Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 NİSAN 2004  |  YIL : 5 |  SAYI : 50

Özel Sayı: ÇOCUK

Çocuk Yazarlarıyla e-Söyleşi


Mustafa Ruhi ŞİRİN

1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Önce sevgiden. Çocuk, hayatımın en büyük ödevidir. Benim en doğal yaşama felsefemi çocuk ödevi oluşturur. Çocuk yazarlığım bu ödevin bir yüzü. Küçük fakat en anlamlı bir yüzü. Belki de en kalıcı olanı. Çocuk yazarlığıyla çocuğu bir dil öğrenir gibi tanıma ve anlama çabasını birlikte yaşıyorum. Çocuklarla arkadaş olmanın bir yolu da bu bence. Yazarken, çocuktaki safiyete ve bilgeliğe bürünme daha kolay oluyor. Çocuk dürbünüyle bakmayı öğreniyor insan. Çocuk bakışıyla çocuğa göre olanın ayrımına vardıkça, kendimi çocuk aynasında görüyorum. Çocukların baktığı yerden bakmayı, düşünmeyi ve gerçekleştirmeyi kavradıkça çocukluk kuşatıyor insanı. Bütün çocukları görüyorum, duyuyorum ve düşünüyorum. Çocuk yazarlığı çocuk gözüyle bakmak ve yazmaktır. Bunu başaramayan yazara açmaz kendini çocuk. Çocuğun gözünden konuşmayı öğrendiğim andan bu yana, çocukla aramdaki mesafenin kısaldığını farkettim. Çocuk yazarlığını kavrayalı, yazdıkça sevincim çoğalıyor. Kırlarda papatya toplayan bir çocuğun rahatlığı ve huzuru dolduruyor içimi. Yazdıklarımı okuyan çocuklar da kendilerini iyi hissediyorsa bundan daha hoş bir duygu ne olabilir ki!

Bir yazarın edebiyatıyla çocuklarda yaşaması diyorum ben buna. Bugünün ve geleceğin çocuklarında yaşamak. Çocuklar için yazmak sosyal duygusu gelişmiş yazarların başaracağı bir yazarlık biçimidir. Çocuğu hafife alanlar başaramaz çocuk yazarlığını. En ciddi yazarlık biçimidir çocuk yazarlığı. Bu yüzden, çocuğu inciten yazarların sayısı çoktur. Çocuk yazarı olmayı hak edenlerse gerçekten azdır. 

2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

Çocuk yayıncılığıyla çocuğa verilen değer arasındaki ilişki dikkate alındığında çocuk yayıncılığımızın nitelik ve nicelik çıtasının düşük olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumu birkaç yönden değerlendirmek mümkün: Türkiye’de henüz nesne çocuk anlayışından özne çocuk anlayışına geçememiş çocuk yayıncılığının oranı çok yüksektir. Büyük çoğunluğu dil, anlatım ve resimleme yönünden çocuğa göre olmayan yayın var piyasada. Nitelikli yayınlar da adeta bu çer-çöp yayınların baskısı altında. Okul çağı çocuk nüfusuyla kıyaslandığında bu yayınların toplam tirajı çok yetersizdir. Çocuk yayıncılığının durumunu anlamanın en kısa yolu okuldan geçer. Eğitim sistemi okuma alışkanlığıyla sınırlı anlayışı sürdürdükçe çocuk yayıncılığının niteliği de niceliği de sınırlı kalmak zorunda. Bu açıdan bakıldığında eğitim sisteminin okur yetiştiren bir programa kavuşturulması gereklidir. Okur yetiştirme felsefesinin merkezinde anadili öğretimi yer almadıkça bu programın başarıya ulaşma şansı yoktur. Eğitim ve öğretimin okur yetiştiremeyen bu tutumu, şimdiye kadar niteliksiz çocuk yayınlarının dolaşımına dolaylı destek sağlamıştır. Çocuk yayıncılığımıza yarım yüzyılı aşkın bir süredir çeviri yayınların yön verdiğini de unutmayalım. Çocuk yayınlarının kültürel sapmaya neden olduğu da bir gerçek. Çocuk medyası alanında olduğu gibi çocuk yayıncılığının yönü de Batı’ya dönük. Henüz kültürel kodlarımıza uygun, medeniyet ölçekli çocuk yayın programını gerçekleştiremedik. Dünya klasikleri ve çocuk klasikleriyle beslenen okul çağı çocuğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Klasiklerin uyarlanması, masalların yeni bir edebiyata dönüştürülmesi ve çocuk öznenin yenilikçi edebiyatı çocuk yayıncılığı gündemindeki yerini koruyor. Çocuk yayıncılığının nitelik ve nicelik sorunlarının aşılmasıysa ülke ölçekli çocuk edebiyatı kültürünün yaygınlaştırılmasıyla yakından ilgilidir. Çocuğa, anneye-babaya ve öğretmene yönelik çocuk edebiyatı kültürü odaklı eğitim materyalinin ailenin ve okulun gündemine girmesi çok önemlidir. Türkiye’de çocuk edebiyatı henüz etkili biçimde uygulama alanı bulamamıştır. Parçalar üzerinde çalışan nitelikli uzmanlar yetişmiş olmakla birlikte, uygulamada sistem eksikliği vardır. Aile, okul, çocuk ve gençlik kütüphaneleri, çocuk dergileri, çocuk medyası, çocuk hakları uzmanları, çocuk yayınevleri, editör, eleştirmen, araştırmacı, çocuk yazarları ve çocuk çizerlerinin birlikte çalışması sistemin başarılı olması için hem zorunlu hem de gereklidir. Türkiye’de çocuk yayıncılığının nitelik ve nicelik çıtasının yükselmesi de bu sistemin çalışmasına bağlıdır.

3- Çocuklar için önerdiğiniz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

Yerli Beş Çocuk Kitabı :

1. Balina ile Mandalina /Fazıl Hüsnü Dağlarca

2. Nasrettin Hoca Hikâyeleri / Orhan Veli Kanık

3. Serçekuş / Cahit Zarifoğlu

4. Müzik Satan Çocuklar / Yalvaç Ural

5. Kirpiler Şapka Giymez / Mevlâna İdris Zengin

Yabancı Beş Çocuk Kitabı :

1. Küçük Prens / A. de Saint Exupéry (Cemal Süreya-Tomris Uyar çevirisi)

2. Şeker Portakalı / José Mauro de Vasconcelos, (Aydın Emeç çevirisi)

3. Andersen Masalları / (Behçet Necatigil çevirisi)

4. Yağmuru Yağdıran Kedi / Marsel Aymé (Tahsin Yücel çevirisi)

5. İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü / Tim Burton (Tarık Günersel çevirisi)


Gülten DAYIOĞLU

1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Çocukların gelişimine katkıda bulunmak düşüncesi, beni onlar için yazmaya yönlendiriyor. Çocuklar için yazarken çok mutlu oluyorum. Bu olumlu duygu, karalanmış bir kağıdın bir köşesine görüşlerimi aktarmak yerine, tertemiz, bembeyaz bir kağıda görüş aktarmanın verdiği sevinç ve coşkudan kaynaklanıyor. Kısacası çocuklar benim için tertemiz bembeyaz birer sayfa gibi. Bu tertemiz sayfaya zihnimden, gönlümden bir şeyler yansıtırken sevinç coşku kadar, ölçüsüz bir sorumluluk kaygısıyla da kuşatıldığımı belirtmeden duramayacağım.

2-Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

Ülkemizde Çocuk Yayıncılığı hâlâ gelişme sürecini tamamlayamadı. Bu yüzden bir çok alanda, sapla saman birbirine karışıyor. Örneğin, büyükler çocuklara kendilerince önemli olan görüşleri, kitaplar yoluyla aktararak, öğretmen rolünü üstlenip, onları güdümlerine alma girişiminde bile bulunabiliyorlar. Kimi kitaplarda dilimizin kurallarına uyma, anlatım açıklığı, konu özgünlüğü ve çağdaşlık kaygısı hiç yok. Çala kalem yazılmış Çocuk kitapları piyasada kol geziyor. Bunların yanında nitelikli kitaplar da var. Ama henüz ayrık otu gibi tezgahları saran, sıradan kitaplar arasından çıkararak, değerlerini okurlara belirtemiyorlar. Bu alanda denetim ve eleştiri eylemleri işlerlik kazanmadığından “ben yaptım oldu” vurdumduymazlığıyla oluşturulan kitaplar da yaygın olarak, çocuk okurların eline ulaşıyor.

3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne ifade ediyor?

Sokaktaki çocuğun durumu elbette bana acı veriyor. Ancak bu toplumsal bir yaradır. Bu yarayı yazarlar değil, devletin sosyal kurumları iyileştirmek durumundadır. Ne yapıp edip bu çocuklar sokaklardan kurtarılmalıdır.

4-Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

Bu soru yaş düzeylerine göre sorulsaydı belki daha sağlıklı yanıtlar gelirdi. Yine de dünya klasiklerinden kitap isimleriyle birkaç yerli yazar adı vereceğim:

1. Don Kişot

2. Küçük Prens

3. Çocuk Kalbi

4. Şeker Portakalı

5. Denizler Altında Yirmi Bin Fersah

Aşağıda adı geçen güncel yazarların eserleri taranarak, yaş düzeyine göre kitaplar seçilebilir:

1. Muzaffer İZGÜ

2. Fatih ERDOĞAN

3. Aytül AKAL

4. Sevim AK

5. İpek ONGUN


Serpil URAL

1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Çocuklar için yazıyorum çünkü,

A) Onları önemsiyorum. Çocukluk döneminde kazanılan değerlerin kalıcı olduğunu bildiğim için onlara yaşam boyu yararlanacakları evrensel doğruları öğretmek ve olumlu bir bakış açısı ile yaşam sevinci verebilmek için yazıyorum.

B) Çocuklar için yazmak hoşuma gidiyor ve bana gelecek kuşaklar adına umut veriyor.

2-Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını, nicelik açısından gereğinden fazla, nitelik açısından ise yetersiz buluyorum. Çok sayıda kitap yayınlanıyor, çok sayıda yazar adı geçiyor ama kitaplar içerik açısından yeterince özenli değil. Pedagojik açıdan sakıncalı olanları, çocuğa uygun olmayanları, dili düzgün olmayanları pek çok. Çocuğun istediği değil anne babanın, öğretmenin ya da yayıncının istediği doğrultuda, hatta onların benimsedikleri ideolojileri çocuklara dayatmak için yazılmış kitaplar çoğunlukta. Fizik yapı açısından bakacak olursak, kötü basılmış, kağıdı, kapağı, resimleri kalitesiz kitaplar da çok.

Ayrıca, çocuk kitapları dağıtımının da yetersiz olduğunu düşünüyorum. Büyük şehirlerde bile her kitapçıda aradığınız kitabı bulamazsınız. Hele Anadolu’daki il ve ilçelerde iyi bir çocuk kitabı bulabilmek hemen hemen mümkün değil.

3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne ifade ediyor?

Sokaktaki çocukların, toplumsal yozlaşmanın ve ekonomik çöküşün bir göstergesi olduğunu düşünüyorum. Aile planlaması bilmeyen ya da benimsemeyen ailelerin ekonomik zorluklar karşısında sokağa attığı ya da insanca değerlerden uzaklaşmış ve/ya da gene ekonomik yetersizlikler içinde çırpınan ailelerin evden kaçmasına sebep olduğu çocuklara, ne yazık ki toplumdaki kurumlar da yeterince el uzatamıyor.

4- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

Yaş sınırını 0-18 olarak belirleyecek olursak çocuklar için vazgeçilmez diyebileceğim kitaplar şunlardır:

1. Jules Verne’in kitapları

2. Küçük Prens – Antoine St. Exupery

3. Alis Harikalar Diyarında – Lewis Carrol

4. La Fonten Hayvan Masalları – Orhan Veli’nin çevirisi

5. Pinokyo - Collodi

6. Bir Varmış Bir Yokmuş – Eflâtun Cem Güney

7. Güzel Uykular Alara – Tarık Dursun K.

8. Zıpır Bilmeceler – Yalvaç Ural

9. Ben Bir Çizgiyim – Ümit Öğmel

10. Yumurcak Dizisi – Rıfat Ilgaz


Mevlâna İDRİS

1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Herşeyden önce çocukları müthiş derin ve özel buluyorum. Bu derinliğin yanında olmak, bana, başka insanî katmanlarda çok az bulabildiğim bir farklılık, bir açılım duygusu veriyor. Bir metnin edebî olmaktan kaynaklanan bir güzellik etkisi varsa, ben yazdığım bir metnin etkisini çocuklarda dolaysız olarak görebiliyorum.

Büyükler için de yazıyorum ben. Ama yetişkinlerin yazı ile kurdukları ilişki çocuklardaki kadar doğrudan değil. Yetişkinlerin bir metinle, bir yığın zihinsel, ekonomik, siyasal, kültürel vb kodlanma ve şartlanmalar dolayımından bir ilişki kurabildiklerini düşünüyorum.

Kar yağmış, yerler beyaz örtü ile örtülmüş, etrafta kimseler yok ve yürüyorsunuz. Karda ilk sizin ayak izleriniz oluyor. Dönüp bakıyorsunuz, izleri net olarak görebiliyorsunuz. Biraz sonra yağmakta olan kar izleri örtecek, belki de başkaları orada yürüyecek ve sizin ayak izleriniz silinecek. Ama olsun, yine de güzel diye düşünüyorsunuz. Bir de yüzlerce ayak izi ile dolu bir yolda yürümek var. Çocuklara yazmakla, büyüklere yazmayı, biraz kabaca olmakla birlikte böyle ayırabilirim sanıyorum.

Kendi çocukluğuma bakınca, bazı yazarların okuduğum kitaplarda bana seslendiklerini, benimle konuştuklarını, bana dokunduklarını hissediyor ve görebiliyorum. Bu elbette yazının ve yazarın gücü ile ilgiliydi, ama benim duyuşumla da ilgiliydi aynı zamanda. Şimdi ben de bunu yapıyorum. Özel bir algı boyutunda olduğunu düşündüğüm, özel bir okur kitlesi ile edebiyat üzerinden mental bir iletişim kuruyorum. Bu iletişim tek taraflı değil. Çocuklar beni, ben de çocukları okuyorum. Sökebildiğim kadarıyla tabii...

2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir  değerlendirme yapar mısınız?

Ülkemizde son yirmi yılda, hem çocuk edebiyatı, hem de çocuk yayıncılığı anlamında olumlu anlamda bir sıçrama olduğunu düşünüyorum. Bu olumluluğu hem nitelik, hem de nicelik anlamında alıyorum.

Fakat genel olarak ülkemiz yayıncılığının içinde bulunduğu problemlerin çocuk yayıncılığını da ister istemez ilgilendirdiği ortada. Özellikle bir kitap, hazırlanıncaya kadar zaten zor şartlardan geçiyor ama, yayınlandıktan sonra karşılaşılan dağıtım sorunu filan bana çok acıklı geliyor.

3- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

Genel olarak böyle listelemeye dayalı sorular beni mahvediyor. Bu listeyi veremeyeceğim ama Küçük Prens’i zikretmeden yapamam. Beni bu sorudan azad ediniz.


Aytül AKAL

1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Çocuklar için yazıyorum, çünkü ‘yazmayı’ seviyorum. Eğer çocuklar için yazmasaydım, yine yazardım; seslenecek bir yerler, yazacak farklı konular bulurdum. Zaten ilk yayımladığım kitap da, yetişkinler için bir şiir kitabıydı (1982)...

“Niçin çocuklar için?” sorusu çok yerinde bir sorudur. Bu soruyu ben de çok sordum kendime. İtiraf etmeliyim ki, çocuklar için yazmayı düşünerek başlamadım yazmaya. Bir minicik düşünce dokunuşu olsun... Yo hayır, aklımda çocuklar yoktu... Yalnızca “yazmak” eylemi adınaydı her şey. Yazmaktan başka bir şey düşünemiyordum. Yazmak, benim mutluluğumdur, tutkumdur. Vazgeçmeye söz verdiğim, kendime yeminler ettiğim, ama yine onsuz olamayacağımı kabullenip, baş eğdiğimdir.

1989’da kucağımda onlarca masal vardı. Küçük oğlum için yazmıştım onları. Benden masal okumamı isteyen ama önerdiğim hiçbir kitabı sonuna kadar okutmayıp daha ilk sayfasında kulaklarını tıkayarak başka masal istediğini söyleyen, uyku uyumayan, yemek yemeyen, inatçı mı inatçı bir çocuğa... O zamanlar 2-3 yaşlarındaydı. Benden ısrarla masal istiyordu ama hiçbir kitabı okutturmuyordu. Sabrımın taştığı bir gün, “Peki ama sen hangi masalı istiyorsun? Söyle onu okuyayım,” dedim. Sandım ki, kitapların arasından bir tanesini seçip bana okutturacak. “Ben kertenkele masalı istiyorum!” dedi, kararlı ve kendinden emin.

Küçük Kertenkele” masalını o gün anlattım. Ardından “Uyumak İstemeyen Zürafa”... O günden sonra nasıl bir masal istiyorsa, itiraz etmeden, hemen oracıkta yaratıp, bir yandan kurgularken, bir yandan anlatıyordum. Daha sonra bu masalları daktilomda yazıya döktüm (o zamanlar elektrikli daktilolar bile yoktu!). Ve sonra... Geceyi Sevmeyen Çocuk adlı masal kitabıyla başlayan ve şiiriyle, öyküsüyle, romanıyla 100 kitaba yaklaşan, renkli bir serüvenin içinde buldum kendimi...

15 yaşında tuttuğum günlüğüme, ‘ben ilerde yazar ya da şair olacağım’ diye yazmıştım. Ama, “çocuk yazarı olacağım!” dememiştim...

Şimdi, yetişkinler için de yazmama karşın, kendimi bir çocuk kitabı yazarı olarak tanımlamayı seviyorum. Çünkü, çocuklara yazmayı seviyorum; dilime, düşüncelerime, duruşuma, yaşama bakışıma yakışan bir sesleniş bu...

2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

Zor sorular bunlar... Anlatması zor... Anlaması zor... İsyan etmeden kabullenilmesi çok zor... Ben iyi yönlerine söz değdirmeyi yeğliyeyim; yoksa, sorunlar öyle çok ki...

Yayıncılık da, haliyle, herhangi bir ticari şirket gibidir: Mal üretilir, mal satılır, kâr bilanço hesaplanır... Yayıncı/şirket, yaşamak için kâr etmek zorundadır. Bu bağlamda, bazı yayıncıların, çocuk kitaplarını yalnızca üzerinden kâr edilecek bir “meta” olarak gördüğü gerçeğini görmezden gelerek, çocuk kitaplarına “bir çuval patates” ya da “bir kasa domates” gözüyle bakıldığını düşünmeden, dedim ya, gözümüzü “iyi”lere dikelim... 

Ülkemizde çocuk yayıncılığı, 1990’dan bu yana çok büyük bir ilerlemeler kaydetti. Geçmişte, güzel örnekler görülmediğinden olsa gerek, güzelin ne olduğunu bilmemek de doğaldı. Ancak, kişilik, çocuk yaşta oluşuyor; eğer çocuklara yanlış değerler aktarılmışsa; daha ileri yaşlarda bunları düzeltebilmesi zor; çok zor. Bu yüzden değil mi ki, bu gerçeği bilenler, çocukların estetik değerleri ve doğru kavramları edinmeleri için çaba harcıyor, kişiliklerini oluşturacak renkleri ve ışıkları seçebilecek bilinci zamanında vermeye çalışıyor? 

Çocuk kitaplarının işte bu noktada işlevi çok büyüktür; çok önemlidir. Çocuk kitapları, çocukların kişiliklerinin şekillenmesi ve olgunlaşması sürecini hem hızlandırır, hem renklendirir, çeşitlendirir. 90’dan bu yana, sayısı hızla artan çocuk kitaplarının birçoğu, bu işlevini sürdürürken, patates ya da domates niyetine üretilen kitaplara rağbetin de giderek azaldığı görülüyor; çünkü artık ne istediğini ve ne seçmesi gerektiğini bilen bilinçli bir okur kitlesinin geliştiği söylenebilir. Kâğıdından, diline, görüntüsünden, içeriğine kadar her açıdan özensiz kitaplar, henüz seçme bilincine erişememiş kesimlere doğru çekildi. İster istemez, bu tür yayınevleri de, en azından görüntüyü kurtaralım bakışıyla, hiç olmazsa dış yapı kriterlerine uymaya başladılar. Bu nedenle bakıyorsunuz, bugüne kadar ‘nasıl olsa çocuktur, anlamaz, ucuz ucuz verir, sürümden vurgunu vururum’ düşüncesiyle hareket etmesine alıştığımız yayınevleri bile, kendilerine çeki düzen vererek, yeni ve çağdaş kitaplar yayımlamaya yöneldiler.

Ben geleceğe olumlu bakıyorum.  Aksi halde, 15 yaşından bu yana “yazmak” adına kurduğum hayallerin, Hayat Mecmuası ile birlikte yazın hayatına atıldığım 1972 yılından bu yana geçen 32 yılımın hesabını, nasıl veririm yaşama?

3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne ifade ediyor?

O çocukların anne ve babalarının ne denli “cahil” olduklarını düşünerek, toplum adına, insanlık adına üzüntü duyuyorum. 

Eğer bir toplum, “insan olmayı” yaşamın eksenine oturtmayı öğretememişse, “insan” sevgisini duyumsatamamışsa, kendini sevip saymaktan yola çıkarak başkalarını saymayı içselleştirmenin yöntemlerini aktaramamışsa, bireylerinin çarpık kişileşmesinin de önünü alamaz.

İnişe geçen bir uçaktan bakıldığında, “çarpık kentleşme” sözcüğünün ne anlama geldiği, nasıl somutlaşıp gözle görülebiliyorsa, bireylerinin de “kişilik” kazanma sürecinde nasıl “çarpık” kişileşmeye doğru gittiğinin sonuçları da somut olarak sokaklardadır; sorumluyu, aynı başıboşlukta aramak gerekir. 

Hangi anne, hangi baba, hangi dayı, teyze, amca, kardeş, bir çocuğun sokaklarda dolaşmasına  yürek dayandırabilir? Nesneleri ve kalıpları “insan”ın varlığından daha önemli görenler olsa gerek... Nesnelere ve kalıplara tutsaklık da, çocukluktan taşınır yetişkinliğe; iyice kemikleşerek ve vazgeçilmez tek görüş olarak... İnsanın özgür düşünce yeteneğini iğdiş edip, insanlığını kendi içinde tutsak ederek...

Bundandır işte, çocuklarımızı daha çocukken çocuk kitapları aracılığıyla “insan” kavramıyla, insani değerlerle tanıştırmak istememiz. Büyüdüklerinde, onlar, sokaklarda dolaşan kimsesiz, suçlu çocukların anne ve babaları olmasınlar diye...

4- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

Hangi çocuk için? Hangi kitap? Her çocuğa aynı model giysinin aynı ölçüde olanı uymaz... Hasta olan iki çocuğa, uzaktan uzağa aynı antibiyotik önerilemez. Kitaplar da böyledir.

Eğer siz bana kitap önereceğim çocuğun özelliklerini iletirseniz, ona en uygun olabileceğini ve onun için vazgeçilmez olabileceğini düşündüğüm kitapların adlarını sıralayabilirim. Ancak unutmamalıyız ki, onun için vazgeçilmez olan, bir başkası için kolayca vazgeçilebilecek olandır...

Çocuk kitabı alanında güzel eserler vermiş olan yazarların birkaçının adını verebilirim. Ama bu demek değildir ki, her çocuk, her yazarın yapıtını kendine yakın bulacak ve bu kitaplar onlar için ille de vazgeçilmez olacak. Bu seçimi ancak, okurun kendisi yapabilir. Zaten biz, çocuk kitabı yazarları da, kendi seçimlerini yapabilecek, özgür düşünce geliştirilebilecek, yaratıcılıklarının gücünü küçük yaşta keşfedebilecek bireyler yetiştirmek için yazmıyor muyuz? Kitap okuyan çocuklar, zaten seçimlerini doğru yapacaklar, yanlışlarını hızla ve yara almadan düzeltebilmenin yollarını da yine kendileri bulacaklar.

Yazar adı olarak önerebileceklerimi de düşündüm, ancak bu da adil olmayacak. Ben kimlerin ne yazdığını çok iyi biliyorum; çünkü Cumhuriyet kitap sayfasına yazdığım 5 yıl boyunca, binlerce çocuk kitabı okudum. Ancak, en iyi seçimi, yine çocukların yapacağına güveniyorum... 

Şimdi yüksek lisansını yapan oğlum, ilkokul 4. sınıfa giderken, dersleriyle ilgili kaygılarımı, “Anne, sen merak etme. Ben kitap okuyan çocuğum, başarırım,” diyerek gidermiş; aradan geçen yıllar içinde de haklılığını kanıtlamıştı. 

Ben, kitap okuyan çocuklara güveniyorum. Bunu bir çocuktan öğrendim...


Üzeyir GÜNDÜZ

1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Bir çocuğun sevgiye, merhamete ve korunmaya en çok muhtaç olduğu bir çağda annesinden uzak kalması korkunç bir şey… Düşünebiliyor musunuz; anneniz hem var hem yok. Bedeni, sevimsiz bir hastane odasının tahta zemininde, ameliyat yaralarının iyileşmesini bekleyen genç bir kadını (annenizi) her gece rüyanızda görüyorsunuz. Gökte uçan kuşlarla, tayyarelerle ona selâm gönderiyorsunuz. Üstelik bu selâmın ona ulaşmayacağını bile bile…

Bir uğursuz hastalık (kemik veremi), annenizle sizin aranıza aşılması güç engeller koyuyor. Kırık çıkıkçılara, sınıkçılara, hastahanelere, özel doktorlara, hatta kimi zaman “bir umuttur” diyerek şarlatan kocakarılara ayrılan zaman, bir annenin üç çocuğunu ayırması gereken zamanı yiyip bitiriyor…

Ve siz, annenizin yeniden eve dönmesini beklerken, bedeniniz, birden, bir ergen görünümüne bürünüyor. Ama içinizde fantezi dersinden bütünlemeye kalmış duygusal bir çocuk yaşıyor.

İşte ben, bütünlemeye kalan bu duygusal çocuğun yarım kalmış ödevlerini tamamlaması ve dersini başarıyla geçebilmesi için yazıyorum. İçimde yaşayan bütünlemeli çocuğun, bana fısıldadığı “çocukçalık”a ait kopyaları öykü ve masala dönüştürüyorum.

Çocuklar için kaleme aldığım her yazılı ürün, benim için bir ana kucağı oluyor. Yazdığım çocuk kitaplarının başarılı bir edebiyat yapıtı olup olmamasından çok, beni avutup avutmadığına bakıyorum. (Hani nasıl söyleyeyim; bu tamamen kişisel ve marazî bir durumdur.) Eğer yazdığım şey, beni avutuyorsa, başka çocukları da avutabileceğini düşünüyorum. Çünkü onlar, benim içinde saklı duran bütünlemeli çocukla aynı yaştalar. Başta dört erkek torunum olmak üzere, hepsini çok seviyorum. Duygularımı onlarla paylaşıyorum. Onlar için yazıyorum.

2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

Son yıllarda, ülkemizde, çocuk yayıncılığına karşı büyük bir ilgi var. İrili ufaklı birçok yayın evi çocuk kitapları yayımlıyor. Çocuğun gündeme taşınması açısından, bu sevindirici bir olay. Ancak bütün yayın evlerinin ideal ölçülerle, ilkeli bir çocuk yayıncılığı yaptıklarını söylemek oldukça zor. Çocuğu, çocuk sorunlarını, çocuklar için yapılan edebiyatı, çocuklar için üretilen görsel ve işitsel eğitim araçlarını ilkesel bazda ele alarak, bunu kendileri için özel bir dert edinen özel yayın evi ve sivil toplum kuruluşunun sayısı, iki elin on parmağını geçmemektedir.

Aslında, çocuklar için ideal ölçülerde yayın üretmek, başlı başına bir ekip işidir. Dil, anlatım, resimleme, görsel düzen, içerik, fizikî nitelik ve eğitsel hijyen çocuklar için üretilen bir eserin temel nitelikleridir. Bunların da her biri, özel bir uzmanlığı gerektirmektedir. Bu açıdan bakıldığında, bir çocuk kitabı pahalı bir prodüksiyondur.

Nüfusunun, neredeyse, üçte birini çocukların oluşturduğu bir ülkede, bu alanın ihtiyaçlarını karşılamak adına, ticarî bir sektörün oluşması kaçınılmazdır. Olaya sadece parasal açıdan bakan, çocuğu da “kolay bir tüketici” olarak gören bir zihniyetin, yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak çocuk yayıncılığı yapmasını beklemek, biraz safdillik olur. Çünkü ticarî düşüncenin ana mantığı, bir ürünü en ucuza mal edip, pahalı olan rakiplerinden daha ucuza satabilmektir.

Bu durumda, “ilkeli ve kaliteli” bir yayın üretmek gibi bir düşüncesi bulunmayan tüccar yayımcı; ucuz bir yazar, ucuz bir ressam, ucuz bir kâğıtla-kültürel ve ekonomik alt yapısı oldukça zayıf bir ortamda-ihtiyaçları karşılayan hizmet insanı konumuna gelecektir. İlkeli çocuk yayımcılığı yapmayı amaç edinen idealist yayımcı ise, (çocuk yayımcılığının doğası gereği) pahalı kitap üreten kişi olarak, tüccar yayımcı karşısında rekâbet edemeyecektir. Nitekim ülkemizde, bugün, böylesine olumsuz bir ortamda telif kaygısı taşımayan, sanat ve estetikten yoksun, dil ve anlatımı bozuk, fizikî dayanıklılığı bulunmayan ticarî amaçlı çocuk kitapları üretilmektedir. Buna engel olunması da olanaksız gözükmektedir. Basın özgürlüğüne sansür, liberal ekonomiye de yatırım uygulayamayacağınıza göre, bu işin makul ve mantıklı bir çözüm yolu bulunmalıdır.

Peki, bu işi kim ve nasıl çözmeli?

Sanatın, edebiyatın, kültürün ve estetik değerlerin yeni kuşaklara aktarılmasını ve geliştirilmesini uhdesinde bulunduran bir resmî kuruluş olarak, Millî Eğitim Bakanlığına bu konuda büyük iş düşmektedir. Bakanlık, çocuklarımızı ilkeli ve düzeyli çocuk yayınlarıyla tanıştırmak için yeni bir atılım başlatmalıdır. Bu da iki yolla yapılabilir:

Birinci yol olarak; fiziksel alt yapıya ilişkin (dizgi, grafik, resimleme, kapak düzeni, kaliteli kâğıt ve cilt vb…) masraflar bakanlıkça karşılanmak üzere, ülkemizin önde gelen çocuk yazarlarına (cazip bir telif karşılığında) eser siparişi verilebilir.

İkinci yol olarak ise; Yayımlar Dairesi nezdindeki Çocuk Yayınları Danışma ve Yayın kurulu’nca akredite edilecek özel yayın evi ve yazarların yanı sıra bu alanda hizmet veren vakıf, dernek ve benzeri kuruluşların ürettiği çocuk yayınlarından (bir ana sponsor bulunarak veya ücreti döner sermayece karşılanarak) satın alınıp bir program dahilinde çocuklarımıza sunulabilir.

Böylece, sevgili çocuklarımızın düzeyli çocuk yayınlarıyla tanışması sağlanabilir. Bu girişimin bir disiplin dahilinde uygulanması sonucunda, çocuklarımızı seçiciliğe önem veren birer okuyucu birey haline dönüştürebiliriz diye düşünüyorum.

3- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

Bu konuda, on değil onlarca kitap adı verilebilir. Çünkü her çocuğun beğenisi farklı olabiliyor. Bu nedenle, belirli sayıda kitap adı öneren manipulatif yaklaşımı doğru bulmuyorum. Buna rağmen anlatım dilleri, fantastik yaklaşımları, eğitsel mesajları, duygusal yoğunlukları ve sanatsal ağırlıkları açısından değişkenlik arz eden (yerli-yabancı) on kitap adı sunabilirim. Örneğin;

1. A.de Saint-Exupery’nin Küçük Prens’ini,

2. Jose Mauro de Vasconcelos’un Şeker Portakalı’nı

3. Edmondo de Amicis’in Çocuk Kalbi’ni

4. Lewis Carroll’un Alice Harikalar Diyarında’sını

5. Astrid Lindgren’in Uzun Çoraplı Kız: Pippi’sini

6. Tevfik Fikret’in Şermin’ini

7. Gülten Dayıoğlu’nun Fadiş’ini

8. Cahit Zarifoğlu’nun Yürek Dede ile Padişah’ını

9. M.Ruhi Şirin’in Guguklu Saatin Kumrusu’nu

ve Ömer Seyfettin’in Kaşağı’sını sadece kendi beğenilerim açısından önerebilirim.


Ayla ÇINAROĞLU

1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Yaşam felsefesini “çok para”  ya da “güç ve iktidar” değil, huzur, mutluluk ve barış üstüne kurabilen bir kişi, yetenekleri doğrultusunda, en iyi yapabileceği ve severek çalışacağı işi meslek olarak seçmeli.

Ben, çocuk kitaplarının, bir insanın temel eğitiminde çok önemli işlevi olduğuna inanıyor, yeteneklerim doğrultusunda, yapabildiğim en iyi iş budur diyor ve çocuklar için severek yazıyorum.

Böylece, ülkeme olan gönül borcumu ödemekte olduğumu düşünmek de iç huzurumu çoğaltıyor.

2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

Ülkede kültür yoksunluğundan yakınıyor, çocuk yazını ve yayımcılığının yeterli ve nitelikli olmadığını düşünüyorsak eğer, öncelikle bir kısır döngü içinde olduğumuzu görmeliyiz:

Aile içindeki bireyler ve öğretmenler kitabın kişilik ve kültür gelişimindeki işlevini bilmez, ders kitaplarından başka kitap okumaz, okutmazlar. Kitabı bir emek ürünü olarak görmezler. Bu nedenle, kitap hep “pahalı” bulunur, kitap için para ödemekten kaçınılır. Paralı okullar bile kütüphane raflarını bağış kitaplarla doldurmaya çalışır, düzenledikleri göstermelik söyleşi günlerinde çağırdıkları yayınevlerini ve çocuk yazarlarını bedava birer reklam aracı olarak kullanmak isterler. Bu nedenlerle, çocuk kitaplarında satışlar yükselmez.Bu nedenle de yayımcılar çocuk yazarlarına teklif götürmez, yazardan gelen tekliflere para ödemek istemez, içerik ve görsel olarak ucuz, niteliksiz kitaplar üretmeye yönelirler. Bu tür kitaplar çocuklarda estetik, merak ve okuma isteği duygularını geliştirmez. Bütün bu nedenlerle, çocuklar kitap okumaz. Kitap okumayan çocuklar, büyüdüklerinde kitap okumayan, çocukları okumaya yönlendirmeyen ebeveyn ve öğretmenler olurlar. Ve bu kısır döngü böylece sürer gider.

Kısır döngünün kırılması gereken nokta ise kuşkusuz düşünmeyi ve öğrenmeyi öğreten çağdaş eğitim birliğinde; yöneticilerin eğitim ve kültür politikasındadır.

3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne ifade ediyor?

Sokakta yaşamak ve zor koşullarda çalışmak zorunda kalan çocukları eğitimsizliğin ve kültür yozluğunun kurbanları olarak görüyorum.

4- Çocuklar için önerdiğiniz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

Çocuk kitaplarını bir tek kategori içinde görmek ve değerlendirmek yanlış olur.

Okul öncesi çağı kitapları, ilköğretim ilk bölüm ve ikinci bölüm çağı kitapları ve ilkgençlik çağı kitapları olarak ayırmak gerekir. Her biri kendine özgü nitelikler gerektirdiğinden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, vazgeçilmez on kitap değerlendirmesi yapmayı da pek doğru bulmuyorum.


Aysel GÜRMEN

1. Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Çocuklar için yazmamın en büyük nedeni, bu alanda yetenekli olmam.

Kendimi gerçekleştirmek adına, var olan yetenek ve birikimlerimi kullanarak çocuk yazınında üretim yapıyorum. Çocuklar için yazmak, uğraşlarımdan yalnızca bir tanesi. En zor ve en zevkli olanı... Anne olmak gibi bir şey. Anne olmak ve çocuklar için yazmak... Sanıyorum bunlar beni ben yapan şeyler.

2. Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

 Ülkemizde çocuk yayıncılığı, gerek nicelik gerekse nitelik açısından çok hızlı bir gelişme içinde. Kuşkusuz ki yeterli düzeyde değil. Ancak, çocukların okuma oranı ve okuma kültürüyle karşılaştırdığımız zaman, çocuk yayımcılığının daha iyi durumda olduğunu düşünüyorum. Yazarlar ve yayıncılar, çocuk yazınına talep yaratmak için türlü çabalar gösteriyorlar. Yıllardır, diğer yazar arkadaşlar gibi, ben de çocukların dikkatini kitaba çekmek için çok zaman ve çaba harcadım. Oysa bir yazarın işi üretmek olmalı. Çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak veya kitaba talep yaratmak olmamalı. Çocuklar okuma kültürünü, eğitim-öğretim sürecinde anne-babalardan ve öğretmenlerden almalı. Ancak anne-babalar ve öğretmenlerin kısmen de olsa haklı bir gerekçeleri var: “Eğitim sistemi”. Yüklü ders programları hem çocukları hem de öğretmenleri zorluyor. Ne yazık ki özel bir çaba gösterilmediği durumlarda, kitap okuma kültürünü geliştirmeye zaman kalmıyor. Gerçek şu ki, okuma kültürü sorunu, Milli Eğitim Bakanlığı, okul ve aile üçgeninde ele alınmazsa, yazarların, yayıncıların, bazı öğretmen ve ailelerin bireysel çabalarının, makro düzeyde sonuç vermesi beklenemez. Bazı sivil toplum örgütlerinin bu alandaki çalışmalarını göz ardı edemeyiz. Yine de ben bu sorunun sistem sorunu olduğunu düşünüyorum. Eğer sistemdeki tıkanıklık giderilirse; öğretmenler, anne-babalar, yazarlar, yayıncılar ve sivil toplum örgütlerinin de çabalarıyla, çocukların okuma kültürünün çok büyük bir ivme kazanacağını düşünüyorum.

3. Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne ifade ediyor?

Sokaktaki çocuk bana ülkemizde yapılacak çok iş olduğunu söylüyor. Sosyal güvence, kent yaşamına uyum, eğitim, kültür ve kuşkusuz ki ekonomik sorunlarımızı işaret ediyor. Ülkemizin şu anda çok büyük ve hızlı bir değişim içerisinde olduğunu düşünüyorum. Ekonominin düzelmesi ve eğitimin ciddiyetle ele alınması diğer sorunların da kolayca çözülmesini sağlayacaktır.

4. Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

 Yerli ve yabancı olmak üzere çocukların büyük bir zevkle okuyacakları çok sayıda kitap var. Bunların on tanesinin adını vermek bana göre yanlış. Hele bir yazar olarak bunu benim yapmam daha büyük bir yanlış olur. İyi kitaplar arasından yalnızca on tanesini seçmek, hem kitaplara hem de yazarlara haksızlık olur. İyi kitaplar arasından 50 tanesini seçmek belki daha doğru olur. Ancak bu işi, çocuk yazınından gerçekten anlayan akademisyenlerin yapması uygundur. Ülkemizde çocuk yazını ile ilgili yazılmış yeterli sayıda bilimsel kitap olmasa da, birkaç tane çok güzel ve değerli çalışma var. Ben her çocuğun beğenisine uygun, zevkle okuyacağı kitaplar olduğuna inanıyorum. Önemli olan çocuğun kendine uygun olan kitapla buluşmasıdır. Okuma kültürünü geliştirme çalışması yapacaksak eğer, çocuğa okuyacağı kitabı seçme olanağı sunmalıyız. Çocuğa belirli bir kitabı okuması için baskı yapmak yerine on kitap içerisinden birini seçmesi istenebilir. Bu çok daha demokratik bir davranış olur. Değişik türde ve kalınlıkta olan kitaplar arasından çocuk kendine göre olanı seçecektir. Çocuğa güvenmemiz ve ona saygı duymamız gerekir.

Derste incelenecek olan kitapların dışında, okuma kültürüyle ilgili olanlarda, gerek öğretmenlerin gerekse öğrencilerin kitap seçme özgürlüklerinin olması, her şeyi kolaylaştıracaktır. Bu nedenle, kimin tarafından olursa olsun, önerilen kitap listelerinin kısıtlı değil, aksine hayli uzun olması taraftarıyım.


Prof. Dr. Mübeccel GÖNEN

1- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

Ülkemizde çocuk yayıncılığı son on yılda daha iyi bir yere gelmiştir diyebiliriz ancak nitelik ve nicelik açısından değerlendirildiğinde her şeyin tatmin edici olduğu söylenemez. Yapılan araştırmalar; bilhassa resimli öykü kitaplarında kullanılan malzemelerin iyi nitelikte olmadığını göstermiştir. Ancak kitaplar genelde resim-metin ilişkisi, punto büyüklüğü, büyüklük, renklendirme ve resim yoğunluğu yönünden son yıllarda daha iyi duruma gelmişlerdir. Konu yönünden ise makineler, taşıtlar-trafik, din-Allah, cinsellik, haberleşme, dünya ülkeleri, aile üyeleri, ev, zaman ve ölüm kavramı ile ilgili konular işleyen kitaplara ihtiyaç vardır. Mevcut kitaplarda ise; genelde bu konular çocukların yaş, ilgi, ihtiyaç ve gelişim düzeylerine uygun şekilde işlenmemiştir. Bu durumda bazı kitapları konularının çocukları olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülerek; ressam, eğitimci, yazar ve yayıncıların daha sıkı bir işbirliğine girmeleri ve konuları çocuklar üzerinde olumlu ve yararlı etkiler bırakacak şekilde sunmaları toplumun geleceği için faydalı olacaktır.

Okuma alışkanlığının küçük yaşlarda iyi nitelikli kitaplar aracılığı ile kazanılması çocuklar için kitap hazırlamada herkese önemli roller düştüğünü göstermektedir. Sonuç olarak, Türkiye’de çocuk kitapları yavaş bir gelişme göstermektedir diyebiliriz. Kitap sayıca çok gözükse de, iyi içerik resimleme ve fiziksel özelliğe sahip kitap azdır. Çocuk kitapları alanındaki ilgisizlik, bilgisizlik ve ekonomik sorunlar bu alanı hala olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Burada aile ve eğitimciye düşen görev çocuğun yaş, ilgi, gelişim düzeyine göre inceleyerek kitap almak, çocuğun aldıklarını da denetlemektir. Çocuğa çizgi roman dahil her tür kitabı okuma fırsatı vermeli, kitap sevgisi ve okuma alışkanlığı kazandırılmalıdır.

2- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

1. Harry Potter- Felsefe Taşı

2. Kırmızı Şapkalı Kız

3. Cinderella

4. Küçük Prens

5. Pinokyo

6. Jules Verne’nin eserleri

7. Robinson Cruso

8. Küçük Ev

9. Lassie

10. Küçük Kadınlar

11. Ömer Seyfettin’in bazı hikâyeleri


Prof. Dr. Nilüfer TUNCER

1- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

Ülkemizde çocuk yayıncılığı, özellikle son 10-15 yılda büyük gelişme gösterdi. Artık bu alanda yazar, çizer ve yayıncılarımız var. Nitelikli yayın yapmak için genel bir çaba var. Ancak yayınlanan eserlerin %80’i, roman, hikâye ve resimli kitap türünde. Çocuklar için yararlı olabilecek diğer türler, özellikle biyografi ve fen kitapları henüz çok az. Kitapların ciltlenme ve kağıt açısından genelde iyi olduğu söylenemez. Gene de bir iyileşme ve gelişme sürecinde olduğuna inanmaktayım.

2- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne ifade ediyor?

Sokaktaki çocuğun ülkemizin bir dramı olduğunu düşünüyorum. Bu bahtsız çocukları kucaklamanın öncelikle devletin sonra da sivil toplum kuruluşlarının görevi olduğu inancındayım. Ancak bu konuda hızla radikal önlemler alınmadığı takdirde, bu çocuklar potansiyel birer suçlu olmağa mahkum kalacaklar.

3- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

1. Küçük Kadınlar

2. Tom Sawyer

3. Alice Harikalar Ülkesinde

4. Grimm Masalları

5. Dede Korkut Masalları

6. Bilim Dizisi- TÜBİTAK

7. Andersen’den Masallar

8. La Fontaine’den Masallar – Orhan Veli çevirisi

9. Şafakta Yanan Mumlar - Serpil URAL

10. Lassie – Yuvaya Dönüş / E.Knight


Hasan GÜLERYÜZ

1- Niçin çocuklar İçin yazıyorsunuz?

 Herkesin içinde büyümemiş bir “çocuk” vardır. O çocuk insanı yönlendirmekte ve biçimlemekte, yaşam enerjisini oluşturmaktadır. İnsanın masal çağı, düşsel serüveni bu çocuklukta yatıyor. Bu bir anlamda, yazmanın psiko-patolojisini oluşturuyor diyebilirim. Adler, İnsanı Tanıma Sanatı kitabında, “Bir insanı mı tanımak istiyorsunuz, onun çocukluğunu çok iyi inceleyiniz” der. İnsanın bilinç altının, bireyin kişiliğinin oluşumunda, geleceğe dönük proje şemaları biçimlenmesinde yaratıcı düşünme süreçlerini kullanmada çocukluk çok önemli bir dönemi oluşturduğunu söyleyebiliriz.

 Çocuklar için yazmanımın diğer bir nedeni de işimin gereği olduğunu söyleyebilirim. Nasıl ki, bir çobanın kaval çalması, çok güzel ıslık çalması işinin bir gereğiyse, bizim bu alanda yazmamız da işimizin bir uzantısı ve tamamlayıcısıdır. Yıllarca sınıf öğretmenliği yaptım. Her gittiğim okulda kitaplar ve kitaplıklar ilgi odağım olmuştu. Bir yandan da sürekli kitap alıyor, kitaplıklara gidiyor, okuyor, bir yandan da okul ve sınıf kitaplıklarını geliştirmeye çalışıyordum. Çok önem verdiğim konulardan birisi: Derslerin işlenişinde çocuk edebiyatı ürünlerinden yararlanmaktı. Öğretmenlik yaptığım sınıflarda Kitaplık kolunun çalışması benim sınıf içi çalışmamalarımın pusulasıydı. Eğer sınıf kitaplığı çalışıyorsa ben de çalışıyor sayıyordum kendimi. Yıllar sonra, John Dewey’in Türkiye Eğitim Raporunu(1924) özetlemiştim: Raporun bir yerinde Dewey şöyle diyordu: “Bir okula gidin. Okulda kitaplık çalışıyorsa, okul da çalışıyordur. Kitaplık çalışmıyorsa, o okul da çalışmıyordur” diyordu. 

 Öğretmenliğimi sürdürürken, Gazi Üniversitesinin Eğitim(Eski adıyla Pedagoji) bölümünü bitirdikten sonra, çocuk ve çocuk eğitimi özel bir ilgi odağım oldu. Adeta, çocuğun keşfine yeniden yöneldim. Okul bittikten sonra, yaptığım öğretmenlikten büyük keyif aldığımı söyleyebilirim. Öğretmenliği bıraktıktan sonra, yine çok yoğun bir şekilde eğitim deneticiliği yaptım. Okuma, yazma, sınıf içinde çocuklarla iletişim, kitap ve kitaplıklar görev alanımız içindeydi. Bu alanda yazma nedenlerinden diğer biri de; “Sisteme eleştirel gözle bakarak, yaratıcı bir eğitimin, yaratıcı bir öğrenme sürecinin kapılarını zorlamak, ülkesini ve dünyayı tanımak” olarak ifade edebilirim.  Bu saydığım nedenlerle, çocuklar için yazmayı çok önemli ve stratejik çalışma alanı olarak gördüm ve görüyorum. 

 Çocukla ilgili olarak çalışmalarımı biçimlerken, birçok yazarın yaptığı gibi ben de “Çocukluk arşivime” döndüm, oradan yararlanmak istedim. Bu arşivde, yaşanmış, yaşanmamış çok büyük bir malzemenin saklı olduğunu gördüm. Kullandıkça artan bir malzeme. Beni adeta heyecanlandırdı ve kanatlandırdı. O malzemeden yararlanmak istedim. Ancak bu malzemeden yararlanma, onu yeniden biçimlemek, onu yeniden üretmek çok da kolay olmadığının da farkındaydım. Çok ciddi bir birikim ve çok ciddi çalışma gerekiyordu. Bu alanda çalışma, kimyacı titizliğini gerektiriyordu. Madde oranlarda, katalizörde  yapacağınız bir yanlışlık, sizin için, başkaları için zararlı olabilirdi.

 Çocukluğum, Karadeniz’de geçti. Çılgın yağmurlar, deli rüzgarlar ve dağ gibi karların, deli yeşilliklerin içinde büyüdük. Okul dışı yaşamımızda hiçbir okulun, hiçbir öğretmenin hayal edemeyeceği, programına alamayacağı, almaya cesaret edemeyeceği çılgınlıklar yapıyorduk. Kendi programımızı kendimiz biçimliyorduk. Sınıfta yan yana oturamadığımız kız arkadaşlarımızla, inek bekliyorduk, saatlerce oynuyor projeler geliştiriyorduk. Ormanların sesini, arıların vızıltısını, kuşların cıvıltısını fark ediyorduk. Oysa hiçbir öğretmen bizi ormana, dere kenarına götürmemişti. O dehşet çiçekleri uzaktan görüyorduk. Kuş yuvalarını, yumurtayı ve yavruyu biliyorduk. Yaban arılarına kendimizi sokturuyorduk. Onlarla büyük bir kavgamız vardı. Bu programların oluşmasına hangi okulun, hangi öğretmenin soluğu yeterdi. Günümüzde okullar sıkıcı ve bıktırıcı, adeta bir “zulümhane”. Okullarda, yaşamın canlığı ve diriliği yok. Okulda çocuk, kafeste beslenen kuşlar gibi. Çocuğun dünyası, kafesteki kuşun dünyası gibi sınırlandırılmış. Oysa, biliyoruz ki dünya çok daha büyük ve çok daha geniş. Ve elbette kafamızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda, gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler yeni yaşam alanları olarak göz kırpıyor bizlere. Sayılan bu nedenler, çocuk alanında kişiyi yazmaya zorluyor.

2-Ülkemizde çocuk yayıncılığını nitelik ve nicelik açısından nasıl buluyorsunuz?

 Çocuk Edebiyatında marka olmuş, dünyayı ve ülkemizi kucaklayan bir yayınevi yok. Büyük yayınevleri garnitür olsun, bu alanı da boş bırakmayalım diye, çocuk kitapları da yayınlıyorlar. Yayıncıların birçoğunun kültürel alt yapısının yeterli olmadığını söyleyebilirim. İş içinde, alaylı olarak biçimleniyor ve yetişiyorlar. Bir kısım yayıncı da önce kitapçılarda çalışıyor, sonra bodrum katlarında yer tutuyor, büyüyor, kitap ve kırtasiye sahibi, sonra da yayıncı oluyor. O arada, çocuk edebiyatı alanına da el atıyor. Bu işten anlayanlardan biraz yardım alıyor ve kitap bastırıp piyasaya sürüyor. Bu anlamda tanıdığımız birçok yayıncı var.

 Yayıncıların, araştırma, geliştirme birimleri, bu alana dönük ciddi arşivleri yok. Elbette bu bir birikim, bir alt yapı gerektiriyor. Gerçi bu söylediğimiz birikimin Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve üniversitelerin bu anlamda arşiv ve müzelerinin olmadığını düşünüyorum. Milli Eğitim Bakanlığı bunu yapabilir, yapmalıdır. Onun çalışma alanına girer. Bakanlığın yeni oluşturduğu Çocuk Edebiyatı Yayın Danışma kurulunda bu değerlendirilebilir.

Çocuk edebiyatı alanında çalışan yayın evlerinin, dünyaya, Türk Dünyasına ve ülkemize dönük olarak çalışanlarının yetersiz olduğunu söyleyebiliriz. Çocuk kitaplarının niteliği konusunda karşılaştırmalı, inceleme ve araştırmalara ihtiyacımızın olduğunu söyleyebilirim. Bu alandaki çalışmaların yeterliği, niteliği konusunda elimizdeki verilerin yeterli olmadığını ne yazık ki söyleyebilirim.

3- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz “yerli –yabancı” on kitap adı verebilir misiniz?

Çocuklar için benim önemli bulduğum, daha doğrusu bende iz bırakmış ve şu anda aklıma gelen kitaplardan bazı şunlardır:

1. Eşeğin Türküsü, Muzaffer İzgü,

2. Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş,

3. Guguklu Saatin Kumrusu, M. Ruhi Şirin,

4. Bozbıdık, Erol Büyükmeriç,

5. Yüzük Parmağı, Fazıl Hüsnü Dağlarca,

6. Parbat Dağının Esrarı, Gülten Dayıoğlu

7. Heidi, Johanna Spry,

8. Aya Yolculuk, Jules Verne,

9. Bir Şeftali Bin Şeftali, Semet Behrengi,

10. Beyaz Diş, Jak London

11. Pinokyo, Carlo Collodi, 

12. Martı, Rıchard Bach,

13. Marangozun Köpeği, Anton Çehov,


Ahmet ARVAS

1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Nasıl çocuklar için yazmayayım, her çocuk bir küçük adamdır. Ben onları hiçbir zaman çocuk olarak görmedim ki. Kendimden bilirim, küçükken bana bebek muamelesi yapanları hiç sevemezdim. Adam yerine konulmak, büyük insanlarla konuşmak isterdim. Hele biri bana dönecek de “peki Ahmet sen bu konuda ne düşünüyorsun” diye fikrimi alacaktı ki, gelsin canımı yesin. İsterseniz bir araştırma yapın, talebelerine “oturun çocuklar” diyen öğretmenler mi çok seviliyor, yoksa “merhaba arkadaşlar” diyen öğretmenler mi?

 Dikkat ederseniz, ufacık çocuklar bile ”ben küçükken” diyorlar. Ne demek ben küçükken? Yani artık adam oldu, büyüdü.

Bu işe yıllarını vermiş biri olarak söylüyorum: İnanın çocuklardan korkuyorum. Zira onlar kimin samimi, kimin yapmacık olduğunu çok iyi anlıyor ve pat diye yüzünüze vuruyorlar.

2-Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?

Mizah dünyasında “Cem Yılmaz” diye bir adam çıktı. Bugüne kadar “mizahçı” diye tanınmış birçok insanın, grubun, programın pabucu dama atıldı. İnsanlar kaliteyi, “hakiki” anlamda mizah ustasını görünce, eskilere bakmaz oldular. Herkes bunun farkında. Eleştirmeye bile güçleri yetmiyor. Otomobilin tadını alan bisiklete binmiyor.

 Ülkemizde çocuk kitapları deyince akla ilk önce Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu gelirdi. Sonra bunlara Gülten Dayıoğlu, Tomris Uyar, Mustafa Ruhi Şirin, Sadettin Kaplan, Bestami Yazgan, Çetin Öner, Ayşe Kilimci, Ayla Kutlu, Muzaffer İzgü, Cihan Demirci, Salih Zengin vs.  gibi kalemler eklendi. Çocuk edebiyatında yavaş yavaş kalitenin arttığını görmekteyiz. Bu da bizi sevindiriyor.

Dikkat ederseniz, ebeveynler kendilerini zorlayarak da olsa, çocuklarına iyi bir eğitim sağlayabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Rastgele kitap almak yerine artık işin uzmanlarına sorma gereği duyuyorlar. Çocuklar elbette yaşlarına, durumlarına uygun kitaplar okumalı. Yaşını aşan kitaplar okuyan çocuklarda çeşitli psikolojik ve ruhsal sıkıntılar baş gösterebilir. Bu konuda güzel gelişmeler oldu. Artık çocuklara sevgi, umut, iyilik aşılayan, hayal güçlerini geliştiren, pedagoglardan, psikologlardan yardım alınarak kaleme alınmış kitaplar var.

Çocuk yayıncılığına yabancılar çok önem veriyorlar. Biz dergici olduğumuz için, dünyada çeşitli ülkelerde çıkan çocuk dergilerini takip ediyoruz, özellikle Fransızlar bu işi çok ciddiye alıyorlar.

3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne ifade ediyor?

Çocuk her yerde çocuktur. Henüz yedinci baharını bile yaşayamadan 15-16 anahtarıyla arabanın altına yatan, civata sıkan, kaporta zımparalayan, cila vuran çocuklar okula giden yaşıtlarına özeniyorlar.

Çocukları evden kaçıran, onların sokak çocuğu (tinerci) olmalarına vesile olan sebepleri, üç aşağı beş yukarı hepimiz biliyoruz. Üvey baba veya üvey anne baskısı ve özellikle alkolik babanın zulmü yatıyor. Bazıları da çocuktan çok şey bekliyor onu bunaltıyor. Sebepleri alt alta sıraladığımız zaman, ortaya tek bir kelime çıkıyor. Cahillik! Yani “eğitim şart”

Tinerciler de insan, onlar da acıkıyor, susuyor, üşüyor. Kendilerine duyarsız kalanlara karşı kinleri artıyor. Birbirlerine tutunarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Çünkü zevkler bedenleri yakınlaştırdığı gibi, acılar da ruhları yakınlaştırır.

 “Sokak çocuğu” tabiri çok ağır kaçtığı için, onlara şimdilerde “umut çocukları” deniliyor.  Bu çocuklar tiner çeke çeke akılları ve ruhları uyuşuyor. Her türlü suça yatkın hale geliyorlar. Başta devlet olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri bu konuya eğilmeli. Her sokak çocuğu, bir mahkum adayıdır. Hayatları ya hapishanelerde veya köprü altlarında acı bir şekilde noktalanmaktadır.

Bu çocuklara opera ve baleye ayrılan bütçe kadar kaynak aktarılabilse inanın problem kalmaz.

Anne babaların mesuliyeti büyük, iş ki çocuk bir kez sokağa düşmesin, artık onu kazanmak çok zor!

4- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?

1. Çocuk Kalbi

2. Kitaplardan Korkan Çocuk

3. Gül Sokağının Dikenleri

4. Benim Adım Monalito

5. Uzun Gece Masalları

6. Erik Çekirdeği

7. Herkesin Bir Hikâyesi Var

8. Kelile ve Dimne

9. Kaşağı

10. Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım

11. Beyin Gücünü Kullanma Teknikleri

Gençler için:

1. Bostan ve Gülistan

 

 

İçindekiler

Editör

Mustafa Kemal'in "Hakimiyet-i Milliye" Muhabirine Verdiği Mülakat

Çocuk Renkleri
Çağrı GÜREL

Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri Projesi
Dr.Abdulvahap ÖZPOLAT

Çocuk Yazarlarıyla e-söyleşi

Harry Potter'ın Büyüsü
Prof. Dr. Nilüfer TUNCER

Çocuk Şiirleri Güldestesi
Ali KARAÇALI

Çocuk Şiirleri
Tülin ARSEVEN

Çizgi Film, Masal ve Çocuk
Şaban ÖZÜDOĞRU

"Dünyanın Bütün Çiçekleri" Şiiri Üzerine
Dr. Adem ORAKÇI

Sait Faik Abasıyanık'ın Hikayelerinde Çocuk
Selahattin ARSLAN

Tayfun Talipoğlu ile Bam Teli, Eğitime % 100 Destek, Ali Dursun ve Diğer Çocuklar Üzerine

Himaye-i Eftal'dan Çocuk Esirgeme Kurumu'na Çocuklara Uzanan Şefkat Eli
Turgay ÇAVUŞOĞLU-Aziz SÖĞÜTLÜ

Bir Çift Beyaz Çorap
Reşat GÜREL

Bir Öğretmenin İtirafları
Hidayet SELİMOĞLU

Karikatür
Hakkı USLU

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr