Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 NİSAN 2003  |  YIL : 4 |  SAYI : 38

SUNUŞ



 

“Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız, insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.” diyen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’de ve dış dünyada hep insanlık idealini savunmuştur.

İnsanlığın tümünü bir vücut olarak gören Atatürk, ulusu bu vücudun bir parçası olarak kabul etmiş ve vücudun parmağının ucundaki bir acıdan diğer tüm kısımların etkilendiğini belirtmiştir. “Asıl olan insanlığın mutluluğudur. Buna ulaşabilmek için de insanların birbirine yakınlaşması, birbirini sevmesi gerekir, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını sağlamaya yarayan hareket ve enerjiye böylece ulaşabileceklerdir.” ve “Dünya barışı içinde insanlığın mutluluğu, ancak bu yüksek ülkü yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır.” demiştir.

1923’te Cumhuriyet’in ilânı ile “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi çerçevesinde yürütülen bir dış politikada sorunların görüşmelerle, barışçıl yollarla çözümlenmesi düşüncesiyle hareket edilmiştir. Herkesin toprak bütünlüğüne, bağımsızlık ve egemenliğine saygı amaçlanmıştır.

Atatürk’ün Mart 1933’te yaptığı konuşmasındaki; “Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hâkim olacaktır.” sözleri ile günümüz insanlığının da özlemi olan  yurtta ve dünyada barış, dostluk ve kardeşlik hedeflenmiştir.

İki bloklu uluslar arası yapının çözülmesiyle “tek dünya”, “küreselleşme” tartışmaları gündeme gelmiştir. Bir yandan böyle bir dünya sistemini oluşturma çabaları sürerken, öte yandan uluslar arası sistemin etkili aktörleri kendi çevrelerinde NAFTA (North American Free Trade Area–Kuzey America Serbest Ticaret Bölgesi), OAU (Organization of African Unity-Bağımsız Afrika Devletleri Topluluğu), ASEAN (Association of South East Asian Nations-Güneydoğu Asya Ulusları Birliği), CARICOM (Caribbean Community-Karayipler Topluluğu), MERCOSUR (Güney Yarım Küresi Ortak Pazarı) ve EU (-European Union-Avrupa Birliği) gibi sosyo-ekonomik olarak daha etkin olabilecekleri bölgeler ve bağdaşmalar yaratmaya yönelmişlerdir.

Türkiye, lâik temelde kurulan, insan haklarına dayalı sosyal bir hukuk devletidir. Aynı zamanda, diğer ülkelerle, özellikle de komşularıyla olan ilişkilerini geliştirme politikası gütmektedir.

Türkiye Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan jeopolitik konumu ile her dönemde dikkat çeken; doğu ve batı arası köprü işlevinde önemli; hassas ilişkiler kuran; Avrupa, Orta Doğu, Akdeniz, Karadeniz ve Balkan ülkesi kimliği ile de tanınmaktadır. Türkiye’nin dış politikasında tarihî ve jeostratejik durumu yanında bölgesel ve uluslar arası politik çevreler de etkili olmuştur.

Geçmişte Osmanlı Devleti, bugün de Türkiye Cumhuriyeti, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli gizli oyunların çevrilmek istendiği bir alan olmuştur. Osmanlı Devleti’ni parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu gizli hesapların içine yüzlerce yıl Türklerle dostça yaşayan Ermenileri de çekmişlerdir.

1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu’ndan sonra, Osmanlı Devleti içindeki Hıristiyanların koruyuculuğunu üstlenen Batılı Devletler, Ermeniler üzerinde de etkili olmaya başlamışlardır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Rusların Doğu Anadolu’ya inmesi ile Ermeni sorunu yeni bir boyut kazanmıştır. Rusya’nın teşvikiyle Rus ordusunda bulunan Ermeni asıllı askerler Anadolu’daki Ermenilerle temasa geçmiş ve onları isyana teşvik ederek isyanların Rus ordusu tarafından destekleneceği vaadinde bulunmuşlardır. Ayrıca, Osmanlı Devleti’ni yıkmayı amaçlayan Batılı Devletler, Balkanlar’da Slavların ve diğer Hıristiyan grupların isyanına destek verdikleri gibi; Doğu Anadolu’da da Ermenilere destek sağlıyorlardı. Bu gelişmeler sonucu, Yeşilköy (Ayastafenos) Antlaşması’nın 16. maddesi ile Rusya Ermenilerin koruyuculuğunu üzerine almıştır. Daha sonra imzalanan ve Ayastefanos Antlaşması’nın yerini alan 1878 Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi ile Ermenilerle ilgili durum uluslar arası siyasi sistemin gündemine girmiştir. Buna göre Osmanlı Devleti, Ermeniler hakkında iyileştirici tedbirler alacak ve büyük devletleri bilgilendirecektir. Bu antlaşmada yer alan Ermenilerin durumunun iyileştirilmesi hususu önce isyanların, ardından bağımsızlığa giden sürecin başlangıcı olmuştur. Ermenilerin asıl isteği durumlarının iyileştirilmesinden çok, önce özerklik sonra bağımsızlık elde etmektir. Ermeniler, bu amaçla teşkilatlandırılmışlar, gerek Osmanlı Devleti sınırları içinde, gerekse dışarıda komite ve dernekler kurma yoluna gitmişlerdir. Rusların Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu’dan güneye inme düşüncesi İngiltere’yi rahatsız ediyordu. Bu sebeple İngiltere, Ermenileri bağımsız bir devlet olarak desteklemekte kendisi açısından yarar görüyordu.

1885’de Van’da kurulan Armenakan, 1890’da Tiflis’te kurulan Daşnak, 1897’de İsviçre’deki Hınçak komiteleri Ermeni isyanlarının hazırlanması ve çıkışında rol oynadılar. 1890’da Erzurum’da başlayıp 1909’da Adana’da devam eden yaklaşık 31 isyanın ve devamındaki Muş, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Sivas, Trabzon, Ankara, Adana, Urfa, İzmit, Bursa, Musa Dağı olaylarının amacı Osmanlı Devleti’ni parçalayarak bağımsız Ermenistan Devleti’nin kurulmasını sağlamaktı. Bu isyanlar özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında birçok cephede savaşan Osmanlı Devleti’nin doğudaki cephesine intikallerin ve ikmalin yapılmasını engelleyecek Trabzon’dan Adana’ya uzanan bir hat üzerinde çıkarılmıştır. Birçok masum insanı katleden, köy-kasabaları yakıp yıkan, düşmanla işbirliği içinde hareket eden Ermeni komite ve çetelerinin çıkardığı bu isyanlar Osmanlı Devleti için artık bir iç güvenlik ve devletin varlığını koruma meselesi haline gelmiştir.

Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinde ıslahat yapılması öngörülen Doğu Anadolu’daki 6 vilayetten biri de Van’dı. 1914 nüfus istatistiğine göre bu ilimizde 179.380 Müslüman nüfusa karşılık, 67.792 Ermeni vardı. Komitecilerle Kilisenin ortaklığı sonucu Akdamar Ruhban Mektebi bir ihtilal merkezi haline gelmiş ve bölgedeki kanlı olaylar buradan idare edilmiştir. Şubat 1915’te başlayan Van olayları 15 Nisan 1915’te Ermeni çetelerinin kışkırtmasıyla artmıştır. Van valisi Cevdet Bey Ermeni vahşetinden korumak için Türkleri göç ettirmiştir.

Bu olaylar üzerine 24 Nisan 1915’te İstanbul’da elebaşıların, komitecilerin yakalanarak tutuklanması olayı kimi Ermeniler tarafından çarptırılarak asılsız “Ermeni Soy kırımı Günü-24 Nisan” olarak kabul ettirilmeğe çalışılmaktadır. Anadolu’da bir katliam yapılmışsa da bu Ermeni komiteleri tarafından yapılmıştır. Bu olayların sonucunda “Yer Değiştirme ve İskan Kanunu” 27 Mayıs 1915 tarihinde çıkarılarak bazı Ermenilerin isyan bölgelerinden daha iç bölgelere yine Osmanlı Devleti’nin toprakları olan yerlere sevk ve iskanı gerçekleştirilmiştir.

Soykırım iddiaları ile yapılan suçlamanın asılsız olduğunu anlayabilmek için bu terimin kapsamını belirleyen, dergi ekinde yer verilen, Birleşmiş Milletlerin 9.12.1948 tarihli Soy kırımı Suçunu Önleme ve Cezalandırmaya İlişkin Sözleşmesindeki; tanıma bakmak yeterlidir. Soy kırımı ulusal, etnik, ırkî veya dinî bir gruba mensup insanları, tamamen veya kısmen, o gruba mensup oldukları için ortadan kaldırmak – halk deyimi ile kökünü kazımak - amacıyla işlenmiş aşağıdaki eylemlerden biridir:

• Bir grubun üyelerini öldürmek;

• Bir grubun üyelerine cismani veya akli zarar vermek;

• Bir grubun üyelerini fizikî olarak tamamen veya kısmen yok etme sonucunu vereceği önceden bilinen yaşam koşulları altına sokmak;

• Grup içindeki doğumları bilinçli olarak engellemeğe yönelik önlemler dayatmak;

• Bir grubun çocuklarını başka gruplar içine zorla götürmek.

Ermeniler ise Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti içindeki savaş cephesinden uzak, yine Osmanlı Devleti içerisinde bulunan daha güvenli bölgelere yerleştirilmişlerdir. Bu, iddia edildiği ve tanımdan da anlaşılacağı gibi, bir soy kırımı değildir.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de Ermeni toplumu üzerinden siyasî ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler vardır. Bazı ülkelerde, Türkleri ve Türkiye’yi asılsız soy kırımının faili olarak tanımaya yönelik kararlar -ki bunlar siyasîdir, gerçekleri yansıtmamaktadır- parlamento gündemlerine getirilmektedir.

Bugüne kadar, asılsız Ermeni soy kırımını tanıyan 11 ülke ve bir uluslar arası kuruluş bulunmaktadır. Uruguay (1965), Güney Kıbrıs (1982), Arjantin (1993), Rusya (1995), Kanada (1996), Yunanistan (1996), Lübnan (1997-2000), Belçika (1998), Vatikan (2000), İtalya (2000), Fransa (2001), Avrupa Parlamentosu. Avrupa Parlamentosunda 1987 tarihinde alınan kararın 2000’de onaylanması, söz konusu kararların münhasıran Ermeni soy kırımı ile ilgili olmadığı Türkiye ile ilgili bir çok konuyu kapsadığı ifade edilmiştir. Ayrıca, Amerikan eyaletlerinden 28’inde çeşitli makamlarca alınan asılsız soy kırımını tanıyan kararlar da mevcuttur.

Yabancı ülkelerde alınan bu kararlar, tarihî ve bilimsel belgelerden çok, iç politik hesaplara ve Türkiye’yi uluslar arası politik alanda kıskaca almaya yöneliktir. Siyasî merkezlerin almış olduğu Ermeni soy kırımı iddialarını destekleyen kararlar tarihî açıdan olduğu gibi hukuken de geçersizdir. Ermeni propagandacıları tüm dünyayı yanıltmaya çalışmakta ve yeni nesillere kin aşılamaktadır. Oysa, gelişen dünyamızda kine yer yoktur.

İki ulusun arasına anlamsız nifak tohumları, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kendi örf-âdetlerini ve dinlerini özgürce yaşayan Ermeni asıllı Türk vatandaşlarınca değil, Ermenistan’daki ve bu ülkenin topraklarından fiziken ve ruhen çok uzakta bulunan dışarıdaki Ermeniler ile oy avcılığı uğruna halkını boş ve tehlikeli emeller uğruna peşinden sürükleyen fırsatçılar tarafınca ekilmeğe çalışılmaktadır. Bu konuda; tahriklere kapılmamalı ve gerçekler bilimsel verilerle ortaya konulmalıdır.

Ermenistan’ın bağımsızlığını tanıyan Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik, ekonomik, kültürel ilişkiler kurulamadı. Türk toplumu Ermeni toplumu ile eskiden olduğu gibi yeniden dostça yaşayamaz mı? Elbette yaşarlar, ancak; bu birlikteliğin önündeki engel Ermenilerin asılsız soykırım iddialarını uluslar arası alanda gündeme getirmesidir.

Türkiye aleyhindeki bu faaliyet ve girişimleri sadece düşmanlık ve intikam duygularıyla açıklamak zordur. Bu durum, Ermenilerin bazı beklentileri olduğu ve bunların birbirini izleyecek (Dört T) diye adlandırılan aşamalarla gerçekleşmesini ümit ettiklerini göstermektedir.

