Selahattin ARSLAN
Sevgili Dostlar,
Artık yalnız değilim. Mektuplarınız gelmeye başladı... Kimi, eleştirilerimize
teşekkür ediyor, kimi bizim görüşlerimizi tamamlıyor ve kimi
de biraz sitem ediyor. Hepsi güzel, hepsi değerli ve tutarlı.
Ne güzel… Bu sayfalarda az da
olsa yazışacak kalemler var şimdi. Gelecek sayılarda bu cümleyi
“az da olsa” kelimelerini atarak kurabileceğimi umut ediyor,
sözü hemen yazılarınıza getiriyorum.
***
Sn. Ayşe MAŞA
İsmet
Paşa İ.Ö.O. Sınıf Öğretmeni Yahyalı/KAYSERİ
“Bir Sonbaharda” adlı şiirinizi ilgiyle okudum. Doğrusu, ilk dizeler
ustaca söylenmişti:
“Bu kaçıncı sonbahar sensiz ve kimsesiz?
Yanar döner içimde sahipsizlik.
Bir sen varsın,
Bir de sensizlik!
Bu kaçıncı sonbahar sensiz ve kimsesiz?”
Şiir, söyleyiş güzelliğinden, lirizmden ve imgelerden başka daha ne ki
… Tümü var bunların dizelerinizde. Katmerli bir özlemi, “Yanar
döner içimde sahipsizlik” sözleriyle verişiniz, gerçekten
duyurmanın en üst çizgisinde. “Yanar döner”in bilmem ikinci
anlamını da düşündünüz mü yazar olarak. Ben bu sözün, “bir
varsın bir yoksun” anlamını da düşündüm.
Sonra, “Bir sen varsın/ Bir de sensizlik” deyişiniz, “var, yok”
gibi karşıt anlamlı iki sözle, gerçekte hep “o”nun var olduğunu
güçlendirerek vurguluyor. Şiir de bu işte… Az, öz söyleyip,
okura koskoca bir hikâyeyi anımsatmak…
Bu söyleyişler, değişik olduğu ve okuyanda değişik tatlar bıraktığı için
güzel…
Ancak şiiriniz giderek şaşılacak kadar yavan söyleyişlere yöneliyor. Tut
ki iki Ayşe Maşa var da bunları ikincisi söylüyor. Bakınız,
birlikte okuyalım:
“Dolmadı mı artık sana kavuşma vakti?
Sana olan tutkum,
Sevgim,
Aşkım,
Yetmedi mi artık?”
Gördünüz mü şiir geçti gitti… Küstü, incindi, aradığını bulamadı da geçti
gitti… Yani, ozan Ayşe gitti de yerine ağlayan, sızlanan vatandaş
Ayşe geldi!
Anlıyorsunuz değil mi? O zaman, ne yapmak mı gerekir? Çok şey değil, en
başta biraz okumak ve araştırmak… Sahipsizliği, yalnızlığı
işlemiş nice ozanlarımız var. “Soğuk su ile yuyalar”
diye kimsesizliğin doruğunda Yunus Emre mi desem; “Sabah
rüzgârından gayri kapısını açanı olmayan” Fuzûlî mi desem;
“Yalnızlık nedir görürsün öldüğün zaman” diye bu illetle
avunup geçinmeye çalışan Cahit Sıtkı Tarancı mı desem… Ve
daha pek çoğu, bizim şairimiz ve şiirimiz saymakla bitmez
ki bitmez…
Biraz da özen ister iyi şiir… Başta söylediklerimle, ben diyeceğimi dedim.”
demek yok… Sonuna kadar özen… Bir kez yazınız ve yazdığınızı
binbir kez okuyunuz… Bizim gördüğümüz aksayışların çoğunu
kendiniz görüp düzeltirsiniz o zaman.
Baştan sona kadar güzel olan yeni şiirler beklerken, size ve öğrencilerinize
esenlikler…
****
Sn.Serdar ÇALIŞKAN
Haceri
Köyü İlköğretim Okulu, Kahta/ ADIYAMAN
“Köyde Öğretmen Olmak” adlı yazınızın daha başlığı sevgimizi ve
ilgimizi çekti. Bir köy öğretmenimizi dinleyecektik, ne güzel…
Gençliğimizin ilk yıllarını yaşatacak stajyer öğretmenliğimizin
ders defterini ilk imzaladığı acemice günlere gidecektik…
Üstelik, “Her akşam yıldızlar düşer gözlerinize…” diye
başlıyordu yazınız ki hepten vurulduk gitti… Dedik ki Serdar
Çalışkan, Bağıirem güzelliğini serecek gözlerimizin önüne…
Yanılmışım.
Daha ikinci cümlenizde akan sular durdu. Çünkü;
“Ve böyle şiirsel yazılar yazarsınız köylerde, O yıldızlar, ya düşünmek
için baktığınızda düşer gözlerinize ya tayinim çıksın diye
açtığınızda ellerinizi.” diyordunuz.
Bu, bir şey değilmiş meğer! Ardından sitemleriniz geldi çığ gibi:
“Orda bir köy var uzakta, mecburen gitmişsiniz oraya ve kısa zamanda
anlarsınız çocukluk hayallerinizi süsleyen ibibik horozun
ötüşünü, çeşmeyi, su testisini taşıyan kızların sadece hayâllerde
olduğunu… Siz köylerde inim inim inlerken iniltinizi sadece
durumunuzda olan öğretmenler bilir ve bu yazıyı sadece köy
öğretmenleri içli içli okur ve beğenir; bilirler beşi bir
yerde eğitimin zorluğunu ve her rüzgâr çatıyı tokatladığında
yarın çatıda iş olduğunu… Köyde para biriktirilmez, köyde
rahat edilmez, köyde saltanat sürülmez. (…) Yazarsınız ama
anlatamazsınız çilenizi, isimsiz kahramanlarsınız siz aziz
dostlarım ve gerçek öğretmenler sizsiniz.”
Ve daha sürüp gidiyor yazınız. Ben bu yazıyı, sanat yazısı olarak al(a)madım.
Bir mektup göndermişsiniz dergimize, ben de kendimi, mektubunuza
bir mektupla cevap vermiş sayıyorum.
Hiç kuşkusuz, öğretmenliğin şiirselliği, duygusal boyutu işin bir yanı…
Fakat bir de “Köyde para biriktirilmez, köyde rahat edilmez, köyde saltanat
sürülmez; yazarsınız ama anlatamazsınız çilenizi.”
dediğiniz yanı var öğretmenliğin.
İyi de şaşılacak ne var bunda öğretmenim? Biz, saltanat sürmek için seçmedik
ki onu. Biz seçmedikse söylenecek bir sözüm yok!.. Seçtikse,
cehle karşı savaş açmak içindi. Bir de sevgili öğretmenim,
bir de o “mecburen” sözünü sev(e)medim. “Mecburen gitmişsiniz”
diyorsunuz ya ondan söz ediyorum. Belki de “inim inim inlemeniz”
bundandır. Heyecanın dışında mı kalıyoruz yoksa?
Bilmiyorum fakat sanıyorum ki
gençsinizdir daha… Belki de köy çocuğusunuz, benim gibi… Köylerimize
gelip de bize en azından “bir harf “ öğreten o inanç dolu
Sıddıka Avar öğretmenlere bir boyun borcumuz var değil mi?
Hiç değilse ömrümüzün -ilk- birkaç yılıyla, dağ bayır demeden…
Onca öğretmen ozanlarımızın şiirlerindeki heyecanların yüzü
gözü hürmetine… Yıllarca “Alnımızda bilgilerden bir çelenk”
demiş olmanın hatırı için…
Biliyorum diyeceksiniz ki “Fakat sizler… Oralardan öyle yazılar yazmak
kolay… Buralarda benim yerimde olsaydınız…” Olsaydım da böyle
düşünürdüm sevgili öğretmenim, zaten oldum da, otuz sekiz
yıllık bir öğretmenin kalemine inanacağınızı ve güveneceğinizi
ummak isterim.
Gerçekte sizin de gönlünüzde
yatan aslan benimkiyle aynı… Baksanıza, kendinizi de katarak
“İsimsiz kahramanlarsınız siz aziz dostlarım ve gerçek öğretmenler
sizsiniz.” diyorsunuz… Ne diyeyim, doğru söze ne denir ki…
Evet, gerçek öğretmen olma sırası şimdi sizdedir; arı sizsiniz,
bal sizindir! Bizler mi, bizler sadece petek yapmaya çalışıyoruz
sizlere… Bazen tuğla tuğla, bazen patika patika, bazen sıra-masa,
bazen de eğitim dergileri çıkararak işte, mektup mektup, öykü
öykü, şiir şiir, “Şöyle garip bencileyin…”
Yine yazınız bize isimsiz ve gerçek öğretmenim, yine yazınız bize, dört
gözle mektup yolu bekletmeden…
Sayın Selahattin ARSLAN,
Öncelikle, Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim dergisinde yayımlanmak üzere
gönderdiğim “Yatılı Okullu ve Umutlar” adlı çalışmamla
ilgili eleştirilerinizden dolayı çok teşekkür ederim. Eleştirileriniz
üzerine yazımı tekrar önüme alıp okudum ve size kesinlikle
hak verdim. Aslında çok uzun cümleler kurduğumu bazen ben
de düşünüyordum, ancak yetkin bir kalemden bunu duymak bu
hatamı düzeltmem gerektiği konusunda beni daha fazla teşvik
etti. Gönderdiğim çalışmayı okumuş olmanızdan ve bana yol
gösterici önerilerde bulunmanızdan dolayı çok mutlu oldum.
Bu güzel davranışınız, yarım kalmış çalışmalarımı tamamlayıp
sizlerle bir an önce paylaşma isteğimi yeniden alevlendirdi.
Halil TAŞ
M. E. Müd. İlköğretim Müfettişi / ORDU