Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 NİSAN 2003  |  YIL : 4 |  SAYI : 38

HUKUKİ VE SİYASİ BOYUTUYLA ERMENİ SORUNU: "ERMENİLER SOY KIRIMINA UĞRATILDI MI?"



Pulat Y.TACAR
Emekli Büyükelçi

KONUNUN HUKUKİ YANLARI

Soy kırımı suçu, sınırları soy kırımı sözleşmesi tarafındanbelirlenmiş hukukî bir kavramdır.

“Soy kırımı suçu” kavramı 9.12.1948 tarihli Soy kırımı Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi ile tanımlandı; daha önce böyle bir suç tanımlaması yoktu. Soy kırımı eylemi, Soy kırımı Sözleşmesini onaylayan tüm ülkelerde suçtur. Türkiye bu Sözleşmeyi onaylamıştır. Bu nedenle her şeyden önce soy kırımı suçunun tanımı, unsurları, nasıl oluştuğu ve bu suçun işlenip işlenmediği ile ilgili kararın hangi mahkeme tarafından verilebileceği hususlarını  ele almamız gerekir. 

Soy kırımı Sözleşmesinin “Giriş” bölümünde  bu suçun savaş veya barış dönemlerinde işlenebileceği kayıtlıdır. Başka bir deyişle, suçun savaş koşullarında işlenmiş bulunması, o suçun soy kırımı çerçevesine girmesini engellemez.

Sözleşmenin 2. maddesi  hangi eylemlerin, hangi koşullarda soy kırımı sayılacağını belirtmektedir. Buna göre, soy kırımı  bir ulusal, etnik, ırksal veya dinî gruba mensup insanları, tamamen veya kısmen, o gruba mensup oldukları için ortadan kaldırmak – halk deyimi ile kökünü kazımak - amacıyla işlenmiş aşağıdaki eylemlerden biridir:

A) Bir grubun üyelerini öldürmek;

B) Bir grubun üyelerine cismanî veya aklî zarar vermek;

C) Bir grubun üyelerini fizikî olarak tamamen veya kısmen yok etme sonucunu vereceği önceden bilinen yaşam koşulları altına sokmak;

D) Grup içindeki doğumları bilinçli olarak önlemeğe yönelik önlemler dayatmak;

E) Bir grubun çocuklarını başka gruplar içine zorla götürmek.

İnsanları, belirli bir gruba mensup bulundukları gerekçesiyle ortadan kaldırma eylemine  bir örnek vermek gerekirse, İkinci Dünya Savaşı sırasında,Almanya’daki Yahudilerin sırf Yahudi oldukları için toplu olarak katledilmelerini gösterebiliriz. İnsanları bir ırka ya da dinî gruba mensup oldukları gerekçesiyle toptan ya da kısmen yok etme niyeti bulunmadığı takdirde, o eyleme soy kırımı denilemez; olsa olsa –kendileri de suç olan- cinayet veya toplu öldürme terimleri kullanılabilir.

Sözleşmenin 3. maddesine göre  sadece soy kırımı suçunu işleyenler değil, buna katkıda bulunanlar, doğrudan veya açık biçimde teşvik edenler, soy kırımı girişiminde bulunanlar veya suç ortaklığı yapanlar da soy kırımı suçu ile cezalandırılacaklardır.

Sözleşmenin 4. maddesine göre  soy kırımı ile cezalandırılabilecek olanlar hakikî şahıslardır. Bunlar, kamu görevlileri, özel şahıslar ya da anayasaları gereğince sorumlu olan yöneticiler olabilir. Yani soy kırımı suçunu, hükmi şahıslar değil -örneğin devletler veya yerel yönetimler değil-, gerçek şahıslar işleyebilmekte, bu kişiler yargılanabilinmekte, suçlu bulunurlarsa cezalandırılmaktadır.

