Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 MAYIS 2003  |  YIL : 4 |  SAYI : 39

İlk Engelli Milletvekili LOKMAN AYVA ile Özürlüler, Özürlülerin Sorunları ve Eğitimi Üzerine


Söyleşi: Yaşar ERTUĞRUL-Emine GÜVENİLİR

Sayın Ayva, yanlış hatırlamıyorsam Türk parlâmento tarihinin engelli olarak seçilen ilk milletvekilisiniz. Neler hissediyorsunuz?

Meclis-i Mebusan da dahil, bu sonuç bizim için sürpriz oldu. Asla bu amaç için yaşamadım. Mantıkî birçok açıklaması olmakla birlikte şu anda duygularımdan bahsediyorum. Herhangi bir şeyde ilk olmanın duygusal yaşantısı çok yoğun oluyor. En alttan gelen birisiyim, çok zor şartlarla karşılaştım.En alttan derken kastım şu:Örneğin cuma namazından çıktınız, ayakkabılarınızı bağlıyorsunuz. Biraz ağırdan davranırsanız bir kişi cebinize para koymaya çalışır.Yani sizlere dilenci muamelesi yapılır.İş ilânlarına bakarsınız, hiçbir zaman özürlü idareci alınacak demez. Bizlere hep alt kademelerde çaycı, santralcı gibi işler düşünüldüğü için hiçbir zaman üst düzey görevler düşünülmez, tuhaf görülür.Bizler de bu duygulara alışık değiliz. Çok da kolay olmayan bir durumdayız. Kenarda silik kalmak da doğru değildir.Çünkü büyük bir kitle var; onların hakları, hukukları var; kendi kaprislerim, yetersizliklerim için onların bu haklarını alamamalarına hakkım olmadığını düşünüyorum. Kendi egomu tatmin için bunlardan vazgeçemem. Dengeyi kurmam lâzım. Bu çerçevede insanlarımıza hizmet etmeye gayret ediyorum.

Toplumun özürlülere bakış açısının yanlış olduğunu söylüyorsunuz. TBMM çatısı altında bu bakış açısının değiştirilmesine yönelik çalışmalarınız var mı? Kısaca söz eder misiniz?

Tabi. Öncelikle ben özürlü problemlerini üç ana başlık altında toplayarak tanımlamak istiyorum.

Birincisi, sistem dışında kalmak.Yani dünya belli tip insana göre düzenlenmiş.O tip olmayanlar sıkıntı çekiyorlar. Meselâ uzun boylu olanlarya da çok kısa boylu olanlar. Örneğin geçenlerde bir arkadaşla mecliste konuşurken 1.10 m olan bir kişi geldi. Arkadaşım hemen müdahale edip “Yavrum baban gitti, sen burada mı kaldın?” diye sormaya kalktı. Meğerse o, siyasalda okuyan bir gençmiş.Yani davranışlar da alışılmış tipe göredir. 1.90 m erkekle 1.50 m kızın arkadaş olduğunu düşünün veya tersini.Bunlara toplumun tepkisini düşünün. Sosyal ve fiziksel sistemler belirli bir insan tipine göre ayarlanmış. İşte bu bakış açısını değiştirmek için ya sistem içinde olacaksınız ya da açıyı genişleteceksiniz. Bizler de sistem içinde olamayacağımıza göre açıyı genişletmemiz lâzım.

İkincisi...

Evet. İkincisi de aciz insan paradigması dediğimiz paradigmadır.Herkesin doğuştan itibaren oluşan bir özürlü imajı var. Yani insanlar özürlü bir çocuğu oldu mu hiç mutlu olmuyor. Niye, çünkü kafasındaki bu imaja göre aciz olacak, dilenci olacak vs. Yani benim aciz olduğumu varsayıyor. Düşünün ben kör bir insan olarak herkesin gittiği bir okula gittim. Bakıyorum, tahta kör olmayan birine göre düzenlenmiş. Bu da kör birisinin okula gidemeyeceğini, eğitim alamayacağını ifade eder. Hâlbuki ben eğitim almak istiyorum. Yapılan düzenlemeler bana uygun olmadığı için eğitim alamıyorum. Yani sistemden kaynaklanan acziyetin benden yani özürlüden kaynaklandığı varsayılıyor. Burda aciz insan paradigması gelişiyor. Bunu her yere uyarlamak mümkün.

Yani özürlü kişiler hiçbir işi beceremez, başaramaz anlamına mı geliyor?

Tabiî, işveren öyle düşünüyor.Eğitimci öyle düşünüyor.Meselâ ben liseye başlayacağım. Müdür “Biz seni alamayız.” dedi. Niye?Benim şahsımdan dolayı değil sadece kör olmamdan dolayı. Bu kişinin kör bir çocuğu olsa kendi çocuğunu da okutmayacak. Zannediyor ki körler okuyamaz. Kız istemeye gidiyorsun, aynı durum. Yani bu aciz insan paradigması her alanda karşımıza çıkıyor.Hatta Mecliste bile karşıma çıkıyor.

Hayatın her alanında engellerle karşı karşıya geliyorsunuz.

Tabi. Üçüncüsü de kanıksanmış çaresizlik. Ben bunu özürlülere de uygulamak istiyorum. Meselâ bir pire deneyi vardır. Şöyle pireyi zıplatıyorlar, 70 cm. zıplıyor, sonra bunu 24 cm’lik bir kutuya koyuyorlar ve ağzını kapatıyorlar. Pire zıplıyor zıplıyor, 24 cm’ye kadar çıkıyor. Daha sonra kapağı açınca bile 24 cm zıplıyor. İşte özürlülerin durumu da bu pire gibidir.Bizler hâlâ 24 cm zıplayabileceğimizi düşünüyoruz.Hâlbuki potansiyelimiz 70 cm’dir. İlk ikisi buna engel oluyor, potansiyelimizi ortaya çıkarmamıza engel oluyor.

Belirttiğiniz problemler doğrultusunda problemin çözümüne yönelik nasıl bir katkıda bulunabilirsiniz?

Ben daha çok lisanı hâlimle ikinci ve üçüncü problem olarak gördüğüm maddelerin çözümünde katkıda bulunabilirim. Özellikle şu mesajı vermeye çalışıyorum. Özürlüler okuyabilir, bir yerlere gelebilir, hayat kolay kazanılmıyor. Her özürlü çocuk okuyabilir. Aileler özürlü çocuklarını mutlaka okutsunlar. Meclisteki yemin töreninde de kabartma yazıları okumamın ve basında mutlaka yer almasını istememin sebebi budur. 60 kelimeyi mi ezberleyemeyeceğim, öğrenciliğim boyunca ne kitaplar ezberledim. Yani aciz insan paradigmasını yıkmak.

Saydığınız bu üç sorunda, çevresel şartlarla ilgili problemlerin oluşmasında acaba özürlü arkadaşlarımızın hiç mi etkisi yok?

Tabiî, üçüncü madde o. Bir örnekle izah edeyim. İstanbul belediyesindeyken özürlü arkadaşlarımızla değişik okullara, lise ve üniversitelere konferanslar vermeye giderdik. Bu tamamen ikinci maddeye yönelik çalışmalardı. Arkadaşım konuşmaya başlarken şöyle dedi. Siz yakında bir yerlere geleceksiniz, yönetici olacaksınız. Çünkü şu anda üniversite öğrencisisiniz. Yanınıza bir özürlü geldiğinde, yanınıza bir çalışan olarak alabilirsiniz. İşte o kişiyi sizlere anlatmak istiyoruz, dedi. Düşündüm, niye o işadamı olacak ve bir özürlü onun yanında çalışacak, değil mi? Arkadaşa göre öğrenciler işadamı olacak, özürlü kişiler işçi. Bu kanıksanmış, arkadaşımca da öyle. İşte kanıksanmış çaresizlik, bu imaj benimsenmiş. Ben de dedim ki yarın iş dünyasına atılacaksınız, amiriniz bir özürlü olabilir. Ya da özürlü işadamlarıyla karşılaşacaksınız.Onlarla iş birliği yapın.Onlarla çalışmam demeyin. İşte bunun için geldik.

Yıllarca özürlülerin bilgisayar öğrenebileceklerine bile inanmadılar. Bizim arkadaşlarımızla da problemlerimiz var. Geçen, Hacettepe psikolojiden mezun bir arkadaş geldi. Tayini Yozgat’a çıkmış ve orada görev yapmayacağını söyledi. Ben de “Bana körlük numarası yapma.” dedim, “Ben senin Yozgat’ta veya başka bir yerde çok iyi çalışabileceğini biliyorum.Başkasını inandırabilirsin fakat beni inandıramazsın.” dedim.Erzurumlu bir pratisyen doktor, uzmanlığına bir iki ay kala kör olmuş ve evinde oturuyormuş, açtım telefonu konuştum.Sen yıllardır okuyorsun, doktorsun, çalışabilirsin dedim.İnsanlara tıbbî danışmanlık gibi işler yapabilirsin, bak sen de körsün ben de dedim.

Kısaca sistemin değiştirilmesinde bir rolüm olmayabilir ama ikinci ve üçüncü problemlerin çözümünde ciddî bir rolümün olacağına inanıyorum.

Bütün özürlü çocuklar eğitim alabilir dediniz. Peki özürlülerin özel eğitim okullarında ve diğer okullarımızdaki eğitimleri açısından ne gibi zorlukları veya yeterli yetersiz yanları vardır?

Özürlüler eğitim alabilir, çalışabilir ve sosyal alanın her alanında bulunabilir. Eğitim açısından özel eğitim okullarımıza ise iki açıdan bakmamız gerekiyor. Birincisi, muhteva; ikincisi, dış şartlar.

Muhteva açısından genel millî eğitim okullarına göre yeterli olmadığını düşünüyorum.Teknik açıdan gerçekten iyiler.Yatılı, hiç kimse para ödemiyor, yemeği var vs. Fakat ortopedik özürlülerin okula geliş gidiş problemleri var. Donanım olarak zihinsel engellilerde sanıyorum okullar yetersiz. Özürlülerin normal okullara uyumlarında ciddî sorunlar yaşanıyor.Körlerin problemi ise teknik değil daha çok içerikle ilgili. Çift özürlülerin durumu içler acısı, sağır-dilsizlerin entegrasyon problemleri var. Süreğen hastalığı olanlar var.Diyaliz hastaları, astım hastaları da var okullarımızda. Meselâ astım hastası olan bir çocuğu ön sıraya oturttuğumuzda problem yaşanıyor.Çünkü bunlar tebeşir tozundan etkileniyorlar. Kalp hastaları var. Bunlar oyun oynayamazlar. Bunlarla ilgili de okullarımızda ciddî önlemler almak lâzım.

Uzun süre hastanede yatan çocuklar için hastane okulları var.Ancak birden fazla özürü olanlarla ilgili çalışmalar yetersiz ve bu konularda bazı yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konularda neler yapmayı plânlıyorsunuz?

Bu konularda önemli çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyorum.Öncelikle Millî EğitimBakanlığı içerisindeki kurumların daha etkin bir hâle getirilmesi gerekiyor. Yani önlerinin açılması gerekiyor. Uzman çalıştırma, araştırma yapmaya yönelik alt yapı oluşturma gibi. Çünkü buraların özürlülerle ilgili tüm sistemi etkilemesi, yönlendirmesi söz konusu. Kaynaştırma eğitimindeki materyal probleminin çözülmesi gerekiyor.Özel eğitim öğretmenliğinden mezun olanların bu alanda istihdam edilmesi gerekiyor. Üniversitelerin özel eğitim bölümlerinin geliştirilmesi gerekiyor. 573’ün kanun hâline getirilmesi gerekmektedir. Ana başlıkları ile bahsettim. Buna benzer çalışmalar içine gireceğiz.

Tüm özürlü çocukların eğitilebileceğinden söz ettiniz.Ülkemizde tüm özürlü çocuklara ulaşılamamasını neye bağlıyorsunuz?

Ailelerin özürlü çocuklarını saklamaları söz konusu olabilir. Burada saklama hadisesinin dinamiklerine bakmak gerekir. Aile, çocuğunun eğitim görebileceğine inanmıyor.Toplumsal bir bilinçsizlik hâli, bu “aciz insan paradigmasıdır.” Diğeri konu komşudan korkuyor.Çocuğunu başından attı dedirtmek istemiyor.Okula bıraktı geldi denmesinden korkuyor. Bir de benim çocuğum zaten zayıf, bakabilirler mi, el elin eşeğini türkü çağırarak ararmış hesabı, çocuğuna bakabilirler mi kaygısı. Sizin de bildiğiniz gibi bazı kurumlarımızda, televizyonda görüldüğü gibi çok kötü görüntüler oldu. Bu da aileleri çok olumsuz etkiledi. Güven sarsıldı.Bu tür inançlar oluştu.Ben zaten fakirim bir de bunun masraflarını nasıl karşılarım diye de düşünülüyor. Buralar paralı zannediliyor.Açıkça söylemek gerekirse benim ailem de yol paramı bulamamıştı. Komşudan almak suretiyle okumaya gelebilmiştim. Okula gelene kadar babam benim bir şeyler yapabileceğime inanmıyordu. MithatEnç KörlerOrtaokulunda o zaman görmeyen bir müdür yardımcısı vardı. Attila Hoca İngilizce öğretmeni. Babam onu görünce oğlum sen de İngilizce öğretmeni ol demişti.

Anne-baba duyarsız demek çok kolay, bu tür zorlukları olduğunu görmüyoruz. Bu anlamda kamuoyunun ciddî anlamda bilinçlendirilmesi lâzım. İşte trafik lâmbalarında olduğu gibi tüm hücrelerimiz buna şartlanmış.Biz de özürlülerin okuyabileceğini, eğitim görebileceğini, çalışabileceğini, tüm diğer insanlar gibi iyisinin de kötüsünün de, yalancısının, dürüstünün de olduğunu öğretmeliyiz.Ben de üzülürüm, sevinirim, ağlarım, âşık olurum.Toplumumuza bütün yönleriyle özürlüyü doğru tanıtmamız gerekiyor.

Genel ilköğretim okullarımızda sınırla sayıda da olsa özürlü öğrenciler okumaktalar.Bu çocuklarımızın da zaman zaman problem yaşadıklarını duyuyoruz.Sizce bunun sebebi nedir?

Efendim şöyle. Sosyal olayların sebebi bir duruma dayanmıyor, genellikle birden fazla sebebe dayanır.Örneğin BMV’nin tutulma sebeplerindn birisi neymiş biliyor musunuz?Hani kapıyı kapatırken “pof” diye bir ses çıkar ya oymuş. Bu ses hoşa gidiyormuş.Benim için önemsiz ama Peugeot 605 benim için daha önemli, çünkü körlere hitap eden bir yönü var.Okul müdürümüz iyi bir müdür olabilir.Fakat özel eğitim yönünde bilgisiz olabilir.Müdürden de çok ayrıntılı bilgi istenmez ama özürlülerin de eğitim görebileceğine inanması yeterlidir.

Kendimi bir öğretmen yerine koyuyorum; özürsüz bir öğretmen. Özürlü bir öğrenci geldiğinde ne yaparım? Öğretmenin karşısına kör bir çocuk geldi ne yapacak şaşırıyor. Matematik öğretiyor.İşte şunu al bununla çarp sonuç budur diyor. Basit bir örnek, kör çocuk ne yapacak?Normal sınıfta olsa normal, fakat kör çocuğun olduğu sınıfta problem. Tabiî ki bunlar kolay değil, empati kurmak zaman alacak.

Sanıyorum, hem özürlü çocukların hem de diğer çocukların ailelerinin bakış açılarında problem var.

Tabiî ben 11 yaşında kör oldum. Kolu olmayan bir kişi gördüğümde korkardım. Şimdi düşünüyorum, niçin korkuyordum?Acaba benim de kolumun kesik olduğunu mu düşünüyordum?Anneler, babalar da sınıfta okuyan özürlü bir çocuktan korkuyorlar. Hâlbuki çocuklar korkmuyor, sanıyorum psikolojik sebepler var.Özellikle üst tabakadan özürlü ailelerin diğerlerine bakış açısında da sıkıntı var. Diğer özürlülerin yanına getirilmez. İstanbul’da bir vakıf var ve ben yöneticisiydim. Bir kadın geldi.Benim de kör olduğumu anlamamıştı. Ve bana çocuğumu buraya getirmeden çözüm bulamaz mıyız dedi. Ben de neden dedim.Efendim çocuğum kolej mezunu ve eğitimli dedi. Siz benim nereden mezun olduğumu biliyor musunuz dedim.Buradaki arkadaşlarımız daha mı değersiz dedim.İstiyorsanız evinizde otursun dedim. Yani aramıza getirmek istemedi.Ben bunu özellikle yapıyorum, onları sarsarak kendilerine gelmelerini istiyorum ki yaptıklarının doğru olmadığını anlasınlar.

Okullarımızdan söz açılmışken, öğrenciliğinizle ilgili anılarınızdan bahseder misiniz?

Ben 11 yaşında kör oldum. Bu nedenle yaz aylarında açılan okuma-yazma kursuna katıldım ve Braille (kabartma) yazıyı orada öğrendikten sonra ortaokula başladım. Körler ortaokulunda, öğretmenlerimizin kendi hayatlarından bahsetmeleri beni çok etkilemiştir.Mustafa Kurban hoca çok bahsederdi. Hayata hazırlanmaları, aile yaşantıları vs. Benim babam odacıydı, şef, ziraat mühendisi gelirken beni saklardı, görünmeyin derdi.Biz bu psikolojide yetiştik.Öğretmenlerimizle konuşurken hep kekelerdim. Bir gün rehberlik servisine gittim.Orada rehber öğretmenlerim dediler ki madem zorlanıyorsun o hâlde bu problemin üstüne üstüne gidelim dediler. Ata hocamız bize tiyatro çalıştırmıştı. O hâldeki durumum olsaydı şimdi ne ben sizinle konuşuyor olacaktım ne de bir şey yapabilecektim.O olumsuz durumum MithatEnçKörlerOkulunda yıkıldı ve kendime güvenim geldi. Başarma duygusunu orada tattım.Körler okulunda okumasaydım, bunların farkına varılmayabilirdi. Kör olduktan sonra 3 yıl bu duyguları hiç yaşamamıştım. Hiç unutmam orta birde fen bilgisinde 10 kişi 2 aldı bir ben 5 aldım.Öğretmenimiz herkese çay ısmarladı ve Lokman’ın çayı 2 şekerli olsun dedi. Bu benim gerçekten çok hoşuma gitmişti. Bu duygular benim okulu birincilikle bitirmeme sebep olmuştur. Ve üniversite hayatımda da etkili olmuştur. Öğretmen öğrenci ilişkileri tanımlayamayacağım kadar güzeldi.Bizim her şeyimizle ilgilenirlerdi. Aile ortamı gibiydi.

Aşktan söz ettiniz. Anlatmak ister misniz?

Tabiî zampara birisi değildim ama gerçekten âşık oldum. Ortaokuldayken olmamıştı. Daha sonra bir kızla arkadaşlığım vardı.Dört yıl sürdü, o da beni seviyordu fakat kızın bütün direnmesine karşın babası vermemişti.

Ülkemizde genel istihdam sorunu çerçevesinde özürlülerin de istihdam sorunu vardır.Bunun çözümü noktasında neler düşünüyorsunuz?

Ben öncelikle sorunun eğitim olduğuna inanıyorum, daha sonra istihdam geliyor.Çünkü, istihdamın başarılı olamayışının nedeni eğitimdir.İş arayanların büyük bir bölümünü eğitimsizler oluşturur. Mesleği yoktur. Kişi sizi süs olarak almıyor.Çalıştıracak ve para kazanacaktır. Özürlü birisi işe başvurduğunda eğitimiyle, mesleğiyle yapabileceğine inandırmalı ve güven vermelidir.

İstihdam ve sosyal güvenlikten bahsetmiştiniz ve bunun eğitimle bağlantılı olduğunu vurgulamıştınız. Bunu biraz açabilir misiniz?

İstihdamın ayrılmaz parçası da sosyal güvenliktir. İstihdam olunca sosyal güvenliği de oluyor.Özürlüler çalışmadığı anda çok ciddî problemle karşı karşıya kalıyor. Bu çocuğun hastalığı var; özüründen kaynaklanan ihtiyaçları var; cihaz alamıyor, emekli olamıyor vs. İstihdam konusunun mutlaka çözülmesi gerekiyor.Özürlü sömürüsü yapmak istemiyorum.Ama ülke gerçeğini dile getirmek zorundayım. Bir kişi çalışırken kaza geçiriyor vs. 25 yaşında malülen emekli oluyor.Hâlbuki küçük bir meslek değişikliğiyle işine devam edebilir.Hayatının sonuna kadar devletin sırtında yük olarak kalmamalıdır.Öğretmenlik görevini yapamıyorsa başka bir işe yönlendirilmelidir.Çünkü biliyoruz ki özürlülerin % 75’i sonradan % 25’i doğuştandır. Bu arkadaşlarımızı emekli etmek yerine topluma kazandıralım.

Daha iyi bir eğitim için müdürlerimize, öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve velilerimize iletmek istediğiniz mesaj var mı?

Benim öncelikle paylaşmak istediğim mesaj şudur. Özürlünün eğitim görebileceğine inanalım.İman eder gibi inanalım.Çalışıp üretebileceğine inanalım.Herhangi bir insan olduğuna, sevinçlerinin, üzüntülerinin, aşklarının olduğuna inanalım yeter. Devletçi mantıktan ayrı olarak, başkasına bağlı olmadan ne yapabilirimi düşünmek lâzım.Kafa sınırlarımızın tüm dünya olmasını diliyorum. Bizim sınırlarımız yeteneklerimiz olsun.İnsanlar bizi yeteneklerimizle görsünler.Bu çerçevede bakış açıları oluştuğunda birçok problemlerin çözümlenebileceğine inanıyorum.

Son olarak Meclis çatısı altında bu konularda plân ve projeleriniz var mı? Kısaca bahseder misiniz?

Tabiî bu konuda plân, projelerimiz çok. 3 Kasım’dan önce 169 adet vardı. Daha sonra da eklediklerim oldu. Yapabildiklerimiz şu anda % 1. Siyasetin şu özelliği beni rahatlatıyor. Uzun süre % 1 yaparsınız. Günü gelir % 90’ı yaparsınız. Ben de o günü sabırsızlıkla bekliyorum. Türkiye’nin bir değişim talebi olduğu açıktır.Biz bunun bir sonucuyuz. Biz bu değişim talebini sonuca ulaştırmalıyız. Bu yönde çalışmalarımız fedakârca sürecektir.

Sayın Ayva, dergimize ayırdığınız zaman için teşekkür eder, başarılarınızın devamını dileriz.


Lokman AYVA

1966 yılında Konya’nın Doğanhisar ilçesi, Başköy kasabasında doğdu.

11 yaşında geçirdiği menenjit hastalığı sonucu görme yeteneğini kaybetti. Eğitimine 5 yıl ara vermek zorunda kaldı. 1982 yılında Ankara Körler Ortaokuluna başladı ve 1985 yılında mezun oldu.

1988’ de Ankara Bahçelievler Cumhuriyet Lisesini tamamladı.

1988-1993 döneminde Boğaziçi Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümünü bitirdi.

1993-96 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Bölümünde Yüksek Lisans yaptı.

Üniversite eğitimi ile birlikte çeşitli şekillerde iş hayatını da sürdürdü. Karanlıktan Aydınlığa Adım dergisi Genel Yayın Yönetmenliği ve Başyazarlığı, radyo program yapımcılığı ve bilgisayar öğretmenliği yaptı, özel olarak İngilizce ders verdi.

1994 yılında, Türkiye’de ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde oluşturulan, Özürlüler Koordinasyon Merkezinin kurucu başkanlığını yaptı ve bu görevi 1995 yılı sonuna kadar sürdürdü.

1996-2000 yılları arasında MEB Sarıyer Şükran Ülgezen Anadolu Meslek Lisesinde İngilizce Öğretmenliği yaptı. 2001 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Özürlüler Merkezi Yöneticiliğine getirildi.

Başarılı çalışmaları nedeniyle birçok kurum ve kuruluş tarafından ödüllendirildi.

Evli ve iki çocuk babası olan Lokman Ayva, çok iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesinde Arapça biliyor.

 

 

 

İçindekiler

Editör

Başyazı

Sonsuzluğa İki Işık
Selahattin ARSLAN

Otistik Çocuklar ve Eğitimleri
Tümer TÜRKBAY

Güçlüyüm Ben Bir Engelim Olsa Bile
Çetin ASLAN

İlk Engelli Milletvekili Lokman Ayva ile Özürlüler, Özürlülerin Sorunları ve Eğitimi Üzerine
Yaşar ERTUĞRUL-Emine GÜVENİLİR

Eğitimde Drama ve Engelli Çocuklar
Mübeccel GÖNEN

Üstün Yetenekli/Zekalı Çocuk ile Yaşamak
Ayşegül ATAMAN

Geleceğin Işığı Olacağım
Gülsüm TEKKANAT

Zihinsel Öğrenme Yetersizliği Nedir?
Oktay TOPALOĞLU-Hacer KARABULUT-Sülbiye CEBECİ

Engelli Çocuk ve Gençlerin Cinsel Eğitimi
İsmihan ARTAN

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivitesi Olan Öğrencinin Sınıf Kontrolü
Mine BAŞOL

Zihinsel Engelli Bireyler için Güzel Sanatlar Eğitimi
Bülent SALDERAY

Öğrenme Güçlüğü Olan Çocuklar
Fetanet KARLIDAĞ-Suna ERTÜRK

Engelli Olmak Bir Engel Mi?
Abdullah ÖZTÜRK

Aynadaki Akisler
Şifanur VURAL

Virginia Woolf, Saatler ve Kendi Kendine Geçip Giden Yaşam
Ethem BARAN

Anneden Çocuğa Mektup
Fatma ÇETİN

Sevgili Annem
O.Nuri KIZILCA

Barışa Bulanmış Bir Sevdayım Ben
Emine DÜŞÜNCELİ

Fırtına Çiçekleri
Yılmaz iMANLIK

Sevinçten Hüzne
Didem ÖZCAN

Manolya
Ömer KARAYILAN

İstiyorum
Yusuf YANÇ

Gelmeyeceksin
Özden GÜVEN

Memleketim
Esra ÜNAL

Sensizlik Ülkesine Sürgünüm
Mahmut KURU

Gözler ve Yaşlar
Muhammed ÇİTGEZ

Ben Toprağı Sevdim Toprak Da Beni
Güven TAHTAKIRAN

Karikatür
Hakkı USLU


Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr