|
Öğretmen
Arzu
CAVLAK
Hisar İlköğretim Okulu Öğretmeni
Kemerhisar-Bor/NİĞDE
Öğretmen ressamdır biraz
yüreğinin
ve beyninin renkleriyle boyar hayatı
bir öğrencinin
gülüşüne
Öğretmen emektir biraz
Aşktır
Umuttur,
özlemdir
Öğretmen ilk cemredir
Çocukların
gülüşüne düşen
Baharın
çiçek tozlarını yaratır
Tebeşir
tozundan
Öğretmen kimi zaman bilgisayar başında
Kimi zaman akan bir okul damının altında
son nefesini:
“Bana
çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini...”
diyerek
verendir
Öğrettiği her harf
Yavrusuna
yem taşıyan bir kuşun
Umutla
atan nabzıdır
Bir serçe
telâşıdır onunki
Öğretmen müzisyendir biraz
Çocukların
sesleriyle besteler
Bütün
senfonilerini
Çamurlu köy yollarında sizinle yürüyendir
Kalem tutan elinize destek
Koşamayan bacaklarınıza kuvvet
Seçemeyen gözünüze ferdir
Öğretmendir,
şiirdir, biraz ezgidir
Buram,
buram Anadolu kokar
Yunus’tur,
Veysel’dir,Karacoğlan’dır
Erzurumlu
Emrah’tır
Utkudur biraz aydınlığa koşan
Tutkudur,
var etmeye adanmış bir ömür
Öğretmen
Kendi
kaynağı kurusa da
Binlerce
damarla binlerce var olandır.
ÖĞRETMEN ONBİNLERCE MUSTAFA KEMAL’DİR!
Güzelleme
İmran
ÇETİNKAYA
Farabi Lisesi Fizik Öğretmeni
ANKARA
–Ülkemin
bütün öğrencilerine–
Gencecik yürekler
Kimi pır pır, uçarcasına
Kimi küskün, kırılgan, ürkek
Bir de bakmışsın tepkili, atak
Sanırsın bir ceylân koştu koşacak
Kimi zaman hırçın, kızgın, öfkeli
Kimi zaman çok bilmiş, hoyrat...
İşte benim güvercinlerim...
Muştular taşıyan kuşum
Yüreğimi onlarla doldurmuşum
Onlar ki alın terim, onurum
Onlar ki dalım
Ve yaprağım ve kozalağım
Yeşeriyorsam, onlarla yeşeriyorum...
Bir güzel konuyorlar dallarıma
Çıpır çıpır kanatlar derken
Bir bakıyorum ki
Onlarla dopdolu ellerim
Onlar benim
Öğrencilerim...
Bir
Kar Düşmüş Yüreğime
Köksal
CENGİZ
Nevzat Ayaz Lisesi Md.
Ümraniye/İSTANBUL
Bir kor düşmüş yüreğime yıllar önce
Adınızı öğrenemeden daha
Sevdanıza vurulmuşum.
Hıçkırarak ağlamışım hüznünüzle,
Sevincinizle bir hoş olmuşum.
Yanık bir hoyrat gibi coşmuşum bazen
Bazen bir uzun havada durulmuşum.
Memleketimin en üce dağlarına kıvrılmış
yolum,
Köylerinize davetsiz konuk olmuşum.
Çoğu kere zifiri karanlıklarla boğuşmuşum.
Nice kahpeler nice tuzaklar kurmuş bana,
Vurulmuş şehit olmuşum...
Dedim ya;
Bir kor düşmüş yüreğime yıllar önce
Osman dayıyı uğurlarken yakılan ağıtlara,
Edife kızın düğün zılgıtlarına tanık
olmuşum.
Kara tahtalar dile gelmiş anlattıklarımla,
Umutlarım yeşerip çiçek açmış nice baharlarda.
Sizinle acıkmış, sizinle doymuşum.
Her sabah “Günaydın çocuklar! Nasılsınız?”
diye
sorduğumda
Cevabınızla yeniden doğmuşum...
Yemin olsun ki, yavrularım!
Kutsal bildiğiniz her ne varsa
Kutsal bilmişim.
Bir ibadet vecdiyle sarılmışım görevime
Atîyi aydınlık görerek azmi sevmişim.
Bin yıllık tarihimle geleceğe
Nice destanlar söylemişim.
“Ülküm; yükselmek ve ileri gitmektir”
demiş,
Sizlerle her günün doğuşunda,
Ata’mıza söz vermişim.
Candan özge canlarım!
Siz yoksanız her şey yarım.
Sizlerle emin yarınlarım.
Unutulmak;
Ölüm zehri tatmak gibi bir şey ama,
Sevginizle sonsuza dek yaşarım...
Çocuk
Mehmet Arif
Ellerinde pençe
Yüreğinde serçe
Gözyaşın köpük
Bakışların ne kadar da kopuk
Başını göğsüme yasla be çocuk
Söyle bana sorma şekerin nerde
Bu yaşta düştün mü derin bir derde
Beybileyt de nedir a kuzum
Topacın nerde?
Çocuklar
Vardı Köyümde
Taner KARAHAN
Emlak Kredi İlköğretim Okulu
AKSARAY
Çocuklar vardı köyümde
Kimi önlüklüydü
Kimi eski gömlekli.
Kiminde yırtık bir lâstik
Kiminde ise terlik.
Ve erkenden çıkardı yola
Bir elinde odun diğerinde kitapla.
Yürüyordu hızlı hızlı
Yetişmek için okula
Çünkü zil çalacaktı
Saat dokuza on kala.
Çocuklar vardı köyümde
Su görmeyen yüzleri
Işıl ışıl parıldardı gözleri.
Hâlâ kulaklarımda uğuldar
O anlamlı sözleri:
“Anlatın öğretmenim
Anlatın bize şehirleri,
Çamursuz yolları,
Denizi, nehirleri.”
Çocuklar vardı köyümde
Bilgiye susamış,
Sevgi dolu yüreği sulanınca
Bir dağ çiçeği gibi ak
Kardelenler gibi ak
Kar suları kadar berrak.
Onlar ki gelecekte
Papatyalar gibi açacak.
Ülkemin yarınlarına
Aydınlığı saçacak.
Çocuklar vardı köyümde
Sanki çiçek bahçesi çevremde.
Giysiler olsa da renk renk
Sevgi yumağı içinde bir ahenk.
O küllenmiş cevherde
Umutlar birbirine denk;
Kimi doktor, kimi öğretmen, kimi asker...
Işığı uzak diyarların
Kuytu köşelerine
Götürmek ister.
Çocuklar vardı köyümde
Perişanlığın izi
Tebessümünde gizli
Ürkek, mahçup ve çekingen
Çocuklar vardı köyümde.
Olmalı
Öğretmenim
Nadide
ALBAYRAK
Şht.Jan.Üstğ.Efkan Cengiz İ.Ö.O.
Sınıf Öğretmeni
Tomarza/KAYSERİ
Yutmakla olmuyor kara tahtanın tozunu...
Zilin sesi çınlayınca kulaklarında,
Gülümseyerek tutacaksın sınıfın yolunu,
Umudun gülleri açmalı yanaklarında.
Anlatmakla bitmiyor cahilliğin sonu...
Aydınlığın anahtarı olmalı avuçlarında.
Aşılırken yollar, başarırken zoru,
Gümüş teller sıralanmalı saçlarında.
Silmek yetmiyor onun gözünden yaşı...
Bir dost el olmasın omuzlarında.
En sevgili yüreklerden sana bir şarkı,
“Öğretmenim” dillenmeli dudaklarında.
S
u
Abdullah
SATOĞLU
Ey Rabbın en büyük nimeti
Sen Kâbede Zemzem
Cami avlusunda sebil
Erciyes’te pınarsın.
Abant’ta gölsün nefis bir tablo gibi
Gül yaprağında şebnem
Her duasında rahmetli annem:
“Su gibi aziz ol.” derdi.
Annem gibi aziz olan su
Sebil sebil cami avlusu...
Bir büyük sırra ermek için
Dolaşırsın bulut bulut semada.
Sonra karsın, dolusun, çam dalında salkım-saçak
buz
Kaynaksın yaylalarda duru mu duru
Bereket yağdırır üstümüze nisanyağmuru...
İçsem avuç avuç
Süzülürken buram buram alnımda ter
Seninle arınmak ister
Kerbelâ’ya dönen bağrım
Bir havuz kadar şirin bulurum mavi Okyanus’u
Gümüş gümüş yurdumu süsleyen su...
Martıların oynaştığı
Denizsin engin
Ummansın uçsuz-bucaksız.
Ak alnımda gurur
Damarımda kansın.
Vatan toprağım bu kanla yıkansın.
O kan ki, sevgi taşır gönüller dolusu
Duygu duygu gönlüme dolan su...
Kâh boz-bulanık bir sel
Kâh ırmaksın gürül gürül.
Dicle’sin,Fırat’sın
Sakarya olur destanlar yazarsın tarihe
Katre katre şafakta
Cihada çıkmış sanki bir yeni Fetih
Ordusu
Fatih’in, üstünde at oynattığı su.
Doğuda Aras’sın, batıda Tuna
Akıp gidersin yâdellere
Kırgın gibisin özyurduna...
Vecde gelen derviş gibi
Coşarsın şelâle şelâle
Hayat bulur sende leylâk, güller ve
lâle.
Mest eder sonra burcu burcu kokusu
Su...
Şavkı vurunca nakış-nakış sahil boyunda
Doyulmaz zevkine mehtabın Kalamış Koyu’nda.
Şarkı söyler gibi huzur verir ruha sesin
Son mermerde değil, damla damla gönlümdesin.
Sen damla damla gözyaşımsın
Seninle ferahlar ruhum.
Ben gam denizinde birNebî-i Nûh’um.
Sen Rab’bın en büyük nimeti
Sen Kâbe’de Zemzem
Kanmasam içsem içsem...
Kanar mı hiç suya deryada balık?
Kim demiş ki:“Su uyur düşman uyanık?”
Düşmüşüm bir garib yolcu gibi peşine
Dolanı dolanı Mevlâ’yı bulan su.
Ve... Cennet’te mü’minlere
Kevser olan su...
Tekillik
ve Çoğulluk
Mehmet
GÜRCEN
Gündelik feryatların tiz sesleriyle
Dağılıyor yaşam dört bir yana
Tutunduğumuz topraklar ıslak ve kalleş
Kardeşliğine inandığımız güneş yalnızlığa
eş.
Bir tutam nane serinliğinde sonbahar
Yaprakların rengi sen, ben ve o
Biz, siz ve onlar çoğalıyoruz mevsime
inat.
Yağız atın yelesinde atlastan kanat
Üstünüz dünyaya, üstünüz gurbete kat
kat
Bir garip inziva bir sessiz çığlık
Bölüyor âlemin esrarını gümüşî bir kılıçla
Suya hasret bedevîlerin otağında
Bağdaşlar bedenden habersiz
Bedenler kafadan
Çöl ve vaha neyse ıssız dağların ortasında
Gündelik feryatlar işte sen, ben ve
o
Biz, siz ve onlar çoğalıyoruz azaldıkça
Haramilerin masallarına kahraman oluyoruz
Bitmeyen bakır taslarda kandan şarabımız
Kılıç kalkan oyunu boynumuzu vuran
Atımızın gemine altın halkalar geçiyor
Rüzgârda kanat açmak uçmaya neyse
İşte kanadı kırıklar sen, ben ve o
Biz, siz ve onlar demirden birer kelepçe
Ayaklara geçiyor, atılmıyor adım
Ellere geçiyor, silinmiyor yaşlı gözler.
Esareti kılıçla kıran cengaver nerede?
Kılıcını dünyaya saplayan
Ben, sen ve o nerede?
Nerede biz, siz ve onlar?
Akıbetine mezar kurduğumuz düşlerimiz
Bulunmuyor çöller vahalar ortasında
Yaşam gündelik bir bıçak gibi kesiyor
bizi
Kansız ruhlarımız caddeler sokaklar
ortasında
Oradaki ölü canlar neyse,
İşte ben, sen ve o
Biz, siz ve onlaroyuz.
Bir
Şarkıyım Ben
Lâle
TURAN
Hınıs Kız Meslek Lisesi Öğrencisi / ERZURUM
Bazen hüzünlü bir türküdeyim
Bazen acı bir ağıtta
Aslında ben bir besteyim
Bir şarkıyım ben
Kırılan kalplerdeyim ben
Derdi, kederi, acıyı eken
En kuytu ormanlardayım ben
Bir fırtınayım belki, kahreden
Ben bir yağmurum, ansızın yağan
Bir günüm yeniden doğan
Küçük, masum bir çocuğum ben
Kimi zaman anlamsız sorular soran
Ağlayan bir gülüm ben
Anlatılmayanı anlatan
Kırık bir fidanım ben
Çaresizliğe ağlayan
Bir umudum, yaşlı gözlerde
Bir hayalim, gerçeğin tahtında
Bir yolcuyum, yalancı dünyada
Bir, bir şarkıyım ben
|
Gitmeler
Taha
YALAR
Mahmudiye İmam Hatip Lisesi Öğretmeni/ESKİŞEHİR
Bir eski zaman senfonisidir
çınlar kulaklarımda se(n)ssizliğin
kuş cıvıltıları eşliğinde uykusuzluğum
ninnileri hançerlenmiş bir talandır
artık...
Düşler gerçeğe, gerçekler düşlere karışmakta
mıdır
her ölümcül uykusuzlukta
kıvranırken can parça parça
ya da kül rengi dahi olsa düşler,
getirmez mi sevi maviliklerin
en yaşanmamışlığını, en kirlenmemişliğini
Yaşamak gerek şimdi
sessizliğin ve sensizliğin en karasını,
gitmek gerek şimdi uzakların bilinmezliğine
... ve yakmak gerek şimdi
tüm gemilerini uzak yalnızlık limanlarının...
Işık
Kervanı Öğretmen
Cuma
EĞİLMEZ
Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesi
Öğrencisi Gökçeada/ÇANAKKALE
Bir gülüşümüz var onu öldürecek,
Ruhlardan akan güneşli bir mavilik,
Bir de filiz veren tohumlarımız...
Uygarlık atlarına binmiş bugünün süvarilerini,
Yarının güzelliklerine götürecek.
Biri var tarihin en önünde,
Güneş ve rüzgâr her zaman yüzünde,
Dili doğanın dili,
Elleri insanlığın eli...
Anam, babam altın saçlı öğretmenim
Anadolu’nun açlığını doyuran...
Yokluğuna
Dokununca
Betül
GÜNEL
Yokluğuna dokunmak acı veriyor bana,
Ellerim üşüyor bir anda.
Bir kıvılcım tüm bedenimi sarıyor
Sevgim alevleniyor, düşler arasında...
Bir kuşku düşüyor içime
Sesini duymayınca.
Nedensiz, apansız, saçma...
Tek avuntu güzel anılar bana.
Anılar yoldaşlık ediyor yalnızca,
Sense belli belirsiz yanı başımda oturuyorsun tut ki.
Her tarafa yayılırken,
Umudum seni taşıyor yanıma.
Öyle avunuyorum belki de, kim bilir?
Ne yaptığım belirsiz işte sen olmayınca.
Saçmalıyorum kimi zaman,
Kimi zaman da, dalıp gidiyorum uzaklara...
Sevgi denen şey bu galiba;
Kıskançlık, umut, inanç, şüphe
Hepsi iç içe geçmişler
Hayat denen bu düşte!
Beni anlasana
Yokluğuna dokunmak acı veriyor bana...
Öğretmenim
Musa
SERİN
75.Yıl İlköğretim Okulu Öğretmeni
OSMANİYE
Dağlar yeşillendi,
bekler baharı,
Yeşilde
payın var, bilöğretmenim.
Bahçende
çiçekler al, yeşil, sarı...
Açıyor
seninle gül öğretmenim.
Donarken
soğukta ısıttın beni,
Geçirdin
imbikten, arıttın beni,
Bilgiyle
arkadaş, yar ettin beni,
Alimler
içine sal öğretmenim.
Birliği,
dirliği buldur bizlere,
İyiyi,
güzeli aldır bizlere,
Yürekten
sevdayı doldur bizlere,
Gurur
abidesi ol öğretmenim.
Ararım
güzeli yanında senin,
Türklüğü
öğrendim kanında senin,
Şefkatin
hasını canında senin,
Alırım
her zaman balöğretmenim.
Seninle
bir ömür servet diyorum,
Tarihten
güzellik anlat diyorum,
Yunusça
konuşup dinlet diyorum,
Lügatte,
sözlükte dilöğretmenim.
Türkiye’m
ağlıyor düşmüş tuzağa,
Eşkiya
pay ister, sığınmış dağa,
Meş’ale
yakıp da aydınlık çağa,
Bir ışık
huzmesi kalöğretmenim.
Sen
Ölme Öğretmenim
Müzeyyen
ATVUR
Serçeören İlköğretim Okulu Öğretmeni
Kepsut/BALIKESİR
Bana bir şeyler anlat
Çınarların parçalı yapraklarından sızan
Gün ışığı gibi
Sarı saçlarına dokunup güneşin
Mavi yaldızını öpmek gibi okyanusun
Bana Balkan Savaşı’nı anlatma öğretmenim
Dimitri’yle,İsmail’in arkadaşlıklarını,
Ayran testisindeki kardeşlikleri anlat.
Götür beni
Çakırdikeninin mor sıcağını
İçmek istiyorum
Bana kanat ol öğretmenim
Afrikalı çocuğa elma şekeri götüreyim
Adı bilinmeyen kır çiçeklerine, beyaz
tebeşir.
Atomun çekirdeğini anlatma
Hiroşima bulutlarının gözyaşlarını
silebilir misin?
Çizebilir misin ışık mavisi göklerin
Kızıl bir kasımpatına boyandığı tabloyu?
8.15’te öğretmenim
Yani senin sınıfa girdiğin saatlerde
Kimbilir kaç öğretmenin
Gözbebekleri çalınmaktaydı
Balıklar vurgunuydu kıyılar
Sen ölme ne olursun
Yaşamayı öğret bana
Yağmuru, tipiyi, fırtınayı
Ve sonrası gerinerek doğan
Gökkuşağının bütün renklerini göster
Akasyaları bir kez olsun koklat
Salkım salkım
Bir kez de mehtaba çıkalım koşar adım.
Beşgen kanatlı kar tanelerini sayalım
Vapur güvertesinde
Sesini duyuyorum derinden
Şayak kalpaklının arkasında,
Memleketimin sevda türkülerini söylüyorsun
Umutlu sabahlara
Tut ellerimi, bırakma
Mavi gözlerin buğusunda ıslanmak istiyorum
Mavi gözlerin aynasında yürümek istiyorum.
Dedem
Saati Sordu Yoruldum Koşmaktan
Selâmi
ŞİMŞEK
Tortum Çok Programlı Lisesi Öğretmeni/ERZURUM
Kendini resmetti dün ayna
Yalın ayak diz üstü fırça elinde
Kırbaçların izleri vardı omzunda türkünün
Irgatların heybesinde bir yazma acı
oyalı
Gelinler böyle duvaklanırdı kına yakarak
Sağ avucunun içine hüznün
Dedem saati sordu yoruldum koşmaktan
Alnım bir daha kırıştı
Tayların toynaklarına bakarak büyür
Hayal oğul hayat peteklerinde
Çocuk susar ve susarsa kıyamet kopar
Annem ağlarsa mendilim kan
Dudu dillim konuş ses sende
Gece çaydan dem götürür gökyüzüne
Bardağı kırık yüreğin suyu tatlıdır
Kahveler pişti anla gözlerde köpük
Karadutun pekmezi al olur dudaklarda
Sev korkma çöllerden
Aşk kelebekten kanatlıdır
Sahtiyan bilir mi canım hüzün derisi
Bıçağın ağzı mı var söylesin gülü kesme
Düş bir meme umudumun göğsünde
Sevgiye ancak verir sütünü küsme
Anladım arkamda saklanıyor deniz perisi
Suları parselleyip satar kan çanağı
gözlere
Öp diyorum yağmurlu camları küsme
Çocuk
Abdullah
GÜZELDÜLGER
Bir çocuğun ellerinde filizlendi hayat
Bir çocuk göğüsledi ipi
önümüzsıra
Çün bilmiyordu yalan dolan
Ve de talan
Uğramamıştı ki ona henüz şeytan
Keşke hep çocuk kalsa
Keşke hiç büyümese
Diyordu insan
Kara
Elmasa Doğru
Celalettin
KURT
Elbistan Anadolu Lisesi Öğretmeni / KAHRAMANMARAŞ
Her adım atışta korkuya düştüm
Karanlık dehlizde pusuya düştüm
Ne yapsam yedi kat yerin dibinde
Sonunda çıkılmaz kuyuya düştüm
Masmavi bulutlar gökte oynadı
Alnımda biriken terler kaynadı
An geldi bir derin uykuya düştüm
Ve... hep böyle geçti gitti seneler
Ekmeğim uğruna kavgaya düştüm
Sardı ciğerimi ah... rutûbetler
Kayalar sarsıldı arkaya düştüm
Ellerim sarıldı kazma, küreğe
Korkular büyüdü düştü yüreğe
Kendi mezarımı kazmaya düştüm
Unuttum gökleri, mavi suları
Amansız delinen bir dağa düştüm
Gömüldüm kömüre oy... diri diri
Kan-revan içinde toprağa düştüm
Düşledim Mehmet’i, sonra Elif’i
Koptu dizlerimin sonuncu lifi
Coştu gözyaşlarım dalgaya düştüm
Aç-susuz bekledim zaman uzadı
Çaresi bulunmaz yaraya düştüm
Anam, babam, oğlum, kızım, sevdiğim
Tenden silinmeyen karaya düştüm
Tevekkül büyüdü sardı gönlümü
Rahman’ı düşündüm yendim ölümü
Açtım ellerimi duaya düştüm
Ellerimi çektin yalan dünyadan
Râbb’im en sonunda kapına düştüm
Takdirin büyüktür sana sığındım
Senin gösterdiğin yapına düştüm
Amentüye iman ile nefsimi
İslah ettimRâbb’im duy nefesimi
Ya Allah... Bismillah yanıma düştüm
Sana geldimRâbb’im kapına düştüm.
Köyüme
Gitmek İstiyorum
Seval
EVCİLÖZCAN
İzzet Ayaydın Ali Sarıyörük İ.Ö.O.
İncirliova/AYDIN
– BurdurTefenni İlçesiYeşilköy’deki
İnsanlara Hitaben –
Köyüme gitmek istiyorum
Toprak kokan havasını koklamak
Su kenarında
Selvi ağaçlarının altında
Yumrukla soğanı parçalayıp,
Peyniri yufka ekmeğine sarmalayıp yemek...
Ve demli çayı içmek istiyorum.
Sarı çiçekli harman yerinde
Çimenlerin üzerinde yuvarlanmak istiyorum.
Dedemin asmasının altında
Siyah kıl çula oturup,
Serinlemek istiyorum.
Bakmak istiyorum doğanın yeşilliğine,
Doyasıya bakmak.
Güneşten yanmış yüzleri
Nasırlaşmış elleriyle
İnsanlarımı görmek istiyorum.
Eşeğe atmış heybeyi
Tarlaya giden annemi,
Şapkası başında yorgun argın giden
Babamı özledim.
Toprağımı özledim.
Buğday tarlalarını, ağaçları,
Evin önünde akan dereyi özledim.
Köyüme gitmek istiyorum.
Öpmek taşımı toprağımı.
Koklamak temiz havasını
Soğuk yayla suyunu,
Avuçlarımla içmek istiyorum.
Ve köyüme gitmek istiyorum...
Dil'i
Geçmiş Sözlük
Ömer
KARAYILAN
a.
Ayın ışığını senden aldığı doğrudur
Aşk bütün yalanları tamamlar.
b.
Sesine ipekten bir libas gibi
Aşkı giyerdin .
Bir akarsu gibi yürür,
Saklı bir keder gibi gülümserdin.
Elimdeyken uçan, nefes gibi bir şeydin,
Ya da kafesinden salıverdiğim güvercin.
Belki buydu bir aşkı yerçekimsiz kılan.
Ben sesinden öpmek isterdim seni
Hüznünün sesinden.
Yarama adını basar,
Pusuda bir çığ gibi susardım.
Şimdi biziz kovulan cennet bahçesinden.
Bunun için böyle mahcup, kırılgan,
Kalbim, kendini ısıran yılan.
Ah, Aşk o çok sevimli yalan.
c.
Evet, biliyorum çok saçma
Ama hâlâ değdiğin yer kanıyor aklımda
Herkesin avcumda kına sandığı şey
Kalbim aslında.
Deniz suyu değiyor dudağıma
Adını andıkça,
Ağzımın içinde cam kırıkları,
Ve gözlerin yemin gibi aklımda.
|