Fatma
ÇETİN
Sancaktar Mah. Oğuz Apt.No:972/MALATYA
Sevgili yavrum,
18. yaş gününde tüm iyi dileklerim seninle
olsun, benim gonca gülüm. Hayatının baharına ilk adımını attığın
anda seni bütün coşkumla kutlayamamak beni çok üzüyor. Hâlâ
nedenini anlayamasam da bana küs olman, o kadar ızdırap veriyor
ki...
Yastığının altında bana yazmış olduğun
mektupları bulunca ne kadar yıkıldığımı anlatamam. Yazdıklarını
yüzüme söylecek cesaretin olmadığı gibi, benim de sana yazdıklarımı
söyleyecek cesaretim yok.
Aslında bugün sana vermek istediğim
çok özel bir hediye var. Doğduğun günden ilkokula başlayana
kadar yazdığım günlüğümü hediye edecektim. Seni kucağıma ilk
aldığım an hissettiklerimi, aynı anda hem acıyı hem sevinci
yaşamanın verdiği sarhoşluğu, ağzını açıp da göğsüme yapıştığın
anda aramızda kurulan bağları, hepsini verecektim, bu günlükte.
Seninle geçen on sekiz yılımı sorguluyorum.
Belki şu güne kadar yüzleşmek istediğim gerçekleri arıyorum.
Neden böyle olduk? Sen doğuncaya kadar çalışan bir annenin
çocuğu ve evi ile ilgili alması gereken sorumlulukların hiçbirinden
haberim yoktu. Daha doğrusu evliliğimin gerdiği zorlu yollardan
dolayı düşünmeye fırsat bulamadım.
Kırk günlükken seni bıraktığım bakıcıya
“Biberon tezgâhın altında” diyemeden öğrencilerimin yanına
gitmek zorunda kaldım. Senin deyişinle, kırk yavruya yüreğimi
açarken kırk birinciye yer bulamadım. Seni uzaktan sessizce,
gözlerimle sevdim. Maneviyatını dolduramadan, çaresizce...
Fırsat buldukça hayatı öğretmeye çalıştım. Karşılaşacağın
zorlukları, belli başlı nasihatları, yapmaman gerekenleri
söyledim. Başarını artırmak için sana ödüller verdim. Seni
hırslandırmak için başkalarıyla kıyasladım. Anne lütfen bana
bu kadar yüklenme, diyen çığlıklarını duymayarak.
Bir itiraf ya da bir sır değil bunlar.
Sadece yüreğimin köşesinde gizlediğim gerçekler. Bana göre,
sen dünyanın en güzel çocuğuydun, bu güzelliği yalnız ben
görebiliyordum.
Yaşadığın acılardan, geçirdiğin hastalıklardan
sonra, dimdik ayakta duruşun seni daha bir ulaşılmaz kıldı
benim için. Sanki dokununca kırılacak sırça bir köşktün.
Oysa sen, beni çatık kaşları ile eve
gelmiş, gelir gelmez sobanın küllerini temizleyip yakmaya
çalışan bir anne olarak gördün. Eve her gelişim seni yeni
bir gülücükle, eğlence arayan hınzır bir çocuk olarak bulurdum.
Evin gizli köşelerine saklanırdın. Seni aramamı, merakta olduğumu
görerek ”annem için özelim” düşüncesine kapılmayı isterdin.
Ben ise senin bu oyunundan habersiz,
yemek derdi ile uğraşırken seni betonun üzerinde uyumuş bulurdum.
½imdi sana on sekiz sene içimde sakladıklarımı haykırmak istiyorum.
Seni dünyadaki her şeyden çok sevdiğimi, senin dünyanın en
tatlı çocuğu olduğunu, başarılarından dolayı seni tebrik ettiğimi,
senin psikolojini yeteri kadar anlayamadığım için özür dilediğimi,
hepsini ve dahasını haykırmak istiyorum.
Yaşadığım çevrede, ailemde asla böyle
sorunlarla karşılaşmadım. Senin mektuplarını okuyana kadar
annelik benim için çok daha farklıydı. Bana yazdığın sitem
mektupları tüm anlamıyla hayatımı değiştirdi. On sekiz yıl
her şey için geç değil, beni affet kınalı kuzum.
(Özel Rahime Batu Lisesi “Anneden
Çocuğa Mektup” yarışması İkincisi)