Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 NİSAN 2003  |  YIL : 4 |  SAYI : 38

GÜNCEL BOYUTUYLA ERMENİ SORUNU



Ömer E.LÜTEM
Emekli Büyükelçi, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Kurucu Başkanı

Ermeni sorununun güncel boyutlarını açıklayabilmek üzere Lozan Antlaşmasından sonraki gelişmeleri kısaca anımsamakta yarar bulunmaktadır.

Sevr Antlaşması’nın öngördüğü ve günümüz Ermenistan’ından başka Doğu Anadolu topraklarının büyük bir kısmını da içermesi plânlanan büyük Ermenistan kurulamamıştır. Bunun başlıca nedeni Türk Milli Mücadelesinin Sevr’i uygulanamaz hale getirmesidir. Diğer yandan Ermeniler giriştikleri savaşta Kazım Karabekir komutasındaki Türk güçlerine yenilerek 1920 yılı sonunda Gümrü Antlaşması’nı imzalamışlar ve Sevr’i geçersiz saymış ve iki ülke arasındaki yaklaşık bugünkü sınırları kabul etmişlerdir. Ermenistan kısa süre sonra Sovyetler Birliği tarafından ilhak edilmiş ve bağımsız bir devlet olarak ortadan kalkmıştır. Yeni TürkDevleti’nin uluslar arası yükümlülüklerini saptayanLozan’da Ermenistan ve Ermenilere dair bir hüküm bulunmamaktadır.Bu durumErmeni sorununu hukuken ortadan kaldırmıştır. 

Lozan Antlaşması’nı izleyen yaklaşık 20 yıl, Ermenilerden ve Ermenistan’dan pek söz edilmemiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkmanın  yarattığı hırsla Rus İmparatorluğu sınırlarını yeniden elde etmeyi amaçlayan Sovyetler Birliği, bir yandan Doğu Avrupa’da uydu komünist rejimler kurmayı sürdürürken diğer yandan Türkiye’den Boğazlarının kontrolünü ve Doğu Anadolu’da da Kars ve Ardahan’ın kendisine bağlanmasını istemiş(1) ve bu talebi Ermenistan ve Gürcistan adına yapmıştır. Aynı zamanda çeşitli ülkelerde bulanan Ermenilerin Sovyet Ermenistan’ına gelip yerleşmesi için de bir kampanya açılmıştır. Bu kampanyayla, Ermenistan nüfusunun yetersizliği dikkate alınarak, Türkiye’den Kars ve Ardahan alındığı taktirde, buraya yerleştirilecek Ermenilerin bulunması öngörülmüştür.  Sovyet talepleri, o zamana kadar bir tür tarafsızlık politikası izlemiş bulunan Türkiye’yi Batı Bloku ile işbirliğine götürmüş ve Kore Savaşına katılan Türkiye 1952 yılı Şubat ayında NATO’ya girmiştir. Hatalarının farkına varan Sovyetler, Stalin’in 1953 Martında ölümünün ardından Türkiye’ye bir nota vererek Boğazlar üzerindeki iddialarından ve Ermenistan ve Gürcistan adına ileri sürdüğü toprak taleplerinden vazgeçtiklerini bildirmişler(2) ancak Türkiye’nin batının yanında yer almış olmasını değiştirememişlerdir.

Böylece Sovyetlerin, Türkiye üzerinde baskı kurmak amacıyla Ermeni sorununu yeniden gündeme getirme gayretleri bir sonuç vermemiş ancak Ermenistan’da, Sovyetlerin izin verdiği ölçüde, milliyetçilik akımlarının zaman içinde yeniden güçlenmesine neden olmuştur. Bu akımlar sayesinde Erivan’da bir Ermeni soy kırımı anıtı inşa edilmiş ve anıt 1967 yılında büyük bir törenle açılmıştır. Ermeni şovenizminin hâlâ mevcut olduğunu gösteren bu olay, Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunda o zamana kadar pek görülmeyen Türkiye ve Türkler karşıtı duyguların güçlenmesine yol açmıştır. Yahudi Holokostu’ndan esinlenerek ve Federal Almanya’nın bu olayda zarar görenlere büyük tazminat ödediği de dikkate alınarak 1915 sevk ve iskânının bir soy kırım olduğu ileri sürülmeye ve Türkiye de bu hayali olayın faili olarak suçlanmaya başlanmıştır. Bu yolda hayli yoğun propaganda yapılmışsa da o yıllarda bunların kamuoyunda kayda değer bir etkisi görülmemiştir.

1973 yılında Los Angeles’te yaşlı ve yarı meczup bir Ermeni, Türk Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Yardımcısı Bahadır Demir’i katletmiştir. Katilin kurbanları ile hiçbir sorunu olmaması ve onları sadece asılsız Ermeni soy kırımından “sorumlu” bir devletin temsilcileri olduğu için katletmesi ilgi uyandırmış ve basın, olayın evveliyatı hakkında bilgi vermek için, soy kırımı iddialarından uzun uzun bahsetmiştir. O zamana kadar “davalarını” duyurmak hususunda pek başarılı olamayan Ermeni milliyetçileri, bu olayın öğretisinden  yararlanarak Türk diplomatlarını katletmek üzere aşırı sol eğilimli olduğu belirtilen, ASALA adında bir terör örgütü kurulmuş, Taşnaklar da buna paralel olarak Adalet Komandoları adı altında bir başka örgüt oluşturmuşlardır. ASALA ağırlıklı olmak üzere, bu iki örgüt 1975 ilâ 1985 yılları arasında, genellikle Ermenilerin çok olduğu ülkelerde görev yapan, 4’ü büyükelçi 34 Türk diplomatını katletmiştir. Her olay, bu cinayetin neden işlenmiş olduğunun açıklanması bahanesiyle soy kırım iddialarının gündeme gelmesine vesile olmuş ve yayınlanmaya başlayan asılsız soy kırım konusunda çok sayıda kitap, makale, belgesel film, sergi gibi faaliyetlerin de katkısıyla, batı ülkeleri kamuoyunda Ermenilerin Türkler tarafından soy kırımına uğratılmış olduğu hakkında bir kanı yerleşmiştir. Bu kanı, Ermeni terörizmini izleyen yıllarda bazı ülke parlâmentolarında asılsız Ermeni soy kırımını tanıyan kararlar (3)alınmasının başlıca nedenini oluşturmuştur.

Türk diplomatlarını katleden Ermenilerin hemen hepsi çok genç insanlardı ve 1915 sevk ve iskânından sonra yabancı ülkelere gidip yerleşen Ermenilerin torunlarıydı. Hemen hepsi yaşamlarında bir Türk ile karşılaşmamıştı. Büyük çoğunluğunun sabıkası yoktu. Bu durumda olan kişilerin cinayet gibi son derecede ağır bir suçu işlemeleri ilk bakışta makul görülmüyordu. Normal koşullarda 1915 sevk ve iskânına tâbi olan birinci kuşağın Türklere karşı duygular beslemesi beklenirdi. Onların çocuklarının oluşturduğu ikinci kuşağın ise anne ve babalarının aksine, bulundukları ülkeye uyum sağlamaları nedeniyle, soy kırım söylentilerine daha az önem vermesi gerekirdi. Torunları oluşturan üçüncü kuşak için ise bu söylentilerin fazla bir değeri olmaması normaldi. Ancak bu konuda gerçeğin farklı olduğu ve sözkonusu üç kuşak arasında Türkiye ve Türklere en az kin besleyenlerin birinci kuşak olduğu görülmüştür. Bu olgu, aynı zamanda 1915 sevk ve iskânı sırasında soykırım olarak tanımlanacak olayların vuku bulmamış olduğunun diğer bir kanıtı oluşturmaktadır. 

Türk diplomatlarına karşı işlenen cinayetlerin faillerinin 1915 olaylarından hiç etkilenmeyen üçüncü kuşağa mensup kişiler olması, diğer bir deyimle, Ermeni kuşakları arasında Türklere karşı farklı davranışların mevcut bulunması Ermeni kiliselerinin, siyasî partilerinin ve derneklerinin etnik karakteri ile açıklanabilir. Yabancı ülkelerdeki Ermeni kiliselerinin var olabilmesi Ermeni cemaat olmasına, siyasî partilerinin ve çeşitli derneklerinin faaliyetlerini sürdürebilmeleri de Ermeni üyeleri olmasına bağlıdır. Oysa Ermeniler, göç eden her halk için olduğu gibi, ikinci kuşaktan itibaren göç ettikleri ülkenin halkı arasında erimeye başlamışlardır. Bu, Ermeni  kiliseleri için cemaat ve parti ve dernekler için de üye sayısının azalmasına neden olmuş, sözkonusu örgütlerde kendi gelecekleri için endişeler yaratmıştır. Ermenileri bir arada tutabilmek ve onlarda Ermeni bilincini yaşatabilmek için bulunan çare de, 1915 sevk ve iskânının Yahudi Holokostu ile aynı nitelikleri taşıdığını ileri sürüp bir “Ermeni soy kırımı” yaratmaya çalışmak olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, tedricen, Ermeni kiliselerinde, okullarında, siyasî partilerinde ve derneklerinde Türklerin Ermenileri soy kırımına uğrattıkları teması sürekli işlenmeye başlamıştır. Kişilerin baba veya dedelerinin soy kırımına uğradığına inanmaları ise Ermeni milliyetçiliğinin daha da canlanması sonucunu vermiştir. Bu milliyetçiliğin başlıca amacı dedelerinin intikamını Türklerden almak ve “Büyük Ermenistan”ın kurulmasına çalışmaktır. Bu “beyin yıkama” en fazla üçüncü kuşak Ermenilerini etkilediği için Türk diplomatları katilleri de bu kuşak arasından çıkmıştır.

Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunun terörizm dışında Türkiye’ye karşı yürüttüğü faaliyetleri iki kategoride toplamak mümkündür: Kamuoyunu etkilemeye yönelik faaliyetler ve siyasi faaliyetler.

Ermenilerin soy kırımına uğramış olduğunu kanıtlamak için, özellikle son 25 yılda, birçok kitap yazılmış bulunmaktadır. Bunlar genelde bilimsel görünüştedir. Vaktiyle bu konuda, bir iki istisna dışında, genellikle Ermeniler eser verirken son yıllarda Ermeni kökenli olmayanların da  yazmaya başladıkları ve bunlar arasında, çok az sayıda da olsa, bazı Türk yazarların da bulunduğu görülmektedir.

Ermeni ve yabancı yazarlar kitaplardan başka, bilimsel dergilerde olduğu gibi günlük gazetelerde, Ermeni iddialarına yer veren çok sayıda makale yayınlamışlardır.

Ayrıca, özellikle Ermenilerin çok olduğu ülkeler ile hedef olarak seçilen bazı ülkelerde asılsız soy kırımı hakkında birçok konferans, panel vb düzenlenmektedir.

Soy kırım konusu edebiyat alanında romanlarda, şiir kitaplarında ve piyeslerde işlenmektedir.

Filmlere gelince çok sayıda “belgesel” film mevcut olup bunlar, genellikle Nisan ayında, başta ABD, Fransa ve Lübnan olmak üzere birçok ülke televizyonunda gösterilmektedir. 1915 yılına dair görsel malzeme çok az olduğundan bu filmlerde  kullanılanların bir kısmının uydurma olduğu bir kısmının ise gerçekliği tartışmalıdır. Bu husus, yine her yıl genellikle  Nisan ayında açılan sergiler için de geçerlidir.

Konulu filmlerden ikisi özellikle dikkat çekmektedir. Bunlar Ermeni asıllı Fransız Yönetmen Henri Verneuil (Aşot Malakyan) tarafından 1991 yılında çevrilen  Mayrig (Anne) filmi ile Ermeni asıllı Kanadalı Yönetmen Atom Egoyan’ın 2002 ‘de gösterime giren Ararat (Ağrı Dağı) filmidir.  Mayrig, asılsız soy kırıma temas etmekle birlikte, esas konusu 1915 sevk ve iskânı sonrasında Fransa’ya göçmüş bir ailenin yaşam mücadelesidir. Ararat ise karma karışık bir senaryo içinde, Türklere atfedilen bir takım vahşet sahneleriyle,  sadece asılsız soy kırımı ele almaktadır. (4)

Yukarıda değindiğimiz bilimsel nitelikli olmayan kitaplar, makaleler, romanlar, şiirler, piyesler, filmler, sergiler ve çeşitli toplantılar son yıllarda çok yoğunlaşmıştır. Bunlar için Ermeni çevrelerinden büyük bir talep olması ve bu talebi karşılamak üzere bu faaliyetlerin üretilmesinin gerekmesi, bu üretimi mümkün kılacak malî fonların mevcut olması, bu üretimden gelir sağlayan çok sayıda kişi bulunması bir bütün olarak dikkate alındığında ortada bir “Ermeni Soy kırım Endüstrisi”  bulunduğunu ifade etmek abartma olmayacaktır.

Ermenilerin bu faaliyetler için  yaptıkları harcamaların kaynağı bağışlardır. Soy kırım iddialarının güçlendirdiği milliyetçilik, Ermeniler arasında esasen yaygın olan bağış geleneğini daha da arttırmıştır. Günümüzde varlıklı Ermeniler için bağışta bulunmak bir millî görev olarak addedilmektedir.

Kamuoyunu etkilemeye yönelik faaliyetler ile aşağıda açıklayacağımız siyasî faaliyetler için ne kadar harcama yapılmaktadır? Ermeni kaynakları bu konuda bilgi vermemektedir. Ancak kesin sonuçlara varılamasa da bir tahmin yapmak mümkündür. Bir yazar(5) Ermenilerin ABD Kongresi üyelerini etkileyebilmek için yılda 14 milyon dolar sarf ettiklerini yazmaktadır. Bir diğer kaynak, Ararat filminin maliyetinin 15 milyon dolardan fazla olduğunu belirtmektedir(6). Bunlara yukarıda değindiğimiz  kitaplar, makaleler, romanlar, şiirler, piyesler, filmler, sergiler ve çeşitli toplantılar da eklenirse ve bu tür faaliyetlerin sadece ABD’de değil Fransa, Kanada, Avustralya ve Lübnan başta olmak üzere diğer bazı ülkelerde de yapıldığı düşünülürse, bulunacak rakamın yılda yüz milyon dolardan daha az olamayacağı sonucuna varılmaktadır.

Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunun siyasî faaliyetlerine gelince, propaganda faaliyetlerinin asılsız Ermeni soy kırımını kamuoyuna duyurmayı amaçlamasına karşın siyasî faaliyetlerin birinci amacı bu iddiayı bazı ülkelerin yerel veya millî meclislerine kabul ettirmektir. Ermeniler kayda değer bir azınlık oluşturdukları ülkelerde oylarını bölmeyerek azımsanmayacak bir siyasî nüfuz sahibi olmuşlar ve bunu soy kırım iddialarını o ülkelere kabul ettirmek için kullanmışlardır. Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunun soy kırım kadar önem verdiği bir diğer konu, bulundukları  ülkenin Ermenistan’a yardım yapmasıdır. Bu husus özellikle ABD için önemlidir. Ermenistan, Rusya ile gayet yakın ilişkiler yürütmesine ve Güney Kafkaslarda Rus çıkarlarının korunmasına hizmet etmesine rağmen ABD’den, sanki bu ülkenin yakın bir müttefikiymiş gibi, büyük yardım sağlamış bulunmaktadır. ABD’nin 2001 yılına kadar Ermenistan’a doğrudan yaptığı yardımların toplamı 1,4 milyar dolara(7) varmaktadır ki bu Ermenistan’ın yılda 2 milyar civarında olan millî gelirinin %7’sine tekabül etmektedir. Ermenistan dışındaki Ermeni toplumu kuruluşlarının Ermenistan’a yaptığı yardımlar bunun dışındadır.

Ermeni toplumunun görev bildiği bir diğer husus da bulundukları ülkede Türkiye ve Azerbaycan’ın lehine olabilecek her hareket ve girişime, bunlar kendilerinin veya Ermenistan’ın aleyhine olmasa bile, karşı çıkmaktır.

Bu durum özellikle ABD’de görülmektedir. Örneğin, Ermeni saldırıları sonucunda Azerbaycan topraklarının % 20’sini kaybetmiş ve bir milyon kadar Azeri de kaçkın (mülteci) durumuna düşmüş iken ABD’nin Azerbaycan’a yapacağı yardımlar Ermeni lobisi tarafından 1993 yılında yardım mevzuatına getirilen bir değişiklikle önlenmiş(8), Amerikan hükûmetinin ısrarlı girişimleri sonucunda bu hükmün uygulaması, 2002’den itibaren birer yıllık sürelere bağlı olmak kaydıyla, durdurulabilmiştir. Türkiye’ye gelince, Türkiye ve Türkleri soy kırımla suçlamak amacıyla Kongre’den bir karar çıkartmak için harcanan büyük çabaların dışında, Bakû-Ceyhan petrol boru hattının inşa edilmesini engellenmeye çalışılması(9) ve ABD tarafından Türkiye’ye tanınmak istenen bazı ticaret kolaylıklarına karşı çıkılması örnek olarak gösterilebilir.

Türkiye aleyhindeki bu faaliyet ve girişimleri sadece düşmanlık ve intikam duygularıyla açıklamak zordur. Bu duyguların etkisi olmakla beraber Ermenilerin bu faaliyetlerden bazı beklentileri olduğu ve bunların birbirini izleyecek dört aşamada gerçekleşmesini ümit ettikleri anlaşılmaktadır. Bu aşamalar şu şekilde özetlenebilir.

Birinci aşama, asılsız soy kırımının, başta büyük ülkeler olmak üzere, mümkün olduğu kadar çok sayıda  ülke ile ayrıca belli başlı uluslar arası kuruluşlar tarafından tanınmasıdır.

İkinci aşama, Türkiye’nin yabancı ülkelerin asılsız soy kırımını tanımasından  etkilenmesi ve bu ülkelerin baskısı ile asılsız soy kırımını tanımak mecburiyetinde kalmasıdır.

Üçüncü aşama, Türkiye’nin asılsız soy kırıma maruz kalan kişilere veya onların mirasçılarına tazminat ödemesidir. Burada dikkat edilecek husus soy kırımı tanımanın vaktiyle bazı kişilere zarar verilmiş olduğunun da kabulü anlamına geleceği ve genel hukuk ilkesi gereğince bu zararın tazmin edilmesi gerekeceğidir. Diğer bir deyişle üçüncü aşama ikinci aşamanın doğal bir sonucudur.

Dördüncü ve son aşama ise Sevr  Antlaşması ihya edilerek Doğu Anadolu’dan Ermenistan’a toprak verilmesidir.

Bu talepler ayrıca açıklamaya gerek olmayacak kadar gerçek dışıdır. Ancak, gerçekçi olmasa da, militan Ermenilerin inanç ve beklentileri bunlardır. Özellikle Taşnak Partisi üyelerinin, Türkiye’den toprak talepleri olduğunu açıkça belirten beyanları vardır.  Örnek olarak, Taşnak Partisi Yönetim Kurulu üyesi ve Basın Bürosu Şefi Gegham Manukian’ın bir Türk gazetesine verdiği mülâkatı gösterebiliriz.(10) Manukian, “Ermenistan’ı Sevr’e göre mi tanımlıyorsunuz?” sorusuna “Evet. Sevr sözleşmesini temel alıyoruz. Dolayısıyla “Batı Ermenistan” (Doğu Anadolu) bu sınırlar içerisinde” diye cevap vermiştir. Taşnak yetkilisi “Peki Sevr’in gerçekleşeceğine inanıyor musunuz? Türkiye’nin size toprak bırakacağına gerçekten inanıyor musunuz?” sorusunu da “Ben öyle düşünüyorum ki bu gerçekten mümkün.” sözleriyle cevaplamıştır. 

Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunun gelecekte Türkiye’ye karşı neler yapabileceklerine gelince esas itibariyle şimdiki faaliyet ve girişimlerini sürdüreceklerini düşünmek yanlış olmayacaktır.

Soy kırım iddiaları Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunda Ermeni bilincini yaşatabilmek için bir araç olarak kullanılmıştır. Bu toplumdaki Ermeni kiliseleri cemaatlerinde, siyasi partileri ve dernekleri ise üyelerinde bir Ermeni bilinci var olduğu taktirde kendi varlıklarını sürdürebileceklerinden bu kuruluşların soy kırım iddiasından vazgeçmeleri, kendi çıkarları bakımından, mümkün görülmemektedir. Diğer yandan, yukarıda değindiğimiz gibi, “Ermeni Soy Kırımı Endüstrisi” için çalışan Ermeni ve Ermeni olmayan çok sayıdaki kişi de soy kırım iddialarından kazanç sağlamaktadır. Son olarak Ermeniler Türkiye aleyhinde bazı sonuçlar doğurabileceği ümidiyle de soy kırım iddialarına önem vermektedirler. Amerika’da Ermeni Milli Komitesi Başkanı Ken Hachikian bu hususu şöyle açıklamaktadır: “Türkiye’nin soy kırımını tanıması bu ülkeyi Ermenilere karşı soy kırımını yapan ve bunu uzun zamandan beri inkar eden bir ülke olarak tanımlayacak, Türkiye’nin  Ermenistan’a karşı hareket alanını sınırlayacak... ve tazminat ödenmesine ve diğer uygun cezalara kapıyı açacaktır.(11)

Yukarıda saydığımız nedenlerle Ermeniler gelecekte de asılsız soy kırımının bazı ülkeler ve başlıca uluslar arası kuruluşlar tarafından tanınması faaliyetlerini sürdürecekler ve yine aynı amaçla propaganda faaliyetlerine (kitaplar, makaleler, konferanslar, romanlar, şiirler, piyesler,  filmler vb) devam edeceklerdir.

ABD Kongresinin asılsız soy kırımını tanıyan bir karar alması Ermenilerin en büyük düşüdür. Böyle bir kararın Türkiye’yi soy kırımını tanımaya zorlayacağı düşüncesi Ermenilerde hâkimdir. 2000 yılı son baharında Temsilciler Meclisinin bu yönde bir kararı kabul etmesi ancak Başkan Clinton’un şahsi müdahalesiyle önlenebilmiştir. 11 Eylül olayından sonra Türkiye’nin bulunduğu bölgedeki stratejik öneminin çok artmış olması Amerikan kongresinden bu tür bir karar geçmesini çok güçleştirmiş buna karşın Türkiye’nin Irak savaşı karşısındaki tutumunun bazı ABD çevrelerince eleştirilmesi Ermenilerde yeni ümitler yaratmıştır.

Amerikan eyaletleri asılsız soy kırımını tanımaları çabalarına da devam edecektir. Ermeniler özellikle 1980’li yıllardan itibaren Amerikan eyaletlerinin çeşitli makamlarından asılsız soy kırımını tanıyan kararlar almasına çalışmışlardır. Hâlen 50 eyaletten 28’i bu yolda karar almıştır(12).

Amerikalı Ermenilerin diğer bir uğraşısı Ermeni soy kırımını okul müfredatlarına almış bulunan eyaletlerin sayısının arttırılması yönünde olacaktır.

Ermenistan dışındaki Ermeni toplumu özellikle ABD’de Türkiye ve Azerbaycan’ın her türlü çıkarını önlemek, buna karşın Ermenistan’a maddi yardım sağlamak yolundaki gayretlerini sürdüreceklerdir.

Avrupa’da Ermenilerin en fazla nüfuz sahibi oldukları ülke Fransa’dır. Asılsız Ermeni soy kırımını tanımak için kanun çıkarmış olan tek ülke de Fransa’dır. Bu kanun, soy kırım iddialarını reddedenlere karşı bir müeyyide içermediğinden Fransa’daki Ermenilerin gayreti, Yahudi soy kırımını reddedenlere karşı müeyyideler öngören kanunun (Gayssot kanunu) Ermenilere de teşmil edilmesidir. Asılsız soy kırım hakkındaki kanun nedeniyle Türkiye ile ilişkilerinde ciddî bir sarsıntı yaşayan Fransızların, bu kere Ermeni iddialarını kabul etmeyenleri cezalandırmak suretiyle Türkiye ile tekrar bir bunalım yaşamak isteyecekleri zannedilmemektedir.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine aday olması Ermenilere bu üyeliği Türkiye’nin asılsız soy kırımının tanınması koşuluna bağlama fikrini vermiştir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerden Fransa, İtalya, Yunanistan ve Belçika bu asılsız soy kırımını tanımıştır. Halen Ermenilerin Almanya, İngiltere, Hollanda ve İsveç’e öncelik verdikleri ancak henüz başarılı olamadıkları görülmektedir. Türkiye’nin adaylığı olumlu sonuçlanmadığı sürece Ermenilerin bu ülkeler ve asılsız soy kırımını tanımamış diğer Avrupa Birliği üyesi ülkeler nezdinde girişimlerini sürdürmeleri beklenmelidir. Ancak Türkiye’nin Fransa’ya gösterdiği tepkiler, Fransa’yı takip etmesi muhtemel bazı ülkeleri uyarmıştır. Buna mukabil Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olmak için son derece istekli davranması bazı ülkelerde Türkiye’nin bu üyelik uğruna Ermeni sorununda taviz verebileceği gibi düşüncelere yol açmış olması olasılığı vardır.

Ermenileri bu konuda cesaretlendiren Avrupa Parlamentosunun 1987 yılında aldığı bir karardır. Bu kararda Avrupa Parlamentosu 1915 olaylarını soy kırım olarak kabul etmekte ve Türkiye soy kırımını tanımadığı taktirde Avrupa Birliği üyeliğine alınmayacağı belirtilmektedir(13).  Bu karar 1987 yılında Türkiye’nin tam üyelik için başvurması üzerine alınmış, üyelik başvurusu bir sonuca bağlanmayınca da gündemden düşmüştü. Türkiye’nin 1999 yılında adaylığının kabul edilmesinden sonra asılsız Ermeni soy kırımının tanınması konusu tekrar gündeme gelmiş ve Avrupa Parlamentosu 2000 yılı Kasım ayında Türkiye’nin adaylığı ile ilgili ilerleme raporu hakkındaki kararında asılsız soy kırımını tanıması için Türk Hükûmetine ve Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunmuştur. 2001 yılı ilerleme raporunda bu konu yok iken 2002 yılı Şubat ayı sonunda kabul edilen Güney Kafkasya Raporu ile ilgili Karar, 1987 yılı kararına atıfta bulunmakla, Türkiye’nin adaylığı ile asılsız soy kırım arasında tekrar bağ kurulmuştur(14). Ermenilerin Avrupa Parlamentosundan her fırsatta bu konuda bir karar çıkartmaya veya eski kararları teyit ettirmeye çalışacakları ve Türkiye’nin adaylık statüsü devam ettiği sürece bu yoldaki faaliyetlerinin devam edeceği görülmektedir.

Bu konuda bilinmesinde yarar olan başka bir husus da Avrupa Parlamentosunun bu tür kararlarının tavsiye mahiyetinde olduğu ve o nedenle de ne Avrupa Birliği üyesi ülkeler hükûmetlerini ne de Türkiye’yi bağladığı, buna karşın Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturulmasına yardım ettiğidir.  Ancak, Türkiye Avrupa Birliğine üye olursa bu konudaki antlaşma tasdik için Avrupa Parlamentosuna gelecektir. Parlamento önceki kararlarını dikkate alarak tasdikten önce Türkiye’nin asılsız Ermeni soy kırımını tanımasını istemesi olasılığı vardır. O sırada herhangi bir nedenle Türkiye’nin üyeliğine ihtiyaç  duyuluyorsa Parlamentonun bu konuya hiç değinmeden tasdik işlemini yapması da mümkündür. Türkiye’nin tam üyeliğinin kısa vadede gerçekleşmesine pek olanak görülmediğinden yukarıda değindiğimiz durum güncel değildir. Ancak Ermeni sorununun Avrupa Parlamento bağlantısı hatırda tutulmalıdır.

Sonuç olarak Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla hukuken ve fiilen ortadan kalkmış olan Ermeni sorununun, bundan yaklaşık 30 yıl önce tekrar canlandığı ve zaman zaman Türkiye için bir endişe kaynağı olabilecek boyutlara ulaştığı görülmektedir.

Ermeni sorununun kaynağında 1915 sevk ve iskânının aslında bir soy kırım iddiası olduğu yatmaktadır. Türkiye ve Türklerin insanlığa karşı işlenmiş en büyük suç olan soy kırım ile itham edilmesi ciddî bir imaj bozulmasına yol açmaktadır. Oysa, teknik ilerlemeler sonucunda çok küçülmüş olan dünyada sahip olunan imaj, ticaretten turizme kadar geniş bir alanda etkisini hissettirmekte ve bu nedenle de ciddî bir önem taşımaktadır.

Siyasî alanda ise Ermeni sorunu Türkiye’nin bazı ülkelerle olan ilişkilerine olumsuz etki yapmaktadır. Bunların başında Ermenistan gelmektedir. Asılsız soy kırım iddiaları, başta Karabağ olmak üzere mevcut birçok sorun nedeniyle barış ve istikrara kavuşamayan Güney Kafkasya için, ek bir yük oluşturmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin asılsız soy kırımını kabul etmiş ülkelerle ilişkilerinde de, bir süre için olsun, ciddî gerilemelere neden olmaktadır. Nihayet Ermenilerin soy kırım iddialarını kabul etmediği taktirde, Avrupa Birliğine üye olmaması yolunda Avrupa Parlamentosunda mevcut eğilimin de ileride Türkiye için olumsuz sonuçlar doğurması olasılığı mevcuttur.

1915 sevk ve iskânın bir soy kırım olmadığı hakkında ülkemizde bazı değerli çalışmaların varlığına rağmen bunların yurt dışında tanıtılması yeterince sağlanamamış ve yabancı ülkelerde gitgide yerleşmekte olan Ermenilerin soy kırımına uğradığı kanısı değiştirilememiştir. Bu durumun başlıca nedeni Türkiye’de Ermeni sorununun yaratabileceği tehlikeler hakkındaki bilinçsizliktir. Bu tehlikenin devamlı olmasına karşın, genellikle ülkemizde siyasî makamların bu sorunla ilgileri güncelliği ile orantılı olmuştur. Diğer bir deyişle ancak kriz olduğu taktirde bu sorunla yakından ilgilenilmiş,  geçici olarak gündemden düştüğü zamanlarda ise önemini kaybetmemiş olmasına bakılmaksızın, bu ilgi azalmıştır. Medyanın Ermeni sorununa yaklaşımı aynen bu şekildedir. Başta üniversiteler olmak üzere bilimsel çevrelerin de Ermeni sorununa ilgisi sınırlı olmuş ve bu konu az sayıda bilim adamın uhdesinde kalmıştır.

Bu olumsuz tablonun son zamanlarda değişmeye başladığı memnuniyetle görülmektedir. 2001 yılı sonunda, Ermeni sorunu konusunda devlet daireleri çalışmalarının bir uyum içinde yürütülebilmesini sağlamak üzere bir “Asılsız Soy Kırım İddialarıyla Mücadele Koordinasyon Kurulu” kurulmuştur. Diğer yandan Ermeni sorununun okulların müfredat programına alınması gençlerin bu konuda bilinçli bir şekilde yetişmeleri sürecini başlatmakla önemli bir eksikliği gidermiştir. Ermeni sorunu hakkında, üniversitelerde bilimsel çalışmaları özendirmek ve koordine etmek için de Yüksek Öğretim Kurulu tarafından bir “Türk-Ermeni İlişkileri Milli Komitesi” oluşturulmuştur. Üniversite dışında ise özel bir kuruluş olan Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi 2001 yılı başlarında bir Ermeni Araştırmaları Enstitüsü  kurmuştur. Bu Enstitü “Ermeni Araştırmaları” başlığı altında Türkçe ve “Review of Armenian Studies” başlığıyla İngilizce olmak üzere iki dergi çıkarmış ve Türkiye’de Ermeni sorunu konusunda çalışmalar yapan bilim adamlarının katıldığı bir “Ermeni Araştırmaları Kongresi” düzenlemiştir.

Ermeni sorununa yaklaşımlarda ciddî bir değişikliğe işaret eden ve bu konunun derinliğine bilimsel araştırılmasını ve öğretilmesini öngören bu gelişmeler sorunun kalıcı bir çözümüne katkı yapabilecek niteliktedir, bu nedenle de gelecek için ümit vericidir. 


1. Baskın Oran (Editör) Türk Dış Politikası, Cilt I, s.502-509

2. Aynı eser, s.511 

3. Asılsız Ermeni soy kırımını tanıyan parlamentolar şunlardır: Uruguay (1965), Güney Kıbrıs (1982), Arjantin (1993), Rusya (1995), Kanada (1996), Yunanistan (1996), Lübnan (1997), Belçika (1998), İtalya (2000), Vatikan (2000) ve Fransa (2001).Asılsız Ermeni soy kırımını tanıyan tek uluslar arası kuruluş Avrupa Parlamentosudur. Avrupa Parlamentosunun bu konudaki kararı 1987 tarihlidir. Bu karar 2000 ve 2002 yıllarında başka vesilelerle teyit edilmiştir.

4. Ararat Filmi hakkında ayrıntılı bilgi i için bkz. Sedat Laçiner, Şenol Kantarcı, Ararat, Sanatsal Ermeni Propagandası, ASAM 2002

5. Sam Weems,”Armenia, Secrets of a ‘Christian’ State”, St. John Press 2002, s. 373-374.

6. ANCA (Armenian National Committee of America) Press Release, 20 Kasım 2002

7. Sam Weems, adıgeçen eser, s.353

8. Ömer E. Lütem, Olaylar ve Yorumlar, Ermeni Araştırmaları, Sayı 3, s. 27-29

9. Ömer E. Lütem, Olaylar ve Yorumlar, Ermeni Araştırmaları, Sayı 2 s.27-29 ve Sayı 3 s. 30

10. Zaman, 22 Şubat 2002

11. The Armenian Weeekly Online, June-July 2002 (http://www.hairenik.com

12. 1 Ocak 2003 tarihi itibariyle sözkonusu eyaletler şunlardır: Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Florida, Georgia, Illinois, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Missouri, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Island, South Carolina, Virginia, Washington, Wisconsin

13. Ömer E, Lütem, Olaylar ve Yorumlar, Ermeni Araştırmaları, Sayı 3, s. 25,26

14. Ömer E. Lütem, Olaylar ve Yorumlar, Ermeni Araştırmaları, Sayı 4, s. 27-31

 

 

 

İçindekiler

Sunuş

Başyazı

1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları
Hüseyin ÇELİK

Ermeni Yanılgıları
Bayram KODAMAN

Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu
Şenol KANTARCI

Uluslararası İlişkiler Boyutuyla Ermeni Sorunu
Kamer KASIM

Hukuki ve Siyasi Boyutuyla Ermeni Sorunu
Pulat Y.TACAR

Güncel Boyutuyla Ermeni Sorunu
Ömer E. LÜTEM

Uluslaşma Süreçleri Açısından Ermeni Sorunu
Şener AKSU

Kurtuluş Savaşımız ve Farnsa'da Ermeni Propagandası
Yahya AKYÜZ

Türk Ermeni Kültür İlişkileri Üzerine
Zeki ARIKAN

Osmanlı Devletinde Ermeni Nüfusu
Süleyman BEYOĞLU

Osmanlı Devletinde Ermeniler
Nejat GÖYÜNÇ

Lozan'dan Günümüze Ermeni Sorunu
Ali GÜLER

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr.Yusuf HALAÇOĞLU ile Söyleşi
K.Şule ERDEM

Ermeni Kiliseleri ve Terör
Erdal İLTER

Mütareke ve Milli Mücadele Dönemi (1919-1922)'nde Mersin ve Tarsus'da Ermeni Mezalimi
Erdal İLTER

Türk Ermeni Kültür İlişkilerinde Mitolojik Boyut
Yaşar KALAFAT

Atatürk'e Atfedilen Ermeni İddiaları
Şenol KANTARCI

1915 Ermeni Tehcirine Giden Yolda Gözden Kaçan İki Nokta: Projeler ve Müfettişlikler
Ali KARACA

1916'te Sevk ve İskan Edilmeyen Ermeniler
Davut KILIÇ

Ermeni Sorunu ve Türk Arşivleri
Yusuf SARINAY

Amerika Birleşik Devletlerinde Ermeni Faaliyetleri
Haluk SELVİ

Mümtaz SOYSAL'ın Orly Saldırısı Davası ile İlgili Uzman Tanık Beyanı

Orly Davası Hakkındaki Haber ve Yorumlar -Dış Basın- Yayın Organlarında-

Kronoloji

Fotoğraflar

Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920

1948 Tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımı Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmne

Ermeniler Tarafından Türklere Katliam Uygulanan Yerleri Gösterir Cetvel

Ermeniler Tarafından Şehit Edilen Kamu Görevlileri ve Yakınları

Türkiye'deki Ermeni Apostolik Ortodoks, Ermeni Protestan Cemaatlerinin Sivil Temsilcilerinin Yayınladıkları Bildiri

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr