Mehmet
EROL
Emekli Milli Eğitim Müdürü/DENİZLİ
İki ellerin şakaklarında; düşünüyorsun... İnsan unsurunun bireyleri geçiş
yapıyor aynadaki görüntülerde.
İnsan yüreğine yöneliyorsun olanca dikkatinle... Yürekler ise suskun...
Sevginin sitemi var tüm insanlığa. Her yaştan geniş halk yığınlarına,
yöneten ve yönetilenlere, insan unsurunun her bireyine mesajlar
var incelikli, yumuşak, sevecen...
Nezaket yüklü işaretler, harfler, rakamlar küskün... Birtakım insanî değerler,
o ilâhî kavramlar, geçmişten geleceğe uzayıp giden kültür
değerlerinin gözleri insanlığın üzerinde.
Doğadaki her varlıktan, zaman dilimlerinin her karesinden yansıyan sinyaller,
iletişim kanallarının gözleri insana yönelik...
Oysa; kuşların cıvıltıları ve kanat seslerinde, mavi boşlukta çizdikleri
halkalarda, yanıp sönen bakışlarında o mesajları görecek,
algılayacaksınız...
Çevrede olup biten güzellikleri, yaşama katkıda bulunmaya hazır sinyalleri,
kendinizde var olan zekâ denen ölçü birimine vurmaya, algılamaya
çalıştığınız takdirde yoruma vuracaksınız her birini:
“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” misalinde olduğu gibi
ne gizemli sırlar saklıdır bu sesli, çoğu kez de sessiz görüntülerde.
Ufukta çatlayan ak şafaklarda, uzayın sonsuzluğunda, ilk horoz ötümlerinde,
saat tik taklarının yalvaran ses tonlarında, sabahın aydınlık
yüzeylerinden insanlara gönderilen birtakım mesajlarla yaşamın
sıralarından dem vurulmakta aralıksız...
Zaman dilimlerinin her karesi ibel, gözlerini geçmişine, asırların tozlu
yüzeylerine dikmiş, kendini sorgulamakta biteviye...
Gecelerin sessiz derinliklerinde,
yüz hatlarınızı yalayıp geçen bir esintinin yumuşak ellerinde;
mutluluğa giden, gönül haritalarını bir baştan öteki başa
kadar kuşatan yollar, yeni ufukların yüreklerinde insanın
nice umutları saklıdır...
Bir bahar sabahı kırların taze yeşilinde, açan çiçeklerin renk tonlarında,
arıların ve öteki böceklerin el sıkışmalarında, dostluğun,
sevginin bitmeyen senfonileri, henüz notalara geçmemiş şarkılarını
seslendirmekteler...
Yaz sıcağının kavurucu yüzünde,
serin bir ağaç gölgesinde, dere boylarında sonsuzluğa doğru
deli dolu bir hızla kenarlarında dizili ne varsa yıkıp giden
suların boz bulanık görüntülerinde anlayan için, insanlığın
kurtuluş reçeteleri, kendi lisanlarıyla bir şeyler fısıldarlar
derinden ve içtenlikli üsluplarıyla...
Sarı benekli yaprakların toprak anayla kucaklaşması, ağaçların belli ve
plânlı zaman dilimleri arasında boyayan eller, ne şahane tablolar
işlemiştir insan zekasını şaşırtan...
Düşüncelere sığmayan güzellikler,
zamanın ellerinde sürekli değişen, yenilenen; ama orijinal
görüntüleri hiç bozulmayan doğa harikaları, yaşam için insanlığa
bir ışık olsa gerek.
İşte tüm bu görüntüler, insan
zekâsı ile bir anlam kazanıyor. Kapı ziline dokunan parmak
uçları, umutların ilk habercisi olmalı... Özellikle o parmak
uçları gözlerinde bal sarısı pırıltılar taşıyan üniversiteli
genç delikanlı, eşinin altın sarısı saçları, Karadeniz mavisi
gözleriyle gülümseyen, sizde güven duygusu uyandıran ikili
güzellere aitse... Yüreğinizde ömür boyu yeşerttiğiniz sevgi
ağacı elbet onları gölgesi altına alacak, size sundukları
güzelikleri hiç bir şüpheye kapılmadan kabul edecekti... Siz
de öyle yaptınız...
Ama kalem uçlarında çiçeklenen harfler, rakamların yüz hatlarında ekşimsi
renk tonları ile sevgi ağacı arasında kan uyuşmazlığı vardı...
Bir gonca koptu dal uçlarından. Parmak uçlarındaki kalem,
utangaç bakışlarını önce sizlere, sonra tüm insanlığa yöneltmişti...
Kalem sıkıntılı, sancılıydı... Belki de bir doğum öncesi an
yaşanıyordu.