Söyleşi: Yaşar ERTUĞRUL-Emine
GÜVENİLİR
Sayın
Ayva, yanlış hatırlamıyorsam Türk parlâmento tarihinin
engelli olarak seçilen ilk milletvekilisiniz. Neler hissediyorsunuz?
Meclis-i Mebusan da dahil, bu sonuç bizim için sürpriz oldu. Asla bu amaç
için yaşamadım. Mantıkî birçok açıklaması olmakla birlikte
şu anda duygularımdan bahsediyorum. Herhangi bir şeyde ilk
olmanın duygusal yaşantısı çok yoğun oluyor. En alttan gelen
birisiyim, çok zor şartlarla karşılaştım.En alttan derken
kastım şu:Örneğin cuma namazından çıktınız, ayakkabılarınızı
bağlıyorsunuz. Biraz ağırdan davranırsanız bir kişi cebinize
para koymaya çalışır.Yani sizlere dilenci muamelesi yapılır.İş
ilânlarına bakarsınız, hiçbir zaman özürlü idareci alınacak
demez. Bizlere hep alt kademelerde çaycı, santralcı gibi işler
düşünüldüğü için hiçbir zaman üst düzey görevler düşünülmez,
tuhaf görülür.Bizler de bu duygulara alışık değiliz. Çok da
kolay olmayan bir durumdayız. Kenarda silik kalmak da doğru
değildir.Çünkü büyük bir kitle var; onların hakları, hukukları
var; kendi kaprislerim, yetersizliklerim için onların bu haklarını
alamamalarına hakkım olmadığını düşünüyorum. Kendi egomu tatmin
için bunlardan vazgeçemem. Dengeyi kurmam lâzım. Bu çerçevede
insanlarımıza hizmet etmeye gayret ediyorum.
Toplumun özürlülere bakış açısının yanlış olduğunu söylüyorsunuz. TBMM
çatısı altında bu bakış açısının değiştirilmesine yönelik
çalışmalarınız var mı? Kısaca söz eder misiniz?
Tabi. Öncelikle ben özürlü problemlerini üç ana başlık altında toplayarak
tanımlamak istiyorum.
Birincisi, sistem dışında kalmak.Yani dünya belli tip insana göre
düzenlenmiş.O tip olmayanlar sıkıntı çekiyorlar. Meselâ uzun
boylu olanlarya da çok kısa boylu olanlar. Örneğin geçenlerde
bir arkadaşla mecliste konuşurken 1.10 m olan bir kişi geldi.
Arkadaşım hemen müdahale edip “Yavrum baban gitti, sen burada
mı kaldın?” diye sormaya kalktı. Meğerse o, siyasalda okuyan
bir gençmiş.Yani davranışlar da alışılmış tipe göredir. 1.90
m erkekle 1.50 m kızın arkadaş olduğunu düşünün veya tersini.Bunlara
toplumun tepkisini düşünün. Sosyal ve fiziksel sistemler belirli
bir insan tipine göre ayarlanmış. İşte bu bakış açısını değiştirmek
için ya sistem içinde olacaksınız ya da açıyı genişleteceksiniz.
Bizler de sistem içinde olamayacağımıza göre açıyı genişletmemiz
lâzım.
İkincisi...
Evet. İkincisi de aciz insan paradigması dediğimiz paradigmadır.Herkesin
doğuştan itibaren oluşan bir özürlü imajı var. Yani insanlar
özürlü bir çocuğu oldu mu hiç mutlu olmuyor. Niye, çünkü
kafasındaki bu imaja göre aciz olacak, dilenci olacak
vs. Yani benim aciz olduğumu varsayıyor. Düşünün ben kör
bir insan olarak herkesin gittiği bir okula gittim. Bakıyorum,
tahta kör olmayan birine göre düzenlenmiş. Bu da kör birisinin
okula gidemeyeceğini, eğitim alamayacağını ifade eder.
Hâlbuki ben eğitim almak istiyorum. Yapılan düzenlemeler
bana uygun olmadığı için eğitim alamıyorum. Yani sistemden
kaynaklanan acziyetin benden yani özürlüden kaynaklandığı
varsayılıyor. Burda aciz insan paradigması gelişiyor.
Bunu her yere uyarlamak mümkün.
Yani özürlü kişiler hiçbir işi beceremez, başaramaz anlamına mı geliyor?
Tabiî, işveren öyle düşünüyor.Eğitimci
öyle düşünüyor.Meselâ ben liseye başlayacağım. Müdür “Biz
seni alamayız.” dedi. Niye?Benim şahsımdan dolayı değil sadece
kör olmamdan dolayı. Bu kişinin kör bir çocuğu olsa kendi
çocuğunu da okutmayacak. Zannediyor ki körler okuyamaz. Kız
istemeye gidiyorsun, aynı durum. Yani bu aciz insan paradigması
her alanda karşımıza çıkıyor.Hatta Mecliste bile karşıma çıkıyor.
Hayatın her alanında engellerle karşı karşıya geliyorsunuz.
Tabi. Üçüncüsü de kanıksanmış çaresizlik. Ben bunu özürlülere de
uygulamak istiyorum. Meselâ bir pire deneyi vardır. Şöyle
pireyi zıplatıyorlar, 70 cm. zıplıyor, sonra bunu 24 cm’lik
bir kutuya koyuyorlar ve ağzını kapatıyorlar. Pire zıplıyor
zıplıyor, 24 cm’ye kadar çıkıyor. Daha sonra kapağı açınca
bile 24 cm zıplıyor. İşte özürlülerin durumu da bu pire
gibidir.Bizler hâlâ 24 cm zıplayabileceğimizi düşünüyoruz.Hâlbuki
potansiyelimiz 70 cm’dir. İlk ikisi buna engel oluyor,
potansiyelimizi ortaya çıkarmamıza engel oluyor.
Belirttiğiniz problemler doğrultusunda problemin çözümüne yönelik nasıl
bir katkıda bulunabilirsiniz?
Ben daha çok lisanı hâlimle ikinci ve üçüncü problem olarak gördüğüm maddelerin
çözümünde katkıda bulunabilirim. Özellikle şu mesajı vermeye
çalışıyorum. Özürlüler okuyabilir, bir yerlere gelebilir,
hayat kolay kazanılmıyor. Her özürlü çocuk okuyabilir.
Aileler özürlü çocuklarını mutlaka okutsunlar. Meclisteki
yemin töreninde de kabartma yazıları okumamın ve basında
mutlaka yer almasını istememin sebebi budur. 60 kelimeyi
mi ezberleyemeyeceğim, öğrenciliğim boyunca ne kitaplar
ezberledim. Yani aciz insan paradigmasını yıkmak.
Saydığınız bu üç sorunda, çevresel şartlarla ilgili problemlerin oluşmasında
acaba özürlü arkadaşlarımızın hiç mi etkisi yok?
Tabiî, üçüncü madde o. Bir örnekle izah edeyim. İstanbul belediyesindeyken
özürlü arkadaşlarımızla değişik okullara, lise ve üniversitelere
konferanslar vermeye giderdik. Bu tamamen ikinci maddeye
yönelik çalışmalardı. Arkadaşım konuşmaya başlarken şöyle
dedi. Siz yakında bir yerlere geleceksiniz, yönetici olacaksınız.
Çünkü şu anda üniversite öğrencisisiniz. Yanınıza bir
özürlü geldiğinde, yanınıza bir çalışan olarak alabilirsiniz.
İşte o kişiyi sizlere anlatmak istiyoruz, dedi. Düşündüm,
niye o işadamı olacak ve bir özürlü onun yanında çalışacak,
değil mi? Arkadaşa göre öğrenciler işadamı olacak, özürlü
kişiler işçi. Bu kanıksanmış, arkadaşımca da öyle. İşte
kanıksanmış çaresizlik, bu imaj benimsenmiş. Ben de dedim
ki yarın iş dünyasına atılacaksınız, amiriniz bir özürlü
olabilir. Ya da özürlü işadamlarıyla karşılaşacaksınız.Onlarla
iş birliği yapın.Onlarla çalışmam demeyin. İşte bunun
için geldik.
Yıllarca özürlülerin bilgisayar öğrenebileceklerine bile inanmadılar. Bizim
arkadaşlarımızla da problemlerimiz var. Geçen, Hacettepe psikolojiden
mezun bir arkadaş geldi. Tayini Yozgat’a çıkmış ve orada görev
yapmayacağını söyledi. Ben de “Bana körlük numarası yapma.”
dedim, “Ben senin Yozgat’ta veya başka bir yerde çok iyi çalışabileceğini
biliyorum.Başkasını inandırabilirsin fakat beni inandıramazsın.”
dedim.Erzurumlu bir pratisyen doktor, uzmanlığına bir iki
ay kala kör olmuş ve evinde oturuyormuş, açtım telefonu konuştum.Sen
yıllardır okuyorsun, doktorsun, çalışabilirsin dedim.İnsanlara
tıbbî danışmanlık gibi işler yapabilirsin, bak sen de körsün
ben de dedim.
Kısaca sistemin değiştirilmesinde bir rolüm olmayabilir ama ikinci ve üçüncü
problemlerin çözümünde ciddî bir rolümün olacağına inanıyorum.
Bütün özürlü çocuklar eğitim alabilir dediniz. Peki özürlülerin özel eğitim
okullarında ve diğer okullarımızdaki eğitimleri açısından
ne gibi zorlukları veya yeterli yetersiz yanları vardır?
Özürlüler eğitim alabilir, çalışabilir ve sosyal alanın her alanında bulunabilir.
Eğitim açısından özel eğitim okullarımıza ise iki açıdan bakmamız
gerekiyor. Birincisi, muhteva; ikincisi, dış şartlar.
Muhteva açısından genel millî eğitim okullarına göre yeterli olmadığını
düşünüyorum.Teknik açıdan gerçekten iyiler.Yatılı, hiç
kimse para ödemiyor, yemeği var vs. Fakat ortopedik özürlülerin
okula geliş gidiş problemleri var. Donanım olarak zihinsel
engellilerde sanıyorum okullar yetersiz. Özürlülerin normal
okullara uyumlarında ciddî sorunlar yaşanıyor.Körlerin
problemi ise teknik değil daha çok içerikle ilgili. Çift
özürlülerin durumu içler acısı, sağır-dilsizlerin entegrasyon
problemleri var. Süreğen hastalığı olanlar var.Diyaliz
hastaları, astım hastaları da var okullarımızda. Meselâ
astım hastası olan bir çocuğu ön sıraya oturttuğumuzda
problem yaşanıyor.Çünkü bunlar tebeşir tozundan etkileniyorlar.
Kalp hastaları var. Bunlar oyun oynayamazlar. Bunlarla
ilgili de okullarımızda ciddî önlemler almak lâzım.
Uzun süre hastanede yatan çocuklar için hastane okulları var.Ancak birden
fazla özürü olanlarla ilgili çalışmalar yetersiz ve bu
konularda bazı yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu konularda neler yapmayı plânlıyorsunuz?
Bu konularda önemli çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyorum.Öncelikle
Millî EğitimBakanlığı içerisindeki kurumların daha etkin
bir hâle getirilmesi gerekiyor. Yani önlerinin açılması
gerekiyor. Uzman çalıştırma, araştırma yapmaya yönelik
alt yapı oluşturma gibi. Çünkü buraların özürlülerle ilgili
tüm sistemi etkilemesi, yönlendirmesi söz konusu. Kaynaştırma
eğitimindeki materyal probleminin çözülmesi gerekiyor.Özel
eğitim öğretmenliğinden mezun olanların bu alanda istihdam
edilmesi gerekiyor. Üniversitelerin özel eğitim bölümlerinin
geliştirilmesi gerekiyor. 573’ün kanun hâline getirilmesi
gerekmektedir. Ana başlıkları ile bahsettim. Buna benzer
çalışmalar içine gireceğiz.
Tüm özürlü çocukların eğitilebileceğinden söz ettiniz.Ülkemizde tüm özürlü
çocuklara ulaşılamamasını neye bağlıyorsunuz?
Ailelerin özürlü çocuklarını saklamaları söz konusu olabilir. Burada saklama
hadisesinin dinamiklerine bakmak gerekir. Aile, çocuğunun
eğitim görebileceğine inanmıyor.Toplumsal bir bilinçsizlik
hâli, bu “aciz insan paradigmasıdır.” Diğeri konu komşudan
korkuyor.Çocuğunu başından attı dedirtmek istemiyor.Okula
bıraktı geldi denmesinden korkuyor. Bir de benim çocuğum zaten
zayıf, bakabilirler mi, el elin eşeğini türkü çağırarak ararmış
hesabı, çocuğuna bakabilirler mi kaygısı. Sizin de bildiğiniz
gibi bazı kurumlarımızda, televizyonda görüldüğü gibi çok
kötü görüntüler oldu. Bu da aileleri çok olumsuz etkiledi.
Güven sarsıldı.Bu tür inançlar oluştu.Ben zaten fakirim bir
de bunun masraflarını nasıl karşılarım diye de düşünülüyor.
Buralar paralı zannediliyor.Açıkça söylemek gerekirse benim
ailem de yol paramı bulamamıştı. Komşudan almak suretiyle
okumaya gelebilmiştim. Okula gelene kadar babam benim bir
şeyler yapabileceğime inanmıyordu. MithatEnç KörlerOrtaokulunda
o zaman görmeyen bir müdür yardımcısı vardı. Attila Hoca İngilizce
öğretmeni. Babam onu görünce oğlum sen de İngilizce öğretmeni
ol demişti.
Anne-baba duyarsız demek çok kolay, bu tür zorlukları olduğunu görmüyoruz.
Bu anlamda kamuoyunun ciddî anlamda bilinçlendirilmesi lâzım.
İşte trafik lâmbalarında olduğu gibi tüm hücrelerimiz buna
şartlanmış.Biz de özürlülerin okuyabileceğini, eğitim görebileceğini,
çalışabileceğini, tüm diğer insanlar gibi iyisinin de kötüsünün
de, yalancısının, dürüstünün de olduğunu öğretmeliyiz.Ben
de üzülürüm, sevinirim, ağlarım, âşık olurum.Toplumumuza bütün
yönleriyle özürlüyü doğru tanıtmamız gerekiyor.
Genel ilköğretim okullarımızda sınırla sayıda da olsa özürlü öğrenciler
okumaktalar.Bu çocuklarımızın da zaman zaman problem yaşadıklarını
duyuyoruz.Sizce bunun sebebi nedir?
Efendim şöyle. Sosyal olayların sebebi bir duruma dayanmıyor, genellikle
birden fazla sebebe dayanır.Örneğin BMV’nin tutulma sebeplerindn
birisi neymiş biliyor musunuz?Hani kapıyı kapatırken “pof”
diye bir ses çıkar ya oymuş. Bu ses hoşa gidiyormuş.Benim
için önemsiz ama Peugeot 605 benim için daha önemli, çünkü
körlere hitap eden bir yönü var.Okul müdürümüz iyi bir müdür
olabilir.Fakat özel eğitim yönünde bilgisiz olabilir.Müdürden
de çok ayrıntılı bilgi istenmez ama özürlülerin de eğitim
görebileceğine inanması yeterlidir.
Kendimi bir öğretmen yerine koyuyorum; özürsüz bir öğretmen. Özürlü bir
öğrenci geldiğinde ne yaparım? Öğretmenin karşısına kör bir
çocuk geldi ne yapacak şaşırıyor. Matematik öğretiyor.İşte
şunu al bununla çarp sonuç budur diyor. Basit bir örnek, kör
çocuk ne yapacak?Normal sınıfta olsa normal, fakat kör çocuğun
olduğu sınıfta problem. Tabiî ki bunlar kolay değil, empati
kurmak zaman alacak.
Sanıyorum, hem özürlü çocukların hem de diğer çocukların ailelerinin bakış
açılarında problem var.
Tabiî ben 11 yaşında kör oldum. Kolu olmayan bir kişi gördüğümde korkardım.
Şimdi düşünüyorum, niçin korkuyordum?Acaba benim de kolumun
kesik olduğunu mu düşünüyordum?Anneler, babalar da sınıfta
okuyan özürlü bir çocuktan korkuyorlar. Hâlbuki çocuklar korkmuyor,
sanıyorum psikolojik sebepler var.Özellikle üst tabakadan
özürlü ailelerin diğerlerine bakış açısında da sıkıntı var.
Diğer özürlülerin yanına getirilmez. İstanbul’da bir vakıf
var ve ben yöneticisiydim. Bir kadın geldi.Benim de kör olduğumu
anlamamıştı. Ve bana çocuğumu buraya getirmeden çözüm bulamaz
mıyız dedi. Ben de neden dedim.Efendim çocuğum kolej mezunu
ve eğitimli dedi. Siz benim nereden mezun olduğumu biliyor
musunuz dedim.Buradaki arkadaşlarımız daha mı değersiz dedim.İstiyorsanız
evinizde otursun dedim. Yani aramıza getirmek istemedi.Ben
bunu özellikle yapıyorum, onları sarsarak kendilerine gelmelerini
istiyorum ki yaptıklarının doğru olmadığını anlasınlar.
Okullarımızdan söz açılmışken, öğrenciliğinizle ilgili anılarınızdan bahseder
misiniz?
Ben 11 yaşında kör oldum. Bu nedenle yaz aylarında açılan okuma-yazma kursuna
katıldım ve Braille (kabartma) yazıyı orada öğrendikten sonra
ortaokula başladım. Körler ortaokulunda, öğretmenlerimizin
kendi hayatlarından bahsetmeleri beni çok etkilemiştir.Mustafa
Kurban hoca çok bahsederdi. Hayata hazırlanmaları, aile yaşantıları
vs. Benim babam odacıydı, şef, ziraat mühendisi gelirken beni
saklardı, görünmeyin derdi.Biz bu psikolojide yetiştik.Öğretmenlerimizle
konuşurken hep kekelerdim. Bir gün rehberlik servisine gittim.Orada
rehber öğretmenlerim dediler ki madem zorlanıyorsun o hâlde
bu problemin üstüne üstüne gidelim dediler. Ata hocamız bize
tiyatro çalıştırmıştı. O hâldeki durumum olsaydı şimdi ne
ben sizinle konuşuyor olacaktım ne de bir şey yapabilecektim.O
olumsuz durumum MithatEnçKörlerOkulunda yıkıldı ve kendime
güvenim geldi. Başarma duygusunu orada tattım.Körler okulunda
okumasaydım, bunların farkına varılmayabilirdi. Kör olduktan
sonra 3 yıl bu duyguları hiç yaşamamıştım. Hiç unutmam orta
birde fen bilgisinde 10 kişi 2 aldı bir ben 5 aldım.Öğretmenimiz
herkese çay ısmarladı ve Lokman’ın çayı 2 şekerli olsun dedi.
Bu benim gerçekten çok hoşuma gitmişti. Bu duygular benim
okulu birincilikle bitirmeme sebep olmuştur. Ve üniversite
hayatımda da etkili olmuştur. Öğretmen öğrenci ilişkileri
tanımlayamayacağım kadar güzeldi.Bizim her şeyimizle ilgilenirlerdi.
Aile ortamı gibiydi.
Aşktan söz ettiniz. Anlatmak ister misniz?
Tabiî zampara birisi değildim ama gerçekten âşık oldum. Ortaokuldayken
olmamıştı. Daha sonra bir kızla arkadaşlığım vardı.Dört yıl
sürdü, o da beni seviyordu fakat kızın bütün direnmesine karşın
babası vermemişti.
Ülkemizde genel istihdam sorunu çerçevesinde özürlülerin de istihdam sorunu
vardır.Bunun çözümü noktasında neler düşünüyorsunuz?
Ben öncelikle sorunun eğitim olduğuna inanıyorum, daha sonra istihdam geliyor.Çünkü,
istihdamın başarılı olamayışının nedeni eğitimdir.İş arayanların
büyük bir bölümünü eğitimsizler oluşturur. Mesleği yoktur.
Kişi sizi süs olarak almıyor.Çalıştıracak ve para kazanacaktır.
Özürlü birisi işe başvurduğunda eğitimiyle, mesleğiyle yapabileceğine
inandırmalı ve güven vermelidir.
İstihdam ve sosyal güvenlikten bahsetmiştiniz ve bunun eğitimle bağlantılı
olduğunu vurgulamıştınız. Bunu biraz açabilir misiniz?
İstihdamın ayrılmaz parçası da sosyal güvenliktir. İstihdam olunca sosyal
güvenliği de oluyor.Özürlüler çalışmadığı anda çok ciddî problemle
karşı karşıya kalıyor. Bu çocuğun hastalığı var; özüründen
kaynaklanan ihtiyaçları var; cihaz alamıyor, emekli olamıyor
vs. İstihdam konusunun mutlaka çözülmesi gerekiyor.Özürlü
sömürüsü yapmak istemiyorum.Ama ülke gerçeğini dile getirmek
zorundayım. Bir kişi çalışırken kaza geçiriyor vs. 25 yaşında
malülen emekli oluyor.Hâlbuki küçük bir meslek değişikliğiyle
işine devam edebilir.Hayatının sonuna kadar devletin sırtında
yük olarak kalmamalıdır.Öğretmenlik görevini yapamıyorsa başka
bir işe yönlendirilmelidir.Çünkü biliyoruz ki özürlülerin
% 75’i sonradan % 25’i doğuştandır. Bu arkadaşlarımızı emekli
etmek yerine topluma kazandıralım.
Daha iyi bir eğitim için müdürlerimize, öğretmenlerimize, öğrencilerimize
ve velilerimize iletmek istediğiniz mesaj var mı?
Benim öncelikle paylaşmak istediğim mesaj şudur. Özürlünün eğitim görebileceğine
inanalım.İman eder gibi inanalım.Çalışıp üretebileceğine inanalım.Herhangi
bir insan olduğuna, sevinçlerinin, üzüntülerinin, aşklarının
olduğuna inanalım yeter. Devletçi mantıktan ayrı olarak, başkasına
bağlı olmadan ne yapabilirimi düşünmek lâzım.Kafa sınırlarımızın
tüm dünya olmasını diliyorum. Bizim sınırlarımız yeteneklerimiz
olsun.İnsanlar bizi yeteneklerimizle görsünler.Bu çerçevede
bakış açıları oluştuğunda birçok problemlerin çözümlenebileceğine
inanıyorum.
Son olarak Meclis çatısı altında bu konularda plân ve projeleriniz var
mı? Kısaca bahseder misiniz?
Tabiî bu konuda plân, projelerimiz çok. 3 Kasım’dan önce 169 adet vardı.
Daha sonra da eklediklerim oldu. Yapabildiklerimiz şu
anda % 1. Siyasetin şu özelliği beni rahatlatıyor. Uzun
süre % 1 yaparsınız. Günü gelir % 90’ı yaparsınız. Ben
de o günü sabırsızlıkla bekliyorum. Türkiye’nin bir değişim
talebi olduğu açıktır.Biz bunun bir sonucuyuz. Biz bu
değişim talebini sonuca ulaştırmalıyız. Bu yönde çalışmalarımız
fedakârca sürecektir.
Sayın Ayva, dergimize ayırdığınız zaman için teşekkür eder, başarılarınızın
devamını dileriz.
Lokman
AYVA
1966 yılında Konya’nın Doğanhisar ilçesi, Başköy kasabasında doğdu.
11 yaşında geçirdiği menenjit hastalığı sonucu görme yeteneğini kaybetti.
Eğitimine 5 yıl ara vermek zorunda kaldı. 1982 yılında Ankara
Körler Ortaokuluna başladı ve 1985 yılında mezun oldu.
1988’ de Ankara Bahçelievler Cumhuriyet Lisesini tamamladı.
1988-1993 döneminde Boğaziçi Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümünü bitirdi.
1993-96 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
İşletme Bölümünde Yüksek Lisans yaptı.
Üniversite eğitimi ile birlikte çeşitli şekillerde iş hayatını da sürdürdü.
Karanlıktan Aydınlığa Adım dergisi Genel Yayın Yönetmenliği
ve Başyazarlığı, radyo program yapımcılığı ve bilgisayar öğretmenliği
yaptı, özel olarak İngilizce ders verdi.
1994 yılında, Türkiye’de ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde
oluşturulan, Özürlüler Koordinasyon Merkezinin kurucu başkanlığını
yaptı ve bu görevi 1995 yılı sonuna kadar sürdürdü.
1996-2000 yılları arasında MEB Sarıyer Şükran Ülgezen Anadolu Meslek Lisesinde
İngilizce Öğretmenliği yaptı. 2001 yılında İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Özürlüler Merkezi Yöneticiliğine getirildi.
Başarılı çalışmaları nedeniyle birçok kurum ve kuruluş tarafından ödüllendirildi.
Evli ve iki çocuk babası olan Lokman Ayva, çok iyi derecede İngilizce ve
başlangıç seviyesinde Arapça biliyor.