gösteriyordu. İttihat
ve Terakki Hükûmeti bu durumu kavrayıp, daha önce davranarak
bir reform projesi hazırlayıp, reform işini İngiltere’ye havale
etmek üzere harekete geçti(12). Hükûmetin teklifini önce olumlu karşılayan
İngiliz Hükûmeti, daha sonra bu yaklaşımından caydıktan başka,
reform projesinin hazırlanması işini de Rusya’ya bıraktı (12
Kasım 1912)(13). Bu, I. Dünya Savaşı’nın arefesinde
İngiliz-Rus ittifakının da önemli bir göstergesi oluyordu.
Önceki projelerde olduğu gibi bu son projede de yine ön plâna çıkan diğer
önemli bir unsursa, Reform Müfettişlerinin durumlarıdır.
Avrupalı Reform Müfettişi dayatması
Müfettişlik konusu irdelendiğinde, Avrupalı devletlerin Türk Devleti’nin
inisiyatifini elinden almak ve reformların kendi istekleri
doğrultusunda yürütülmesi için, bu hususa büyük önem verdikleri
görülür. Diğer taraftan ise kendi çıkarlarını koruduğunun
ve reformu kontrol ettiğinin esaslı bir göstergesi olacağından,
söz konusu müfettişlerin seçim ve tayin şekilleri Osmanlı
Devleti için de hayatî bir konuydu.
Bu konuda Osmanlı Devleti’nin 1856 Paris Antlaşması’ndan sonra siyasî baskılara
açık hâle geldiği anlaşılmaktadır. Zira daha o tarihte Rusya,
Paris Antlaşması ve Islahat Fermanı gereği söz konusu olan
reformun, yanlızca Türk Devleti’nin inisiyatifine bırakılamayacağı
itirazında bulunmaktaydı(14). Yine Rusya’nın, antlaşma ve Islahat
Fermanı’nın, Hristiyan halklar lehinde karara bağlanan şartlarının,
Osmanlı Devleti’nce uygulanmadığı yönündeki şikâyeti üzerine,
Avrupalı devletler nezdinde durumun kontrolü gündeme gelmiş
ve bu hususu incelemek için Veziriazam Kıbrıslı Mehmet Paşa
görevlendirilmişti. Paşanın, İmparatorluğun belli başlı vilâyetlerindeki
teftişi üç ay sürmüş ve kendisi yapılan reformlar hakkında
raporlar hazırlamıştı(15).
10 Mayıs 1878 senesine gelindiğinde Erzurum, Van, Diyarbekir vilâyetleriyle
Mamüretülaziz (Elâzığ) mutasarrıflığının teftişi göreviyle
Şûra-yı Devlet Üyesi Ali Şefik Beyin atanması ise Ayastefanos
Antlaşması’nın on altıncı maddesine bağlı görünmektedir. Müfettiş’in
başlıca görevi, Ermenilere tecavüz ettikleri iddia olunan
Kürtlerin, varsa tespiti ve etkili bir biçimde cezalandırılmalarına
yöneliktir(16).
Berlin Antlaşması’ndan sonra ise İngiltere Hükûmetinin, Anadolu’da
uygulanması maksadıyla hazırladığı dokuz maddelik reform projesini
(24 Kasım 1879) denetlemek için, bir Avrupalı müfettişin atanması
talebi üzerine, İngiliz uyruklu General Baker Paşa bu göreve
atanmıştı (1880)(17).
1895’te bu defa ortak bir girişimle İngiltere, Fransa ve Rusya’nın, 1878
antlaşmasının altmış birinci maddesine atfen hazırladıkları,
kırk maddelik reform projesinin uygulanması için, yine Avrupalı
bir Genel Müfettişin atanmasını şiddetle istedikleri görülüyor.
Fakat II. Abdülhamit’in diplomatik tavrı karşısında bilhassa,
ısrarcı olan İngiliz Hükûmeti, tutumunu değiştirerek Raif,
Hasan Fehmi ya da Ahmet Muhtar Paşalardan birinin atanmasına
olumlu bakacağını bildirmekteydi. II. Abdülhamit ise bu teklifi
dikkate almayarak, Yaver-i Ekrem Mareşal Çapanoğlu Ahmet Şakir
Paşayı müfettişlik görevine getirmiştir (27 Haziran 1895)(18).
Bu tayin özellikle İngiliz Hükûmet Başkanı Salisbury’nin büyük
tepkisine yol açarsa da sonradan durumu kabullenmek zorunda
kalır. Oldukça geniş yetkilerle donatılmış olan Şakir Paşa
ve başkanı olduğu heyet, aynı zamanda Ermenilerle ilgili reform
programını yürütmede, beş yıl gibi uzun bir süre görev yapan
müfettişlik heyeti olacaktı (24 Ağustos 1895-18 Nisan 1900)(19).
Bu tarihten sonra 1909 yılına
kadar Avrupa kaynaklı bir reform ve ona uygun Avrupalı müfettiş
atanması yönünde herhangi bir teklife şimdilik rastlanamadı.
Bununla birlikte Dahiliye Nazırı Memduh Paşanın başkanlığını
yaptığı ve Anadolu Reformu esnasında ona bağlı olarak İstanbul’da
görev yapan Tesrii Muamelât Komisyonu’nun, 2 Ağustos 1900
tarihine gelindiğinde hâlâ çalışmalarını yürütüyor olması
ise genelleştirilmiş bir reform programıyla ilgisi bulunmasındandı
(26 Ekim 1896-?)(20).
II. Abdülhamit’in idareden uzaklaştırılmasından hemen sonra Avrupalı devletlerin
Vilayât-ı Sitte için yeni bir reformu gündeme getirdikleri
anlaşılıyor. Bu defa da hükûmet, Trabzon, Erzurum, Van, Sivas,
Diyarbekir, Mamuratülaziz ve Bitlis vilayetlerine bir reform
heyeti gönderecekti. Bu Özel Reform Heyeti’ni (Heyet-i Mahsûs-ı
Islahiye) Galip, Mustafa Zihni Beylerle, Meclis-i Mebusan
Üyesi Ermeni Babekyan Efendi ve Erkânıharp Cemâl ile Binbaşı
Zeki Beyler oluşturmaktaydı. Bununla birlikte hükûmetçe, Avrupalı
müfettişlerin görevlendirilmesi fikrinin de benimsendiği anlaşılıyor(21).
1912 yılına girilirken yukarıda da değinildiği üzere yönetimdeki İttihat
ve Terakki hükûmeti, bazı gelişmeler dolayısıyla, bu defa
yeni bir reform projesi hazırlama ve uygulama işinin bir Avrupalı
müfettişe havale olabileceği yönünde İngiliz hükûmetine müracaat
eder. Bu teklif üzerine İngiliz hükûmeti, müfettişlik için
Lord Milner’i seçmişse de sonradan bu kararından vazgeçecektir(22). Aslında 1909 sonrasında reform konusunun
Avrupalı devletler, özelikle de İngiltere’nin inisiyatifine
bırakılması eğiliminin ağırlık kazandığı gözlenmekteydi. Zaten
1913 yılına gelindiğinde yine bu çerçevede, Reform Genel Müfettişliğinden
başka, birçok Avrupalı müfettiş bazı önemli bürokratik görevlere
atanmıştı. Bunlardan bazıları; Mülkiye Müfettişi İngiliz Yüzbaşı
Daves(23), Mülkiye Teftiş Müdürü Gravil(24), Adliye Bakanlığı Teftiş Heyeti Başkanı
İngiliz Hukukçu Clarc(25) ve Maliye Bakanlığı Genel Müdürü Henry
Beylerdi.
Reform işinin
Avrupalı müfettişlere teslimi
Bu sıralarda Reformun yeniden gündeme gelmesiyle hareketlenen Rusya, İngiltere
ve Fransa ile Almanya hükûmetlerine başvurarak, Vilayât-ı
Sitte’de Ermeniler için kararlaştırılan reform işine Avrupalı
bir genel vali atanmasını teklif etti. Reform kararları şekillendiğinde
ise tayinleri artık zorunlu hâle gelen iki Avrupalı Reform
Genel Müfettişi bu memuriyete getirildi (2 Temmuz 1914)(26). Bu müfettişler Norveçli Hoff ve Hollandalı
Westenen’di. Adı geçen iki müfettiş Osmanlı Hükûmeti memuru
gibi addedilse de gerçekte reform işi ve Ermeni sorunu tamamen
Avrupa’nın kontrolüne girmişti.
Bazı Ermenilerin
sadakattan teröre kayışı
İşleyen bu süreç zarfında Türk ve Ermenilerin tavrına bakıldığında bazı
değişimler göze çarpar. 1829’den sonra, bir kırılma noktası
oluşturan 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşına kadar devletin, Ermenilere
yaklaşımı, resmî belgelere de yansıdığı gibi “ sadık tebaa/gönülden
bağlı uyruk “ anlayışı üzerine temellendiriliyordu. Bu
yaklaşım aynı zamanda devletin, Ermeni politikasının güven,
takdir ve koruyup-kollama esasına dayandığının bir ifadesiydi.
Türk Devleti’nin asırlarca süren politikalarının bir sonucu
olarak dinî-ırkî, sosyal ve kültürel kimliklerini yaşatıp
geliştirme imkânı bulan Ermeniler, devlet bürokrasisinde bakanlık
dahil(27) birçok önemli memuriyetlerde bulunurken'(28),
özellikle ticarî hayatın en aktif ve çok kazanan kesimi durumuna
da yükseldiler(29).
Türk Devleti’nin bu yaklaşımı ve sahip oldukları statüye rağmen 1870’li
yıllardan itibaren, sadık Ermenileri devlete karşı kışkırtan
bazı Ermeni komite ve derneklerinin ortaya çıktığı gözlenmekteydi
(İttihat-ı Halâs Cemiyeti/Kurtuluş Dernekleri Birliği gibi)(30). Farklı isimler taşıyan bu güdümlü oluşumlar, 1890’da kuruluşlarını
tamamlamış ve belirledikleri hedefe ulaşmak için silâhlı eylemler
dahil harekete geçmişlerdi. Amaçları; her imkânı değerlendirerek
sınırları tarif edilmiş bir bölgeyi birlikte yaşadıkları unsurlardan
temizleyip, burayı devletten koparmaktı. Kullandıkları metot
ise ihtilalci silâhlı terörizmdi(31) (Kendilerine propogant ve terrör
adı veren üyelere sahip, Marksist doktrini benimseyen
Devrimci Hınçak Partisi ve Ermeni İhtilal Komiteleri Birliği
gibi)(32).
Bu terörist gruplar ve diğer
Ermeni oluşumlarını yönlendirme ve destekleme işini ise başta
Rusya olmak üzere İngiltere, Fransa ve Yunanistan gibi Avrupalı
devletler üstlenmişti. Böylece Ermeni Komiteleri, Mayıs 1915
tarihindeki zorunlu iskân uygulamasına kadar 40 yıl sürecek
olan plânlı, bilinçli ve Türklere karşı sürekli
silâhlı terörizmle siyasallaşma yoluna
girmişlerdi.
İçişleri Bakanı Talat Paşanın değerlendirmesi ve son tahlilde
tehcirin esas gerekçesi
Bütün bu gelişmelerden sonra Ermeni Sorunu ve yaşanan tarihi süreci, Dahiliye
Nazırı Talat Paşa, Meclis-i Vükela’ya sunduğu arz tezkeresinde
şöyle tahlil ediyordu (30 Mayıs 1915)(33):
a- “Ermeniler, bölücü ve işgalci emeller taşıyan Avrupalı devletlerin etkisiyle
de silâhlı isyanla/terör bölücü davranışlar sergileyerek,
devletin işleyişini engellemişlerdir.
b- Bu tavırları ile diğer sadık
halkı (Türk,Kürt,Çerkez...) varlığını korumaya zorlamakta,
böylece devletin arzu etmediği olaylara sebebiyet vermekteydiler.
c- Problemleri ortadan kaldırmak için devletin fedakarânece sürdürdüğü
uygulama ve reform çalışmalarının olumlu sonuçları görülmekteydi.
Buna rağmen Ermeniler uzlaşmaz tavırlarını devam ettirmekteydiler.
d- Bu tutumları, sırf bir iç mesele olan bölgenin reformu işinin, dış bir
mesele şeklinde devletler arası genel görüşmeler alanına çekilmesine
yol açtı.
e- Bu yolla, Osmanlı ülkesinin bir kısmında yabancı devletlerin nüfuz ve
kontrolleri altında bir idari yapılanma ayrıcalığı kazanmaya
yöneldiler.
f- Türk Devleti’nin bütün bu yeni yapılandırma ve reformlarının, Avrupalı
devletlerin etki ve baskısıyla, Osmanlı ülkesini bölünme ve
parçalanmaya doğru çektiği birçok deneme ve üzücü gelişmelerle
ortaya çıkmıştı.
g- Devletin idarî bağımsızlığı ve bütünlüğü, Avrupalı devletlerin baskısıyla
yapılacak benzeri reformlardan, devletin imkânlarının elverdiği
ölçüde sakınma ve korunmayı zorunlu kılmaktadır.
h- Osmanlı Devleti’nin hayatî meseleleri arasında önemli bir yer işgal
eden bu baş ağrıtan Ermeni probleminin, kesin bir biçimde
ve tamamıyla çözüme kavuşturulması için, reform maksadıyla
bir kere daha gerekli düzenlemeler plânlanarak yürürlüğe konulmuştur.
i-
Bütün bunlara rağmen bazı Ermeniler, tehcirden hemen önce
(Nisan 1915’te Rusların doğu sınırından saldırmaları üzerine)
amaçları doğrultusunda, savaşa girmiş bulunan devletleri aleyhine
düşmanlarla fikir ve iş birliği yaparak, silâhlı isyana kalkmış
(15 Nisan 1915 Van ve Sivas isyanları gibi), askeri birliklerimize
ve korumasız halka silâhla saldırarak, şehir ve kasabalarda
katliam, hırsızlık ve yağmalama suçunu işlemişlerdir.”
Bu tahlilin ışığında altı dikkatle çizilmesi gereken bir husus
da, Ermenilerin silâhlı isyan tarihi (15 Nisan 1915) ile soy
kırım olarak dünyaya tescil ettirmek için ön plâna çıkarttıkları
tarihin (24 Nisan 1915 ) çelişkisidir. Bu çelişkiye esas zorunlu
göçürme / tehcir kararının, 27 Mayıs 1915 tarihli olduğu gerçeğini
de eklemek gerekir. Ermenilerin iddalarını ortaya koyuş biçimi
tehcirin, Ermenilerin hiçbir eylem ve devlet aleyhinde hiçbir
tavırlarının olmadığı hâlde ve zamanda tamamen keyfi, onları
yok etmeye yönelik olarak uygulanmaya konulduğu tezini işlemektedir.
Halbuki 30 yıldan fazla sürdürdükleri plânlı silâhlı terör
dışında, 15 Nisan tarihindeki tavırları bile bu tezlerini
çürütmektedir. Bu durumda; Ermenilerin silâhlı isyan ve düşmanla
işbirlikleri olan 15 Nisan, sonraki gelişmeleri ateşleyen
fitil olmalıdır.
1. Osmanlılarda Gayr-ı müslimlerin durumu
ve Zımmilik statüsü için bk. Gülnihal Bozkurt, “İslam
Hukukunda Zımmilerin Hukukî Statüleri” Kudret Aytere Armağan,
Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi Dergisi, (Ankara 1987, 3/1-4),
s115-156; Alman-İngiliz Belgelerinin ve Siyasi Gelişmelerin
Işığı Altında Gayr-ı Müslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukuki
Durumu 1830-1914, (Ankara 1989); Yavuz Ercan, Kudüs Ermeni
Patrikhanesi, (Ankara 1987); “Türkiye’de XV-XVI. Yüzyıllarda
Gayr-ı Müslimlerin İctimaî ve İktisadî Durumu” Belleten,
(Ankara Türk Tarih Kurumu Basımevi 1983, XLVII), 127.
2. Halil İnalcık, “ Tanzimatın Uygulanması
ve Sosyal Tepkiler” Belleten, (Ankara TTK Basımevi 1964,
XXVII), s. 623-690.
3. Kemal Karpat, “ Türkler (Osmanlılar)
“ İslam Ansiklopedisi(İA), (İstanbul Milli Eğitim Bakanlığı
Basımevi 1979, 12/II), s.342-381.
4. Programın uygulanışı için bk. Ali
Karaca, Anadolu Islahâtı ve Ahmet Şâkir Paşa (1838-1899),
(İstanbul Eren Yayıncılık 1983), s.79-206.
5. 16. 61 maddeler için bk. Berlin Kongresi,
( İstanbul Matbaa-yı Amire H. 1298), s.282 ve 271.
6. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA),
Yıldız Esas Evrak (YEE), 14/95/ 126/ 7 ve Dosya Usulü
İrade Tasnif (DUİT), 74-2/2-3.
7. BOA., DUİT., 74-2/2-7 ve YEE., 31/17/46/95.
8. BOA., DUİT., 74-2/1-2 ve 1-6; YEE.,
35/38/48/95.
9. BOA., DUİT., 74-2/3-1 ve YEE., 31/115-2/115/84.
10. BOA., YEE., 13/112-35/112/6.
11. BOA., Dahiliye Kalemi Mahsus (DH.
KMS), 21-1/38 ve Sadaret Maruzat Evrakı (YA.Res), 63/68.
12. BOA., Hariciye Siyasî Evrak (HR.
SYS), 2284/2 lef 39.
13. Osmanlı Mebusan Meclisi Reisi Halil
Menteşe’nin Anıları, Hzr. İsmail Arar, (İstanbul 1986),
s. 168-169.
14. Bu konuda Avrupalı devletlerin baskı
uygulamaları yönünde Rusya’nın iki teklifi için bk. Ali
Reşad, Asr-ı Hazıra Tarihi, ( Dersaadet 1330), s. 664-665.
15. Eugene Morel, Türkiye ve Reformları:
La Turquie et Ses Reformes (Paris 1866), Çvr. S. Belli
(İstanbul Süreç Yayıncılık 1984), s. 93.
16. BOA., DUİT., 74-2/21 (8 CA 1295).
17. BOA., YA. Res., 334/54; Said Paşa,
Hatırat, I. ( Dersaadet 1328), s 36.
18. BOA., DUİT., 74-2/1-11; Devlet Salnamesi
1313, (Dersaadet), s.1035; Tercüman-ı Hakikat, nr. 5102
( 5 M.); Sabah, nr. 2117 ( M.); İkdam, nr. 5 ( 5 M. ).
19. Ali Karaca, “ Türkiye’de Ermeniler
İçin Yapılan Reformlar ( Örtülü Bir İşgale Doğru ) ve
Tehcir Gerçeği (1878-1915) “ Uluslar arası Türk-Ermeni
İlişkileri Sempozyumu Bildirileri, İ.Ü. Rektörlüğü (İstanbul
İ.Ü. Basımevi 2001) s. 150.
20. BOA., BEO., 936/2 ve YA. Res., 82/36.
21. BOA., YEE., 13/112-35//112/6; Serbesti,
nr. 173 (2 Ağustos 1328); Yeni Gazete, nr.14.
22. Halil Menteşe, Osmanlı Mebusan....,
s. 169.
23. BOA., DH. KMS., 5-28/ lef 4.
24. BOA., DUİT., 74-2/2-56 (Maliye Komisyonu
üyeliği ise irade, 28 L 1332/ 19 Eylül 1914)
25. BOA., DUİT., aynı yer (İradesi 15
C 1332/ 11 Nisan 1914)
26. BOA., DUİT., 74-2/2-55 ve Meclisi
Vükela Mazbatası (MV), 195/144; DH. KMS., 2-2/5 lef 20;
reform programları ve genel müfettişlik işinin bir örtülü
işgal programına dönüşmesinin seyri için bk. Ali Karaca,
“Türkiye’de Ermeniler... s.107-170.
27. Arzu Tozduman Terzi, “ Osmanlı Maliyesinde
Söz Sahibi Üç Ermeni Nazır: Agop, Mikail ve Ohannes Paşalar
“ Uluslar arası Ermeni Sempozyumu Bildirileri, (İstanbul
İ.Ü. Basımevi 2001), s. 21-24.
28. BOA., YA.Res., 82/26; Tarık Zafer
Tunaya, Siyasi Partiler İkinci Meşrutiyet Dönemi 1980-1918,
(İstanbul 1984, I.), s. 589-590.
29. Bk. Dr. Harbord’un raporları, Tercüman-ı
Hakikat, nr. 6021 (21 K. Sani 1898) ve İkdam, nr. 1237
(30 B 1315)
30. BOA., Osmanlı Belgelerinde Ermeniler
(OBE), (İstanbul 1987, V), XXXIX.
31. Christopher J.Walker, Armenia The
Survival of a Nation, ( London 1980), s. 130.
32. BOA., YEE., 36/131/152/X; Tarik,
nr. 1867 (15 B 1313); Christopher J. Walker, Armenia...,
s. 130; Ermeni terörü için bk. Ali Karaca, Anadolu...,
(İstanbul Eren Yayıncılık 1983) ve Ali Karaca, “ Türkiye’de
Ermeniler...”, 114, 128-134.
33. BOA., Babıali Evrak Odası (BEO),
326758.