Mustafa Ruhi ŞİRİN
1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?
Önce sevgiden. Çocuk, hayatımın en büyük ödevidir. Benim en doğal yaşama
felsefemi çocuk ödevi oluşturur. Çocuk yazarlığım bu ödevin
bir yüzü. Küçük fakat en anlamlı bir yüzü. Belki de en kalıcı
olanı. Çocuk yazarlığıyla çocuğu bir dil öğrenir gibi tanıma
ve anlama çabasını birlikte yaşıyorum. Çocuklarla arkadaş
olmanın bir yolu da bu bence. Yazarken, çocuktaki safiyete
ve bilgeliğe bürünme daha kolay oluyor. Çocuk dürbünüyle bakmayı
öğreniyor insan. Çocuk bakışıyla çocuğa göre olanın ayrımına
vardıkça, kendimi çocuk aynasında görüyorum. Çocukların baktığı
yerden bakmayı, düşünmeyi ve gerçekleştirmeyi kavradıkça çocukluk
kuşatıyor insanı. Bütün çocukları görüyorum, duyuyorum ve
düşünüyorum. Çocuk yazarlığı çocuk gözüyle bakmak ve yazmaktır.
Bunu başaramayan yazara açmaz kendini çocuk. Çocuğun gözünden
konuşmayı öğrendiğim andan bu yana, çocukla aramdaki mesafenin
kısaldığını farkettim. Çocuk yazarlığını kavrayalı, yazdıkça
sevincim çoğalıyor. Kırlarda papatya toplayan bir çocuğun
rahatlığı ve huzuru dolduruyor içimi. Yazdıklarımı okuyan
çocuklar da kendilerini iyi hissediyorsa bundan daha hoş bir
duygu ne olabilir ki!
Bir yazarın edebiyatıyla çocuklarda
yaşaması diyorum ben buna. Bugünün ve geleceğin çocuklarında
yaşamak. Çocuklar için yazmak sosyal duygusu gelişmiş yazarların
başaracağı bir yazarlık biçimidir. Çocuğu hafife alanlar başaramaz
çocuk yazarlığını. En ciddi yazarlık biçimidir çocuk yazarlığı.
Bu yüzden, çocuğu inciten yazarların sayısı çoktur. Çocuk
yazarı olmayı hak edenlerse gerçekten azdır.
2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik
ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?
Çocuk yayıncılığıyla çocuğa verilen değer arasındaki ilişki dikkate alındığında
çocuk yayıncılığımızın nitelik ve nicelik çıtasının düşük
olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumu birkaç yönden değerlendirmek
mümkün: Türkiye’de henüz nesne çocuk anlayışından özne çocuk
anlayışına geçememiş çocuk yayıncılığının oranı çok yüksektir.
Büyük çoğunluğu dil, anlatım ve resimleme yönünden çocuğa
göre olmayan yayın var piyasada. Nitelikli yayınlar da adeta
bu çer-çöp yayınların baskısı altında. Okul çağı çocuk nüfusuyla
kıyaslandığında bu yayınların toplam tirajı çok yetersizdir.
Çocuk yayıncılığının durumunu anlamanın en kısa yolu okuldan
geçer. Eğitim sistemi okuma alışkanlığıyla sınırlı anlayışı
sürdürdükçe çocuk yayıncılığının niteliği de niceliği de sınırlı
kalmak zorunda. Bu açıdan bakıldığında eğitim sisteminin okur
yetiştiren bir programa kavuşturulması gereklidir. Okur yetiştirme
felsefesinin merkezinde anadili öğretimi yer almadıkça bu
programın başarıya ulaşma şansı yoktur. Eğitim ve öğretimin
okur yetiştiremeyen bu tutumu, şimdiye kadar niteliksiz çocuk
yayınlarının dolaşımına dolaylı destek sağlamıştır. Çocuk
yayıncılığımıza yarım yüzyılı aşkın bir süredir çeviri yayınların
yön verdiğini de unutmayalım. Çocuk yayınlarının kültürel
sapmaya neden olduğu da bir gerçek. Çocuk medyası alanında
olduğu gibi çocuk yayıncılığının yönü de Batı’ya dönük. Henüz
kültürel kodlarımıza uygun, medeniyet ölçekli çocuk yayın
programını gerçekleştiremedik. Dünya klasikleri ve çocuk klasikleriyle
beslenen okul çağı çocuğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Klasiklerin
uyarlanması, masalların yeni bir edebiyata dönüştürülmesi
ve çocuk öznenin yenilikçi edebiyatı çocuk yayıncılığı gündemindeki
yerini koruyor. Çocuk yayıncılığının nitelik ve nicelik sorunlarının
aşılmasıysa ülke ölçekli çocuk edebiyatı kültürünün yaygınlaştırılmasıyla
yakından ilgilidir. Çocuğa, anneye-babaya ve öğretmene yönelik
çocuk edebiyatı kültürü odaklı eğitim materyalinin ailenin
ve okulun gündemine girmesi çok önemlidir. Türkiye’de çocuk
edebiyatı henüz etkili biçimde uygulama alanı bulamamıştır.
Parçalar üzerinde çalışan nitelikli uzmanlar yetişmiş olmakla
birlikte, uygulamada sistem eksikliği vardır. Aile, okul,
çocuk ve gençlik kütüphaneleri, çocuk dergileri, çocuk medyası,
çocuk hakları uzmanları, çocuk yayınevleri, editör, eleştirmen,
araştırmacı, çocuk yazarları ve çocuk çizerlerinin birlikte
çalışması sistemin başarılı olması için hem zorunlu hem de
gereklidir. Türkiye’de çocuk yayıncılığının nitelik ve nicelik
çıtasının yükselmesi de bu sistemin çalışmasına bağlıdır.
3- Çocuklar
için önerdiğiniz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?
Yerli Beş Çocuk Kitabı :
1. Balina ile Mandalina /Fazıl Hüsnü Dağlarca
2. Nasrettin Hoca Hikâyeleri / Orhan Veli Kanık
3. Serçekuş / Cahit Zarifoğlu
4. Müzik Satan Çocuklar / Yalvaç Ural
5. Kirpiler Şapka Giymez / Mevlâna İdris Zengin
Yabancı Beş Çocuk Kitabı :
1. Küçük Prens / A. de Saint Exupéry (Cemal Süreya-Tomris Uyar çevirisi)
2. Şeker Portakalı / José Mauro de Vasconcelos, (Aydın Emeç çevirisi)
3. Andersen Masalları / (Behçet Necatigil çevirisi)
4. Yağmuru Yağdıran Kedi / Marsel
Aymé (Tahsin Yücel çevirisi)
5. İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü / Tim Burton (Tarık Günersel çevirisi)
Gülten DAYIOĞLU
1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?
Çocukların gelişimine katkıda bulunmak düşüncesi, beni onlar için yazmaya
yönlendiriyor. Çocuklar için yazarken çok mutlu oluyorum.
Bu olumlu duygu, karalanmış bir kağıdın bir köşesine görüşlerimi
aktarmak yerine, tertemiz, bembeyaz bir kağıda görüş aktarmanın
verdiği sevinç ve coşkudan kaynaklanıyor. Kısacası çocuklar
benim için tertemiz bembeyaz birer sayfa gibi. Bu tertemiz
sayfaya zihnimden, gönlümden bir şeyler yansıtırken sevinç
coşku kadar, ölçüsüz bir sorumluluk kaygısıyla da kuşatıldığımı
belirtmeden duramayacağım.
2-Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik
ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?
Ülkemizde Çocuk Yayıncılığı hâlâ gelişme sürecini tamamlayamadı. Bu yüzden
bir çok alanda, sapla saman birbirine karışıyor. Örneğin,
büyükler çocuklara kendilerince önemli olan görüşleri, kitaplar
yoluyla aktararak, öğretmen rolünü üstlenip, onları güdümlerine
alma girişiminde bile bulunabiliyorlar. Kimi kitaplarda dilimizin
kurallarına uyma, anlatım açıklığı, konu özgünlüğü ve çağdaşlık
kaygısı hiç yok. Çala kalem yazılmış Çocuk kitapları piyasada
kol geziyor. Bunların yanında nitelikli kitaplar da var. Ama
henüz ayrık otu gibi tezgahları saran, sıradan kitaplar arasından
çıkararak, değerlerini okurlara belirtemiyorlar. Bu alanda
denetim ve eleştiri eylemleri işlerlik kazanmadığından “ben
yaptım oldu” vurdumduymazlığıyla oluşturulan kitaplar da yaygın
olarak, çocuk okurların eline ulaşıyor.
3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne
ifade ediyor?
Sokaktaki çocuğun durumu elbette bana acı veriyor. Ancak bu toplumsal bir
yaradır. Bu yarayı yazarlar değil, devletin sosyal kurumları
iyileştirmek durumundadır. Ne yapıp edip bu çocuklar sokaklardan
kurtarılmalıdır.
4-Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı
on kitap adı verir misiniz?
Bu soru yaş düzeylerine göre sorulsaydı belki daha sağlıklı yanıtlar gelirdi.
Yine de dünya klasiklerinden kitap isimleriyle birkaç yerli
yazar adı vereceğim:
1. Don Kişot
2.
Küçük Prens
3.
Çocuk Kalbi
4.
Şeker Portakalı
5.
Denizler Altında Yirmi Bin Fersah
Aşağıda adı geçen güncel yazarların eserleri taranarak, yaş düzeyine göre
kitaplar seçilebilir:
1. Muzaffer İZGÜ
2.
Fatih ERDOĞAN
3.
Aytül AKAL
4.
Sevim AK
5.
İpek ONGUN
Serpil URAL
1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?
Çocuklar için yazıyorum çünkü,
A) Onları önemsiyorum. Çocukluk döneminde kazanılan değerlerin kalıcı olduğunu
bildiğim için onlara yaşam boyu yararlanacakları evrensel
doğruları öğretmek ve olumlu bir bakış açısı ile yaşam sevinci
verebilmek için yazıyorum.
B) Çocuklar için yazmak hoşuma gidiyor ve bana gelecek kuşaklar adına umut
veriyor.
2-Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik
ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?
Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını,
nicelik açısından gereğinden fazla, nitelik açısından ise
yetersiz buluyorum. Çok sayıda kitap yayınlanıyor, çok sayıda
yazar adı geçiyor ama kitaplar içerik açısından yeterince
özenli değil. Pedagojik açıdan sakıncalı olanları, çocuğa
uygun olmayanları, dili düzgün olmayanları pek çok. Çocuğun
istediği değil anne babanın, öğretmenin ya da yayıncının istediği
doğrultuda, hatta onların benimsedikleri ideolojileri çocuklara
dayatmak için yazılmış kitaplar çoğunlukta. Fizik yapı açısından
bakacak olursak, kötü basılmış, kağıdı, kapağı, resimleri
kalitesiz kitaplar da çok.
Ayrıca, çocuk kitapları dağıtımının da yetersiz olduğunu düşünüyorum. Büyük
şehirlerde bile her kitapçıda aradığınız kitabı bulamazsınız.
Hele Anadolu’daki il ve ilçelerde iyi bir çocuk kitabı bulabilmek
hemen hemen mümkün değil.
3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne
ifade ediyor?
Sokaktaki çocukların, toplumsal
yozlaşmanın ve ekonomik çöküşün bir göstergesi olduğunu düşünüyorum.
Aile planlaması bilmeyen ya da benimsemeyen ailelerin ekonomik
zorluklar karşısında sokağa attığı ya da insanca değerlerden
uzaklaşmış ve/ya da gene ekonomik yetersizlikler içinde çırpınan
ailelerin evden kaçmasına sebep olduğu çocuklara, ne yazık
ki toplumdaki kurumlar da yeterince el uzatamıyor.
4- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı
on kitap adı verir misiniz?
Yaş sınırını 0-18 olarak belirleyecek olursak çocuklar için vazgeçilmez
diyebileceğim kitaplar şunlardır:
1.
Jules Verne’in kitapları
2. Küçük Prens – Antoine St.
Exupery
3.
Alis Harikalar Diyarında – Lewis Carrol
4.
La Fonten Hayvan Masalları – Orhan Veli’nin çevirisi
5. Pinokyo - Collodi
6. Bir Varmış Bir Yokmuş – Eflâtun Cem Güney
7. Güzel Uykular Alara – Tarık Dursun K.
8. Zıpır Bilmeceler – Yalvaç Ural
9. Ben Bir Çizgiyim – Ümit Öğmel
10. Yumurcak Dizisi – Rıfat Ilgaz
Mevlâna
İDRİS
1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?
Herşeyden önce çocukları müthiş
derin ve özel buluyorum. Bu derinliğin yanında olmak, bana,
başka insanî katmanlarda çok az bulabildiğim bir farklılık,
bir açılım duygusu veriyor. Bir metnin edebî olmaktan kaynaklanan
bir güzellik etkisi varsa, ben yazdığım bir metnin etkisini
çocuklarda dolaysız olarak görebiliyorum.
Büyükler için de yazıyorum ben. Ama yetişkinlerin yazı ile kurdukları ilişki
çocuklardaki kadar doğrudan değil. Yetişkinlerin bir metinle,
bir yığın zihinsel, ekonomik, siyasal, kültürel vb kodlanma
ve şartlanmalar dolayımından bir ilişki kurabildiklerini düşünüyorum.
Kar yağmış, yerler beyaz örtü ile örtülmüş, etrafta kimseler yok ve yürüyorsunuz.
Karda ilk sizin ayak izleriniz oluyor. Dönüp bakıyorsunuz,
izleri net olarak görebiliyorsunuz. Biraz sonra yağmakta olan
kar izleri örtecek, belki de başkaları orada yürüyecek ve
sizin ayak izleriniz silinecek. Ama olsun, yine de güzel diye
düşünüyorsunuz. Bir de yüzlerce ayak izi ile dolu bir yolda
yürümek var. Çocuklara yazmakla, büyüklere yazmayı, biraz
kabaca olmakla birlikte böyle ayırabilirim sanıyorum.
Kendi çocukluğuma bakınca, bazı yazarların okuduğum kitaplarda bana seslendiklerini,
benimle konuştuklarını, bana dokunduklarını hissediyor
ve görebiliyorum. Bu elbette yazının ve yazarın gücü ile
ilgiliydi, ama benim duyuşumla da ilgiliydi aynı zamanda.
Şimdi ben de bunu yapıyorum. Özel bir algı boyutunda olduğunu
düşündüğüm, özel bir okur kitlesi ile edebiyat üzerinden
mental bir iletişim kuruyorum. Bu iletişim tek taraflı
değil. Çocuklar beni, ben de çocukları okuyorum. Sökebildiğim
kadarıyla tabii...
2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını
nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir
değerlendirme yapar mısınız?
Ülkemizde son yirmi yılda, hem çocuk edebiyatı, hem de çocuk yayıncılığı
anlamında olumlu anlamda bir sıçrama olduğunu düşünüyorum.
Bu olumluluğu hem nitelik, hem de nicelik anlamında alıyorum.
Fakat genel olarak ülkemiz yayıncılığının içinde bulunduğu problemlerin
çocuk yayıncılığını da ister istemez ilgilendirdiği ortada.
Özellikle bir kitap, hazırlanıncaya kadar zaten zor şartlardan
geçiyor ama, yayınlandıktan sonra karşılaşılan dağıtım sorunu
filan bana çok acıklı geliyor.
3- Çocuklar için vazgeçilmez
olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?
Genel olarak böyle listelemeye dayalı sorular beni mahvediyor. Bu listeyi
veremeyeceğim ama Küçük Prens’i zikretmeden yapamam. Beni
bu sorudan azad ediniz.
Aytül AKAL
1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?
Çocuklar için yazıyorum, çünkü ‘yazmayı’ seviyorum. Eğer çocuklar için
yazmasaydım, yine yazardım; seslenecek bir yerler, yazacak
farklı konular bulurdum. Zaten ilk yayımladığım kitap da,
yetişkinler için bir şiir kitabıydı (1982)...
“Niçin
çocuklar için?” sorusu çok yerinde bir sorudur. Bu soruyu
ben de çok sordum kendime. İtiraf etmeliyim ki, çocuklar için
yazmayı düşünerek başlamadım yazmaya. Bir minicik düşünce
dokunuşu olsun... Yo hayır, aklımda çocuklar yoktu... Yalnızca
“yazmak” eylemi adınaydı her şey. Yazmaktan başka bir şey
düşünemiyordum. Yazmak, benim mutluluğumdur, tutkumdur. Vazgeçmeye
söz verdiğim, kendime yeminler ettiğim, ama yine onsuz olamayacağımı
kabullenip, baş eğdiğimdir.
1989’da
kucağımda onlarca masal vardı. Küçük oğlum için yazmıştım
onları. Benden masal okumamı isteyen ama önerdiğim hiçbir
kitabı sonuna kadar okutmayıp daha ilk sayfasında kulaklarını
tıkayarak başka masal istediğini söyleyen, uyku uyumayan,
yemek yemeyen, inatçı mı inatçı bir çocuğa... O zamanlar 2-3
yaşlarındaydı. Benden ısrarla masal istiyordu ama hiçbir kitabı
okutturmuyordu. Sabrımın taştığı bir gün, “Peki ama sen hangi
masalı istiyorsun? Söyle onu okuyayım,” dedim. Sandım ki,
kitapların arasından bir tanesini seçip bana okutturacak.
“Ben kertenkele masalı istiyorum!” dedi, kararlı ve kendinden
emin.
“Küçük
Kertenkele” masalını o gün anlattım. Ardından “Uyumak
İstemeyen Zürafa”... O günden sonra nasıl bir masal istiyorsa,
itiraz etmeden, hemen oracıkta yaratıp, bir yandan kurgularken,
bir yandan anlatıyordum. Daha sonra bu masalları daktilomda
yazıya döktüm (o zamanlar elektrikli daktilolar bile yoktu!).
Ve sonra... Geceyi Sevmeyen Çocuk adlı masal kitabıyla başlayan
ve şiiriyle, öyküsüyle, romanıyla 100 kitaba yaklaşan, renkli
bir serüvenin içinde buldum kendimi...
15 yaşında tuttuğum günlüğüme, ‘ben ilerde yazar ya da şair olacağım’ diye
yazmıştım. Ama, “çocuk yazarı olacağım!” dememiştim...
Şimdi, yetişkinler için de yazmama
karşın, kendimi bir çocuk kitabı yazarı olarak tanımlamayı
seviyorum. Çünkü, çocuklara yazmayı seviyorum; dilime, düşüncelerime,
duruşuma, yaşama bakışıma yakışan bir sesleniş bu...
2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik
ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?
Zor sorular bunlar... Anlatması zor... Anlaması zor... İsyan etmeden kabullenilmesi
çok zor... Ben iyi yönlerine söz değdirmeyi yeğliyeyim; yoksa,
sorunlar öyle çok ki...
Yayıncılık da, haliyle, herhangi
bir ticari şirket gibidir: Mal üretilir, mal satılır, kâr
bilanço hesaplanır... Yayıncı/şirket, yaşamak için kâr etmek
zorundadır. Bu bağlamda, bazı yayıncıların, çocuk kitaplarını
yalnızca üzerinden kâr edilecek bir “meta” olarak gördüğü
gerçeğini görmezden gelerek, çocuk kitaplarına “bir çuval
patates” ya da “bir kasa domates” gözüyle bakıldığını düşünmeden,
dedim ya, gözümüzü “iyi”lere dikelim...
Ülkemizde çocuk yayıncılığı,
1990’dan bu yana çok büyük bir ilerlemeler kaydetti. Geçmişte,
güzel örnekler görülmediğinden olsa gerek, güzelin ne olduğunu
bilmemek de doğaldı. Ancak, kişilik, çocuk yaşta oluşuyor;
eğer çocuklara yanlış değerler aktarılmışsa; daha ileri yaşlarda
bunları düzeltebilmesi zor; çok zor. Bu yüzden değil mi ki,
bu gerçeği bilenler, çocukların estetik değerleri ve doğru
kavramları edinmeleri için çaba harcıyor, kişiliklerini oluşturacak
renkleri ve ışıkları seçebilecek bilinci zamanında vermeye
çalışıyor?
Çocuk kitaplarının işte bu noktada
işlevi çok büyüktür; çok önemlidir. Çocuk kitapları, çocukların
kişiliklerinin şekillenmesi ve olgunlaşması sürecini hem hızlandırır,
hem renklendirir, çeşitlendirir. 90’dan bu yana, sayısı hızla
artan çocuk kitaplarının birçoğu, bu işlevini sürdürürken,
patates ya da domates niyetine üretilen kitaplara rağbetin
de giderek azaldığı görülüyor; çünkü artık ne istediğini ve
ne seçmesi gerektiğini bilen bilinçli bir okur kitlesinin
geliştiği söylenebilir. Kâğıdından, diline, görüntüsünden,
içeriğine kadar her açıdan özensiz kitaplar, henüz seçme bilincine
erişememiş kesimlere doğru çekildi. İster istemez, bu tür
yayınevleri de, en azından görüntüyü kurtaralım bakışıyla,
hiç olmazsa dış yapı kriterlerine uymaya başladılar. Bu nedenle
bakıyorsunuz, bugüne kadar ‘nasıl olsa çocuktur, anlamaz,
ucuz ucuz verir, sürümden vurgunu vururum’ düşüncesiyle hareket
etmesine alıştığımız yayınevleri bile, kendilerine çeki düzen
vererek, yeni ve çağdaş kitaplar yayımlamaya yöneldiler.
Ben geleceğe olumlu bakıyorum.
Aksi halde, 15 yaşından bu yana “yazmak” adına kurduğum hayallerin,
Hayat Mecmuası ile birlikte yazın hayatına atıldığım 1972
yılından bu yana geçen 32 yılımın hesabını, nasıl veririm
yaşama?
3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne
ifade ediyor?
O çocukların anne ve babalarının
ne denli “cahil” olduklarını düşünerek, toplum adına, insanlık
adına üzüntü duyuyorum.
Eğer bir toplum, “insan olmayı” yaşamın eksenine oturtmayı öğretememişse,
“insan” sevgisini duyumsatamamışsa, kendini sevip saymaktan
yola çıkarak başkalarını saymayı içselleştirmenin yöntemlerini
aktaramamışsa, bireylerinin çarpık kişileşmesinin de önünü
alamaz.
İnişe geçen bir uçaktan bakıldığında,
“çarpık kentleşme” sözcüğünün ne anlama geldiği, nasıl somutlaşıp
gözle görülebiliyorsa, bireylerinin de “kişilik” kazanma sürecinde
nasıl “çarpık” kişileşmeye doğru gittiğinin sonuçları da somut
olarak sokaklardadır; sorumluyu, aynı başıboşlukta aramak
gerekir.
Hangi anne, hangi baba, hangi
dayı, teyze, amca, kardeş, bir çocuğun sokaklarda dolaşmasına
yürek dayandırabilir? Nesneleri ve kalıpları “insan”ın varlığından
daha önemli görenler olsa gerek... Nesnelere ve kalıplara
tutsaklık da, çocukluktan taşınır yetişkinliğe; iyice kemikleşerek
ve vazgeçilmez tek görüş olarak... İnsanın özgür düşünce yeteneğini
iğdiş edip, insanlığını kendi içinde tutsak ederek...
Bundandır işte, çocuklarımızı daha çocukken çocuk kitapları aracılığıyla
“insan” kavramıyla, insani değerlerle tanıştırmak istememiz.
Büyüdüklerinde, onlar, sokaklarda dolaşan kimsesiz, suçlu
çocukların anne ve babaları olmasınlar diye...
4- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı
on kitap adı verir misiniz?
Hangi çocuk için? Hangi kitap? Her çocuğa aynı model giysinin aynı ölçüde
olanı uymaz... Hasta olan iki çocuğa, uzaktan uzağa aynı antibiyotik
önerilemez. Kitaplar da böyledir.
Eğer siz bana kitap önereceğim çocuğun özelliklerini iletirseniz, ona en
uygun olabileceğini ve onun için vazgeçilmez olabileceğini
düşündüğüm kitapların adlarını sıralayabilirim. Ancak unutmamalıyız
ki, onun için vazgeçilmez olan, bir başkası için kolayca vazgeçilebilecek
olandır...
Çocuk kitabı alanında güzel eserler
vermiş olan yazarların birkaçının adını verebilirim. Ama bu
demek değildir ki, her çocuk, her yazarın yapıtını kendine
yakın bulacak ve bu kitaplar onlar için ille de vazgeçilmez
olacak. Bu seçimi ancak, okurun kendisi yapabilir. Zaten biz,
çocuk kitabı yazarları da, kendi seçimlerini yapabilecek,
özgür düşünce geliştirilebilecek, yaratıcılıklarının gücünü
küçük yaşta keşfedebilecek bireyler yetiştirmek için yazmıyor
muyuz? Kitap okuyan çocuklar, zaten seçimlerini doğru yapacaklar,
yanlışlarını hızla ve yara almadan düzeltebilmenin yollarını
da yine kendileri bulacaklar.
Yazar adı olarak önerebileceklerimi
de düşündüm, ancak bu da adil olmayacak. Ben kimlerin ne yazdığını
çok iyi biliyorum; çünkü Cumhuriyet kitap sayfasına yazdığım
5 yıl boyunca, binlerce çocuk kitabı okudum. Ancak, en iyi
seçimi, yine çocukların yapacağına güveniyorum...
Şimdi yüksek lisansını yapan
oğlum, ilkokul 4. sınıfa giderken, dersleriyle ilgili kaygılarımı,
“Anne, sen merak etme. Ben kitap okuyan çocuğum, başarırım,”
diyerek gidermiş; aradan geçen yıllar içinde de haklılığını
kanıtlamıştı.
Ben, kitap okuyan çocuklara güveniyorum. Bunu bir çocuktan öğrendim...
Üzeyir GÜNDÜZ
1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?
Bir çocuğun sevgiye, merhamete ve korunmaya en çok muhtaç olduğu bir çağda
annesinden uzak kalması korkunç bir şey… Düşünebiliyor musunuz;
anneniz hem var hem yok. Bedeni, sevimsiz bir hastane odasının
tahta zemininde, ameliyat yaralarının iyileşmesini bekleyen
genç bir kadını (annenizi) her gece rüyanızda görüyorsunuz.
Gökte uçan kuşlarla, tayyarelerle ona selâm gönderiyorsunuz.
Üstelik bu selâmın ona ulaşmayacağını bile bile…
Bir uğursuz hastalık
(kemik veremi), annenizle sizin aranıza aşılması güç engeller
koyuyor. Kırık çıkıkçılara, sınıkçılara, hastahanelere, özel
doktorlara, hatta kimi zaman “bir umuttur” diyerek şarlatan
kocakarılara ayrılan zaman, bir annenin üç çocuğunu ayırması
gereken zamanı yiyip bitiriyor…
Ve siz, annenizin yeniden eve dönmesini beklerken, bedeniniz, birden, bir
ergen görünümüne bürünüyor. Ama içinizde fantezi dersinden
bütünlemeye kalmış duygusal bir çocuk yaşıyor.
İşte ben, bütünlemeye kalan bu duygusal çocuğun yarım kalmış ödevlerini
tamamlaması ve dersini başarıyla geçebilmesi için yazıyorum.
İçimde yaşayan bütünlemeli çocuğun, bana fısıldadığı “çocukçalık”a
ait kopyaları öykü ve masala dönüştürüyorum.
Çocuklar için kaleme aldığım her yazılı ürün, benim için bir ana kucağı
oluyor. Yazdığım çocuk kitaplarının başarılı bir edebiyat
yapıtı olup olmamasından çok, beni avutup avutmadığına bakıyorum.
(Hani nasıl söyleyeyim; bu tamamen kişisel ve marazî bir durumdur.)
Eğer yazdığım şey, beni avutuyorsa, başka çocukları da avutabileceğini
düşünüyorum. Çünkü onlar, benim içinde saklı duran bütünlemeli
çocukla aynı yaştalar. Başta dört erkek torunum olmak üzere,
hepsini çok seviyorum. Duygularımı onlarla paylaşıyorum. Onlar
için yazıyorum.
2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik
ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?
Son yıllarda, ülkemizde, çocuk yayıncılığına karşı büyük bir ilgi var.
İrili ufaklı birçok yayın evi çocuk kitapları yayımlıyor.
Çocuğun gündeme taşınması açısından, bu sevindirici bir olay.
Ancak bütün yayın evlerinin ideal ölçülerle, ilkeli bir çocuk
yayıncılığı yaptıklarını söylemek oldukça zor. Çocuğu, çocuk
sorunlarını, çocuklar için yapılan edebiyatı, çocuklar için
üretilen görsel ve işitsel eğitim araçlarını ilkesel bazda
ele alarak, bunu kendileri için özel bir dert edinen özel
yayın evi ve sivil toplum kuruluşunun sayısı, iki elin on
parmağını geçmemektedir.
Aslında, çocuklar için ideal ölçülerde yayın üretmek, başlı başına bir
ekip işidir. Dil, anlatım, resimleme, görsel düzen, içerik,
fizikî nitelik ve eğitsel hijyen çocuklar için üretilen bir
eserin temel nitelikleridir. Bunların da her biri, özel bir
uzmanlığı gerektirmektedir. Bu açıdan bakıldığında, bir çocuk
kitabı pahalı bir prodüksiyondur.
Nüfusunun, neredeyse, üçte birini çocukların oluşturduğu bir ülkede, bu
alanın ihtiyaçlarını karşılamak adına, ticarî bir sektörün
oluşması kaçınılmazdır. Olaya sadece parasal açıdan bakan,
çocuğu da “kolay bir tüketici” olarak gören bir zihniyetin,
yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak çocuk yayıncılığı
yapmasını beklemek, biraz safdillik olur. Çünkü ticarî düşüncenin
ana mantığı, bir ürünü en ucuza mal edip, pahalı olan rakiplerinden
daha ucuza satabilmektir.
Bu durumda, “ilkeli ve kaliteli” bir yayın üretmek gibi bir düşüncesi bulunmayan
tüccar yayımcı; ucuz bir yazar, ucuz bir ressam, ucuz bir
kâğıtla-kültürel ve ekonomik alt yapısı oldukça zayıf bir
ortamda-ihtiyaçları karşılayan hizmet insanı konumuna gelecektir.
İlkeli çocuk yayımcılığı yapmayı amaç edinen idealist yayımcı
ise, (çocuk yayımcılığının doğası gereği) pahalı kitap üreten
kişi olarak, tüccar yayımcı karşısında rekâbet edemeyecektir.
Nitekim ülkemizde, bugün, böylesine olumsuz bir ortamda telif
kaygısı taşımayan, sanat ve estetikten yoksun, dil ve anlatımı
bozuk, fizikî dayanıklılığı bulunmayan ticarî amaçlı çocuk
kitapları üretilmektedir. Buna engel olunması da olanaksız
gözükmektedir. Basın özgürlüğüne sansür, liberal ekonomiye
de yatırım uygulayamayacağınıza göre, bu işin makul ve mantıklı
bir çözüm yolu bulunmalıdır.
Peki, bu işi kim ve nasıl çözmeli?
Sanatın, edebiyatın, kültürün ve estetik değerlerin yeni kuşaklara aktarılmasını
ve geliştirilmesini uhdesinde bulunduran bir resmî kuruluş
olarak, Millî Eğitim Bakanlığına bu konuda büyük iş düşmektedir.
Bakanlık, çocuklarımızı ilkeli ve düzeyli çocuk yayınlarıyla
tanıştırmak için yeni bir atılım başlatmalıdır. Bu da iki
yolla yapılabilir:
Birinci yol olarak; fiziksel alt yapıya ilişkin (dizgi, grafik, resimleme,
kapak düzeni, kaliteli kâğıt ve cilt vb…) masraflar bakanlıkça
karşılanmak üzere, ülkemizin önde gelen çocuk yazarlarına
(cazip bir telif karşılığında) eser siparişi verilebilir.
İkinci yol olarak ise; Yayımlar Dairesi nezdindeki Çocuk Yayınları Danışma
ve Yayın kurulu’nca akredite edilecek özel yayın evi ve yazarların
yanı sıra bu alanda hizmet veren vakıf, dernek ve benzeri
kuruluşların ürettiği çocuk yayınlarından (bir ana sponsor
bulunarak veya ücreti döner sermayece karşılanarak) satın
alınıp bir program dahilinde çocuklarımıza sunulabilir.
Böylece, sevgili çocuklarımızın düzeyli çocuk yayınlarıyla tanışması sağlanabilir.
Bu girişimin bir disiplin dahilinde uygulanması sonucunda,
çocuklarımızı seçiciliğe önem veren birer okuyucu birey haline
dönüştürebiliriz diye düşünüyorum.
3- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı
on kitap adı verir misiniz?
Bu konuda, on değil onlarca kitap adı verilebilir. Çünkü her çocuğun beğenisi
farklı olabiliyor. Bu nedenle, belirli sayıda kitap adı öneren
manipulatif yaklaşımı doğru bulmuyorum. Buna rağmen anlatım
dilleri, fantastik yaklaşımları, eğitsel mesajları, duygusal
yoğunlukları ve sanatsal ağırlıkları açısından değişkenlik
arz eden (yerli-yabancı) on kitap adı sunabilirim. Örneğin;
1. A.de Saint-Exupery’nin Küçük Prens’ini,
2. Jose Mauro de Vasconcelos’un Şeker Portakalı’nı
3. Edmondo de Amicis’in Çocuk Kalbi’ni
4. Lewis Carroll’un Alice Harikalar Diyarında’sını
5. Astrid Lindgren’in Uzun Çoraplı Kız: Pippi’sini
6. Tevfik Fikret’in Şermin’ini
7. Gülten Dayıoğlu’nun Fadiş’ini
8. Cahit Zarifoğlu’nun Yürek Dede ile Padişah’ını
9. M.Ruhi Şirin’in Guguklu Saatin Kumrusu’nu
ve Ömer Seyfettin’in Kaşağı’sını sadece kendi beğenilerim açısından önerebilirim.
Ayla ÇINAROĞLU
1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?
Yaşam felsefesini “çok para”
ya da “güç ve iktidar” değil, huzur, mutluluk ve barış üstüne
kurabilen bir kişi, yetenekleri doğrultusunda, en iyi yapabileceği
ve severek çalışacağı işi meslek olarak seçmeli.
Ben, çocuk kitaplarının, bir insanın temel eğitiminde çok önemli işlevi
olduğuna inanıyor, yeteneklerim doğrultusunda, yapabildiğim
en iyi iş budur diyor ve çocuklar için severek yazıyorum.
Böylece, ülkeme olan gönül borcumu ödemekte olduğumu düşünmek de iç huzurumu
çoğaltıyor.
2- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik
ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?
Ülkede kültür yoksunluğundan yakınıyor, çocuk yazını ve yayımcılığının
yeterli ve nitelikli olmadığını düşünüyorsak eğer, öncelikle
bir kısır döngü içinde olduğumuzu görmeliyiz:
Aile içindeki bireyler ve öğretmenler
kitabın kişilik ve kültür gelişimindeki işlevini bilmez, ders
kitaplarından başka kitap okumaz, okutmazlar. Kitabı bir emek
ürünü olarak görmezler. Bu nedenle, kitap hep “pahalı” bulunur,
kitap için para ödemekten kaçınılır. Paralı okullar bile kütüphane
raflarını bağış kitaplarla doldurmaya çalışır, düzenledikleri
göstermelik söyleşi günlerinde çağırdıkları yayınevlerini
ve çocuk yazarlarını bedava birer reklam aracı olarak kullanmak
isterler. Bu nedenlerle, çocuk kitaplarında satışlar yükselmez.Bu
nedenle de yayımcılar çocuk yazarlarına teklif götürmez, yazardan
gelen tekliflere para ödemek istemez, içerik ve görsel olarak
ucuz, niteliksiz kitaplar üretmeye yönelirler. Bu tür kitaplar
çocuklarda estetik, merak ve okuma isteği duygularını geliştirmez.
Bütün bu nedenlerle, çocuklar kitap okumaz. Kitap okumayan
çocuklar, büyüdüklerinde kitap okumayan, çocukları okumaya
yönlendirmeyen ebeveyn ve öğretmenler olurlar. Ve bu kısır
döngü böylece sürer gider.
Kısır döngünün kırılması gereken nokta ise kuşkusuz düşünmeyi ve öğrenmeyi
öğreten çağdaş eğitim birliğinde; yöneticilerin eğitim ve
kültür politikasındadır.
3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne
ifade ediyor?
Sokakta yaşamak ve zor koşullarda çalışmak zorunda kalan çocukları eğitimsizliğin
ve kültür yozluğunun kurbanları olarak görüyorum.
4- Çocuklar
için önerdiğiniz yerli-yabancı on kitap adı verir misiniz?
Çocuk kitaplarını bir tek kategori içinde görmek ve değerlendirmek yanlış
olur.
Okul öncesi çağı kitapları, ilköğretim ilk bölüm ve ikinci bölüm çağı kitapları
ve ilkgençlik çağı kitapları olarak ayırmak gerekir. Her
biri kendine özgü nitelikler gerektirdiğinden ayrı ayrı
değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, vazgeçilmez on kitap
değerlendirmesi yapmayı da pek doğru bulmuyorum.
Aysel GÜRMEN
1. Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?
Çocuklar için yazmamın en büyük nedeni,
bu alanda yetenekli olmam.
Kendimi gerçekleştirmek adına, var olan yetenek ve birikimlerimi kullanarak
çocuk yazınında üretim yapıyorum. Çocuklar için yazmak, uğraşlarımdan
yalnızca bir tanesi. En zor ve en zevkli olanı... Anne olmak
gibi bir şey. Anne olmak ve çocuklar için yazmak... Sanıyorum
bunlar beni ben yapan şeyler.
2. Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik
ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?
Ülkemizde çocuk yayıncılığı,
gerek nicelik gerekse nitelik açısından çok hızlı bir gelişme
içinde. Kuşkusuz ki yeterli düzeyde değil. Ancak, çocukların
okuma oranı ve okuma kültürüyle karşılaştırdığımız zaman,
çocuk yayımcılığının daha iyi durumda olduğunu düşünüyorum.
Yazarlar ve yayıncılar, çocuk yazınına talep yaratmak için
türlü çabalar gösteriyorlar. Yıllardır, diğer yazar arkadaşlar
gibi, ben de çocukların dikkatini kitaba çekmek için çok zaman
ve çaba harcadım. Oysa bir yazarın işi üretmek olmalı. Çocuklara
kitap okuma alışkanlığı kazandırmak veya kitaba talep yaratmak
olmamalı. Çocuklar okuma kültürünü, eğitim-öğretim sürecinde
anne-babalardan ve öğretmenlerden almalı. Ancak anne-babalar
ve öğretmenlerin kısmen de olsa haklı bir gerekçeleri var:
“Eğitim sistemi”. Yüklü ders programları hem çocukları
hem de öğretmenleri zorluyor. Ne yazık ki özel bir çaba gösterilmediği
durumlarda, kitap okuma kültürünü geliştirmeye zaman kalmıyor.
Gerçek şu ki, okuma kültürü sorunu, Milli Eğitim Bakanlığı,
okul ve aile üçgeninde ele alınmazsa, yazarların, yayıncıların,
bazı öğretmen ve ailelerin bireysel çabalarının, makro düzeyde
sonuç vermesi beklenemez. Bazı sivil toplum örgütlerinin bu
alandaki çalışmalarını göz ardı edemeyiz. Yine de ben bu sorunun
sistem sorunu olduğunu düşünüyorum. Eğer sistemdeki tıkanıklık
giderilirse; öğretmenler, anne-babalar, yazarlar, yayıncılar
ve sivil toplum örgütlerinin de çabalarıyla, çocukların okuma
kültürünün çok büyük bir ivme kazanacağını düşünüyorum.
3. Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne
ifade ediyor?
Sokaktaki çocuk bana ülkemizde yapılacak çok iş olduğunu söylüyor. Sosyal
güvence, kent yaşamına uyum, eğitim, kültür ve kuşkusuz ki
ekonomik sorunlarımızı işaret ediyor. Ülkemizin şu anda çok
büyük ve hızlı bir değişim içerisinde olduğunu düşünüyorum.
Ekonominin düzelmesi ve eğitimin ciddiyetle ele alınması diğer
sorunların da kolayca çözülmesini sağlayacaktır.
4. Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı
on kitap adı verir misiniz?
Yerli ve yabancı olmak üzere çocukların büyük bir zevkle okuyacakları
çok sayıda kitap var. Bunların on tanesinin adını vermek bana
göre yanlış. Hele bir yazar olarak bunu benim yapmam daha
büyük bir yanlış olur. İyi kitaplar arasından yalnızca on
tanesini seçmek, hem kitaplara hem de yazarlara haksızlık
olur. İyi kitaplar arasından 50 tanesini seçmek belki daha
doğru olur. Ancak bu işi, çocuk yazınından gerçekten anlayan
akademisyenlerin yapması uygundur. Ülkemizde çocuk yazını
ile ilgili yazılmış yeterli sayıda bilimsel kitap olmasa da,
birkaç tane çok güzel ve değerli çalışma var. Ben her çocuğun
beğenisine uygun, zevkle okuyacağı kitaplar olduğuna inanıyorum.
Önemli olan çocuğun kendine uygun olan kitapla buluşmasıdır.
Okuma kültürünü geliştirme çalışması yapacaksak eğer, çocuğa
okuyacağı kitabı seçme olanağı sunmalıyız. Çocuğa belirli
bir kitabı okuması için baskı yapmak yerine on kitap içerisinden
birini seçmesi istenebilir. Bu çok daha demokratik bir davranış
olur. Değişik türde ve kalınlıkta olan kitaplar arasından
çocuk kendine göre olanı seçecektir. Çocuğa güvenmemiz ve
ona saygı duymamız gerekir.
Derste incelenecek olan kitapların dışında, okuma kültürüyle ilgili olanlarda,
gerek öğretmenlerin gerekse öğrencilerin kitap seçme özgürlüklerinin
olması, her şeyi kolaylaştıracaktır. Bu nedenle, kimin
tarafından olursa olsun, önerilen kitap listelerinin kısıtlı
değil, aksine hayli uzun olması taraftarıyım.
Prof. Dr. Mübeccel GÖNEN
1- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını
nasıl buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme
yapar mısınız?
Ülkemizde çocuk yayıncılığı son on yılda daha iyi bir yere gelmiştir diyebiliriz
ancak nitelik ve nicelik açısından değerlendirildiğinde her
şeyin tatmin edici olduğu söylenemez. Yapılan araştırmalar;
bilhassa resimli öykü kitaplarında kullanılan malzemelerin
iyi nitelikte olmadığını göstermiştir. Ancak kitaplar genelde
resim-metin ilişkisi, punto büyüklüğü, büyüklük, renklendirme
ve resim yoğunluğu yönünden son yıllarda daha iyi duruma gelmişlerdir.
Konu yönünden ise makineler, taşıtlar-trafik, din-Allah, cinsellik,
haberleşme, dünya ülkeleri, aile üyeleri, ev, zaman ve ölüm
kavramı ile ilgili konular işleyen kitaplara ihtiyaç vardır.
Mevcut kitaplarda ise; genelde bu konular çocukların yaş,
ilgi, ihtiyaç ve gelişim düzeylerine uygun şekilde işlenmemiştir.
Bu durumda bazı kitapları konularının çocukları olumsuz yönde
etkileyebileceği düşünülerek; ressam, eğitimci, yazar ve yayıncıların
daha sıkı bir işbirliğine girmeleri ve konuları çocuklar üzerinde
olumlu ve yararlı etkiler bırakacak şekilde sunmaları toplumun
geleceği için faydalı olacaktır.
Okuma alışkanlığının küçük yaşlarda iyi nitelikli kitaplar aracılığı ile
kazanılması çocuklar için kitap hazırlamada herkese önemli
roller düştüğünü göstermektedir. Sonuç olarak, Türkiye’de
çocuk kitapları yavaş bir gelişme göstermektedir diyebiliriz.
Kitap sayıca çok gözükse de, iyi içerik resimleme ve fiziksel
özelliğe sahip kitap azdır. Çocuk kitapları alanındaki ilgisizlik,
bilgisizlik ve ekonomik sorunlar bu alanı hala olumsuz yönde
etkilemeye devam etmektedir. Burada aile ve eğitimciye düşen
görev çocuğun yaş, ilgi, gelişim düzeyine göre inceleyerek
kitap almak, çocuğun aldıklarını da denetlemektir. Çocuğa
çizgi roman dahil her tür kitabı okuma fırsatı vermeli, kitap
sevgisi ve okuma alışkanlığı kazandırılmalıdır.
2- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı
on kitap adı verir misiniz?
1.
Harry Potter- Felsefe Taşı
2.
Kırmızı Şapkalı Kız
3.
Cinderella
4.
Küçük Prens
5.
Pinokyo
6.
Jules Verne’nin eserleri
7.
Robinson Cruso
8.
Küçük Ev
9.
Lassie
10.
Küçük Kadınlar
11.
Ömer Seyfettin’in bazı hikâyeleri
Prof. Dr. Nilüfer TUNCER
1- Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl
buluyorsunuz? Nitelik ve nicelik açısından bir değerlendirme
yapar mısınız?
Ülkemizde çocuk yayıncılığı, özellikle son 10-15 yılda büyük gelişme gösterdi.
Artık bu alanda yazar, çizer ve yayıncılarımız var. Nitelikli
yayın yapmak için genel bir çaba var. Ancak yayınlanan eserlerin
%80’i, roman, hikâye ve resimli kitap türünde. Çocuklar için
yararlı olabilecek diğer türler, özellikle biyografi ve fen
kitapları henüz çok az. Kitapların ciltlenme ve kağıt açısından
genelde iyi olduğu söylenemez. Gene de bir iyileşme ve gelişme
sürecinde olduğuna inanmaktayım.
2- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne
ifade ediyor?
Sokaktaki çocuğun ülkemizin bir dramı olduğunu düşünüyorum. Bu bahtsız
çocukları kucaklamanın öncelikle devletin sonra da sivil toplum
kuruluşlarının görevi olduğu inancındayım. Ancak bu konuda
hızla radikal önlemler alınmadığı takdirde, bu çocuklar potansiyel
birer suçlu olmağa mahkum kalacaklar.
3- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı
on kitap adı verir misiniz?
1.
Küçük Kadınlar
2.
Tom Sawyer
3.
Alice Harikalar Ülkesinde
4.
Grimm Masalları
5.
Dede Korkut Masalları
6.
Bilim Dizisi- TÜBİTAK
7.
Andersen’den Masallar
8.
La Fontaine’den Masallar – Orhan Veli çevirisi
9.
Şafakta Yanan Mumlar - Serpil URAL
10.
Lassie – Yuvaya Dönüş / E.Knight
Hasan GÜLERYÜZ
1- Niçin çocuklar İçin yazıyorsunuz?
Herkesin içinde büyümemiş bir
“çocuk” vardır. O çocuk insanı yönlendirmekte ve biçimlemekte,
yaşam enerjisini oluşturmaktadır. İnsanın masal çağı, düşsel
serüveni bu çocuklukta yatıyor. Bu bir anlamda, yazmanın psiko-patolojisini
oluşturuyor diyebilirim. Adler, İnsanı Tanıma Sanatı kitabında,
“Bir insanı mı tanımak istiyorsunuz, onun çocukluğunu çok
iyi inceleyiniz” der. İnsanın bilinç altının, bireyin
kişiliğinin oluşumunda, geleceğe dönük proje şemaları biçimlenmesinde
yaratıcı düşünme süreçlerini kullanmada çocukluk çok önemli
bir dönemi oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Çocuklar için yazmanımın diğer
bir nedeni de işimin gereği olduğunu söyleyebilirim. Nasıl
ki, bir çobanın kaval çalması, çok güzel ıslık çalması işinin
bir gereğiyse, bizim bu alanda yazmamız da işimizin bir uzantısı
ve tamamlayıcısıdır. Yıllarca sınıf öğretmenliği yaptım. Her
gittiğim okulda kitaplar ve kitaplıklar ilgi odağım olmuştu.
Bir yandan da sürekli kitap alıyor, kitaplıklara gidiyor,
okuyor, bir yandan da okul ve sınıf kitaplıklarını geliştirmeye
çalışıyordum. Çok önem verdiğim konulardan birisi: Derslerin
işlenişinde çocuk edebiyatı ürünlerinden yararlanmaktı. Öğretmenlik
yaptığım sınıflarda Kitaplık kolunun çalışması benim sınıf
içi çalışmamalarımın pusulasıydı. Eğer sınıf kitaplığı çalışıyorsa
ben de çalışıyor sayıyordum kendimi. Yıllar sonra, John Dewey’in
Türkiye Eğitim Raporunu(1924) özetlemiştim: Raporun bir yerinde
Dewey şöyle diyordu: “Bir okula gidin. Okulda kitaplık
çalışıyorsa, okul da çalışıyordur. Kitaplık çalışmıyorsa,
o okul da çalışmıyordur” diyordu.
Öğretmenliğimi sürdürürken, Gazi
Üniversitesinin Eğitim(Eski adıyla Pedagoji) bölümünü bitirdikten
sonra, çocuk ve çocuk eğitimi özel bir ilgi odağım oldu. Adeta,
çocuğun keşfine yeniden yöneldim. Okul bittikten sonra, yaptığım
öğretmenlikten büyük keyif aldığımı söyleyebilirim. Öğretmenliği
bıraktıktan sonra, yine çok yoğun bir şekilde eğitim deneticiliği
yaptım. Okuma, yazma, sınıf içinde çocuklarla iletişim, kitap
ve kitaplıklar görev alanımız içindeydi. Bu alanda yazma nedenlerinden
diğer biri de; “Sisteme eleştirel gözle bakarak, yaratıcı
bir eğitimin, yaratıcı bir öğrenme sürecinin kapılarını zorlamak,
ülkesini ve dünyayı tanımak” olarak ifade edebilirim.
Bu saydığım nedenlerle, çocuklar için yazmayı çok önemli ve
stratejik çalışma alanı olarak gördüm ve görüyorum.
Çocukla ilgili olarak çalışmalarımı
biçimlerken, birçok yazarın yaptığı gibi ben de “Çocukluk
arşivime” döndüm, oradan yararlanmak istedim. Bu arşivde,
yaşanmış, yaşanmamış çok büyük bir malzemenin saklı olduğunu
gördüm. Kullandıkça artan bir malzeme. Beni adeta heyecanlandırdı
ve kanatlandırdı. O malzemeden yararlanmak istedim. Ancak
bu malzemeden yararlanma, onu yeniden biçimlemek, onu yeniden
üretmek çok da kolay olmadığının da farkındaydım. Çok ciddi
bir birikim ve çok ciddi çalışma gerekiyordu. Bu alanda çalışma,
kimyacı titizliğini gerektiriyordu. Madde oranlarda, katalizörde
yapacağınız bir yanlışlık, sizin için, başkaları için zararlı
olabilirdi.
Çocukluğum, Karadeniz’de geçti.
Çılgın yağmurlar, deli rüzgarlar ve dağ gibi karların, deli
yeşilliklerin içinde büyüdük. Okul dışı yaşamımızda hiçbir
okulun, hiçbir öğretmenin hayal edemeyeceği, programına alamayacağı,
almaya cesaret edemeyeceği çılgınlıklar yapıyorduk. Kendi
programımızı kendimiz biçimliyorduk. Sınıfta yan yana oturamadığımız
kız arkadaşlarımızla, inek bekliyorduk, saatlerce oynuyor
projeler geliştiriyorduk. Ormanların sesini, arıların vızıltısını,
kuşların cıvıltısını fark ediyorduk. Oysa hiçbir öğretmen
bizi ormana, dere kenarına götürmemişti. O dehşet çiçekleri
uzaktan görüyorduk. Kuş yuvalarını, yumurtayı ve yavruyu biliyorduk.
Yaban arılarına kendimizi sokturuyorduk. Onlarla büyük bir
kavgamız vardı. Bu programların oluşmasına hangi okulun, hangi
öğretmenin soluğu yeterdi. Günümüzde okullar sıkıcı ve bıktırıcı,
adeta bir “zulümhane”. Okullarda, yaşamın canlığı ve diriliği
yok. Okulda çocuk, kafeste beslenen kuşlar gibi. Çocuğun dünyası,
kafesteki kuşun dünyası gibi sınırlandırılmış. Oysa, biliyoruz
ki dünya çok daha büyük ve çok daha geniş. Ve elbette kafamızı
kaldırıp gökyüzüne baktığımızda, gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler
yeni yaşam alanları olarak göz kırpıyor bizlere. Sayılan bu
nedenler, çocuk alanında kişiyi yazmaya zorluyor.
2-Ülkemizde çocuk yayıncılığını nitelik ve nicelik açısından
nasıl buluyorsunuz?
Çocuk Edebiyatında marka olmuş,
dünyayı ve ülkemizi kucaklayan bir yayınevi yok. Büyük yayınevleri
garnitür olsun, bu alanı da boş bırakmayalım diye, çocuk kitapları
da yayınlıyorlar. Yayıncıların birçoğunun kültürel alt yapısının
yeterli olmadığını söyleyebilirim. İş içinde, alaylı olarak
biçimleniyor ve yetişiyorlar. Bir kısım yayıncı da önce kitapçılarda
çalışıyor, sonra bodrum katlarında yer tutuyor, büyüyor, kitap
ve kırtasiye sahibi, sonra da yayıncı oluyor. O arada, çocuk
edebiyatı alanına da el atıyor. Bu işten anlayanlardan biraz
yardım alıyor ve kitap bastırıp piyasaya sürüyor. Bu anlamda
tanıdığımız birçok yayıncı var.
Yayıncıların, araştırma, geliştirme
birimleri, bu alana dönük ciddi arşivleri yok. Elbette bu
bir birikim, bir alt yapı gerektiriyor. Gerçi bu söylediğimiz
birikimin Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve üniversitelerin
bu anlamda arşiv ve müzelerinin olmadığını düşünüyorum. Milli
Eğitim Bakanlığı bunu yapabilir, yapmalıdır. Onun çalışma
alanına girer. Bakanlığın yeni oluşturduğu Çocuk Edebiyatı
Yayın Danışma kurulunda bu değerlendirilebilir.
Çocuk edebiyatı alanında çalışan yayın evlerinin, dünyaya, Türk Dünyasına
ve ülkemize dönük olarak çalışanlarının yetersiz olduğunu
söyleyebiliriz. Çocuk kitaplarının niteliği konusunda karşılaştırmalı,
inceleme ve araştırmalara ihtiyacımızın olduğunu söyleyebilirim.
Bu alandaki çalışmaların yeterliği, niteliği konusunda elimizdeki
verilerin yeterli olmadığını ne yazık ki söyleyebilirim.
3- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz “yerli –yabancı”
on kitap adı verebilir misiniz?
Çocuklar için benim önemli bulduğum, daha doğrusu bende iz bırakmış ve
şu anda aklıma gelen kitaplardan bazı şunlardır:
1. Eşeğin Türküsü, Muzaffer İzgü,
2. Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş,
3. Guguklu Saatin Kumrusu, M. Ruhi Şirin,
4. Bozbıdık, Erol Büyükmeriç,
5. Yüzük Parmağı, Fazıl Hüsnü Dağlarca,
6. Parbat Dağının Esrarı, Gülten Dayıoğlu
7. Heidi, Johanna Spry,
8. Aya Yolculuk, Jules Verne,
9. Bir Şeftali Bin Şeftali, Semet Behrengi,
10. Beyaz Diş, Jak London
11. Pinokyo, Carlo Collodi,
12. Martı, Rıchard Bach,
13. Marangozun Köpeği, Anton Çehov,
Ahmet ARVAS
1- Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?
Nasıl çocuklar için yazmayayım, her çocuk bir küçük adamdır. Ben onları
hiçbir zaman çocuk olarak görmedim ki. Kendimden bilirim,
küçükken bana bebek muamelesi yapanları hiç sevemezdim. Adam
yerine konulmak, büyük insanlarla konuşmak isterdim. Hele
biri bana dönecek de “peki Ahmet sen bu konuda ne düşünüyorsun”
diye fikrimi alacaktı ki, gelsin canımı yesin. İsterseniz
bir araştırma yapın, talebelerine “oturun çocuklar” diyen
öğretmenler mi çok seviliyor, yoksa “merhaba arkadaşlar” diyen
öğretmenler mi?
Dikkat ederseniz, ufacık çocuklar
bile ”ben küçükken” diyorlar. Ne demek ben küçükken? Yani
artık adam oldu, büyüdü.
Bu işe yıllarını vermiş biri olarak söylüyorum: İnanın çocuklardan korkuyorum.
Zira onlar kimin samimi, kimin yapmacık olduğunu çok iyi anlıyor
ve pat diye yüzünüze vuruyorlar.
2-Ülkemizdeki çocuk yayıncılığını nasıl buluyorsunuz? Nitelik
ve nicelik açısından bir değerlendirme yapar mısınız?
Mizah dünyasında “Cem Yılmaz” diye bir adam çıktı. Bugüne kadar “mizahçı”
diye tanınmış birçok insanın, grubun, programın pabucu dama
atıldı. İnsanlar kaliteyi, “hakiki” anlamda mizah ustasını
görünce, eskilere bakmaz oldular. Herkes bunun farkında. Eleştirmeye
bile güçleri yetmiyor. Otomobilin tadını alan bisiklete binmiyor.
Ülkemizde çocuk kitapları deyince
akla ilk önce Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu gelirdi. Sonra
bunlara Gülten Dayıoğlu, Tomris Uyar, Mustafa Ruhi Şirin,
Sadettin Kaplan, Bestami Yazgan, Çetin Öner, Ayşe Kilimci,
Ayla Kutlu, Muzaffer İzgü, Cihan Demirci, Salih Zengin vs.
gibi kalemler eklendi. Çocuk edebiyatında yavaş yavaş kalitenin
arttığını görmekteyiz. Bu da bizi sevindiriyor.
Dikkat ederseniz, ebeveynler kendilerini zorlayarak da olsa, çocuklarına
iyi bir eğitim sağlayabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Rastgele kitap almak yerine artık işin uzmanlarına sorma gereği
duyuyorlar. Çocuklar elbette yaşlarına, durumlarına uygun
kitaplar okumalı. Yaşını aşan kitaplar okuyan çocuklarda çeşitli
psikolojik ve ruhsal sıkıntılar baş gösterebilir. Bu konuda
güzel gelişmeler oldu. Artık çocuklara sevgi, umut, iyilik
aşılayan, hayal güçlerini geliştiren, pedagoglardan, psikologlardan
yardım alınarak kaleme alınmış kitaplar var.
Çocuk yayıncılığına yabancılar çok önem veriyorlar. Biz dergici olduğumuz
için, dünyada çeşitli ülkelerde çıkan çocuk dergilerini takip
ediyoruz, özellikle Fransızlar bu işi çok ciddiye alıyorlar.
3- Sokaktaki çocuk (sanayi, köprü altı, tinerci vb) size ne
ifade ediyor?
Çocuk her yerde çocuktur. Henüz yedinci baharını bile yaşayamadan 15-16
anahtarıyla arabanın altına yatan, civata sıkan, kaporta zımparalayan,
cila vuran çocuklar okula giden yaşıtlarına özeniyorlar.
Çocukları evden kaçıran, onların sokak çocuğu (tinerci) olmalarına vesile
olan sebepleri, üç aşağı beş yukarı hepimiz biliyoruz. Üvey
baba veya üvey anne baskısı ve özellikle alkolik babanın zulmü
yatıyor. Bazıları da çocuktan çok şey bekliyor onu bunaltıyor.
Sebepleri alt alta sıraladığımız zaman, ortaya tek bir kelime
çıkıyor. Cahillik! Yani “eğitim şart”
Tinerciler de insan, onlar da acıkıyor, susuyor, üşüyor. Kendilerine duyarsız
kalanlara karşı kinleri artıyor. Birbirlerine tutunarak hayatta
kalmaya çalışıyorlar. Çünkü zevkler bedenleri yakınlaştırdığı
gibi, acılar da ruhları yakınlaştırır.
“Sokak çocuğu” tabiri çok ağır
kaçtığı için, onlara şimdilerde “umut çocukları” deniliyor.
Bu çocuklar tiner çeke çeke akılları ve ruhları uyuşuyor.
Her türlü suça yatkın hale geliyorlar. Başta devlet olmak
üzere bütün kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri bu
konuya eğilmeli. Her sokak çocuğu, bir mahkum adayıdır. Hayatları
ya hapishanelerde veya köprü altlarında acı bir şekilde noktalanmaktadır.
Bu çocuklara opera ve baleye ayrılan bütçe kadar kaynak aktarılabilse inanın
problem kalmaz.
Anne babaların mesuliyeti büyük, iş ki çocuk bir kez sokağa düşmesin, artık
onu kazanmak çok zor!
4- Çocuklar için vazgeçilmez olduğunu düşündüğünüz yerli-yabancı
on kitap adı verir misiniz?
1. Çocuk Kalbi
2. Kitaplardan Korkan Çocuk
3. Gül Sokağının Dikenleri
4. Benim Adım Monalito
5. Uzun Gece Masalları
6. Erik Çekirdeği
7. Herkesin Bir Hikâyesi Var
8. Kelile ve Dimne
9. Kaşağı
10. Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
11. Beyin Gücünü Kullanma Teknikleri
Gençler için:
1. Bostan ve Gülistan