Bir
zamanlar, alaca kuyruklu bir saksağan kuşu varmış. Yaşlı bir
kayısı ağacının dalına yuva yapmış. Eşinin de yardımıyla yuvayı
bir güzel döşemiş. Bir süre sonra, birbirinden güzel iki yavru
dünyaya getirmiş. Birinin adını Hacıyatmaz, diğerinin adını
da Külyutmaz koymuşlar. Yavrular, evin neşe kaynağı olmuşlar.
Anne saksağanla baba saksağan, onları beslemek için yarışıyorlarmış.
Hacıyatmaz,
son derece hareketli, maskara bir yavruymuş.Çelimsiz bacaklarının
üstünde, öne arkaya dans ettikçe, herkesi gülmekten kırar
geçirirmiş. Külyutmaz’a gelince; o biraz daha ağırbaşlıymış.
Buna rağmen, Hacıyatmaz’a ayak uydurmaktan geri kalmazmış.
Aradan
günler aylar geçmiş. Hacıyatmaz ile Külyutmaz, serpilip gelişmişler.
Anne saksağan, onlara uçma dersi vermeye başlamış.Baba saksağan
ise solucan toplamayı ve ceviz içi çıkarmayı öğretiyormuş.
Anne
saksağan, yaramaz Hacıyatmaz’ı sıksık uyarmak zorunda kalırmış:
“Sakın
uzaklara gitme Hacıyatmaz.” dermiş. Daha siz çok acemisiniz.
Kanatlarınız yumuşacık.Yorulup hasta düşebilirsiniz.
Ama
Hacıyatmaz, söz dinlemiyormuş.Günün birinde, Külyutmaz’ın
da aklını çelerek uzak bir yere uçmuşlar. Sık çalı kümelerinin
bulunduğu bir koruluğa inmişler. Meğer burası, kötü yürekli
Karayılan’ın yaşadığı yermiş. Karayılan, iki acemi saksağanı
görünce, sevinçten deliye dönmüş. Onları iki lokmada haklamayı
düşünmüş. İri bir taşın arkasına kıvrılarak pusu kurmuş. Hacıyatmaz
ile Külyutmaz’ın bir şeycikten haberleri yokmuş.Atlaya zıplaya
Karayılan’ın bulunduğu taşın üstüne kadar gelmişler. Yılan,
ok gibi fırlayıp Hacıyatmaz’ın üstüne atılmış. Neye uğradığını
bilemeyen Hacıyatmaz, birden havalanmış.Ama kanat tüylerinden
biri Karayılan’ın ağzında kalmış.
Her
iki kardeşin de korkudan yürekleri ağzına gelmiş. Arkalarına
bakmadan, kan ter içinde yuvalarına dönmüşler. Anne saksağan,
onların bu telâşlı hâlini görünce durumu anlamış. Yaramaz
Hacıyatmaz’ı bir güzel paylamış:
“Ben
izin vermeden, bir daha yuvadan dışarı çıkmayacaksın.” demiş.
Demiş ama, içine de bir korku düşmüş.Minik yavrularını bu
yılan belâsından korumak için, baba saksağanla başbaşa verip
düşünmeye başlamışlar. Sonunda, bir çare bulmuşlar. Karayılan’ın
bulunduğu ve bulunmadığı yerlere uyarı işaretleri koymaya
karar vermişler.
Anne
saksağan, kırmızı ve yeşil boncuklar bulabilmek için, uzunca
bir uçuş yapmış. Önce, bir köy evinin penceresine konmuş.
Camın önünde, al yanaklı, gül dudaklı bir köylü kızı gergef
işliyormuş. Anne saksağan, gagasıyla camı tıklatarak kıza
yalvarmış:
“Hey
güzel kız, güzel kız.” demiş. “Allah sana gönlünce bir koca
nasip etsin; bana biraz kırmızı boncuk versene.”
Kız,
meraklanarak sormuş:
“Ne
yapacaksın kırmızı boncuğu?”
“İki
küçük yavrum var; kötü yürekli Karayılan onları yemek istiyor.
Onların bulunduğu yerleri işaretleyeceğim ki yavrularım oraya
yanaşmasın.”
Kız,
alaca kuyruklu saksağanın sözlerini çok akılcı bulmuş. Dikiş
kutusundan bir avuç kırmızı boncuk çıkartıp saksağana vermiş.
Anne
saksağan, kıza teşekkür ettikten sonra yeniden havalanmış.
Bu kez de cami avlusunda tesbih çeken, ak sakallı bir ihtiyarın
dizlerine konmuş. Boyun büküp yalvarmaya başlamış:
“Akça
dede, akça dede, eli yüzü pakça dede; Allah ömrünü uzatsın;
elindeki yeşil tesbihi bana versene.”
Yaşlı
adam da meraklanmış:
“Sen
alaca kuyruklu bir saksağansın; tesbihi alıp da ne yapacaksın?”
diye sormuş.
Anne
saksağan:
“Aaah
aaah, diye içini çekmiş. Kötü yürekli Karayılan yavrularımı
yemek için fırsat kolluyor. Onun bulunmadığı yerleri işaretleyeyim
ki yavrularım orada rahatça dolaşsınlar.”
Yaşlı
adam, saksağanın aklını beğenmiş. “Al, senin olsun.” deyip
yeşil tesbihini onun boynuna takıvermiş.
Anne
saksağan, yaşlı adama da teşekkür edip havalanmış. Kırmızı
ve yeşil boncuklarla birlikte, yuvasının bulunduğu yere kadar
uçmuş. Baba saksağan, boncukları görünce çok sevinmiş.
Zaman
kaybetmeden işe koyulmuşlar. Karayılan’ın geçtiği yerdeki
ağaç dallarını kırmızı boncuklarla işlemişler. Hacıyatmaz
ile Külyutmaz’ı da çağırıp göstermişler:
“Bakın,
bu yollar sizin için tehlikeli. Kırmızı boncuklu yerlere sakın
yaklaşmayın.” diye uyarmışlar.
Yeşil
boncuklara gelince; onları da Karayılan’ın geçmeyeceği yerlerdeki
ağaç dallarına asmışlar. Hacıyatmaz ile Külyutmaz’ı da uyarmışlar:
“Bakın,
bu yollarda tehlike yok. Yeşil boncuklu yerlerde, güven içinde
gezebilirsiniz.” demişler.
İşte
o günden sonra, Hacıyatmaz ile Külyutmaz, Karayılan tehlikesinden
kurtulmuşlar. Kırmızı boncukların bulunduğu alanlara girmemişler;
yeşil boncuklu yerlerde ise rahat rahat uçmuşlar.
O
günden beri, bu masalı okuyan çocuklar, daha çok trafikçi
olmuşlar.Kırmızı yanınca durmayı, yeşil yanınca da geçmeyi
öğrenmişler. Hiçbirinin burnu kanamamış.Anneler ve babalar
üzülmemişler.