Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 TEMMUZ 2003  |  YIL : 4 |  SAYI : 41

Uyanış


Duygu DİNÇER
Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi Öğrencisi/AYDIN

Güneşin azizliğine uğradım bu sabah. Penceredeki kalın güneşliklere rağmen odama sızmayı başarmış, inatçı bir çocuk gibi beni uyandırmak için her şeyi yapıyordu. Uyandım işte sonunda. Ve gözlerimi açar açmaz aklıma ilk gelen soru “nerede olduğum” oldu. Küçük ama şirin odamdaydım işte yine... Karamsar geçen yağmurlu bir geceden sonra, uykusuzluğu yenmeyi başarmış, şimdiye kadar deliksiz uyumuştum. Ben ve odam birlikteydik işte yine. Önemli olan da buydu... Kendi kendime bugün mutlu olma sözü verdim...

Çatlamış aynaya baktım yüzümü yıkarken. Ne kadar da değişmişim görmeyeli! Uzun süredir aynaya bakmadığımı fark ettim. Gözlerimin altı torbalaşmış, yüzümde yeni sivilceler çıkmış ve saçlarım uzamış... “Aman Allah’ım! Ne olmuş bana böyle?” diye düşünürken, içimde haykırıp duran sese kulak verdim. “Bu benim işte, öyle de, böyle de yine ben!”

Bu duygularla mutfağa yöneldim. Kendime nefis bir kahvaltı hazırlayacaktım, ne zamandır yapmadığım. Dolabı açmamla beraber, uzun zamandır yemekle de ilgilenmediğimi anladım. Kuruyup kalmış iki kalıp peynir, birkaç zeytin ve buruş buruş olmuş domateslerden başka dişe dokunur bir şey kalmamıştı... Olsun, çay içebilirdim. Bir fincan çay alıp tekrar odama döndüm.

Perdeleri açtım. Yatağımı topladım, geçmişten kalan her şeyi yok etmek istercesine odamı düzenledim. Fincanımı alıp pencerenin önüne geçtim. Dışarısı hiç olmadığı kadar güzel görünüyordu. Bahar gelmişti! Bahçedeki erik ağacı çiçeklenmiş, her yer yeşile bürünmüştü. Baharın gelişini kutlarmış gibi görünen kuşlar, daldan dala neşeyle uçuşuyorlardı. Doğa canlanmıştı.

İlk gözüme çarpan karşıdaki bakkal dükkânı oldu. Bakkal, fırından gelen ekmekleri aldı ve yerleştirmeye başladı. Ekmek bekleyen birkaç kişi hemen içeri sokuldular.

Bir kadın, çocuğunu kolundan tutmuş, yarı sürükler bir biçimde götürüyordu. Çocuksa, sabahın bu saatinde nereye götürüldüğünden habersiz, daha uyanamamıştı.

Liseli olduğunu tahmin ettiğim birkaç öğrenci, durakta servislerini bekliyor, kendi aralarında konuşuyorlardı. Okulla ilgili konuşuyor olacaklar ki, şikayetçi oldukları yüzlerinden okunuyordu.

O sırada saatine baka baka, koşar adımlarla bir adam yaklaştı durağa. Bir elinde kocaman bir iş çantası, diğerinde ise bir sürü dosya vardı. Sanırım o da işe geç kalmıştı ve bir sonraki otobüsü beklemeye başladı.

Kafasının üstünde kocaman tepsisiyle şimdiden başlamıştı simitçi çocuk, hayatın küçücük omuzlarına yüklediği yaşam kavgasını vermeye...

Trafik bir hayli yoğundu, otobüslerin, arabaların kornaları ortalığı inletiyordu. Otobüslerin biri kalkmadan diğeri durağa yanaşıyor, yolcuları tıka basa doldurmadan ayrılmıyordu.

Yaşlı bir adam, günlük eşofmanlarıyla, yine aynı saatte, gazete bayisinin önünde, gazetesini alıyordu. Hayattan elini eteğini çektiği, emekli olduğu belliydi, gazetenin başlıklarına göz atarak yavaş yavaş yürümeye başladı.

Arabaların içindeki insanlar da ona nispeten, çok daha telâşlı görünüyorlardı. Takım elbiseli, iş kadını görünümlü genç bir kadın, kırmızı ışıkta durunca hemen cep telefonuna sarıldı ve bir yandan esnerken görüşmesini sürdürdü.

Yolun öte tarafında bir grup ilkokul öğrencisi, çoktan okul yolunu tutmuşlardı.

Hemen yanlarında beliren, ağzında sigara, oldukça bakımsız, sakallı hâliyle bir işçi, kuruyup kalmış bedeniyle bugün de eve ekmek götürme çabasını sürdürecekti.

Ne için uğraşıyordu, neyin kavgasını veriyordu bütün bu insanlar? Sabahın bu saatinden başlıyorlardı koşturmaya. Hep bir şeyleri yakalamaya çalışıyorlardı.

Bense bu küçücük odaya takılıp kalmış, hayatın beni keşfetmesini bekliyordum. Haftalardır dört duvar arasında dönüp duruyor, kendimden bile habersiz yaşıyordum. Yalnızlığımla baş başa, karamsarlığın kararttığı dünyamda, her gün yeni bir umutla doğan güneşin bile beni bulmasına izin vermiyordum... Evet, ne zamandır uyuyordum ben!...

Çok uzun bir kâbustan henüz uyanabilmiş ve hayatın hâlâ devam ettiğini, yaşadığımı fark etmiştim. Koşar adımlarla kopıya yöneldim, yepyeni bir dünyaya “Merhaba!” demek için geç bile kalmıştım...

 

 

 

İçindekiler

Editör

Başyazı

Turizm Cennetinde Düş Yolculuğu
Murat SAMANCI

İda'dan Kazdağı'na, İlyada'dan Sarıkız'a
Dr.F. Filiz ÇİÇEK

Safranbolu'da Bir Köy ve Recai
Fuat OVAT

Bir Masalcı Dede
Selehattin ARSLAN

Üzeyir Gündüz ile "Öykü, Masal ve Çocuk Edebiyatı" Üzerine
Selehattin ARSLAN-Hakkı USLU

Bir Fantezi Yumağı: Masal
Üzeyir GÜNDÜZ

Üzeyir Gündüz'den Bir Masal Trafikçi Saksağan

Şehirlerin "Şehir" Üzerine Düşündükleri
Ethem BARAN

360 Derece Performans Değerlendirme
Ayşegül AYTAÇ

Çocukluğum
D.Emre UYSAL

Müzik Eğitiminde Güdülemenin Önemi
Mahiye MORGÜL

Kaptan'ın Seyir Defterinden
Ömer KARAYILAN

Evlerinin Önü
Hayrettin GÜNAY

Sessiz ve Karanlık
Sümeyra YAVAŞOĞLU

Değil Mi?
Şaban ÖZÜDOĞRU

Kanayan
Türkay KORKMAZ

Yolculuk Vakti
Esma YAŞAR

Bir Öneri: Okullarda Işıklı Sistem
Yard.Doç.Dr.Muharrem ÖK

Mektup
Nihal GÜMÜŞ

Perişan Türkü
Cevat AKKANAT

Yıldız Yağmuru
Rıfkı KAYMAZ

Uyanış
Duygu DİNÇER

Başak Bozkurt'tan Üç Şiir

Kara Ceylan
Nuray DELİBAŞ

Çocuk
Ümmet CANER

Yalnızlık Korkak Bir Çocuk
Betül GÜNEL

Körpecik Yüreklere Sesleniyorum
Sibel GÜMÜŞ

Aydınlık Karanlıklarım
Nesrin YAVUZ

Onun İçin Gel Dedim
Saadet BABUR

Canım Öğretmenim
Enes ATEŞ

İçimdeki Çocuk
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Zoraki Yalnızlık
M.Esat HALAÇOĞLU

Karikatür
Hakkı USLU

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr