Davut KILIÇ
Yrd.Doç.Dr.; Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim
Üyesi
Osmanlı Devleti topyekün bir
savaşa hazırlanırken Rus Çarının desteğiyle hareket eden Komitacı
Ermeniler Büyük Ermenistan’ı kurma hayaliyle, bütün güçlerini
Rusya’nın emrine vermişlerdi. Bunların bir kısmı Rus ordularının
önünde, bir kısmı da cephe gerisinde sivil, asker demeden
Doğu Anadolu’da herkese saldırıyordu. Osmanlı Hükûmeti, Komitacı
Ermenilerin saldırılarına karşı yaklaşık dokuz ay boyunca,
bir takım tedbirler alarak olayların önüne geçmeyi denedi.
Sonuç alamayınca Ermeni toplumunu Patrik nezdinde uyardı.
Ancak, bundan da bir sonuç çıkmayınca özel tedbirler almak
zorunda kaldı.
Sevk kararının ilk işareti sayılan 2 Mayıs 1915 tarihli Başkumandan Vekili
Enver Paşadan, Dahiliye Nazırı Talat Paşaya yazılan yazıda,
özetle Enver Paşa; Ermenilerin isyan çıkarmayacak şekilde
dağıtılmaları gerektiğini, isyancı Ermenilerin, küçük guruplar
halinde çeşitli yerleşim yerlerine dağıtılacak olursa, isyan
etme imkanlarının kalmayacağını belirtmektedir (1). Nitekim uygulama da
bu yönde olmuştur.
29 Ağustos 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Bursa, Ankara, Konya, İzmit,
Adana, Maraş, Halep, Zor, Sivas, Kütahya, Karesi, Niğde, Elazığ,
Diyarbakır, Balıkesir, Erzurum ve Kayseri’ye gönderilen telgrafta,
Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılarak tayin edilen
bölgelere yerleştirilmelerinin sebebini şöyle açıklamaktadır:
bu unsurun (Ermeni Komitecilerin) hükûmet aleyhine teşebbüs
ve faaliyette bulunmamaları ve bir Ermenistan hükûmeti kurmaları
yönündeki faaliyetlerini önlemek olduğu, bu kimselerin imhası
söz konusu olmadığı gibi sevkiyat esnasında kafilelere,
taarruz ve gasp edenlerin bunlara ön ayak olanların görevlerinden
el çektirerek divan-ı harbe teslimi ve isimlerinin Dahiliye
Nezaretine bildirilmesi ve bu olayların tekrarında vilayet
veya liva’nın mesul tutulacağı açık bir şekilde beyan
olunmuştur.
Aynı belgede Osmanlı hükûmeti, anarşi ve teröre karışmamış sevke tâbi olmayan
Ermenilerin yerlerinden çıkarılmamaları, asker aileleriyle
birlikte sanatkar, Protestan ve Katolik Ermenilerin sevk olunmaması
gerektiğini de vurgulamıştır(2). Bunları altı başlık altında toplamak
mümkündür.
1- Çeşitli Vilâyetlerde
Tehcire Tâbi Tutulmayan Ermeniler
Bugün Ermeni sevk ve iskânı denildiğinde
hiçbir fark gözetmeden bütün Ermenilerin böyle bir muameleye
tâbi tutulduğu iddia edilmektedir. Halbuki tehcir kararının
uygulanması çok sınırlı olmuş, anarşi ve teröre bulaşmamış,
belirli özelliklere sahip olanlar istisna tutulmuştur. Başka
bir ifadeyle sırf Ermeni olduğu için insanların sevk edildiği
düşüncesi yanlıştır.
Nitekim 17 Ağustos 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Antalya Mutasarrıflığına
çekilen telgrafta, nüfuslarının azlığı sebebiyle Antalya’daki
Ermenilerin şimdilik ihracına lüzum görülmediği ifade edilmektedir (3). Yine, Urfa’dan dışarı
Ermeni sevkiyatının yapılmadığı, yalnız merkeze bağlı yerlerden
birkaç hanenin sevk edildiğine dair, bilgiler mevcuttur (4). Ayrıca
23 Ekim 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Kastamonu vilayetine
yazılan telgrafta, Kastamonu vilayetindeki Ermenilerin ihracına
lüzum olmadığı belirtilmiştir (5).
13 Mart 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden Karesi Mutasarrıflığına gönderilen
yazıda, Karesi’den sevk edilen yirmi yedi Ermeni ailenin sevk
edilme sebebinin bildirilmesine ve bunların derhal yerlerine
iade edilmesine, ancak komitelerle münasebet ve alakası olan
ihanetleri belli Ermenilerin sevk edilmelerinin gerektiği
bildirilmiştir(6).
Ayrıca 30 Nisan 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden Karahisar-ı
Sahib (Balıkesir) mutasarrıflığına gönderilen telgrafta, Balıkesir
Ermenilerinin liva dahilinde münasip köylere dağıtılmaları
istenmiştir(7). Bu dönemde Doğu Anadolu bölgesinin dışında kalan şehirlerdeki
teröre bulaşmamış Ermenilerin bir tehlike olarak görülmediği
belgelerden açıkça anlaşılmaktadır.
Arşiv belgelerinin yanı sıra Gazeteci Ahmet Emin Yalman’ın hatıralarında,
tehcir zamanında sevk yeri olarak Kütahya’ya gittiğini orada
Mutasarrıf olan, Faik Ali Bey’in tehcir emrini kağıt üzerinde
bıraktığını ve Kütahya Ermenilerinin tam bir huzur içinde
yaşamaya devam ettiklerini Dabağyan nakleder(8). Ayrıca bu dönemde İstanbul Ermenileri(9) ile Kütahya sancağı ve Aydın vilâyetindeki Ermenilerin de göç
ettirilmediği bilinmektedir(10).
2- Katolik ve
Protestan Ermeniler
17 Haziran 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Erzurum Vilayetine gönderilen
telgrafta, Ermeni Katolik misyonerlerle sörlerin şimdilik
sevk edilmemeleri istenmektedir(11). Bundan
48 gün sonra 4 Ağustos 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden
Erzurum, Adana, Ankara, Bitlis, Halep, Diyarbakır, Sivas,
Trabzon, Elazığ, Van vilayetleriyle Urfa, Canik, Maraş mutasarrıflıklarına
gönderilen yazıda da, adı geçen 13 Vilayet ve Mutasarrıflıkta
kalan Katolik Ermenilerin sevk edilmeyerek nüfuslarının bildirilmesi
istenmiştir(12).
Katolik Ermenilerin sevkinin
durdurulmasından 11 gün sonra, Protestan Ermenilerin de sevk
edilmemeleri yönünde bir hüküm çıkarılmıştır. 15 Ağustos 1915
tarihli bu hükümde, Dahiliye Nezaretinden Erzurum, Adana,
Ankara, Bitlis, Halep, Hüdavendigar, Diyarbakır, Sivas, Trabzon,
Konya, Elazığ ve Van vilayetleriyle Urfa, İzmit, Canik, Karesi,
Karahisar-ı Sahib livaları, Maraş, Niğde, Eskişehir, mutasarrıflıklarını
kapsayan yazıda, Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerden
sevk olunmayanların sevkinden sarf-ı nazar olunması ve vilayet
dahilindeki nüfusları, ile bu nüfustan kalan ve sevk olunanların
miktarının bildirilmesi istenmiştir(13). Buna cevap olarak Kayseri’den 18 Eylül
1915 tarihli Dahiliye Nezaretine gönderilen yazıda, sevke
tâbi tutulan Ermenilerin dışında 4.911 asker ailesi ve Protestan
ile Katoliklerden oluşan bir gurubun kaldığı belirtilmektedir(14). Yine Niğde vilayetinden Dahiliye Nezaretine
gönderilen 18 Eylül 1915 tarihli belgede de, liva dahilinde
Katolik ve Protestan Ermenilerden 221 nüfus kaldığı bildirilmektedir(15).
Dahiliye Nezaretinden Konya vilayetine gönderilen 4 Kasım 1915 tarihli
telgrafta, Konya’da bulunan 2.000 Ermeni’nin şimdilik sevk
olunmayarak muhafazada bulundurulması, asker aileleriyle Katolik
ve Protestan olanların da vilayet dahilinde uygun mevkilerde
iskan edilmeleri istenmektedir(16). Yine aynı vilayete gönderilen 10 Temmuz
1916 tarihli yazıda zararlı ve çeteci Ermenilerin Zor’a sevk
edilmeleri istenirken, Protestan ve Katoliklerin bundan istisna
tutulması istenmiştir(17).
Bu arada, Dördüncü Ordu Kumandanı Cemal Paşaya gönderilen 26 Nisan 1916
tarihli belgenin içeriğinde ise Maraş’da sevk olunmamış
3.845 erkek 5.000 küsur kız ve kadın bulunduğu, bunların
3.500 kadarının Gregoryen, diğerlerinin Katolik ve Protestan
olduğu bildirilmektedir(18). Buna göre Maraş’da Gregoryen
Ermenilerin dışında yaklaşık 5.345 Katolik ve Protestan
Ermeni’nin yerinde kaldığı anlaşılmaktadır.
3- Devlet Kademelerinde
Görev Yapan Ermeniler
Osmanlı Devletinin çeşitli kademelerinde görevli komitacılarla iş birliği
yapmayan, devletine bağlı memurlar da tehcirden istisna edilmişlerdir.
Dahiliye Nezaretinden 12 Vilayet, 9 Mutasarrıflığa gönderilen
15 Ağustos 1915 tarihli yazıda, Ermeni mebus ve ailelerinin
ihraç edilmemeleri istenmiştir(19). Yine aynı tarihli başka bir belgede
ise asker, zabit ve sıhhiye zabitlerinin ailesinden olan Ermenilerin
sevk edilmeyerek yerlerinde bırakılması belirtilmiştir(20).
Dahiliye Nezaretinden çeşitli vilayet ve mutasarrıflıklara gönderilen 17
Ağustos 1915 tarihli yazıda, Ellerinde belgeleri bulunan şimendifer
memurları, ameleler ve müstahdemlerin aileleriyle birlikte
şimdilik sevklerinden vazgeçilmesi ve bunların miktarının
bildirilmesi istenmiştir(21). Bu arada 28 Haziran 1915 tarihli Dahiliye
Nezaretinden Trabzon Vilayetine gönderilen yazıda ise Düyun-ı
Umumiyedeki Ermeni memurların yerlerinde kalmaları emredilmektedir(22). Çeşitli Valilik ve Mutasarrıflıklara
gönderilen başka bir belgede de, tahliye edilen yerlerdeki
Düyun-ı Umumiye ve Reji idaresinde sevkten istisna edilen
Ermeni memurlarla yeniden tayin edilen Ermenilerin isimlerinin,
tayin tarihlerinin ve nereli olduklarının bildirilmesi istenmiştir(23).
4- Ticaret ve
Benzeri İşlerle Uğraşan Ermeniler
Ticaretle uğraşan Ermenilerin arasında da Osmanlı hükûmeti aynı hassasiyeti
göstererek komitacılarla ilgisi olmayan tüccarları sevke dahil
etmemiştir. Dahiliye Nezaretinden Maraş Mutasarrıflığına gönderilen
8 Haziran 1915 tarihli telgrafta, göç ettirilen yerlerde,
ticaret ve sair suretle ikamet eden Ermenilerin yerlerinde
bırakılmaları istenmektedir(24). Dahiliye Nezaretinden Trabzon, Sivas,
Diyarbakır, Elazığ valiliklerine ve Canik mutasarrıflığına
gönderilen 4 Temmuz 1915 tarihli başka bir belgede ise Hükûmetçe
muzır tanınmış Ermenilerin, aileleriyle birlikte uzaklaştırılması
ve kendi işleriyle meşgul tüccar ve esnafın yerlerinin değiştirilerek
alıkonulması belirtilmiştir(25).
5- Bazı Özel
Şahısların Sevk Edilmemelerine Dair Yollanan Emirler
Dahiliye Nezaretinden, Bursa vilayetine gönderilen 15 Ağustos 1915 tarihli
telgrafta, İstanbul Bulgar Hastanesi doktorlarından Nikolo’nun
kayınpederi Ermeni milletinden fotoğrafçı Papazyanın ikinci
bir emre kadar sevkinin ertelenmesi belirtilmektedir(26). Yine 27 Ekim 1915 tarihli bir yazıda, Tekfurdağlı
sabık mebus Agop Boyacıyan Efendinin yeğeni Tekfurdağlı Bogos’un
Konya’da kalması istenmektedir(27). Dahiliye Nezaretinden Halep vilayetine
gönderilen 23 Ekim 1915 tarihli belgede de, Adana Osmanlı
Bankası memurlarından Halep’te bulunan Edvar Simkiyan, Manok
Sarrafyan ve Agop Gagayan ile Tarsus şubesi memurlarından
Serkis Kişiyan’ın Halep şubesinde çalışabilecekleri bildirilmiştir (28). Ayrıca 15 Mart 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden bazı vilayet
ve mutasarrıflıklara gönderilen telgrafta, bundan böyle idari
ve askeri maslahat gereği ne sebeple olursa olsun hiçbir Ermeni’nin
sevk edilmemesi istenerek sevk ve iskânın durdurulduğu belirtilmiştir (29).
9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916 tarihine kadar Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde
yerlerinde bırakılan Ermenilerle ilgili olarak Osmanlı Arşivi
tasniflerindeki belgelerden Yusuf Halaçoğlu’nun derlediği
bilgilere göre; Adana: 16.000 civarı, Ankara: 733, Karahisarı
Sahip: 2.222, Kayseri: 4.911, Elazığ: 4.000, Maraş: 8.845,
Sivas: 6.055 olmak üzere toplam 42.766 Ermeni yerlerinde kalmıştır(30).
Bunların dışında yukarıda ifade ettiğimiz belgelerden anlaşılacağı
üzere; Karesi Mutasarrıflığı, Kastamonu, Balıkesir, Antalya,
İstanbul, Urfa, Kütahya, Aydın vilayetlerindeki Ermeniler
de sevk edilmemiştir.
Katolik ve Protestan Ermenilerin ilk anda tehcire tâbi oldukları(31), Alman ve Amerikan büyükelçiliklerinin
baskılar neticesinde Katolik ve Protestan Ermenilerin sevkinin
durdurulduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Bunun haricinde
Gregoryen Ermenilerin tamamı da sürülmemiştir.(32) Meclis-i Vükela’nın çıkarmış olduğu
sevk ve iskân kararına bakıldığında sevk ve iskân edilecek
Ermeniler “düşmanla işbirliği yapan, masum halkı katleden
ve isyan çıkaran Ermeniler şeklinde tarif edilmektedir(33).”
Başka bir belgede ise Ermenilerin hükûmet aleyhinde çalışmalarına
engel olunmak için sevk edildikleri, bir Ermenistan hükûmeti
kurmaları yönündeki faaliyetlerini önlemek olduğu, belirlenenler
dışındakilerinin sevk edilmemeleri, istenmektedir(34). Yine bir belgede, Hükûmet Ermenilerin
bulundukları yerden alınarak fesat çıkarmasına imkan bulamayacakları
yerlere yerleştirilmelerini ve sevk işleminin sadece bozguncu
ve isyancı Ermenilere uygulanmasını istemektedir(35). Osmanlı Devletinden Valiliklere ve Mutasarrıflıklara
gönderilen telgrafların genelinde bu ifadeler özellikle vurgulanmıştır.
Bu da Gregoryen Ermeniler içerisinde de masum olanların kaldığını
göstermektedir. Yukarıda incelenen belgelerden ve verilen
rakamlardan da bu sonuç çıkmaktadır.
2 Mayıs 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden Halep vilayetine gönderilen
şifre telgrafta, Halep’te bulunan Maraş Katoliklerinin sevk
olunmamaları kararlaştırılmıştı. Bunların sevklerine başlandığı
haber veriliyor. Niçin sevk edildiklerinin bildirilmesiyle
beraber sevk olunanların da geriye getirilmeleri istenmiştir(36).
Bundan 11 gün sonra 13 Mayıs 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden
Halep vilayetine ve Dördüncü Ordu Kumandanı Cemal Paşaya gönderilen
telgrafta, Halep’teki Katolik ve Protestanların dışındaki
yabancı Ermenilerin başka yerlere sevklerine ve çete teşkilatıyla
ilgisi olanların bilgisine müracaat etmek için tevkifine dair
telgraf (37), bu olayların hiçte böyle gelişmediğini
göstermektedir. Ayrıca Osmanlı Hükûmeti, Halep sevkiyatı sırasında
devlet hizmetinde bulunan ve devlete karşı kötü niyet beslemeyenlerin
daha iyi şartlara sahip olmaları maksadıyla başka yerlere
iskan edilmelerini istemiştir(38). Osmanlı
sınırları içerisinde yukarıda saydığımız özelliklere haiz
olan Ermenilerin, çoğunlukla bulunduğu bölgelerde kalmaları
sağlanmış veya belirli bölgelere toplanarak güvenlikleri temin
edildikten sonra hayatlarını sürdürmüşlerdir.
Yanlışlıkla sevke tâbi tutulan Katolik ve Protestan Ermeniler ise araştırılarak
o sırada bulundukları şehirlere yerleştirilmişlerdir. Ancak
konunun başından bu yana ifade ettiğimiz gibi zararlı faaliyetlere
karışan Katolik ve Protestan Ermeniler yeni iskan sahalarına
sevk edilmişlerdir(39).
J. McCarthy’nin yaptığı hesaplamalara göre; 1922 yılında savaşın sona ermesinin
hemen ardından Türkiye Cumhuriyetinde yaklaşık 140.000 Ermeni
kalmış bulunuyordu. 1927 Türkiye nüfus sayımı yazımlarına
göre 77.433 Gregoryen, 6.658 Protestan, 34.000 Katolik’tir.
Yine McCarthy’nin ifadesine göre, bu nüfus sayımı Ermeni Protestan
Kilisesinin yaptığı hesaplamalara da uygundur(40).
Sonuç
olarak, Ermeni asıllı Türk vatandaşı Dabağyan’ın ifadesiyle;
“Bu karmaşık mücadeleden Ermeniler pek zararlı çıkmışlar ise
hesabını kaderlerini teslim etmiş oldukları Hınçak ve Taşnak
gibi maceracı Komitelerden ve tam bir basiretsizlik içinde,
gözü kapalı bağlandıkları o Hristiyan devletlerinden sormalıdır(41).
Ne var ki, öyle yapmamış tam aksi, uşaklıklarını devam ettirmiş
ve de ettirmektedirler(42).
...Sevk hareketi Kafkas Ermenilerinden kurulu çetelerin Anadolu’da
icra ettikleri dehşet verici katliamların tezahüründen kaynaklanmış
pek uğursuz bir vakadır(43).”
1. Belgenin içeriği için bkz. Osmanlı
Belgelerinde Ermeniler (1915-1920), (nşr. Başbakanlık
Devlet Arşivleri Gnl. Md.), Ankara 1994, s. 7 vd; Yusuf
Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, Ankara 2001, s.
47.
2. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/292. Yalnız
zararlı faaliyetlere karışan Katolik ve Protestan Ermenilerin
de iskan sahalarına sevk edildikleri 2 Eylül 1915 tarihli
Adana Vilayetine gönderilen bir telgrafta anlaşılmaktadır.
Bkz. BOA, DH., ŞFR., nr. 55-A/23; ayrıca bkz. Y. Halaçoğlu,
a.g.e., s. 63.
3. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/59.
4. Bu hususta 18 Eylül 1915 tarihli
Urfa Mutasarrıflığına, Dahiliye Nezaretinden gönderilen
yazı için bkz. BOA, DH. EUM, 2. Şb. 68/74.
5. BOA, DH. ŞFR, nr. 57/82.
6. BOA, DH. ŞFR, nr. 61/2-290. Bunun
yanı sıra 19 Nisan 1916 tarihli telgrafta, Erzurum ve
Bitlis vilayetlerinde ordunun çekilmesi esnasında sevk
edilmeyen Ermenilerin olduğu anlaşılmaktadır. Bkz. BOA,
DH. ŞFR, nr. 63/50.
7. BOA, DH. ŞFR, nr. 63/137.
8. Levon Panos Dabağyan, Sultan Abdulhamid
Han ve Ermeni Meselesi, İstanbul 2001, s. 158.
9. Hükûmet devlet merkezi olan İstanbul’da
belli başlı ihtilalcilerin dışında başka kimseyi tehcir
etmemiştir. Bkz. L. P. Dabağyan, a.g.e., s. 159 vd. İstanbul’da
ikamet eden 77.730 Ermeni’den yalnız ihtilal hareketleriyle
bağlantısı veya zanlı konumunda olan 235 kişi tutuklanmıştır.
Diğer Ermenilerle ilgili bir tasarrufta bulunulmamıştır.
Bkz. [Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal Hareketleri,
(nşr. Mehmet Kanar), İstanbul 2001, s. 323; Ermeni Komitelerinin
Emelleri ve İhtilal Hareketleri, (nşr. İsmet Parmaksızoğlu),
Ankara 1981, s. 119.] E. Uras’da, matbaa hatası olsa gerek
İstanbul’da tutuklanan Ermeni sayısını 2.345 olarak ifade
etmektedir. Bkz. Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni
Meselesi, İstanbul 1987, s. 608.
10. Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Beşinci
baskı 2001, s. 312.
11. BOA, DH, ŞFR, nr. 54/55.
12. BOA, DH. ŞFR, nr. 54-A/252.
13. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/20.
14. BOA, DH. EUM, 2. Şb. 68/75.
15. BOA, DH. EUM, 2. Şb. 68/69
16. BOA, DH. ŞFR, nr. 58/2.
17. BOA, DH. ŞFR, nr. 65/176.
18. BOA, DH. ŞFR, nr. 63/110.
19. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/19.
20. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/18.
21. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/48.
22. BOA, DH, ŞFR, nr. 54/221.
23. BOA, DH. ŞFR, nr. 60/48.
24. BOA, DH. ŞFR, nr. 53/295.
25. BOA, DH. ŞFR, nr. 54/287.
26. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/21.
27. BOA, DH. ŞFR, nr. 57/136.
28. BOA, DH. ŞFR, nr. 57/86.
29. BOA, DH. ŞFR, nr. 62/21.
30. Rakamlar için bkz. Y. Halaçoğlu,
a.g.e., s. 74 vd. Tehcire tâbi tutulmayan Ermenilerin
bulunduğu yerlere Niğde Mutasarrıflığında kalan 221 Ermeni’yi
de ilave etmemiz gerekmektedir. Bkz. BOA, DH. EUM, 2.
Şb. 68/69.
31. Doktor Fred Sheped, 1915 yılında
Ermeni tehciri sırasında İstanbul’a giderek, Katolik ve
Protestan Ermenilerin cemaat olarak gönderilmemelerini
talep eder. Fakat kendisi İstanbul’dan dönünceye kadar,
yerli Protestan yardımcı görevlilerin tehcir edildiğini
söylemektedir. Bkz. Erdal Açıkses, Tanzimat Sonrası Harput
(Mamuratül-Aziz)’ta Amerikan Misyoner Faaliyetleri, Ankara
1991, (Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk
İnkılap Tarihi Enstitüsü) s. 217, nu:463.
32. (Kayseri’den, Dahiliye Nezaretine
gönderilen 109 nolu belge,) dahili livada kalan 4.911
neferin asker ailesi ve cüzi miktarda Protestan ve Katolik
bakiyesi olduğunu bunların da yüzde beş nispetinde köylere
dağıtılacağı belirtilmektedir. [Bkz. Osmanlı Belgelerinde
Ermeniler (1915-1929), s. 94 vd.] (Eskişehir’den, Dahiliye
Nezaretine gönderilen 111 nolu belgede ise) Liva dahilindeki
Ermenilerden ihracı icap edenler, 7000 civarında olup
hepsinin sevk edilmiş olduğu arz olunur. [Bkz. Osmanlı
Belgelerinde..., s. 96.] Buradaki ifadeye göre tehcir
kanunun belirlediği tarife uymayan Ermenilerin yine yerlerinde
kaldığı anlaşılmaktadır. (yine eserde 113 nolu başka bir
belgeye bakıldığında da,) Niğde dahilinde Katolik, Protestan
ve Gregoryen Ermeni olmak üzere 221 nüfus kaldığı görülmektedir.
33. Bkz. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler
(1915-1920), s. 30.
34. Bkz. BOA, DH,.ŞFR, nr. 55/292.
35. Y. Halaçoğlu, a.g.e., s. 56; Ayrıca
Osmanlı hükûmeti, anarşi ve teröre karışan Ermenilerin
ihtida ederek yerlerinde kalmasına da müsaade etmemiştir:
Dahiliye Nezaretinden çeşitli vilayetlere ve mutasarrıflıklara
gönderilen 1 Temmuz 1915 tarihli şifre telgraf da; ihraç
olunan Ermenilerden bazılarının toplu veya ferdi olarak
ihtida ettikleri ve bu suretle memleketlerinde kalmak
gayretine girdikleri anlaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda
meydana gelen ihtidalara itimat olunmayacağını çünkü öteden
beri kendilerinin menfaatları tehlikeye girdiği andan
itibaren ihtida ettiklerini ileri süren şahısların müracaatlarının
kesinlikle kabul edilmemesi önemle belirtilmektedir. İslam
namı altında bunların yine fitne ve fesat yaymaktan geri
durmayacakları düşünülmektedir. [Bkz. BOA, DH. ŞFR, nr.
54/254.] Diğer taraftan o dönemi yaşayan Kozanlıların
anlattıklarına göre; Kirkor Yaver, sevilen bir Ermeni
olduğu anarşi ve terör eylemlerine karışmadığı için tehcir
yasasının dışında tutulmuştur. Büyük savaş boyunca Kozan’da
kalarak, Belediye Meclis üyeliği yapmıştır. Bkz. Mustafa
Onar, Hacın Dosyası, Adana 1981, s. 53. Bu tür örnekleri
çoğaltmak mümkündür.
36. BOA, DH. ŞFR, nr. 63/157.
37. BOA, DH. ŞFR, nr. 63/306.
38. BOA, DH. EUM, 2. Şb. 68/80.
39. Y. Halaçoğlu, a.g.e., s. 63.
40. Genşi bilgi için bkz. Justin McCarthy,
Müslümanlar ve Azınlıklar, (nşr. B. Umar), İstanbul 1998,
s. 126 vd.
41. Yine Ermeni asıllı başka bir Türk
vatandaşımız Zekiyan’da bu konudaki düşüncesini şöyle
açıklamaktadır: Ermeni toplumunun öncüleri olan amiralar
ve Osmanlı Devleti içinde yüksek makamlara gelmiş, deneyim
sahibi Ermenilerle açık bir çatışma içinde olan genç entelektüeller,
özellikle batılı Hristiyan güçlere nerede ise Mesihvari
bir umutla duyulan saf bir güven hissediyorlardı. Sonuç
Osmanlı Ermenilerini yurtlarından koparan büyük felaket
oldu. Bkz. Boğos Levon Zekiyan, Ermeniler ve Modernite,
İstanbul 2001, s. 103.
42. L. P. Dabağyan, a.g.e., s. 154.
43. L. P. Dabağyan, a.g.e., s. 161.