Sözleşmenin 6. maddesine göre   suçun işlenip işlenmediğine karar verecek olan yetkili mahkeme soy kırımı suçunun işlendiği ülkenin mahkemesidir; ayrıca taraflar yargı yetkisini kabul ettikleri takdirde, bir uluslar arası ceza mahkemesi de görevlendirilebilir. Bunun anlamı, yerel ya da ulusal parlamentoların, sivil toplum örgütlerinin ve yetkisiz mahkemelerin herhangi bir eylemi soy kırımı olarak nitelendirmeye hakları bulunmadığıdır. Başka bir deyişle, Fransa Parlamentosunun ya da ABD’de bir Eyalet Meclisinin veya örneğin Fransa’da Paris Asliye Mahkemesinin bir başka ülkede soy kırımı suçu işlendiği konusunda karar verme yetkisi yoktur. Böyle bir yola gidilmesi, Soy kırımı Sözleşmesinin ihlâli anlamına gelir.

Devletin soy kırımındaki sorumluluğu konusu da dahil olmak üzere Sözleşmenin yorumu, uygulanması ve hayata geçirilmesi konusunda Akit Taraflar arasında uzlaşmazlık olursa, yani Sözleşme ihlâl edilirse, Soy kırımı Sözleşmesinin 9.ncu maddesine göre, ihtilafın taraflarından biri, konuyu Uluslar arası Adalet Divanına götürebilir. Bir örnek vermek gerekirse, yetkili yargı organı tarafından varlığı karara bağlanmamış bir soy kırımı suçu olmadan, Fransa’nın çıkardığı tek maddelik “Fransa 1915 yılında Ermeniler’e yapılan soy kırımını tanır” şeklindeki yasa, Soy kırımı Sözleşmesine aykırıdır. Zira,  bir yargı organı olmayan, Soy kırımı Sözleşmesine göre yetkisi bulunmayan Fransa Parlamentosu, soy kırımı yapıldığı yolunda bir karar alarak anılan Sözleşmeye aykırı hareket etmiş, Fransa’nın yürütme organının başındaki Cumhurbaşkanı da yasayı onaylayarak yayımlamıştır. Ayrıca, soy kırımı suçu gerçek kişi tarafından işlenebildiği hâlde, bu konuda herhangi bir kişi hakkında dava açılmamış, kişinin savunması alınarak  usulüne uygun biçimde yargılanmamıştır. Bu nedenle, Sözleşmenin Fransa tarafından ihlâl edildiğinin saptanması için Uluslar arası Lahey Adalet Divanına başvurma seçeneğinin ciddî bir biçimde ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

KONUNUN SİYASİ YANLARI

SİYASİ ANLAMDA SOY KIRIMI KAVRAMI

Kimi ülke parlamento veya Eyalet Meclislerinin ve Avrupa Parlamentosunun  yargı organı olmadıkları ve hiçbir yetkileri de bulunmadığı   hâlde  Osmanlı Devleti topraklarında yaşayan Osmanlı vatandaşı Ermenilere karşı 1915 yılında soy kırımı suçu işlendiği yönünde aldıkları kararlar hukukî değil, siyasal niteliklidir. Böylece ortaya “siyasî anlamda soy kırımı” kavramı çıkarılmıştır. Ermeni soy kırımı savının siyasî nitelikli yorumunun ardında, o ülke vatandaşı olan Ermenilere hoş görünmek, onlara hak vererek acılarını bir ölçüde dindirmek, Türkiye’ye baskı yapmak, ülkemizi Avrupa Birliğine tam üyelikten uzaklaştırmak dahil, çok farklı amaçlar vardır. Ayrıca, bu yönde düşünenlerin büyük bir bölümü de söylediklerine gerçekten inanmaktadırlar.

Son zamanlarda, soy kırımı savlarının  hukuka uygun olmadığını kavramış bulunan çok sayıda Ermeni  militan, soy kırımı terimini hukukî değil, siyasî anlamda kullandıklarını ve siyasî tanıma istediklerini belirtmeye başlamışlardır. Doğal olarak, böyle bir siyasî tanımanın hukukî sonuçlarından ziyade, manevî ve siyasî sonuçları öne çıkmaktadır.

TÜRK GÖRÜŞÜ

Türk Hükûmetleri ile Türk ulusunun ittifaka yakın çoğunluğu, Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı Devleti’nin Ermeni vatandaşlarına soy kırımı uygulandığı savını kabul etmemektedir. Belge ve verilere de dayanan görüşümüze göre, 1915 başlarında Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurmak için başlatılan silâhlı ayaklanma ve savaş nedeniyle karşılıklı öldürmeler olmuş (Osmanlı dilinde buna mukatele -karşılıklı çok sayıda öldürme de- deniliyor), Osmanlı Devleti’nin bazı bölgelerinde oturan Ermeniler, ülkenin başka kesimlerine zorla göç ettirilmiş, bu göç sırasında hastalık, açlık ve  haydutların saldırıları nedeniyle Müslüman veya Gayrimüslim Osmanlı vatandaşları arasında çok sayıda ölüm vuku bulmuştur. Bunun dışında aynı yerleşim biriminde oturan Osmanlı yurttaşı Türkler ve Ermeniler, öç alma gibi duygularla birbirlerini öldürmüşlerdir. Bunun aksi de olmuş, komşular birbirlerini korumuşlardır. Ancak, bizim değerlendirmemize göre, Osmanlı Ermenilerini, Ermeni oldukları gerekçesiyle tamamen veya kısmen  yok etme niteliği taşıyan - yani 1948 Soy kırımı Sözleşmesinin hukukî çerçevesine giren- bir eylem yapılmamıştır. Ayrıca,  hukuk açısından 1948 yılında oluşmuş bir suç kavramının, geriye doğru işletilmesi mümkün değildir. Nihayet, Ermeniler, Sevr Anlaşması görüşmelerine katılırken “savaşan taraf” olduklarını  resmen ileri sürmüşlerdir. Savaşan taraf, savaşta kaybettiği askerlerinin soy kırımına uğradığını ileri süremez.

Gene de o dönemde yaşanan trajedide, Gayrimüslim ve Müslüman pek çok Osmanlı yurttaşının – maalesef - hayatını kaybettiği, yaralandığı, malından, yerinden yurdundan olduğu bir gerçektir. Ancak bu acıların sadece Osmanlı vatandaşı Ermeniler tarafından çekildiğini ileri sürmek büyük haksızlıktır,  Haçlı zihniyetinin sonucu olan dinî bağnazlıktır; kabul edilmesi  beklenmemelidir.

ERMENİLER SORUNA NASIL BAKIYOR?

Ermenilerin soruna bakış açısını inceleyecek olursak, atalarının soy kırımına uğradığı ve yaklaşık bin yıldır oturdukları topraklarından sökülüp atıldıkları savının, günümüzde Türkiye dışındaki Ermeni toplumunun kimliğinin çimentosunu oluşturduğunu görürüz. Ermenistan Cumhuriyeti’nde yaşayanlar da dahil olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan Ermeniler, sistemli biçimde beyinlerini yıkayan –terör örgütleri de dahil olmak üzere- bazı derneklerin ve Türkiye dışındaki Ermeni Kilisesinin gayretleri ile Anadolu’nun doğusunu da içine alan Büyük Ermenistan hayalini beyinlerinden çıkaramamakta, bu hayali canlı tutmak için atalarının çektiği  acıları belleklerinde tazeleyerek yaşatmaktadırlar.Bugün Ermenistan Cumhuriyeti’ne gidenler, sokak, meydan, otel adlarından başlayarak,içki adlarına kadar uzanan yer ve malların isim veya simgelerinin  Doğu Anadolu’daki bölge, dağ ve kentleri canlandırdığını göreceklerdir.

Oysa, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı Ermenilerinin bir bölümü, başlarında Osmanlı Meclisindeki temsilcileri olduğu hâlde Doğu Anadolu’da ayaklanmışlardır. 

Van isyanı buna bir örnek teşkil etmektedir. Bu macera sonucunda uğradıkları büyük kayıplar,  ayaklanmalarının ve giriştikleri savaşın sonucudur. Bu ayaklanmadan sonra, Osmanlı Hükûmetinin aldığı zorunlu yer değiştirme sırasında  hastalık, yorgunluk, açlık ve dağlardan inen çetelerin saldırıları sonunda ölenlerin sözde soy kırımına uğratıldıkları ileri sürülmektedir. Militan Ermenilerin iddiasına göre, az sayıda Ermeni çetecisinin ayaklanması bahane edilerek ülkedeki tüm Ermeniler İttihat ve Terakki Hükûmeti tarafından plânlı ve bilinçli olarak kırıma uğratılmıştır.

Gerçekte ise Osmanlı Ermenileri, Osmanlı Devletinden koparak ve bağımsızlıklarını kazanan Yunanlar, Sırplar, Karadağlılar, Bulgarlar, Romenler gibi bağımsızlıklarını kazanmak için silâha sarılmış ve Osmanlı Devleti ile savaşmışlardır. Diğerlerinden farkları Ermenilerin Osmanlı Devleti’nin hiçbir bölgesinde çoğunlukta bulunmamalarıdır. Bu durumda, Ermeni  çeteciler ayaklandıkları yerlerde, Rus ordusunun da yardımıyla katliâma ve etnik temizliğe başvurmuşlardır. Öte yandan, Türkiye’nin güneyini işgal eden Fransızlar, bir bölümü Osmanlı vatandaşı olan Ermeniler’den Fransız Lejyonları kurmuşlar, bunları Fransız askeri üniforması giydirerek silâhlandırmış ve savaşa sokmuşlardır.

Ermenistan’da yaşayan Ermenilerin ve diğer ülkelerdeki yurttaşlarının bir bölümünün şimdiki beklentisi, bugünkü Ermenistan Cumhuriyetinin –Batı Ermenistan diye adlandırdığı- Türk topraklarına doğru genişlemesi ve asılsız soy kırımına uğrayanların bir bölümü için tazminat sağlanmasıdır. Bunun mümkün olamayacağını bilen gerçekçi bazı Ermeniler ise toprak ve tazminat taleplerini ileride ortaya atılabilecek bir pazarlık unsuru olarak kenara bırakmakta ve ilk aşamada, Osmanlı Devleti’nin Ermenilere soy kırımı uygulandığının Türkiye Cumhurtiyeti tarafından, bir şekilde tanınmasını istemektedirler.Bunlar, Avrupa Birliğinin Türkiye’nin tam üyelik talebini görüşeceği son karar aşamasında, asılsız Ermeni soy kırımının tanınmasını olmazsa olmaz koşul olarak ileri sürmesini hayal ediyorlar ve Avrupa Parlamentosunun asılsız Ermeni soy kırımını tanıyan kararı nedeniyle bu isteklerinin gerçekleşeceğine inanıyorlar.

Ermeniler’in –kimliklerinin ayrılmaz bir parçasını oluşturan- atalarının soy kırımına uğradığı  savından vazgeçeceklerini sanmıyorum; böyle bir vazgeçme, kimliklerinin önemli ölçüde yaralanması, âdeta yok olması anlamına gelecektir. Öte yandan, soy kırımı savları Ermeniler dışında da destek bulmaktadır. Pek çok ülkede oluşan inanç, Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı olan Ermenilere büyük bir kırım uygulandığı yolundadır. Haçlı döneminden başlayarak yüzyıllar boyu Türkler ile savaşmış olan batılı ülkeler ve kötü Türk imajı ile beslenmiş olan Avrupa kamuoyu, Birinci Dünya Savaşında yapılan Türk karşıtı propagandadan da etkilenerek, perçinlenen kanaatini bu konuyu fazla incelemeye, ayrıntılarını araştırmaya gerek görmeden sürdürmektedir. Sosyal psikoloji ile uğraşanlar, kanaat değişimi sürecinin ne kadar  zor ve engebeli olduğunu bilirler.

BU KOŞULLAR ALTINDA NE YAPILABİLİR?

Türkiye’de üst düzey bazı yöneticiler, kimi düşünürler ve parlâmento üyelerinin bir bölümü sorunun tarihe ya da tarihçilere havalesini öneriyorlar. “Tarihe havale etmek” terimi kanımca çok soyuttur; tarih yazımının ise sübjektif olduğu kanısındayım. Hele tarihteki olayları, nedenleri ile birlikte ele alıp incelediğimizde, varacağımız sonuçlar bakış açımıza ve incelemenin yapıldığı zamana ve o dönemde geçerli olan hukuk veya etik normlarına göre farklı  olacaktır. 

Her iki tarafın tarihçileri ile tarafsız denebilecek bilim adamları, bu yolda yıllardır Ermeni olayları konusunu inceliyorlar; söylenebilecek olan hemen her şey söylenmiş, yazılmıştır; bunlar arasında büyük fark ve çelişkiler vardır. Taraflar kendi gerekçe ve belgelerini öne çıkarmakta, diğerlerinin belgelerinin sahte, tanıklarının ise yalancı olduğunu söylemektedir. Kimi tarihçiler, tarihin bazı sayfalarını okumamakta, yok saymaktadır. Taraflar kendi tezlerini destekleyen bilgi ve belgelere inanmaya , bunları öne çıkarmaya devam edeceklerdir. Objektif denebilecek tarihçilerin ulaşacakları sonuçların ise asılsız soy kırımını kendi kimliklerinin  ayrılmaz bir parçası hâline getiren dogma sahiplerini ikna etmesi beklenmemelidir. Unutmayalım ki dogma sahipleri “kendi gerçekleri” sorgulama sonucunu verebilecek olan araştırma veya inceleme yapılmasını bile istemezler. Başkalarından tek bekledikleri kendilerinin bir dinî inanış gibi algıladıkları “nihaî ve mutlak gerçeğinin” kabul edilmesidir. Bütün bu nedenlerle, bugün Ermenistan’da ya da diğer ülkelerde yaşayan Ermenilerin, atalarına soy kırımı uygulanmadığı hususunda ikna edilebileceklerine inanmıyorum. 

Bunun yanında, birlikte veya yanyana yaşamanın koşullarını da yaratmak gereklidir. Bence bunu sağlamanın yolu 1915 olaylarında yaşanan trajik olayların acısını, eylemlerden zarar görenlerden sadece bir bölümünün çektiği düşüncesinin ve kabul edilemeyeceğinin, soy kırımının esas itibariyle hukukî bir terim olduğunun, bu konuda karar vermeye yetkili yargı organının 1948 Soy kırımı Sözleşmesinde belirlenmiş bulunduğunun , siyasî veya entelektüel çevrelerin kendilerini yetkili yargıç sayarak, yargısız infaz yapmalarının  kabul edilemeyeceğinin, her fırsattan yararlanılarak belirtilmesi  ve tek taraflı suçlamalar ile barış içinde yaşama koşullarının sağlanamayacağının vurgulanmasından geçer. 

Bu konudaki görüşlerimiz, yurt dışında ve Türkiye’de yabancıların katılımı ile yapılacak  çalışma, panel veya sempozyumlarda Ermenilere ve onları destekleyen çevrelere anlatılmalıdır.Düzenleyeceğimiz toplantılara sadece Türk görüşlerini destekleyen yabancılar değil, tarafsız olanlar ve hatta değerlendirmelerimizi paylaşmayanlar da davet edilmelidir. Bu anlatım ve görüş değiş tokuşu, duygusallıktan uzak bir biçimde, soğukkanlılıkla yapılmalıdır. Bu çerçevede Ermeni tarihçilerinin ve onları destekleyenlerin savları tek tek incelenmeli, gerçeğe uygun olmayan hususlar ortaya çıkarılmalı, kabul eylemediğimiz savları ileri sürenlere, gerekçeli karşı  görüşlerimiz iletilmelidir. En önemlisi diyalogun başlatılması  ve sürdürülmesi, farklı görüş ve yorum bulunduğunun belirlenmesidir. Gerek tarihte olan olaylar konusunda, gerek diğer güncel konularda  sürdürülecek diyalog, sonuçta ve uzun vadede birlikte yaşamanın koşullarını yaratacaktır.

Tarihin her döneminde, dünyanın her yerinde yaşanan trajik olaylar geniş toplum kesimlerini  etkilemiştir. Bu olaylarda zarar görenlerin, hayatlarını kaybedenlerin  soylarının belleklerinin silinmesi, belleklere yerleşmiş verilerin, sevinç ve üzüntülerin yok sayılması beklenemez. Bu duyguların da anlayışla karşılanması, yaraların deşilmesi yerine, sarılması için gereken psikolojik adımlar atılmalıdır. Öte yandan, belleğe saygı duyulması bağlamında, sadece sevke bağlı trajik olaylarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin çocuk veya torunlarının değil, Iğdır’da, Maraş’ta, Van’da ve ülkenin başka yerlerinde öldürülen  Müslüman Osmanlı vatandaşlarının kaderlerinin de bunların soylarının belleğine kayıtlı bulunduğu gerçeği unutulmamalı  ve anımsamayanlara gerektiğinde hatırlatılmalıdır.

Bu konuda dikkate alınması gereken bir diğer husus, soy kırımı iddiaları karşısında son derecede ağırbaşlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu ve çıkarını ön plâna çıkarıcı bir tutum sergileyen Ermeni yurttaşlarımızın, kimi gelişmeler vesilesiyle rahatsız edilmemeleri ve incitilmemeleridir. Türk vatandaşı Ermenilerin, ülkemizde tüm vatandaşların yararlandığı saygınlığa ve onura sahip bulundukları hatırdan çıkarılmamalıdır. Ermeni yurttaşlarımızın ülkemizde yararlandıkları hak ve özgürlükler, soy kırımı savlarını geçersiz kılan deliller olmalıdır.

 

 

İçindekiler

Sunuş

Başyazı

1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları
Hüseyin ÇELİK

Ermeni Yanılgıları
Bayram KODAMAN

Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu
Şenol KANTARCI

Uluslararası İlişkiler Boyutuyla Ermeni Sorunu
Kamer KASIM

Hukuki ve Siyasi Boyutuyla Ermeni Sorunu
Pulat Y.TACAR

Güncel Boyutuyla Ermeni Sorunu
Ömer E. LÜTEM

Uluslaşma Süreçleri Açısından Ermeni Sorunu
Şener AKSU

Kurtuluş Savaşımız ve Farnsa'da Ermeni Propagandası
Yahya AKYÜZ

Türk Ermeni Kültür İlişkileri Üzerine
Zeki ARIKAN

Osmanlı Devletinde Ermeni Nüfusu
Süleyman BEYOĞLU

Osmanlı Devletinde Ermeniler
Nejat GÖYÜNÇ

Lozan'dan Günümüze Ermeni Sorunu
Ali GÜLER

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr.Yusuf HALAÇOĞLU ile Söyleşi
K.Şule ERDEM

Ermeni Kiliseleri ve Terör
Erdal İLTER

Mütareke ve Milli Mücadele Dönemi (1919-1922)'nde Mersin ve Tarsus'da Ermeni Mezalimi
Erdal İLTER

Türk Ermeni Kültür İlişkilerinde Mitolojik Boyut
Yaşar KALAFAT

Atatürk'e Atfedilen Ermeni İddiaları
Şenol KANTARCI

1915 Ermeni Tehcirine Giden Yolda Gözden Kaçan İki Nokta: Projeler ve Müfettişlikler
Ali KARACA

1916'te Sevk ve İskan Edilmeyen Ermeniler
Davut KILIÇ

Ermeni Sorunu ve Türk Arşivleri
Yusuf SARINAY

Amerika Birleşik Devletlerinde Ermeni Faaliyetleri
Haluk SELVİ

Mümtaz SOYSAL'ın Orly Saldırısı Davası ile İlgili Uzman Tanık Beyanı

Orly Davası Hakkındaki Haber ve Yorumlar -Dış Basın- Yayın Organlarında-

Kronoloji

Fotoğraflar

Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920

1948 Tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımı Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmne

Ermeniler Tarafından Türklere Katliam Uygulanan Yerleri Gösterir Cetvel

Ermeniler Tarafından Şehit Edilen Kamu Görevlileri ve Yakınları

Türkiye'deki Ermeni Apostolik Ortodoks, Ermeni Protestan Cemaatlerinin Sivil Temsilcilerinin Yayınladıkları Bildiri

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr