Didem ÖZCAN
Yıldırım Beyazıt Lisesi Öğrencisi/KIRIKKALE
Evimin küçücük penceresine neşeli bir
şarkı melodisi gibi değen yağmur taneleri ile güne başlarken
şimdi o yağmur damlalarını gözlerimde taşıyarak uyumaya çalışıyorum.
Hiç olmayacak gibi gelen sabahın olması beni çok mutlu etmişti.
Bugün biraz neşeli görüneyim de özel bir gün olduğunu hatırlasınlar
istiyorum. Ama nerde! Beni gören, umursayan bile yok. Yine
de moralimin bozulmasını istemiyordum. Bugün nasıl üzülebilirdim?
Bugün benim için çok önemli idi. Bugün benim doğum günümdü!...
Her zaman çile gibi gelen okul kıyafetlerimi giymek bir ayrı
güzeldi. Bugün matematik dersi vardı. Karar vermiştim, o bile
benim moralimi bozamayacaktı. Bugün benim doğum günümdü!...
Evden dışarı adımımı atarken “Ne olur hatırlasınlar Allah’ım”
diyordum içimden. “Ne olur hatırlasınlar!” Hava ne kadar da
ağlamaklıydı. Ama ne de olsa sonbahar havası dedim kendi kendime.
Bir ara sararmış yapraklar gözüme ilişti. Onları görünce kendimi
tutamadım. Bir yığın sararmış yaprağın üzerine kendimi bırakıverdim.
Sonra avuç avuç alıp başımdan aşağıya döktüm onları. Yaprakları
etrafa savurdukça neşem daha da artıyordu. Bomboş sokaklar
benim sesimle inliyordu. “Bugün benim doğum günüm, bugün benim
doğum günüm.” Yapraklardan bir tane aldım. Bugünün tarihini
işledim üzerine kırmızı mürekkepli kalemimle. En sevdiğim
defterimin arasına özenle yerleştirdim. Okula koşar adımlarla
gittim. Sınıfa girdiğimde herkes bir şeylerle uğraşıyordu.
Gözlerinin içine baktım hepsinin, derin derin. Bırak doğum
günün kutlu olsunu, bir günaydın bile diyen olmadı. Biraz
buruk sırama oturdum. Sevda heyecanlı heyecanlı yanıma gelince
“Çok şükür Sevda hatırladı.” dedim içimden. Sevda sevinç içinde;
“Nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun, bugün çok güzel bir gün.”
dedi. Aynı heyecanını koruyarak devam etti. “Bugün tiyatro
seçmeleri var.” demez mi? Başımdan kaynar sular döküldü sanki.
Bozuntuya vermedim. “Aaa evet!” diye karşılık verdim. Aradan
fazla geçmemişti ki Pınar kompozisyon defterimi rica etti.
İçinde ki sararmış yaprağı görünce:
-Ay Didoş ömürsün vallahi. Senin kadar duygusalını görmedim. Senden başka
kimin aklına gelirdi ki sararmış yaprağa tarih yazmak. Ayol
buradaki bugünün tarihi değil mi? Bugünün ne özelliği var
ki yazdın? deyince büsbütün yıkıldım. Yani günüm berbat geçti.
Eve geldiğimde de bir şey değişmedi. Kimse hatırlamadı bile.
Bugün benim doğum günüm...
Sararmış yaprağı elime aldım. Karanlık odada, sabah yağmur damlalarının
melodisi ile uyandığım odada içeriye yansıyan sokak lâmbalarının
ışığı, ben ve yaprağım...
Yaprağa baktığımda yaşlar süzüldü gözlerimden. Tıpkı onun gibi terk edilmiş,
kimsenin umursamadığı hatta bazen ayak bağı bile olan ben...
Bugün benim doğum günüm. Evet, evet, bugün benim doğum günüm...