Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 MART 2004  |  YIL : 5 |  SAYI : 49

EĞİTİM

Tanzimattan Cumhuriyete
Eğitimde Ödül ve Günümüz Eğitimi
Açısından Bir Değerlendirme
(1839-1923)


Prof. Dr. Yahya AKYÜZ
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi
Öğretim Üyesi

Osmanlı eğitim sisteminde öğrencilerin ödüllendirilmesi yaygın bir uygulama idi. Bu konunun kısaca da olsa açıklanması ve günümüz çağdaş eğitim açısından değerlendirilmesi yararlı olacaktır. Çünkü bu konuda bir boşluk ve sistemli bir bilgi eksikliği vardır. Her ne kadar biz Türk Eğitim Tarihi başlıklı kitabımızda öteden beri Osmanlıda öğrencilerin ödüllendirilmesi konusuna yer veriyorsak da, bu yazımız, konuya ilişkin başka yeni ve önemli bilgiler getirecek ve bu boşluğu daha da ayrıntılı dolduracaktır.

I. Osmanlı eğitiminde ödül çeşitleri ve konumuza giren ödüller

Osmanlı eğitim sisteminde öğrencilerin ödüllendirilmesinin çeşitli biçimleri vardı. Bunları aşağıdaki başlıklar altında sıralayabiliriz:

1.Her düzeydeki okullarda öğretmenin, öğrencilerin başarısını ya da güzel bir davranışını gördüğü zaman sözle “âferin” demesi, memnun olduğunu belli etmesi.

2. Başarılı öğrencilerin sınıf atlatılarak üst sınıflara alınması.

3.Vakıf gelirleri vs. uygun bazı sıbyan mekteplerinde çocuklara kapama denen giyim hediyesi verilmesi.

4.İstanbul’da bazı okul öğrencilerinin Başbakanlığa vs. davet edilerek kendilerine tatlı vs. yedirilmesi ve bahşiş olarak para verilmesi.

5.İstanbul’da Padişahların, bazı devlet adamlarının okulların sözlü sınavlarında bulunarak başarılı öğrencileri ve onların öğretmenlerini sözle övmesi, bazı hediyelerle ödüllendirmesi.

6.Padişah Abdülhamit’in, vb., Mülkiye Mektebi gibi bazı okullara özel ilgi duyması ve bu okulların başarılı öğrencilerini, öğretmenlerini saat vs. hediye ederek ödüllendirmesi.

7.Başarılı lise öğrencilerinin vs. gümüş ve tunç madalyalarla ödüllendirilmesi.

8.Her düzeyde başarılı öğrencilere kitaplar hediye edilmesi.

9.Tanzimat yıllarında ortaya çıkan, ilk ve orta öğretimde başarılı öğrencilere “ödül belgeleri” verilmesi şeklinde yapılan uygulamalar.

Yukarıda belirtilen ödüllendirme biçimlerinin her birine ilişkin incelemeler, değerlendirmeler yapılabilir. Biz daha sonraki yazılarımızda bunu yapmaya çalışacağız. Bu yazımızda ise yalnızca bu sonuncu ödüllendirme biçimi özetle ele alınacaktır. Ayrıca, öğrencilerin ödüllendirilmesine ilişkin Osmanlı eğitimcilerinin geliştirdikleri kuramsal yaklaşım açıklanacak ve günümüz eğitiminin ödül anlayışı ile karşılaştırmalara gidilecektir.

II. Osmanlı eğitiminde ödüllendirmeye ilişkin yasal belgeler

Tanzimat döneminde öğrencilerin ödüllendirilmeleri ile ilgili ilk yasal belge, muhtemelen, Nisan 1847 tarihli olarak sıbyan mektebi öğretmenlerine hitaben yayınlanan Tâlimat’tır.

Bu Tâlimat ile “falaka” “dinde olmadığı için” kaldırılmakta, öğrencilerin cezalandırılma biçimleri yumuşatılmakta, ödüllendirme olarak da öğretmenin çocuğa övücü sözler söylemesi, onu yanıbaşında oturtması vs., gibi bir uygulama getirilmektedir. Ancak, Tanzimat döneminde “ödül” konusunda muhtemelen ilk yasal belge olarak değindiğimiz bu Tâlimat, bu yazımızın dışında kalmaktadır.

Öğrencilere “evrâk-ı takdiriye” yani “ödüllendirme kâğıtları” adı ile bazı belgelerin verilmesi uygulamaları, ilk kez, bizim tespitlerimize göre, 1870’lerde başlamaktadır. Gerçekten, bu konuda ilk düzenleme 22 Eylül 1870 tarihinde yayınlanan Rüşdiye Mektepleri Nizamnamesi ile getirilmiştir.

Bu Nizamname’ye göre, bir ay süre ile derslerine iyi çalışan ve iyi davranışlar gösteren öğrenci “1. derecede bulundurulur”.

Üç ay süre ile 1. derecede kalan öğrenciye bir Tahsinname verilir.

Altı ay süre ile derslerine iyi çalışan ve edepli davranan öğrenciye hem Tahsinname verilir, hem de adı, sınıflara asılacak olan özel levhaya iri ve gösterişli yazılarla yazılır.

Daha sonra başka düzenlemeler de yapılmıştır.

III. Osmanlı eğitimcilerin ödül ile ilgili kuramsal görüşleri

Öğrencilerin ödüllendirilmesi ile ilgili kuramsal görüşler geliştiren ve kitaplarıyla öğretmenleri etkileyen eğitimciler arasında özellikle Selim Sabit Efendi, Musa Kâzım Bey, Aristokli Efendi önemli bir yer tutar. Aşağıda onların görüşleri üzerinde kısaca durulacaktır:

1. Selim Sabit Efendinin Görüşleri

Çağdaş anlamda ilk eğitim bilimcimiz olan Selim Sabit Efendi (1829-1911), ilk açılan öğretmen okulunu 1855’te bitirmiş, öğrenim için Fransa’ya gönderilmiştir. Dönüşünde öğretmen okullarında vs. öğretmenlik yapmıştır. O, çeşitli eserlerinde ve özellikle Rehnümâ-yı Muallimîn (1870) yani “öğretmenlere kılavuz” başlıklı eserinde öğrencilerin ödüllendirilmesi konusunu muhtemelen ilk kez ve ayrıntılı olarak ele alır. Ona göre başlıca öğrenci ödülleri (önem dereceleri gittikçe artarak) şunlardır:

a) Nişane-i âferin : Kırmızı renkli ve en alt düzeyde değeri bulunan ödül kâğıdı.

b) Nişane-i tahsin : Yeşil renkli. 10 adet Nişane-i âferin değerinde.

c) Nişane-i imtiyaz : Sarı renkli. 10 adet Nişane-i tahsin değerinde.

d) Öğrencinin sınıfının en üst yerinde oturtulması.

e) Zikr-i cemil : Öğrencinin adının tüm öğrenciler önünde anılması.

f) İftihar levhası : Öğrencinin adının buraya yazılıp birkaç gün sınıfta asılı tutulması. vs.

2. Musa Kâzım Beyin Görüşleri

Yine ilk eğitim bilimcilerimizden olan Musa Kâzım Bey, öğretmen okullarında öğretmenlik yapmış, çeşitli eğitim bilimi kitapları yazmıştır. Bunlar arasında Rehber-i Tedris ve Terbiye (1894) yani öğretim ve eğitim kılavuzu başlıklı eserinde öğrencilerin ödüllendirilmesi konusunda ayrıntılarıyla durur:

O da, Selim Sabit Efendi gibi “âferin” den başlayarak öğrencilere verilecek ödül belgelerini sıralar. Örneğin “Âferin”, her gün derslerine gereği gibi çalışan öğrencilere verilir, vs.

Ödüllendirmelerin kuramı olarak Musa Kâzım Beyin şu görüşleri çok önemlidir:

“Bir öğrencinin çalışması ve gayreti ödüllendirileceği zaman şu noktaya son derece önem vermek gerekir: Ödül alan öğrenciyi büyüklük taslamaya ve gurura teşvik etmemelidir. Bunun için, onun başarısının ilâhî bir lütuf olduğunu ve ana babasıyla yakınlarının yardımlarından ileri geldiğini ve az bir gayretle arkadaşlarının da o başarıya ulaşabileceklerini söyleyerek okulda ödül alamayan öğrencilerin üzülmelerine de yol açılmamalıdır.”

Yine Musa Kâzım Beye göre, öğretmenler ödül ya da ceza verirken son derece âdil davranmalıdırlar. “Eğitimci ve öğretmenler ülkeye âdil ve değerbilir insanlar yetiştirebilmek için önce kendileri adalet ve değerbilirliği uygulamalıdırlar.”

3. Aristokli Efendinin Görüşleri

Yine ilk eğitim bilimcilerimizden olan Aristokli Efendi öğretmen okullarında ve Mülkiye Mektebinde öğretmenlik yapmıştır. İlm-i Terbiye-i Etfâl, yani çocuk eğitimi bilimi başlıklı bir eser yazmıştır. Aslı muhtemelen Fransızca olan ve yayınlanıp yayınlanmadığı bilinmeyen bu eser daha sonra Sami Bey adında bir eğitimci tarafından Türkçeye çevrilip bazı eklemelerle yayınlanmıştır (1907).

Bu eserde, ödüllendirme konusunda şu önemli kuramsal görüşler ileri sürülür:

“Ödüllendirme, çocuklar arasındaki rekabet kuralının sonucudur. Ödüllendirme, öğretmenin öğrencisinden memnun olduğunu, öğrencinin takdir edildiğini ortaya koyarsa güzel sonuçlar verebilir. Ödül, yalnızca birinci gelenlere ya da en çok lâyık olanlara mahsus olmamalıdır: Yeterli derecede başarı gösteren öğrencilere, derecelerine göre ödül vermek hem doğru ve hem de gereklidir. Ayrıca, çocuğun yalnız başarısı değil, hem derslerine, hem ahlâkî durumu ve davranışlarının daha iyi olması için gösterdiği gayret ve çabalar da göz önünde tutulmalıdır.

“Ayrıca, bir çocuk ödül almak için çalışmamalıdır. O, öğrenci olarak görevini yapmak ve öğretmenini memnun etmek için çalışmalıdır. Bu hususun öğrencilerin gözünden kaçmamasına dikkat edilmelidir... Başka deyişle ödül bir amaç olmamalı, amaca ulaşmak için teşvik edici olmalıdır. Bu durumda ödül, çalışma ve gayret göstermenin bir ücreti gibi olmaz ve öğretmenin memnun olduğunun göstergesi olur.”

Aristokli Efendi, ödüllerin verilmesine ilişkin bazı temel ilkeler üzerinde de durur:

a) Ödüller çok değerli şeyler olmamalıdır.

b) Ödüller takdir edilen duruma uygun olmalıdır.

c) Ödüller çok fazla verilmemelidir.

d) Ödüller her çocuğun kendi çalışma ve davranışlarındaki gelişmeler nedeniyle verilmeli, bir çocuğa, başka çocuklara göre daha iyi olduğu vs. gibi düşüncelerle ödül verilmemelidir. Başka deyişle, ödüller kişisel olmalıdır.

e) Ödüller çocuklarda büyüklük taslama ve gurura kapılma gibi eğilimler oluşturmayacak şeylerden verilmeli, öğretmen bunların veriliş biçimine de dikkat etmelidir.

f) Öğrenciye verilen ödül, anne ve babasına da bildirilmelidir. Böylece onlar da çocuklarının eğitim ve öğretimine katılmış olurlar.

IV. Osmanlı ödül uygulamalarından örnekler

Türk eğitim tarihi araştırmalarımız sırasında, biz yıllardır, Tanzimattan sonra öğrencilere verilen ödül belgelerinden bir kısmını kişisel arşivimizde toplamış bulunuyoruz. Bunlardan yalnızca dördü aşağıda örnek olarak verilecek ve açıklanacaktır:

1. İstanbul Gülşen-i Maarif-i Hamidî Mektebi’nde verilen bir ödül kâğıdı:

Gülşen-i Maarif-i Hamidî Mektebi
Aferin
Ihtiyat sınıfı talebesinden 488 numaralı
Mustafa Efendiye

Alfabe
dersinden (verilmiştir.)

(Y. AKYÜZ Arşivi)

Gülşen-i Maarif-i Hamidî mektebi İstanbul’da özel bir ilköğretim kurumu idi. Adındaki Hamidî terimi açıklama gerektiriyor: Bu, okulun Padişah II. Abdülhamit döneminde açılmasından dolayı, onun adını taşıyarak saygınlığını artırma düşüncesini yansıtmaktadır (Hemen aşağıda 2 nolu ödül kâğıdına bkz.). Belgedeki “ihtiyat sınıfı” terimi de “hazırlık sınıfı” anlamındadır.

2. İstanbul Gülşen-i Maarif Mektebi’nde verilen bir ödül kâğıdı:

Adalet

Gülşen-i Maarif-i Mektebi
Hürriyet

Aferin
Beşinci sınıf talebesinden 116 numaralı Mustafa Mustafa Efendi İlm-i Hal dersine çalıştığından Aferin verilmiştir. /
24 K. sani 328 (=6 Şubat 1913)

Müdir-i Mektep
İmza

Uhuvvet
Müsavat

(Y. AKYÜZ Arşivi)

Gülşen-i Maarif Mektebi, İstanbul’da bir özel ilkokuldur ve hemen yukarıda adıgeçen ve yine bir Âferin’ini tanıttığımız Gülşen-i Maarif-i Hamidî Mektebi ile aynı okuldur. Ancak, burada, eğitimin, dönemlerin siyasî özelliklerine göre değiştiğini gösteren ilginç bir örnekle karşı karşıyayız: Şöyle ki, 31 Mart 1909’dan sonra II. Abdülhamit tahttan indirilince, adında onun adı, yani Hamidî bulunan tüm okulların adından bu isim çıkarılmıştır. Yukarıdaki belge de 6 Şubat 1913 tarihli olduğundan, okulun önceki adındaki Hamidî terimi artık mevcut değildir.

Bu Âferin belgesinde dikkati çeken özelliklerden biri de, köşelerine II. Meşrutiyet (1908 – 1918) yönetiminin ilkelerini ifade eden kavramların yazılmış olmasıdır. Bunlar, Hürriyet – Adalet – Uhuvvet (kardeşlik) Müsavat (eşitlik) kavramlarıdır. Görüldüğü gibi, küçük bir öğrenci ödül kâğıdında bile, dönemin siyasal rejimi kendi ilkelerini hatırlatarak öğrencinin zihninde yer etmeyi amaçlamıştır.

3. İzmit Yeni Turan Kızlar Nümûne Mektebi’nde verilen bir ödül kâğıdı:

İzmit Yeni Turan

Tahsin
Kızlar Nümune Mektebi


Devri-i mutavassıta birinci sınıf talibatından 142 numaralı Münevver Ahmet Hanımın Kur'an-ı Kerim dersindeki say ve gayretine mükafaten verilmiştir. 25 Teşrin-i evvel 39 (=25 Ekim 1923)

Muallim
Müdür

(Y. AKYÜZ Arşivi)

Bu Tahsin ödül kâğıdında yer alan “devre-i mutavassıta” terimi ilkokul 3. ve 4. sınıfların karşılığıdır. Adı geçen öğrenci bu devrenin 1. sınıfından olduğuna göre, demek ki ilkokul 3. sınıf öğrencisi imiş.

4. İstanbul’da Şemsülmekâtip Mektebi’nde verilen bir ödül kâğıdı


Padişah
Abdülhamit'in
Tuğrası
Zikr-i cemîl Varakası
Şemsülmekâtip iptidaî birinci sene şâkirdanından 134 Numaralı Şemsettin Efendi bu defa icra olunan umumî imtihanda üç dersten Zikr-i cemîl'e müstehak görülmüş olmağla işbu varaka yedine ita kılındı.
19 Ağustos 1322 (=1 Eylül 1906)

Müdür

(Y. AKYÜZ Arşivi – Ahmet OFLU’dan)

Bu Zikr-i cemîl ödül kâğıdı, İstanbul’da bir özel okul olan Şemsülmekâtip’in ilkokul 1. sınıfında verilmiştir. Umumî imtihan, dönem sonu yani o sınıfı bitirme sınavı demektir. Ancak bu belgenin biraz daha açıklanması gerekmektedir.

Zikr-i cemîl, Selim Sabit Efendi’ye göre (1870) derecesi gittikçe artan sıralamada 5. derecede bir ödüllendirmedir ve öğrencinin adının tüm öğrenciler önünde anılmasıdır.

Şemsettin Sami ise, Kamûs-ı Türkî’de (1901) bu terimi şöyle açıklar (sadeleştirilerek):

Zikr-i cemîl: Öğrencilere kitap vs. gibi ödüllerin dağıtılması sırasında, böyle bir ödüle hak kazanmadıkları halde tamamen üzüntü içinde bırakılmaları da doğru olmayan öğrencilere verilen ve kitap vs. gibi bir ödül kazanmaya yaklaştıklarını gösteren belge.”

Bizim görüşümüz ise şudur:

Zikr-i cemîl ödül belgesinin anlamı ve ödül sıralamasındaki derecesi zamanla değişiklik göstermiştir. Nitekim öteki ödül kâğıtlarının renginde ve derecesinde de zamanla değişiklikler olmuştur. Bizim yukarıda verdiğimiz 1906 tarihli Zikr-i cemîl ile elimizde bulunan 1915 tarihli bir başkası, gerek boyutlarının büyüklüğü, gerek süslemeleri ve divanî türündeki yazılarının görkemi, gerek üzerinde dönemin Padişahının tuğrasının bulunması nedeniyle Âferin, Tahsin ve İmtiyaz’lardan çok daha önemli, ileri düzeyde ödül belgeleridir. Örneğin, yukarıda verdiğimiz Âferin ve  Tahsin’ler yaklaşık 8 x 12 cm boyutlarında iken, yukarıdaki Zikr-i cemîl 15 x 22 cm ve elimizde bulunan 1915 tarihli bir başkası 18 x 26 cm boyutlarındadır. Bunların Osmanlı öğrencilerine sanki bir diploma almış gibi mutluluk verdiklerini hayal etmemiz yanlış olmaz.

V. Çağdaş eğitimde ödül

Çağdaş eğitim bilimciler öğrencileri ödüllendirmenin onların başarılarına ve davranışlarına olumlu katkıları bulunduğunu, ancak bu konuda dikkatli davranılması gerektiğini söylerler.

Örneğin, Fransızca bir çağdaş eğitim bilimi kitabında şöyle deniyor (Demoor-Jonckheere):

“Başarma arzusu ve gösterilen gayretin yararını hissetmek bir öğrenci için normaldir; ancak arkadaşından üstün gelmek ve onu ezip geçmek tehlikeli ve sakıncalıdır. Çocuklar arasında çok çabuk aşırıya kaçacak bir yarışma meydana getirmekten kaçınmalıdır. Her çocuk iyi bir sonuç almayı istemeli, fakat hiçbirisi arkadaşına üstün gelmeyi hedeflememelidir. Bizim okullarımız ödül dağıtma törenlerinde bazı öğrencilerin zaferini, bazılarının yenilgisini ilân etmiyor mu? Bu eğitim sistemi değişmelidir, çünkü ahlâkî değildir. Çocuğu sonuç almaya götürecek başarma arzusunu uyarıcı olarak almak yeter; bunun için çocuğa yaptıkları için “bu çok iyi”, “bu o kadar iyi değil”, “bu kötü” diyebiliriz, ama ona şöyle demeyelim: “Arkadaşını geçtin”, ya da “arkadaşın seni geçti...”

Örneğin, İtalyan eğitimcisi Bayan Montessori (1870-1952)’ye göre de ceza ve ödülün her ikisi de çocuk için tutsaklıktır. Ceza onun kişiliğini baltaladığı gibi, ödül de onu gösterişe, böbürlenmeye iter. Normal bir çocuğun tüm eylemleri, çalışmaları kendi içinde oluşturulacak itici güçten kaynaklanmalıdır. Ancak, Montessori’nin görüşlerini anaokulu çocukları için ileri sürdüğü de hatırlanmalıdır. Gerçekten anaokulu çocuklarının ödüllendirilmesi, ilk ve orta öğretimdeki öğrencilere göre çok daha nâzik bir konudur.

Çağdaş eğitimin bulgularına göre, öğretmenin iltifatları ve öğrencilere vereceği küçük ödüller, onlar için bir zevk ve mutluluk çemberi yaratmakta ve öğrencinin dersine karşı ilgisini ve başarısını artırmaktadır.

Ancak, çağdaş eğitim, bu tür ödülleri “dış etmenler” olarak nitelendirir. Öğretmenin asıl yapması gereken, ödüller gibi dış etmenleri kullanarak öğrencilerde “iç etmenler” oluşturmaya çalışmaktır. Başka deyişle, öğrenciler, başarma ve davranışlarını geliştirme açısından daha iyi olma arzusu ve çabasını kendi içlerinde hissedebilmeli, bunu sağlamayı kendileri için ödül olarak düşünebilmelidirler. Bu da ödülün “içselleştirilmesi” demektir.

Sonuç ve genel değerlendirme

Tanzimattan Cumhuriyete Osmanlı eğitim sistemindeki ödüllendirmeye ve bu sistemin çağdaş eğitimle karşılaştırılmasına ilişkin aşağıdaki değerlendirmeleri yapabiliriz:

1. Osmanlı eğitimcilerinin ödüle ilişkin kuramsal açıklamaları ile çağdaş eğitimin bulguları özde tutarlılık göstermektedir. Şöyle ki, öğrenci ödüllerinin küçük ve öğrenimle ilgili şeyler olmasına ilişkin görüşleri, bir çocukta ödül almak için çalışma arzusunun uyandırılmaması, vs. gibi görüşlerinde Osmanlı eğitimcileri bu konunun kuramsal temellerini iyi atmışlardır. Bunda kuşkusuz onların dönemlerindeki Batılı eğitimcilerin görüşlerini iyi izlemeleri etkili olmuştur. Osmanlıdaki azınlık ve yabancı okullarda da benzer bir ödüllendirme sistemi vardı.

2. Osmanlı son döneminde eğitimde ödül konusundaki kuramsal görüşler ve uygulamalar, bu konuda Osmanlı eğitiminin “cezalandırma” sistemine göre daha çabuk olumlu gelişmeler gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır. Gerçekten Türk eğitim tarihi bize, Osmanlı eğitiminde “cezalandırma” sistemindeki düzelmelerin daha yavaş olduğunu göstermektedir.

3. Osmanlı eğitim sisteminde incelediğimiz şekilde ödül kâğıtlarının verilmesi kuşkusuz çağdaş eğitimin ilkelerine aykırı bir uygulama gibi görünmüyor. Nitekim, günümüzde de, ilköğretim 4. sınıftan itibaren her düzeydeki okullarımızda öğrencilere Teşekkür ve Takdir şeklinde ödül belgeleri verilmektedir.

4. Öğrencileri ödüllendirme, bir öğretmenin “ölçme ve değerlendirme” yapma görevinin de önemli bir parçasıdır. Bu, öğretmenin gerekli bilgi ve teknikleri öğrenmiş olmasını gerektirdiği kadar, onun “yetenekleri” ile de ilgili bir konudur. Bu açıdan bakıldığında, Musa Kâzım Beyin 1894’te öğretmenlere hitaben yaptığı şu uyarı çok doğru ve değerlidir: “Eğitimci ve öğretmenler ülkeye âdil ve değerbilir insanlar yetiştirebilmek için önce kendileri adalet ve değerbilirliği uygulamalıdırlar.”

5. Osmanlı dönemindeki ödül belgelerinin öğrenciyi teşvik etmesinin yanında ilginç iki işlevi daha vardı:

a) Ödül alan bir öğrenci, daha sonra cezayı gerektiren bir davranışta bulunursa (tembellik, bir kabahat vs.), ceza yerine, onun elinden belli sayıda ödül belgesi alınıp öğrencilerin gözü önünde yırtılırdı...

Örneğin, dersine çalışmamış ya da “küçük yaramazlık” yapmış bir öğrenciye öğretmeni İhtar, Tevbih (sözlü uyarı) cezası verebilir, bu ceza ancak öğrencinin daha önce aldığı veya sonra alacağı bir Âferin kağıdının yırtılması ile silinmiş sayılırdı. Daha ağırca bir suç işleyen öğrenciye verilen Tevkif cezası ise onun yemek teneffüsünden mahrum bırakılıp ayrı bir sınıfta yazı yazması cezası idi. Bu ceza ise dört Âferin ya da bir Tahsin ödül kağıdının yırtılması ile affa uğrar ve silinirdi.

b) Ödül kâğıtlarının bir başka işlevi de zaman zaman öğrencilerden geri alınıp karşılığında, bu kâğıtların sayısına ve taşıdıkları değere göre, kendilerine kitap ya da başka hediyelerin verilmesidir. Bu senede 2-3 kez tekrarlanırdı.

KAYNAKLAR

AKYÜZ, Yahya : Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 2001’e) İstanbul, 2001, 458 s. 8. Baskı (ALFA Yay.).

.......................... : Çağdaş Eğitimi Kuranlar, Ankara, 1978, 70 s. (Çoğaltma).

.......................... : İstanbul Sıbyan Mekteplerinin 1809’daki Durumuna İlişkin Bir Belge, Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 1983, C. 16, Sayı 2, s. 1-10.

.......................... : İlköğretimin Yenileşme Tarihinde (ve Çocuğa Bakışta) Bir Adım: Nisan 1847 Tâlimatı, OTAM, 1994, Sayı 5, s. 1- 47.

.......................... : Eğitimde Çağdaşlaşmaya Katkısı Açısından Selim Sabit Efendi ve Öğretmenlere Kılavuz Başlıklı Eseri, Uluslararası Vize Tarih ve Kültürü Sempozyumu, İstanbul, 2000, s. 3-17 (Vize Kaym. ve Bel. Yay.).

.......................... : İlk Çağdaş Eğitim Bilimcimiz Vizeli Selim Sabit Efendi, Tarih ve Toplum, Eylül 2000, Sayı 201, s. 15-21.

.......................... : Cumhuriyete Gelinceye Kadar İlköğretimin Tarihçesine Kısa Bir Bakış, Türkiye’de İlköğretim (Dünü, Bugünü, Yarını), Ankara, 2003, s. 5-21 (MEB Yay.).

.......................... : Türk Eğitim Tarihinde Okullarda Disiplin Anlayış ve Uygulamalarına Bir Bakış, II. Ulusal Çocuk ve Suç Sempozyumu(2002), Ankara, 2003, s. 27-42 (Adalet Bak., Unicef, Ankara Ü... Yay.).

DEMOOR-JONCKHEERE: La Science de I’Education, Paris, 1925, 448 s.

PRESSEY-ROBİNSON : Psikoloji ve Yeni Eğitim, İstanbul, 1991, 2 C. (MEB Yay.).

ŞANAL, Mustafa : Türkiye’de Öğretmen Okullarında Okutulan Meslek Dersi Kitaplarının Pedagojik Açıdan Değerlendirilmesi (1848-1918), Ankara, 2002, 552 s. (Prof. Dr. Yahya AKYÜZ’ün danışmanlığında hazırlanan yayımlanmamış Doktora Tezi).

.......................... : Selim Sabit Efendi’nin Öğretim Yöntemleri İle Ödül ve Ceza Vermeye İlişkin Görüşleri Üzerine Genel Bir Değerlendirme, Millî Eğitim, Bahar 2003, Sayı 158, s. 205-220 (MEB Yay.).


ŞİMŞEK, Hüseyin : Tanzimat ve Mutlakıyet Dönemi Çocuk Dergilerinin Eğitim Açısından İncelenmesi, Ankara, 2002, 492 s. (Prof. Dr. Yahya AKYÜZ’ün danışmanlığında hazırlanan yayımlanmamış Doktora Tezi).

 

İçindekiler

Editör

Başyazı

İstiklal Marşı Üzerine Birkaç Dikkat
Prof. Dr. Necat BİRİNCİ

Nevruz Bayramının Halkbilimsel Çözümlemesi
Doç.Dr. Özkul ÇOBANOĞLU

Yurdumuzda ve Orta Asya'da Nevruz Kutlamaları
İbrahim YURTOĞLU

Nevruz Güzellemesi
Süleyman ARPACI

Güneşin Çocuğu
Itır ALMIŞ

Tanzimattan Cumhuriyete Eğitimde Ödül ve Günümüz Eğitimi Açısından Bir Değerlendirme (1839-1923)
Prof. Dr. Yahya AKYÜZ

Ablam
Cemil KAVUKÇU

Cemil Kavukçu ile Öyküleri Üzerine
Şaban ÖZÜDOĞRU-Ethem BARAN

Cemil Kavukçu'nun Öyküleri
Şaban ÖZÜDOĞRU

Doğumunun 115.Yılında Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Selahattin ARSLAN

Davet
Zeliha YÜMSEK

Baharla Gelen Yaşama Sevinci
Dilek ÇİFTÇİ

Gül Mevsimi
Turabi ONAY

Pembe
Müberra ATEŞ

Yalnız Ağaç
Taner KARAHAN

Son Mevsim
İbrahim ERDEM

Bir Söz İklimi
Yücel DENİZ

Sevgi Çiçekleri
Necla AYDİL (MANT)

Karikatür
Enver BOLAT

Serzeniş
Esra GÜVEN

Sen
Ali ŞAHİN

Almatı, Hazan ve Ben
Mahmut YÜCELİ

Değinmeler
Selahattin ARSLAN

Karikatür
Hakkı USLU

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr