Selahattin ARSLAN
Üzeyir
Gündüz... Kırşehir Mucur’dan. Baba öğretmen.KüçükÜzeyir’e
hem baba hem öğretmen...O eski öğretmenlerin nedip edip biriktirdiği
bir kitaplığı var babanın.Kitaplar çok sayıda değil ama bereketli.Hele
halk öykücülüğü dalında bir tanesi var ki “Al da oku beni”
diyor.“Dedim, dedi” türünden bir kitap bu.
BirTahir
söylüyor, bir Zühre.Bir aldı Ferhat diyor, bir aldı Şirin...Üstelik
paslı sayfanın kıyısında kaytan bıyıklı, bol şalvarlı bir
delikanlı adam saz çalıyor... Doğaldır ki yanı başında “ahu”
bakışlı, geniş yeldirmeli bir yayla kızı. Adını siz koyun.
Üzeyir
çocuk, pek sevdi bu kitapları.Dilini diline, hâlini hâline
uygun buldu. Şiir-düzyazı karışımı bu öykülerde aşk vardı,
özlem vardı, söz birAllah bir, kavli karar vardı.
Ara
sıra kötülükler, karamsarlıklar ağır bassa da genelde tutkular
kazanıyordu.
Çocuk
Üzeyir, ekmeği bol, insanları cömert böyle bir dünyada büyüdü.Okula
gitti, eşeğe bindi, kuzu da güttü bir süre. Özellikle kuzu
güttüğü günlerde bol bol düşündü, öyküler yazmayı denedi.O
sıralar, öyküleri hep okuduklarına benziyordu. “Bir varmış
bir yokmuş”la başlayan o “kalbur saman içinde”li büyülü dünyaya
böylece yakalandı ve bir daha da kurtulamadı.
Yayımlanan
ilk öyküsü “Berber EminUsta” adını taşır.Gerçi bu öykü tam
anlamıyla çocuk öyküsü değildi. Bu öyküde muziplikten gelen
gülmece ögeleri ağır basmıştı.
Bu
özellik,Üzeyir Gündüz’ün pek çok öyküsünde vardır.Bence bunun
en güzel örneği BayramŞenliği’nde yaramaz Tekir’in bayram
temizliği yapan hanımların başına açtığı işlerdir.Neredeyse
Tekir’in idamdan döndüğü bu öyküyü okumak, sadece çocuklar
için değil, yetişkinler için de bir keyiftir.
Yazar,
gülmeceyi büyük bir doğallık içinde yapıyor.Okuyucu, “Sanki
yazarın amacı güldürmek değilmiş de... ancak olay kendiliğinden
komikmiş de...” izlenimini alıyor. Aynı biçemi “Kolu Kırık
Tarzan,Yeni Çantalar da Eskir” gibi öykülerinde de bulabiliriz.
Gündüz,
çocuk yüreklerini, zaman zaman üzüntüyle de tanıştırıyor.TalihsizMırnav’da
ölüm,“Analar ve Kuzular”da özlem, “BirHatıra Defteri”nde acıma
motifi olarak ortaya çıkan bu temalar, çocukları insancıl
değerlerde daha duyarlı yapmak çabasının güzel örnekleridir.
ÜzeyirGündüz,
öykülerinde aksiyonu, olayı ön plânda tutuyor.Onun öykülerinde
sağlam bir kurgu ve gerçekçi bir olay vardır.Olayı verirken
okuyucusunun aklını karıştırmıyor, onlara can sıkıcı öğütler
vermiyor, bilgiçlik taslamıyor.Bir başka deyişle Karagöz/Hacivat
oynatmıyor, ille de ipler kendi elinde olsun istemiyor.O,
sergilediği olay içinde doğruyu, iyiyi, güzeli bulma yetisini
okuyucuya bırakıyor.Sthandal gibi yola ayna tutuyor sadece...
Önünü görüp yürüme işini kahramanlarına bırakıyor. Bu yöntem,
hiç kuşkusuz, en başta okuyucuyu bir kukla gibi değil, bir
kimlik olarak görmek anlayışından kaynaklanıyor.Sanırım bu
da eğitimciliğinden gelen bir olgu...
Üzeyir
Gündüz’ün eserlerini özellikle Millî Eğitim ve Kültür Bakanlığı
yayınları arasında bulabilirsiniz.
Yazarın
ilk eseri olan “DeğirmendenGelen Haber” 1986 yılında basılmıştır.
Son olarak yayınladığı “Falcı Kadının Tuzağı” adlı eseri 2003
tarihini taşıyor.
Demek ki yazar 17 yılda 30 kadar
esere imza atmış bulunuyor. Eskilerin deyişiyle “velûd” yani
üretken bir sanatçı olarak karşımıza çıkıyor ÜzeyirGündüz.
Bu
özelliğiyle o, geniş bir okuyucu kesimince okunan uzun soluklu
bir yazar kiimliğiyle öne çıkıyor. Kitaplarının kısa sürede
yeni yeni baskılar yapması da bunu gösteriyor.
Üzeyir
Gündüz, 1950’li yıllarda -ufacık bir çocukken- okuduğu o dedim/dedili,
saman yapraklı ve mürekkebi solmaya yüz tutmuş masal kitabının
boyun borcunu, tam otuz kitap yazarak ödemiş bir yazarımızdır.