1. Asılsız soy kırımın diğer ülkelerce ve uluslar arası kuruluşlarca tanınması,

2. Türkiye’nin bu ülkelerin asılsız soy kırımı tanımasından etkilenmesi ve bu ülkelerin baskısı ile asılsız soy kırımını tanımak mecburiyetinde kalması,

3. Türkiye’nin asılsız soy kırımına uğrayanların yakınlarına tazminat ödemesi,

4. Türkiye’den toprak talebinde bulunulması.

Ermenilerin bu asılsız iddiaları iki toplum arasındaki barış ve huzur ortamını etkilemektedir. Artık, tarihi gerçekler kabul edilerek, uluslar arası anlaşmalara saygı duyulmalıdır. Ancak bu şekilde barış ve huzur ortamı sağlanabilir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlık bilinci ile kendine bağlı olan Ermeni asıllı vatandaşlarıyla hiçbir sorunu yoktur. Ermeni asıllı Türk vatandaşları da Ermenistan’daki ve diğer ülkelerdeki Ermeni toplumunun Türkiye aleyhindeki faaliyetlerinden rahatsızlık duymaktadır. Onlar bu rahatsızlıklarını da Dergimizin ekler bölümünde yer verdiğimiz Türkiye’deki Ermeni Apostolik Ortodoks, Ermeni Katolik ve Ermeni Protestan cemaatlerin sivil temsilcilerinin Türkiye Ermenileri Patriği II. Mesrob’un başkanlığında gerçekleştirdikleri bir toplantı sonucunda kamuoyuna duyurdukları bildiri ile göstermişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti ve Türk ulusu üzerine yapılan hesapları boşa çıkarmak için özellikle Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençliğe büyük görev düşmektedir.

“Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim” dergimizin Nisan sayısını Ermeni konusuna ayırarak özel bir sayı çıkarmayı uygun gördük. Öğretmen ve öğrencilerimiz başta olmak üzere eğitim sürecinin tüm paydaşlarının bilgi temelinde bilinçlenmeleri amacıyla, konunun uzmanı bilim adamlarının yazıları ve görüşleri gençlerimize ışık tutacak mahiyettedir.

Dergimizin bu sayısında yardımlarını esirgemeyen geçici yayın kuruluna, Atatürk Araştırma Merkezine, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Ermeni Araştırmaları Enstitüsüne, yazarlarımıza, emeği geçenlere en içten teşekkürlerimizi sunarız.

 

 

 

İçindekiler

Sunuş

Başyazı

1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları
Hüseyin ÇELİK

Ermeni Yanılgıları
Bayram KODAMAN

Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu
Şenol KANTARCI

Uluslararası İlişkiler Boyutuyla Ermeni Sorunu
Kamer KASIM

Hukuki ve Siyasi Boyutuyla Ermeni Sorunu
Pulat Y.TACAR

Güncel Boyutuyla Ermeni Sorunu
Ömer E. LÜTEM

Uluslaşma Süreçleri Açısından Ermeni Sorunu
Şener AKSU

Kurtuluş Savaşımız ve Farnsa'da Ermeni Propagandası
Yahya AKYÜZ

Türk Ermeni Kültür İlişkileri Üzerine
Zeki ARIKAN

Osmanlı Devletinde Ermeni Nüfusu
Süleyman BEYOĞLU

Osmanlı Devletinde Ermeniler
Nejat GÖYÜNÇ

Lozan'dan Günümüze Ermeni Sorunu
Ali GÜLER

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr.Yusuf HALAÇOĞLU ile Söyleşi
K.Şule ERDEM

Ermeni Kiliseleri ve Terör
Erdal İLTER

Mütareke ve Milli Mücadele Dönemi (1919-1922)'nde Mersin ve Tarsus'da Ermeni Mezalimi
Erdal İLTER

Türk Ermeni Kültür İlişkilerinde Mitolojik Boyut
Yaşar KALAFAT

Atatürk'e Atfedilen Ermeni İddiaları
Şenol KANTARCI

1915 Ermeni Tehcirine Giden Yolda Gözden Kaçan İki Nokta: Projeler ve Müfettişlikler
Ali KARACA

1916'te Sevk ve İskan Edilmeyen Ermeniler
Davut KILIÇ

Ermeni Sorunu ve Türk Arşivleri
Yusuf SARINAY

Amerika Birleşik Devletlerinde Ermeni Faaliyetleri
Haluk SELVİ

Mümtaz SOYSAL'ın Orly Saldırısı Davası ile İlgili Uzman Tanık Beyanı

Orly Davası Hakkındaki Haber ve Yorumlar -Dış Basın- Yayın Organlarında-

Kronoloji

Fotoğraflar

Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920

1948 Tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımı Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmne

Ermeniler Tarafından Türklere Katliam Uygulanan Yerleri Gösterir Cetvel

Ermeniler Tarafından Şehit Edilen Kamu Görevlileri ve Yakınları

Türkiye'deki Ermeni Apostolik Ortodoks, Ermeni Protestan Cemaatlerinin Sivil Temsilcilerinin Yayınladıkları Bildiri

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr