Üzeyir GÜNDÜZ
“Çocuk ruhum kaygulardan azade,
Yüzlerde nur, ekinlerde bereket,
...
At üstünde mor kâküllü şehzâde
Alaylarla Kaf Dağı’na hareket.”
Cahit Sıtkı
TARANCI
İşte
masal...
İnsanoğlunun,
kendini güncel kaygılarından sıyırıp dert ve sıkıntılarını
unutmak için icat ettiği bir hayal banyosu...
İmge
ve fantezilerle bezenmiş bir lirizm...
Bize
çağlar öncesinden yuvarlanarak gelen bir stres topu... Ruhu
dinginleştiren bir terapi...
Masal
analarının edep kokan ağızlarında kurulup gelişen bir dil
okulu...
Geçmişin
ocak başlarında zevkle tüketilen bir avuç çerez.
Sevimli
yumurcakların meraklı kulaklarına heyecan üfleyen, kuş tüyü
bir yastık...
Kısaca
masal; sözlü ve yazılı edebiyatımızın büyük anası.
Dün,
şarkın gizemli dehlizlerinden süzülüp gelen 1001 Gece Masalları
vardı. İçinde cinlerin, perilerin, dev analarının ve iyilik
perilerinin cirit attığı bu masallar, okumuş ya da sıradan,
bütün insanları aynı derecede mutlu ederdi. Kimi geceler,
ocak başına davet edilen bir masal anası, dinleyicilerini
bir uçan halıya bindirip “Çin-i Maçin”e seyahat ettirir kimi
zaman, Alaaddin’in lâmbasından başını uzatan sevimli bir cin,
her türlü buyruğa boyun eğerek en onulmaz dertlere çare bulur,
en imkânsız işleri bir çırpıda çözüverirdi.
Bir
büyülü sözcük, en sağlam kale duvarlarını deler, kilitli demir
kapıları açar, yalçın kayaları tuzla buz edebilirdi. “Açıl
susam açıl!” demek yeterliydi.
Çocuk
gönlümüzü kaygılardan uzak tutan masal tadı, bugün de değişmedi.
Bütün edebî türlerin üzerine kol kanat geren masalın o anaç
tavrı, günümüzde de aynı tazeliğiyle devam ediyor. Ama ne
var ki, masal türünün ana malzemesi olan hayal ve fantezi,
görsel teknolojinin acımasız tavrı karşısında, edebî güzelliklerin
önüne aşılması güç bir engel koymuştur. Sözlü ve yazılı anlatımın
büyülü lirizmi yok olmaya başlamıştır. Masal, bir dil mektebi
olmaktan çıkmış, kolayca tüketilebilen bir dijital oyuncak
hâline dönüşmüştür. Bizi de kaygılandıran budur. Dahası, çocuklar
için edebiyat üretenlerin ortak kaygısı bu olmalıdır. Masal
dilinin, o özgün ve gönül okşayan tadına sahip çıkılmalıdır.
Televizyon ekranlarında cömertçe kullanılan görsel masal efektlerinin,
dilin edebî güzelliklerine tepeden bakan o ukalâ tavrına karşı
“tavır” konulmalıdır. Çocuklarımızı bu güzelliklerden mahrum
bırakmamak için, topyekün bir masal seferberliği başlatılmalıdır.
Zevkle okunabilen, düzeyli metinler oluşturulmalıdır. Bunu
yaparken de bir taraftan “çocuklarımızın rüyasını çalan camgöz”ün
(tv’nin) soyut mekânda sunduğu sanal kahramanların büyüsünü
bozacak nitelikte fanteziler bulunmalı, bir taraftan da çocuklarımızın
sözlü ve yazılı ifadelerine edebî zenginlik kazandıracak bir
üslûp seçilmelidir. Belki o zaman, okumayı seven, okumaktan
zevk alan, okumayı bir tutku hâline getiren bir insan mayasını
oluşturabiliriz.
Son
söz olarak şunu söylemek istiyorum:Hayattaki her gerçek, bir
masal kurgusuyla başlar. Ama, sadece iyi niyetle kurgulanan
masallar ufkumuzu açan gerçeklere ulaşır. Şairin çocuk için
söylediği duyarlı dizeleri, çocuğun biricik arkadaşı olan
masal için uyarlıyorum:
“Kim
demiş masal basit bir şey
Belki
de masal en güçlü şey.”