Prof. Dr. Yahya AKYÜZ
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi
Öğretim Üyesi
Osmanlı
eğitim sisteminde öğrencilerin ödüllendirilmesi yaygın bir
uygulama idi. Bu konunun kısaca da olsa açıklanması ve günümüz
çağdaş eğitim açısından değerlendirilmesi yararlı olacaktır.
Çünkü bu konuda bir boşluk ve sistemli bir bilgi eksikliği
vardır. Her ne kadar biz Türk Eğitim Tarihi başlıklı
kitabımızda öteden beri Osmanlıda öğrencilerin ödüllendirilmesi
konusuna yer veriyorsak da, bu yazımız, konuya ilişkin başka
yeni ve önemli bilgiler getirecek ve bu boşluğu daha da ayrıntılı
dolduracaktır.
I. Osmanlı
eğitiminde ödül çeşitleri ve konumuza giren ödüller
Osmanlı
eğitim sisteminde öğrencilerin ödüllendirilmesinin çeşitli
biçimleri vardı. Bunları aşağıdaki başlıklar altında sıralayabiliriz:
1.Her düzeydeki okullarda
öğretmenin, öğrencilerin başarısını ya da güzel bir davranışını
gördüğü zaman sözle “âferin” demesi, memnun olduğunu
belli etmesi.
2.
Başarılı öğrencilerin sınıf atlatılarak
üst sınıflara alınması.
3.Vakıf gelirleri vs.
uygun bazı sıbyan mekteplerinde çocuklara kapama
denen giyim hediyesi verilmesi.
4.İstanbul’da bazı
okul öğrencilerinin Başbakanlığa vs. davet edilerek kendilerine
tatlı vs. yedirilmesi ve bahşiş olarak para verilmesi.
5.İstanbul’da Padişahların, bazı devlet
adamlarının okulların sözlü sınavlarında bulunarak başarılı
öğrencileri ve onların öğretmenlerini sözle övmesi, bazı
hediyelerle ödüllendirmesi.
6.Padişah Abdülhamit’in,
vb., Mülkiye Mektebi gibi bazı okullara özel ilgi duyması
ve bu okulların başarılı öğrencilerini, öğretmenlerini
saat vs. hediye ederek ödüllendirmesi.
7.Başarılı lise öğrencilerinin vs. gümüş
ve tunç madalyalarla ödüllendirilmesi.
8.Her düzeyde başarılı
öğrencilere kitaplar hediye edilmesi.
9.Tanzimat yıllarında ortaya çıkan, ilk
ve orta öğretimde başarılı öğrencilere “ödül belgeleri”
verilmesi şeklinde yapılan uygulamalar.
Yukarıda
belirtilen ödüllendirme biçimlerinin her birine ilişkin incelemeler,
değerlendirmeler yapılabilir. Biz daha sonraki yazılarımızda
bunu yapmaya çalışacağız. Bu yazımızda ise yalnızca bu sonuncu
ödüllendirme biçimi özetle ele alınacaktır. Ayrıca, öğrencilerin
ödüllendirilmesine ilişkin Osmanlı eğitimcilerinin geliştirdikleri
kuramsal yaklaşım açıklanacak ve günümüz eğitiminin ödül anlayışı
ile karşılaştırmalara gidilecektir.
II. Osmanlı
eğitiminde ödüllendirmeye ilişkin yasal belgeler
Tanzimat döneminde öğrencilerin
ödüllendirilmeleri ile ilgili ilk yasal belge, muhtemelen,
Nisan 1847 tarihli olarak sıbyan mektebi öğretmenlerine hitaben
yayınlanan Tâlimat’tır.
Bu
Tâlimat ile “falaka” “dinde olmadığı için” kaldırılmakta,
öğrencilerin cezalandırılma biçimleri yumuşatılmakta, ödüllendirme
olarak da öğretmenin çocuğa övücü sözler söylemesi, onu yanıbaşında
oturtması vs., gibi bir uygulama getirilmektedir. Ancak, Tanzimat
döneminde “ödül” konusunda muhtemelen ilk yasal belge olarak
değindiğimiz bu Tâlimat, bu yazımızın dışında kalmaktadır.
Öğrencilere “evrâk-ı takdiriye”
yani “ödüllendirme kâğıtları” adı ile bazı belgelerin verilmesi
uygulamaları, ilk kez, bizim tespitlerimize göre, 1870’lerde
başlamaktadır. Gerçekten, bu konuda ilk düzenleme 22 Eylül
1870 tarihinde yayınlanan Rüşdiye Mektepleri Nizamnamesi
ile getirilmiştir.
Bu
Nizamname’ye göre, bir ay süre ile derslerine iyi çalışan
ve iyi davranışlar gösteren öğrenci “1. derecede bulundurulur”.
Üç
ay süre ile 1. derecede kalan öğrenciye bir Tahsinname
verilir.
Altı
ay süre ile derslerine iyi çalışan ve edepli davranan öğrenciye
hem Tahsinname verilir, hem de adı, sınıflara asılacak
olan özel levhaya iri ve gösterişli yazılarla yazılır.
Daha
sonra başka düzenlemeler de yapılmıştır.
III. Osmanlı eğitimcilerin ödül ile ilgili kuramsal görüşleri
Öğrencilerin
ödüllendirilmesi ile ilgili kuramsal görüşler geliştiren ve
kitaplarıyla öğretmenleri etkileyen eğitimciler arasında özellikle
Selim Sabit Efendi, Musa Kâzım Bey, Aristokli Efendi önemli
bir yer tutar. Aşağıda onların görüşleri üzerinde kısaca durulacaktır:
1. Selim Sabit Efendinin Görüşleri
Çağdaş
anlamda ilk eğitim bilimcimiz olan Selim Sabit Efendi (1829-1911),
ilk açılan öğretmen okulunu 1855’te bitirmiş, öğrenim için
Fransa’ya gönderilmiştir. Dönüşünde öğretmen okullarında vs.
öğretmenlik yapmıştır. O, çeşitli eserlerinde ve özellikle
Rehnümâ-yı Muallimîn (1870) yani “öğretmenlere kılavuz”
başlıklı eserinde öğrencilerin ödüllendirilmesi konusunu muhtemelen
ilk kez ve ayrıntılı olarak ele alır. Ona göre başlıca öğrenci
ödülleri (önem dereceleri gittikçe artarak) şunlardır:
a)
Nişane-i âferin : Kırmızı renkli ve en alt düzeyde
değeri bulunan ödül kâğıdı.
b)
Nişane-i tahsin : Yeşil renkli. 10 adet Nişane-i âferin
değerinde.
c)
Nişane-i imtiyaz : Sarı renkli. 10 adet Nişane-i tahsin
değerinde.
d)
Öğrencinin sınıfının en üst yerinde oturtulması.
e)
Zikr-i cemil : Öğrencinin adının tüm öğrenciler önünde
anılması.
f)
İftihar levhası : Öğrencinin adının buraya yazılıp
birkaç gün sınıfta asılı tutulması. vs.
2. Musa Kâzım Beyin Görüşleri
Yine
ilk eğitim bilimcilerimizden olan Musa Kâzım Bey, öğretmen
okullarında öğretmenlik yapmış, çeşitli eğitim bilimi kitapları
yazmıştır. Bunlar arasında Rehber-i Tedris ve Terbiye
(1894) yani öğretim ve eğitim kılavuzu başlıklı eserinde öğrencilerin
ödüllendirilmesi konusunda ayrıntılarıyla durur:
O
da, Selim Sabit Efendi gibi “âferin” den başlayarak öğrencilere
verilecek ödül belgelerini sıralar. Örneğin “Âferin”, her
gün derslerine gereği gibi çalışan öğrencilere verilir, vs.
Ödüllendirmelerin
kuramı olarak Musa Kâzım Beyin şu görüşleri çok önemlidir:
“Bir
öğrencinin çalışması ve gayreti ödüllendirileceği zaman şu
noktaya son derece önem vermek gerekir: Ödül alan öğrenciyi
büyüklük taslamaya ve gurura teşvik etmemelidir. Bunun için,
onun başarısının ilâhî bir lütuf olduğunu ve ana babasıyla
yakınlarının yardımlarından ileri geldiğini ve az bir gayretle
arkadaşlarının da o başarıya ulaşabileceklerini söyleyerek
okulda ödül alamayan öğrencilerin üzülmelerine de yol açılmamalıdır.”
Yine
Musa Kâzım Beye göre, öğretmenler ödül ya da ceza verirken
son derece âdil davranmalıdırlar. “Eğitimci ve öğretmenler
ülkeye âdil ve değerbilir insanlar yetiştirebilmek için önce
kendileri adalet ve değerbilirliği uygulamalıdırlar.”
3. Aristokli Efendinin Görüşleri
Yine
ilk eğitim bilimcilerimizden olan Aristokli Efendi öğretmen
okullarında ve Mülkiye Mektebinde öğretmenlik yapmıştır. İlm-i
Terbiye-i Etfâl, yani çocuk eğitimi bilimi başlıklı bir
eser yazmıştır. Aslı muhtemelen Fransızca olan ve yayınlanıp
yayınlanmadığı bilinmeyen bu eser daha sonra Sami Bey adında
bir eğitimci tarafından Türkçeye çevrilip bazı eklemelerle
yayınlanmıştır (1907).
Bu
eserde, ödüllendirme konusunda şu önemli kuramsal görüşler
ileri sürülür:
“Ödüllendirme,
çocuklar arasındaki rekabet kuralının sonucudur. Ödüllendirme,
öğretmenin öğrencisinden memnun olduğunu, öğrencinin takdir
edildiğini ortaya koyarsa güzel sonuçlar verebilir. Ödül,
yalnızca birinci gelenlere ya da en çok lâyık olanlara mahsus
olmamalıdır: Yeterli derecede başarı gösteren öğrencilere,
derecelerine göre ödül vermek hem doğru ve hem de gereklidir.
Ayrıca, çocuğun yalnız başarısı değil, hem derslerine, hem
ahlâkî durumu ve davranışlarının daha iyi olması için gösterdiği
gayret ve çabalar da göz önünde tutulmalıdır.
“Ayrıca,
bir çocuk ödül almak için çalışmamalıdır. O, öğrenci olarak
görevini yapmak ve öğretmenini memnun etmek için çalışmalıdır.
Bu hususun öğrencilerin gözünden kaçmamasına dikkat edilmelidir...
Başka deyişle ödül bir amaç olmamalı, amaca ulaşmak için
teşvik edici olmalıdır. Bu durumda ödül, çalışma ve gayret
göstermenin bir ücreti gibi olmaz ve öğretmenin memnun olduğunun
göstergesi olur.”
Aristokli
Efendi, ödüllerin verilmesine ilişkin bazı temel ilkeler
üzerinde de durur:
a)
Ödüller çok değerli şeyler olmamalıdır.
b)
Ödüller takdir edilen duruma uygun olmalıdır.
c)
Ödüller çok fazla verilmemelidir.
d)
Ödüller her çocuğun kendi çalışma ve davranışlarındaki gelişmeler
nedeniyle verilmeli, bir çocuğa, başka çocuklara göre daha
iyi olduğu vs. gibi düşüncelerle ödül verilmemelidir. Başka
deyişle, ödüller kişisel olmalıdır.
e)
Ödüller çocuklarda büyüklük taslama ve gurura kapılma gibi
eğilimler oluşturmayacak şeylerden verilmeli, öğretmen bunların
veriliş biçimine de dikkat etmelidir.
f)
Öğrenciye verilen ödül, anne ve babasına da bildirilmelidir.
Böylece onlar da çocuklarının eğitim ve öğretimine katılmış
olurlar.
IV. Osmanlı ödül uygulamalarından örnekler
Türk
eğitim tarihi araştırmalarımız sırasında, biz yıllardır, Tanzimattan
sonra öğrencilere verilen ödül belgelerinden bir kısmını kişisel
arşivimizde toplamış bulunuyoruz. Bunlardan yalnızca dördü
aşağıda örnek olarak verilecek ve açıklanacaktır:
1. İstanbul Gülşen-i Maarif-i Hamidî
Mektebi’nde verilen bir ödül kâğıdı:
|
Gülşen-i Maarif-i Hamidî Mektebi
Aferin
Ihtiyat
sınıfı talebesinden 488 numaralı
Mustafa Efendiye
Alfabe dersinden
(verilmiştir.)
|
(Y. AKYÜZ Arşivi)
Gülşen-i Maarif-i Hamidî mektebi İstanbul’da özel bir ilköğretim kurumu
idi. Adındaki Hamidî terimi açıklama gerektiriyor:
Bu, okulun Padişah II. Abdülhamit döneminde açılmasından dolayı,
onun adını taşıyarak saygınlığını artırma düşüncesini yansıtmaktadır
(Hemen aşağıda 2 nolu ödül kâğıdına bkz.). Belgedeki “ihtiyat
sınıfı” terimi de “hazırlık sınıfı” anlamındadır.
2. İstanbul Gülşen-i Maarif Mektebi’nde
verilen bir ödül kâğıdı:
|
|
Gülşen-i Maarif-i Mektebi |
Hürriyet |
Aferin
Beşinci
sınıf talebesinden 116 numaralı Mustafa Mustafa
Efendi İlm-i Hal dersine çalıştığından
Aferin verilmiştir. /
24 K. sani 328 (=6 Şubat 1913)
Müdir-i
Mektep
İmza
|
| Uhuvvet |
Müsavat |
(Y. AKYÜZ Arşivi)
Gülşen-i Maarif Mektebi, İstanbul’da bir özel ilkokuldur ve
hemen yukarıda adıgeçen ve yine bir Âferin’ini tanıttığımız
Gülşen-i Maarif-i Hamidî Mektebi ile aynı okuldur.
Ancak, burada, eğitimin, dönemlerin siyasî özelliklerine göre
değiştiğini gösteren ilginç bir örnekle karşı karşıyayız:
Şöyle ki, 31 Mart 1909’dan sonra II. Abdülhamit tahttan indirilince,
adında onun adı, yani Hamidî bulunan tüm okulların
adından bu isim çıkarılmıştır. Yukarıdaki belge de 6 Şubat
1913 tarihli olduğundan, okulun önceki adındaki Hamidî
terimi artık mevcut değildir.
Bu
Âferin belgesinde dikkati çeken özelliklerden biri
de, köşelerine II. Meşrutiyet (1908 – 1918) yönetiminin ilkelerini
ifade eden kavramların yazılmış olmasıdır. Bunlar, Hürriyet
– Adalet – Uhuvvet (kardeşlik) Müsavat (eşitlik)
kavramlarıdır. Görüldüğü gibi, küçük bir öğrenci ödül kâğıdında
bile, dönemin siyasal rejimi kendi ilkelerini hatırlatarak
öğrencinin zihninde yer etmeyi amaçlamıştır.
3. İzmit Yeni Turan Kızlar Nümûne Mektebi’nde
verilen bir ödül kâğıdı:
|
|
Tahsin |
Kızlar Nümune Mektebi |
Devri-i
mutavassıta birinci sınıf talibatından 142 numaralı
Münevver Ahmet Hanımın Kur'an-ı Kerim
dersindeki say ve gayretine mükafaten verilmiştir.
25 Teşrin-i evvel 39 (=25 Ekim 1923)
|
Muallim |
Müdür |
(Y. AKYÜZ Arşivi)
Bu
Tahsin ödül kâğıdında yer alan “devre-i mutavassıta”
terimi ilkokul 3. ve 4. sınıfların karşılığıdır. Adı geçen
öğrenci bu devrenin 1. sınıfından olduğuna göre, demek ki
ilkokul 3. sınıf öğrencisi imiş.
4. İstanbul’da Şemsülmekâtip Mektebi’nde
verilen bir ödül kâğıdı
|
|
Padişah
Abdülhamit'in
Tuğrası
Zikr-i cemîl Varakası
Şemsülmekâtip iptidaî birinci sene
şâkirdanından 134 Numaralı Şemsettin Efendi
bu defa icra olunan umumî imtihanda
üç dersten Zikr-i cemîl'e müstehak
görülmüş olmağla işbu varaka yedine ita kılındı.
19 Ağustos 1322 (=1 Eylül 1906)
|
|
Müdür |
(Y. AKYÜZ Arşivi – Ahmet OFLU’dan)
Bu
Zikr-i cemîl ödül kâğıdı, İstanbul’da bir özel okul
olan Şemsülmekâtip’in ilkokul 1. sınıfında verilmiştir.
Umumî imtihan, dönem sonu yani o sınıfı bitirme sınavı
demektir. Ancak bu belgenin biraz daha açıklanması gerekmektedir.
Zikr-i cemîl, Selim Sabit Efendi’ye göre (1870) derecesi
gittikçe artan sıralamada 5. derecede bir ödüllendirmedir
ve öğrencinin adının tüm öğrenciler önünde anılmasıdır.
Şemsettin
Sami ise, Kamûs-ı Türkî’de (1901) bu terimi şöyle açıklar
(sadeleştirilerek):
“Zikr-i
cemîl: Öğrencilere kitap vs. gibi ödüllerin dağıtılması
sırasında, böyle bir ödüle hak kazanmadıkları halde tamamen
üzüntü içinde bırakılmaları da doğru olmayan öğrencilere verilen
ve kitap vs. gibi bir ödül kazanmaya yaklaştıklarını gösteren
belge.”
Bizim
görüşümüz ise şudur:
Zikr-i cemîl ödül belgesinin anlamı ve ödül sıralamasındaki
derecesi zamanla değişiklik göstermiştir. Nitekim öteki ödül
kâğıtlarının renginde ve derecesinde de zamanla değişiklikler
olmuştur. Bizim yukarıda verdiğimiz 1906 tarihli Zikr-i
cemîl ile elimizde bulunan 1915 tarihli bir başkası, gerek
boyutlarının büyüklüğü, gerek süslemeleri ve divanî türündeki
yazılarının görkemi, gerek üzerinde dönemin Padişahının tuğrasının
bulunması nedeniyle Âferin, Tahsin ve İmtiyaz’lardan
çok daha önemli, ileri düzeyde ödül belgeleridir. Örneğin,
yukarıda verdiğimiz Âferin ve Tahsin’ler yaklaşık
8 x 12 cm boyutlarında iken, yukarıdaki Zikr-i cemîl
15 x 22 cm ve elimizde bulunan 1915 tarihli bir başkası 18
x 26 cm boyutlarındadır. Bunların Osmanlı öğrencilerine sanki
bir diploma almış gibi mutluluk verdiklerini hayal etmemiz
yanlış olmaz.
V. Çağdaş eğitimde ödül
Çağdaş
eğitim bilimciler öğrencileri ödüllendirmenin onların başarılarına
ve davranışlarına olumlu katkıları bulunduğunu, ancak bu konuda
dikkatli davranılması gerektiğini söylerler.
Örneğin,
Fransızca bir çağdaş eğitim bilimi kitabında şöyle deniyor
(Demoor-Jonckheere):
“Başarma
arzusu ve gösterilen gayretin yararını hissetmek bir öğrenci
için normaldir; ancak arkadaşından üstün gelmek ve onu ezip
geçmek tehlikeli ve sakıncalıdır. Çocuklar arasında çok çabuk
aşırıya kaçacak bir yarışma meydana getirmekten kaçınmalıdır.
Her çocuk iyi bir sonuç almayı istemeli, fakat hiçbirisi arkadaşına
üstün gelmeyi hedeflememelidir. Bizim okullarımız ödül dağıtma
törenlerinde bazı öğrencilerin zaferini, bazılarının yenilgisini
ilân etmiyor mu? Bu eğitim sistemi değişmelidir, çünkü ahlâkî
değildir. Çocuğu sonuç almaya götürecek başarma arzusunu uyarıcı
olarak almak yeter; bunun için çocuğa yaptıkları için “bu
çok iyi”, “bu o kadar iyi değil”, “bu kötü” diyebiliriz, ama
ona şöyle demeyelim: “Arkadaşını geçtin”, ya da “arkadaşın
seni geçti...”
Örneğin,
İtalyan eğitimcisi Bayan Montessori (1870-1952)’ye göre de
ceza ve ödülün her ikisi de çocuk için tutsaklıktır. Ceza
onun kişiliğini baltaladığı gibi, ödül de onu gösterişe, böbürlenmeye
iter. Normal bir çocuğun tüm eylemleri, çalışmaları kendi
içinde oluşturulacak itici güçten kaynaklanmalıdır. Ancak,
Montessori’nin görüşlerini anaokulu çocukları için ileri sürdüğü
de hatırlanmalıdır. Gerçekten anaokulu çocuklarının ödüllendirilmesi,
ilk ve orta öğretimdeki öğrencilere göre çok daha nâzik bir
konudur.
Çağdaş
eğitimin bulgularına göre, öğretmenin iltifatları ve
öğrencilere vereceği küçük ödüller, onlar için bir
zevk ve mutluluk çemberi yaratmakta ve öğrencinin dersine
karşı ilgisini ve başarısını artırmaktadır.
Ancak,
çağdaş eğitim, bu tür ödülleri “dış etmenler” olarak
nitelendirir. Öğretmenin asıl yapması gereken, ödüller gibi
dış etmenleri kullanarak öğrencilerde “iç etmenler”
oluşturmaya çalışmaktır. Başka deyişle, öğrenciler, başarma
ve davranışlarını geliştirme açısından daha iyi olma arzusu
ve çabasını kendi içlerinde hissedebilmeli, bunu sağlamayı
kendileri için ödül olarak düşünebilmelidirler. Bu da ödülün
“içselleştirilmesi” demektir.
Sonuç ve genel değerlendirme
Tanzimattan
Cumhuriyete Osmanlı eğitim sistemindeki ödüllendirmeye ve
bu sistemin çağdaş eğitimle karşılaştırılmasına ilişkin aşağıdaki
değerlendirmeleri yapabiliriz:
1. Osmanlı eğitimcilerinin ödüle ilişkin
kuramsal açıklamaları ile çağdaş eğitimin bulguları
özde tutarlılık göstermektedir. Şöyle ki, öğrenci ödüllerinin
küçük ve öğrenimle ilgili şeyler olmasına ilişkin görüşleri,
bir çocukta ödül almak için çalışma arzusunun uyandırılmaması,
vs. gibi görüşlerinde Osmanlı eğitimcileri bu konunun kuramsal
temellerini iyi atmışlardır. Bunda kuşkusuz onların dönemlerindeki
Batılı eğitimcilerin görüşlerini iyi izlemeleri etkili olmuştur.
Osmanlıdaki azınlık ve yabancı okullarda da benzer bir ödüllendirme
sistemi vardı.
2. Osmanlı son döneminde eğitimde ödül
konusundaki kuramsal görüşler ve uygulamalar, bu konuda Osmanlı
eğitiminin “cezalandırma” sistemine göre daha çabuk olumlu
gelişmeler gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır. Gerçekten
Türk eğitim tarihi bize, Osmanlı eğitiminde “cezalandırma”
sistemindeki düzelmelerin daha yavaş olduğunu göstermektedir.
3. Osmanlı eğitim sisteminde incelediğimiz
şekilde ödül kâğıtlarının verilmesi kuşkusuz çağdaş
eğitimin ilkelerine aykırı bir uygulama gibi görünmüyor. Nitekim,
günümüzde de, ilköğretim 4. sınıftan itibaren her düzeydeki
okullarımızda öğrencilere Teşekkür ve Takdir
şeklinde ödül belgeleri verilmektedir.
4. Öğrencileri ödüllendirme, bir öğretmenin
“ölçme ve değerlendirme” yapma görevinin de önemli
bir parçasıdır. Bu, öğretmenin gerekli bilgi ve teknikleri
öğrenmiş olmasını gerektirdiği kadar, onun “yetenekleri” ile
de ilgili bir konudur. Bu açıdan bakıldığında, Musa Kâzım
Beyin 1894’te öğretmenlere hitaben yaptığı şu uyarı çok doğru
ve değerlidir: “Eğitimci ve öğretmenler ülkeye âdil ve
değerbilir insanlar yetiştirebilmek için önce kendileri adalet
ve değerbilirliği uygulamalıdırlar.”
5. Osmanlı dönemindeki ödül belgelerinin
öğrenciyi teşvik etmesinin yanında ilginç iki işlevi daha
vardı:
a) Ödül alan bir öğrenci, daha sonra cezayı
gerektiren bir davranışta bulunursa (tembellik, bir kabahat
vs.), ceza yerine, onun elinden belli sayıda ödül belgesi
alınıp öğrencilerin gözü önünde yırtılırdı...
Örneğin, dersine çalışmamış ya
da “küçük yaramazlık” yapmış bir öğrenciye öğretmeni İhtar,
Tevbih (sözlü uyarı) cezası verebilir, bu ceza ancak öğrencinin
daha önce aldığı veya sonra alacağı bir Âferin kağıdının
yırtılması ile silinmiş sayılırdı. Daha ağırca bir suç işleyen
öğrenciye verilen Tevkif cezası ise onun yemek teneffüsünden
mahrum bırakılıp ayrı bir sınıfta yazı yazması cezası idi.
Bu ceza ise dört Âferin ya da bir Tahsin ödül
kağıdının yırtılması ile affa uğrar ve silinirdi.
b) Ödül kâğıtlarının bir başka işlevi
de zaman zaman öğrencilerden geri alınıp karşılığında, bu
kâğıtların sayısına ve taşıdıkları değere göre, kendilerine
kitap ya da başka hediyelerin verilmesidir. Bu senede 2-3
kez tekrarlanırdı.
KAYNAKLAR
AKYÜZ, Yahya : Türk Eğitim Tarihi
(Başlangıçtan 2001’e) İstanbul, 2001, 458 s. 8. Baskı
(ALFA Yay.).
.......................... : Çağdaş Eğitimi Kuranlar,
Ankara, 1978, 70 s. (Çoğaltma).
.......................... : İstanbul Sıbyan Mekteplerinin
1809’daki Durumuna İlişkin Bir Belge, Eğitim Bilimleri
Fakültesi Dergisi, 1983, C. 16, Sayı 2, s. 1-10.
.......................... : İlköğretimin Yenileşme Tarihinde
(ve Çocuğa Bakışta) Bir Adım: Nisan 1847 Tâlimatı, OTAM,
1994, Sayı 5, s. 1- 47.
.......................... : Eğitimde Çağdaşlaşmaya Katkısı
Açısından Selim Sabit Efendi ve Öğretmenlere Kılavuz
Başlıklı Eseri, Uluslararası Vize Tarih ve Kültürü Sempozyumu,
İstanbul, 2000, s. 3-17 (Vize Kaym. ve Bel. Yay.).
.......................... : İlk Çağdaş Eğitim Bilimcimiz
Vizeli Selim Sabit Efendi, Tarih ve Toplum, Eylül 2000,
Sayı 201, s. 15-21.
.......................... : Cumhuriyete Gelinceye Kadar
İlköğretimin Tarihçesine Kısa Bir Bakış, Türkiye’de İlköğretim
(Dünü, Bugünü, Yarını), Ankara, 2003, s. 5-21 (MEB Yay.).
.......................... : Türk Eğitim Tarihinde Okullarda
Disiplin Anlayış ve Uygulamalarına Bir Bakış, II. Ulusal
Çocuk ve Suç Sempozyumu(2002), Ankara, 2003, s. 27-42
(Adalet Bak., Unicef, Ankara Ü... Yay.).
DEMOOR-JONCKHEERE: La Science de I’Education, Paris,
1925, 448 s.
PRESSEY-ROBİNSON : Psikoloji ve Yeni Eğitim, İstanbul,
1991, 2 C. (MEB Yay.).
ŞANAL, Mustafa : Türkiye’de Öğretmen Okullarında Okutulan
Meslek Dersi Kitaplarının Pedagojik Açıdan Değerlendirilmesi
(1848-1918), Ankara, 2002, 552 s. (Prof. Dr. Yahya AKYÜZ’ün
danışmanlığında hazırlanan yayımlanmamış Doktora Tezi).
.......................... : Selim Sabit
Efendi’nin Öğretim Yöntemleri İle Ödül ve Ceza Vermeye
İlişkin Görüşleri Üzerine Genel Bir Değerlendirme, Millî
Eğitim, Bahar 2003, Sayı 158, s. 205-220 (MEB Yay.).
ŞİMŞEK, Hüseyin : Tanzimat ve Mutlakıyet Dönemi Çocuk
Dergilerinin Eğitim Açısından İncelenmesi, Ankara, 2002,
492 s. (Prof. Dr. Yahya AKYÜZ’ün danışmanlığında hazırlanan
yayımlanmamış Doktora Tezi).