İbrahim YURTOĞLU
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Farsça nev (yeni), ruz (gün) kelimelerinin birleşmesinden oluşan
ve yeni gün anlamına gelen nevruz; Mart ayının 21. gününe
rastlayan, gece ve gündüzün birbirine eşit olduğu güne
verilen bahar bayramının adıdır. Güneşin “koç burcu”na
girdiği gün olan miladî 22 Mart, rumî 9 Mart’a rastlamaktadır.
Özbek, Kazak, Uygur, Türkmen, Kırgız, Tatar, Azerî, Çuvaş
ve Yakut Türkleri arasında Ergenekon’dan çıkış günü olarak
idrak edilmektedir. On iki hayvanlı eski Türk takviminde
yılbaşının 21 Mart’a tekabül ettiğini biliyoruz.
Anadolu’da ve Orta Asya’da nevruz şu kelimeler ile anılır: Nevruz, Navruz,
Novruz, Sultan-ı Nevruz, Sultan-ı Navrız, Navrez, Nevris,
Naorus, Novroz, Navrıs Oyıx, Nevruz Norus, Ulustın Ulu, Küni,
Ulusun Ulu Günü, Ulu Kün, Ergenekon, Bozkurt, Çağan, Mart
Dokuzu, Mart Bozumu, Nartukan, Nartavan, Isıakh Bayramı, Altay
Ködürgeni, Bahar Bayramı, Yörük Bayramı.
Bir toplumun fertlerini birbirine
bağlayan, aralarında bir dayanışma, bir âhenk meydana getiren
unsurlar o toplumun kültürünü oluşturur. Milletlerin yaşadığı
medeniyet dairesi, o milletin kültürü üzerinde belirleyici
rol oynar. Geniş bir coğrafyada, ayrı bölgelerde yaşayan Türk
topluluklarını ortak kültür ve değerler sistemi ile birbirlerine
bağlayan bu bayram, aynı zamanda bu toplulukların mizaçları
arasındaki ortak noktaları fark etmelerini sağlayan bir kültür
havzası oluşturmaktadır. Nevruz, millî kültürümüz içerisinde
birlik ve beraberlik sembolü olarak muhafaza ettiğimiz önemli
bir kültür mirasımızdır.
Anadolu kültür coğrafyasında tabiatı hayatına rehber edinmiş ve konar-göçer
bir hayat tarzı ile tabiatla iç içe yaşayan insanımızın baharın
gelişini, toprağın yeniden insanın hizmetine girmesini önemsemesi
ve bugünü bir bayram sevinciyle kutlaması, Nevruz’u bir bayram
olarak günümüze kadar taşımıştır.
Nevruz Bayramı’na tekabül ettiğine inanılan, Ergenekon’dan çıkış, Oğuz
Han’ın düşmanlarına galip geldiği, Hz. Âdem’in yaratıldığı
çamurun yoğrulduğu, Hz. Âdem’in Hz. Havva ile Arafat’ta buluştuğu,
Hz. Yusuf’un kuyuya atıldığı, Hz. Musa’nın Mısır’dan ayrıldığı,
Nuh Tufanı’nın sona erdiği, Yunus Peygamberin balığın karnından
dışarı çıktığı, Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı, Peygamber Efendimize
peygamberlik görevinin verildiği, Hz. Ali’nin doğduğu, halife
olduğu ve Hz. Fatıma ile evlendiği gün gibi çeşitli olaylara
tarih olarak düşülmüştür.
Nevruz, toprağın, suyun, havanın değiştiği günün, yani cemrelerin bayramıdır.
Kuruyan ağaçların yeşillendiği, göçmen kuşlarının döndüğü,
bir adı da “Nevruz çiçeği” (Nevruz gülü) olan çiçeğin çıktığı
bir gündür. Bu çiçeğin Latince’deki karşılığı, Iris stenopylla,
Iris persica, Iris galatica, Iris caucasica, Iris psendocaucasica’dır.
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde çeşitli adlarla anılan bu
çiçeğin halkımız tarafından bilinen adları şöyledir: Noruz
gülü, çiğdem, kardelen.
Osmanlı döneminde de Nevruz sayılı
günlerden biri olarak kutlanmıştır. Nevruziyye adı verilen
bir macun veya tatlı yemek âdet olmuştur. Padişahlara nevruz
münasebeti ile, donanmış atlar, murassa silahlar ve pahalı
kumaşlar gibi hediyeler verilirdi. Bunlara “Nevruziyye Pişkeşi”denilirdi.
Nevruz Türk Edebiyatı’nda işlenmiş konulardan birisidir. Nevruz dolayısıyla
yazılan kasidelere Klâsik Türk Edebiyatında Nevruziyye adı
verilmiştir. Yine Nevruznâmeler ve Bahariyeler de aynı konuyu
işleyen eserlerdir. Nevruziyyelerden örnek vermeye çalışalım:
“Gurre-i câh ol kadar sultân-ı gül kim korkaram
Hârdan bülbüller ister hûn-behâ Nevrûz’dur”
(Gül sultanı o kadar saltanatına mağrurdur ki, korkarım, bugün
adâlet günü Nevruz olması hasebiyle, bülbüller gül dikeninden
isteyeceklerdir.) Bu beyit Nâilî’nin, Cemşit’in Nevruz’da yürürlüğe giren adâletine
işaret ettiği bir beyitidir.
Ahmet Paşa’nın, takvimlerde Nevruz’a hassaten işaret edildiğini belirten,
aynı zamanda bahardaki gül-bülbül ilişkisini gösteren şu beyiti
de dikkate değer:
“İyd-i Nevrûz’u görüp gül defterinden andelîb
Hoş duâ vü medh okur şâh-ı zaferyâb üstüne”
(Bülbül, Nevruz Bayramı’nı gül defterinden, yani takvimden
görüp(öğrenip), zafer kazanan Şah’a hoş duâlar okur, ona medh
ü senâlarda bulunur.)
Bâki’nin, nevruzdaki terennümler münasebetiyle, mûsikî terimlerini peşpeşe
kullandığı beyiti ise şöyledir:
“Başladı gülşende mürg-i hoş-nevâ Nevrûz’dan
Şah-ı gül bezminde taksîm itdi bir garrâ gazel”
(Güzel sesli kuş (yani bülbül), gül bahçesinde nevruzdan dem
vurmaya başladı; gül padişahının meclisinde bir güzel gazelin
taksîmini yaptı, bir güzel gazel terennüm etti.)
Nevruz ile ilgili kutlamalar Halk Edebiyatımıza da tesir etmiştir. Nevruz
ile ilgili çeşitli şiirler yazılmış, deyişler, türküler, mâniler,
bilmeceler ve atalarsözü söylenmiştir. Bu bakımdan Nevruz,
edebiyatın her iki kolunu da birleştiren bir kültür ögesidir.
Sözleri Âşık Veysel Şatıroğlu ve Muzaffer Sarısözen’e ait Şarkışla türküsünde
çiğdem, lâle, sümbül ve nevruz çiçeklerine kişileştirme yapılmıştır.
“Çiğdem der ki” adlı bu şiirde, çiçeklere bir ruh kazandırılarak,
onların âleminden insanlara seslenilmiştir. Bu türkünün son
bölümünde Nevruz anılmıştır:
“Nevruz der ki ben nazlıyım
Sarp kayalarda gizliyim
Mavi donlu gök gözlüyüm
Benden âlâ çiçek var mı
Çayır çimen dolu dağlar
Yarim gurbet elde ağlar.”
Nevruz günü, halk dilinde çedene olarak bilinen keten veya kenevir tohumu
sac üzerinde hazırlanıp dağıtılır. (Bu âdet bilmece olarak
şu şekilde karşımıza çıkıyor: “Sac üstünde çatdayar, Ovucdan
ovuca atdayar (Govurga).” Çedenenin türküsündeki şu dörtlük
insanlarımızın zihninde yer etmiştir.
Çıt çıt çedene de
Sar bedeni bedene
Dünya dolu yar olsa da
Alacağım bir tane
Çiğdem çiçeği bir tekerlemede şu şekilde karşımıza çıkıyor:
Çiğdem çiğdem çiçecik
Ali Baba gökçecik
Çiğdem geldi kapıya
Yağ çıkarın yapıya
Yağ olmazsa bal olsun
Oğlum, uşağın sağ olsun
“Nevruz”un Türk musikîsinde makam
adı, bazı bölgelerimizde yer adı ve pek yaygın olmamakla birlikte
şahıs adı olarak kullanıldığını da görüyoruz.
Nevruz Bayramı’nın bir hazırlık dönemi vardır. Evlerin yıkık yerleri onarılır,
boyanır. Evde genel bir bakım yapılır. Bahar temizliği yapılır.
Çocuklar ve yetişkinler en güzel elbiselerini giyerler. Mezar
ziyaretleri yapılır. Eş-dost, akraba ziyaretleri yapılır.
Anadolu’da Nevruz zamanı kırlara çıkılarak, baharı karşılama
geleneği süregelmektedir. Bugünde beraber yemek yenir, yapılan
yemekler konu komşuya, özellikle yoksullara dağıtılır. Oyunlar
oynanır, ezgiler söylenir. Ateş üzerinden atlamak, niyet tutmak,
fal bakmak, mâniler söylemek, uçurtmalar uçurmak, diğer mahallî
eğlenceler arasında yer almaktadır.
Bugün Anadolu’da bir kısmının canlılığını ve sürekliliğini yitirdiği sportif
oyunlar da nevruz eğlenceleri arasında zikredilmektedir. At
yarışı, Cirit, Gökböri, Güreş, Atıcılık, Sinsin ve Kılıç Kullanma
bunlara örnektir. Nevruzla ilgili eğlence ve uygulamaların
hepsinin temelinde baharın canlılığı ve hareketliliği mevcuttur.
Bayramları birlikte
kutlamak bir sosyal fayda prensibini de beraberinde getirmektedir.
Bayramların özündeki sevgi, kardeşlik ve yardımlaşma ilkeleri
Nevruz’un da temel prensibini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Nevruz, Türk toplulukları ve komşularımız arasında yaygın
olarak kutlanan geleneksel bir bahar bayramıdır.
Nevruz Bayramı’nızı kutlar, ülkemizin birlik ve beraberliğine vesile olmasını
temenni ederim.