Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 NİSAN 2004  |  YIL : 5 |  SAYI : 50

Özel Sayı: ÇOCUK

Sait Faik Abasıyanık'ın
Hikayelerinde Çocuk


Selahattin ARSLAN

Ölümünden yarım yüz yıl sonra bile hikâye dünyasında güncel bir yazar, Sait Faik. Öyküleri bizimle birlikte yaşıyor fakat bizimle birlikte yaşlanmıyor! Bu bakımdan da dünün, bugünün ve yarının kuşaklarını, ayrı zamanlarda fakat aynı ilgi odaklarında kucaklıyor.

Hem de hiçbir sanâtkarlık taslamadan… Büyük lâflar etme sevdasına kapılmadan … İçimizden biri gibi; yalın yalıncık, aynı mahallede, aynı sokakta dahası aynı sofrada oturuyormuşuz kadar bizden… Tut ki hikâye yazmamış da söyleşmiş bizimle, içini boşaltmış… Kalemindeki eksilmeyen tutku, varsa yoksa insan… Lüzumlu lüzumsuz, suçlu suçsuz, güçlü güçsüz, günahıyla, sevabıyla, sıradan; tanıyınca hiç mi hiç şaşırmadığımız insan işte: “Hava, elektrikler, şehir beni sarhoş ediyordu. İnsanlar, beni bir mıknatıs hızıyla kendilerine çekiyorlardı. Dünyayı ve şehri riyasız kucaklamak istiyordum.”(1) diyen sevgi sarhoşu bir yürek.

Yunus gönüllü bir Sait Faik işte. Yoksa “Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey…. “ (2) diyebilir miydi başka türlü. Ya da “Türk Ülkesi” adlı öyküsünde bütün bir Türk tarihini abartısız, derin, sanki bir insanlık borcu gibi ve hepimizin yerine ve hepimizin koluyla kanadıyla kucaklayabilir miydi?

Sait Faik’in öykülerinde, nereden bakarsanız bakın, günlük insan boyutunun özlemlerini, yalnızlıklarını, dostluklarını buluyorsunuz. Bir kelimeyle onun kaleminde insan, mutluluğun peşinde. İnsanın içine türküler doğsun yeter ki … Bu türkülerin hangi dağlardan, hangi âşıklardan, hangi sazlardan geldiği hiç önemli değil. Bu konuda, ayrımcı, tekelci, belirleyici, sınır koyucu düşünmüyor.

Sözgelimi, “Hişt, Hişt!” adlı öyküsünde kendine mutluluk getiren “hişt” sesinin nereden ve nasıl geldiğini bir türlü kestiremiyor. Bu kestiremeyiş, umurunda da olmuyor zaten. Öykü şu cümlelerle bitiyor:

“Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…”

İnsanı öne çıkaran ve ona bütün olarak bakan bir yazarda, ayrıca çok belirgin bir çocuk veya kadın sorunu için yazılmış öykü bulmak söz konusu olamıyor. Sait Faik’in öykülerinde çocuk sorunu yok, çocuk motifi var. Genelde bunlar, on, on iki yaş çocukları. Hiç kuşkusuz Abasıyanık da her yazar/insan gibi çocukluğunu hasretle anımsıyor:

“Perdeyi sıyırıp karın hâlâ yağıp yağmadığını,yarın sabah mektebe giderken içleri al yeni lâstiklerimle karları gıcırdatıp gıcırdatamayacağımı düşündüğüm çocukluk günlerimden kalma bu sevinci nereye asmalı; iki baş sarmısak bir nazar boncuğu ile.

Sonra kızılcık ağacının dibine kuş yemi, darı, mısır, buğday atılacak, evden bir elek getirilecek(…), sac sobanın üstünde kuruyan mandalina kabuğunu sıcak sıcak ağza atıp pencere kenarında, kapana girecek serçe beklenecek…

Hey zavallı, saf çocukluk! Şimdi sen bile yoksun, sesin o kadar uzaklardan geliyor ki…” (3)

Sait Faik, İpekli Mendil ve Uyuz Hastalığı Arkasından Hayal adlı öykülerinde biraz daha boyutlu işliyor çocuğu… Ancak bu öykülerde çocuklar, pek de çocuk değil, on, on üç yaş çizgisinde.

“İpekli Mendil”deki çocuk yeni yeni sevdalanmış daha… Sevdiğine yadigâr olarak verecek bir ipekli mendil edinme çabasında. Bunun için ipek fabrikasına giriyor. Oradan bir mendil elde ediyor da… İşe bak ki tam bu sırada, olanlar da oluyor:

“Oydu, yavaşça pencereden sıyrıldı. Benim önümden geçerken, gözlerimi kapadım, dolaplar karıştırdı. İstifleri uzun müddet alantalan etti. Sesimi çıkarmadım. Doğrusu bu cesarete karşı bütün malı alıp gitseydi, sesimi çıkarmayacaktım.

(…)

Halbuki o, yine geldiği gibi bomboş, sessiz sedasız pencereden sıyrılıp gitti. Bu anda da bir dal çıtırtısı işittim. Düşmüştü. Aşağıya indiğim zaman, başına kapıcı ile beraber birkaç kişi birikmişlerdi.

Ölmek üzereydi. Sımsıkı kapalı yumruğunu kapıcı açtı. Bu avcun içinden bir ipekli mendil su gibi fışkırdı…” (4)

Sait Faik, bu tür öykülerinde kimseye bir ders vermiyor. Öyle bir çabası yok. Fakat sizin içiniz sızlıyor ve siz, ergin yaş çocuklarına daha anlayışlı olmak gerektiğini kendiliğinizden sezinliyorsunuz.

Yazar, “Uyuz Hastalığı Arkasından Hayal” öyküsüyle çocuğa bir adım daha yaklaşıyor. Ancak, ortaya konulan tez, çocuğa acıma ve yardım etme sınırını aşmıyor:

“Uyuzluya, bir sinemanın kapısında rastladım. Ayakları çıplaktı. (…) Bu çocuğu nereden tanıyorum? Bilmem… Belki de hiçbir yerden… Belki de her yerden… Sokakta böyle çocuklar yüzlerce; bir iki değil…

Uyuzlunun gözleri bendeydi; hatta bir tanesine aşina bir şekilde kırptı. Surat astım. Ne yalan söyleyeyim, bu kadar sefil olduğu için yüzümü buruşturdum. (…) O, aldırmadı güldü.”

Yazar, dilenen çocuğa para veriyor:

“Eline düşen çeyreğe baktı. Yüzünü kaldırdı. İşte orada, o elâ gözlerin içinde, insanları olduğu gibi değil, olacakları gibi sev, diyen adamın âdeta fikrini okudum.”

Daha sonra yazar, uyuzlu çocuğu kurtarmak için bazı önlemler hayal eder:

“Elli kuruşluk bir kükürtlü ilâcın yarısı, tamamdı…

Bir insan o akşam sinemaya gitmemeyi düşünse…(…) Şişman Madam, bilet almayıverse, bu çocuk üç gün içinde piru pak olurdu.

Bir ses, bana:

- Sen o parayı verebilirdin, diyor,

(…) O parayı versem, o yerdi. O uyuzla, yalancı bir saadet dünyası içindeydi.”

Sonunda, çözümü kadınlardan bekler:

“Bir kadın, bu çocuğu alıp eve götürüyor, uyuz merhemi sürüyor, üç beş gün evinde tutuyor, sonra isterse yine mikrobun kaynadığı sokağa onu tertemiz bırakıyor.

Doğru, yalnız hayalle geçiniyorum, ben yalnız hayal kuruyorum”

Sait Faik, görüldüğü gibi sorunlara çözüm arayan bir yazar olmadığını kendisi de “Ben, yalnız hayal kuruyorum.” diyerek vurguluyor.

Sait Faik’in böyle baş kişisi çocuk olan başka hikâyeleri yok gibi. Bazı hikâyelerinde birkaç paragraf veya birkaç satırla çocuktan söz ediyor. Bu öykülerinde çocuklara kısa portreler çiziyor ve onları bilinen özellikleriyle hikâyeye sokuyor:

“Dediğim köy evine vardığımız zaman, atlarımızı ufak, oya gibi bir köy çocuğu aldı. Kasketinin kenarına sokulmuş karanfile baktığımı sandığı için, çiçeği bana verdi. Halbuki ben onun, ıslak saman rengindeki gözlerine, yüzünün aynı renkteki derisine bakmıştım.” (5) Ne ki şehre gelince, iş değişir. Çocuklar, sefaletle birlikte verilmeye başlar. Bu, bir küfeci çocuk da olabilir:

“Kirli, soluk yanaklarına, çıplak ayaklarına merhametli değil, sevgi ile baktım. (…) Onu kucaklamak, köşedeki kunduracıdan ona bir lâstik ayakkabı… bir beyaz keten pantolon almak arzusuyla duydum.” (6)

Fakat, onun çocukları onurludur da … Çocuk ayakkabı ve pantolon istemeyince ona paraca yardım eder:

“Bununla beraber, yirmi beş kuruş çıkarıp verdim, yürüdüm. Arkamdan koşup iade etti. Yüzünü görmedim fakat elleri kararlı idi.”

Kimi kez, karşımıza çıkan çocuk çıraktır:

“Bir sabah çocuk çıkagelir, “Ahmet Ağabey, Merhaba!” derdi. “Merhaba!” derdi Ahmet. Çocuk, hiçbir şey konuşmadan, fincanları leğenin içindeki siyah sudan bembeyaz çıkarır. Rengi kirden kapkara olmuş bir peşkirle ovalaya ovalaya silerdi.”(7)

“Sarnıç” adlı öyküsünde çocuklar değişse de çocukluğun hiç değişmediğini ne kadar doğal ve içtenlikle anlatır:

“Seneler böyle geçtiği hâlde, aynı sarışın, esmer ayakları çıplak çocuklar, hiç büyümeden aynı servi ağaçlarına tırmanmaya çalışıyorlar, aynı ölülerin taşları arkasında saklambaç oynuyorlardı.”

İşte tüyler ürpertici bir başka saptama:

“Bu mahallede çocukların bazen başparmakları yoktu. Bu, çok hususi bir sanata şimdiden alışmaları için mahalle operatörleri tarafından yapılan bir ameliyat neticesiydi. Bazı çocukların da ayakları yoktu. Topuğundan, bileğinden, baldırından ve kasığından itibaren kopmuş ayaklı, mavi gözlü, koşamamaktan doğan kinlerini tekrar tramvay ve otobüslerden alan çocuklar.” (8)

Sait Faik, sanat anlayışı gereği bu saptamasıyla, akıl vermiyor, boyundan büyük işlere karışmıyor ama iyi bir ayna tutuyor, daha ne yapsın? Bunlar, çocuklarımızın, dünden güne taşıdığımız ve yarınlara uzanmasını dilemediğimiz sorunlarıdır aslında.

Sonra geliyoruz eğitime… Yazar, Köy Hocası ile Sığırtmaç adlı öyküsünde, çocuk yaştaki sığırtmaçtan şöyle söz ediyor:

“Sığırtmaç, öksüz ve yetimdi. Hangi samanlıkta yattığını bilmiyordum. (…) Yakalayıp, akşam üstleri köy kahvesinde bir saatçik ona ders verebilmek için bütün yaz uğraşmıştım.”

Sait Faik, çocuk hikâyecisi değildir. Onda çocuk, doğal hayatın akışında var olduğu kadar vardır. Bunlardan fazla olarak şunu da söyleyebiliriz. Yazar, yeri geldiğinde çocuğu anlatmaktan özel olarak hoşlanıyor. Çoğu, kendi çocukluğundan yola çıkarak onların portresine kolay ulaşıyoruz. Çizdiği renkli, ilginç, çarpıcı çocuk tiplemelerinin , okuyucunun belleğinde uzun süre yaşaması, bir gün bir vitrinin köşesinde beyaz bir ipek mendil gördüğünde usunun hemen “İpekli Mendil” hikâyesine gidivermesi bundandır. Böyle olmasında da şaşılası bir şey yoktur. Çünkü çocuk bu, çocukluk işte… Her insanın ilk göz ağrısı, başından geçen ilk macerası, kırk gün kırk gece düğün yaptığı ilk ve son fantezisi…

Sözün kısası, bağsız ve koşulsuz eskilerin deyişiyle “pür azade” yaşanılması bir hak olan çocukluk…

Yaşanılması yüzde beş yüz gereken bu çocukluğun Sait Faik de dışında kalamazdı zaten. Yoksa işin sonunda bir gün Cahit Sıtkı gibi;

“Ah o kaderini bilmediğim günler,

Koklamadan attığım gül demeti…

Sularını sebil ettiğim çeşme,

Eserken yelken açmadığım rüzgâr!”

diye diye yakınmak da vardır. Uzun söze ne hacet, Orhan Seyfi Orhon’un romanına koyduğu ad gibi, her birimiz, hâlâ ve hâlâ birer “Çocuk Adam”lar değil miyiz?


(1) Şehri Unutan Adam öyküsü

(2) Alemdağ’da Var Bir Yılan

(3) Kış Akşamı, Maşa ve Sandalye

(4) İpekli Mendil

(5) Babanın İkinci Evi

(6) Şehri Unutan Adam

(7) Garson

(8) Kalorifer ve Bahar

 

 

 

 

İçindekiler

Editör

Mustafa Kemal'in "Hakimiyet-i Milliye" Muhabirine Verdiği Mülakat

Çocuk Renkleri
Çağrı GÜREL

Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri Projesi
Dr.Abdulvahap ÖZPOLAT

Çocuk Yazarlarıyla e-söyleşi

Harry Potter'ın Büyüsü
Prof. Dr. Nilüfer TUNCER

Çocuk Şiirleri Güldestesi
Ali KARAÇALI

Çocuk Şiirleri
Tülin ARSEVEN

Çizgi Film, Masal ve Çocuk
Şaban ÖZÜDOĞRU

"Dünyanın Bütün Çiçekleri" Şiiri Üzerine
Dr. Adem ORAKÇI

Sait Faik Abasıyanık'ın Hikayelerinde Çocuk
Selahattin ARSLAN

Tayfun Talipoğlu ile Bam Teli, Eğitime % 100 Destek, Ali Dursun ve Diğer Çocuklar Üzerine

Himaye-i Eftal'dan Çocuk Esirgeme Kurumu'na Çocuklara Uzanan Şefkat Eli
Turgay ÇAVUŞOĞLU-Aziz SÖĞÜTLÜ

Bir Çift Beyaz Çorap
Reşat GÜREL

Bir Öğretmenin İtirafları
Hidayet SELİMOĞLU

Karikatür
Hakkı USLU

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr