Prof. Dr. Nilüfer TUNCER
Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi
Birdenbire
çocukları TV’den, bilgisayar oyunlarından koparıp, yeniden
okumaya döndüren –hem de 300-500 sayfalık ciltlerle- bu
kitap dizisinin sihri ne? 1997 de İngiltere’de, 1999’da
ülkemizde ilk baskısı yapılan, ama esas popülaritesini
2001 Nisan’ından itibaren YKY edisyonlarıyla yapan bu
kitabın Türk çocuklarını da bu kadar etkilemesi, 422 bin
gibi büyük bir sayıda basılıp, satış yapması bu dizinin
büyüsünün geniş bir kitleyi etkilediğini göstermiyor mu?
Ama yetişkinlerin hepsi bu büyüye katılmıyor; gerek dünyada gerek ülkemizde
Harry Potter’e karşı görüşler öne sürenler de var.
Önce bu dizinin çocukları neden böyle kapıp götürdüğünü ele alalım; ama
öncelikle bu kitapların 10 yaş ve üstü çocuklar tarafından
okunması gerektiğini vurgulayalım. Çünkü küçük çocuklar, hele
okul öncesi çağı çocukları, hayal ile gerçeği ayırt edemezler.
Eserdeki mizah da onların kavrayabileceği düzeyde değildir.
Ayrıca eser onlara göre çok uzundur. Bizim çocuklarımız için
ise yabancı sözcükler fazla gelebilir. Ama 10 yaşın üstündeki
okul çocukları çoğunlukla İngilizce okudukları için, sözcüklerin
okunmasında zorluk çekmeyebilirler.
A ) Dizinin en çekici yönü müthiş bir hayal gücü ile yazılmış olmasıdır.
Bu dizi teknolojik bombardımandan bıkmış olan çocuklara farklı
bir dünya getirmiştir: Gerçeğe benzeyen ama sihir ve büyünün
geçerli olduğu bir dünya. Öyle ki cadılar okulu Hogwvarts’a
gitmek için 9 _ garında kırmızı trene binilir; okulda şişman
kadın portresine “parola” söylemeden kuleye girilemez; resimlerdeki
ve fotoğraflardaki kişiler şato içinde gezmeye giderler; şatonun
merdivenleri açılır-kapanır, yükselir, alçalır ve daha binlerce
akıl almaz olaylar. Orijinal buluşlar arasında Quidditch
gibi basketbol-hentbol-futbol karışımı, ama havada uçan süpürgeler
üzerinde oynanan bir oyun var!
Günlük hayatın kalıplarından sıkılan çocuklar için ne büyük bir değişiklik!
B) Kitabın mükemmel
kurgusu, her sayfada yeni bir heyecan yaratmakta; başlangıçta
anlaşılmayan bir olay veya söz, ileriki sayfalarda anlam kazanmaktadır.
10 yaş ve üzeri
çocuklar, macerayı, hareketi severler. Yazarın, çocukların
ruhsal ihtiyaçlarını çok iyi bildiği anlaşılmaktadır.
C) Tema
olarak, geleneksel masallardaki iyi-kötü çatışması ve sonuçta
iyinin başarılı bulunması esas alınmıştır. Bunun yanında:
- Her insanda yetenekler ve gizli güçler vardır. Sadece henüz ortaya çıkmamıştır.
- Her insan değerlidir ve kendine güvenmelidir.
- İnsan gücünü, akıldan ve çalışmaktan almalıdır.
- Dostluk, sadakat önemli değerlerdir.
gibi alt temalar da sürekli işlenmektedir.
D) Karakterler:
Harry Potter’a verilen kişilik de alışılagelmişin
dışındadır (yani yakışıklı prens değil); 11 yaşında, yetim,
ezilmiş, gözlüklü, saçı başı dağınık, çelimsiz bir çocuk.
Ama olaylar geliştikçe, Potter’ın gerçek karakteri ortaya
çıkar: Cesur, dürüst, dostluğu önemseyen, sabırlı, sadık,
özel yeteneklerini öğrendiği zaman bile kullanmamayı tercih
eden, çözümlerde aklını ön plâna alan, sporda başarılı bir
çocuk. Fakat ara sıra yaramazlık yapan; sık sık merakını gidermek
için kuralların dışına çıkan; ara sıra da kendine eziyet edenlerden
ufak intikamlar alan bir çocuk. Yani bir insan özelliklerini
taşıyor.
Rowling: “Yetişkin dünyasının kalıplarından kaçıp, gerçek veya hayalî bir
yerde güçlü olan çocuk fikri, beni çok cezp etti” diyerek
eseri kaleme almasındaki motivasyonunu açıklıyor.
Diğer karakterlerin de belli amaçlarla kişilendirildiklerini görüyoruz:
Ron: Dostluk, cesaret, beceri; Hermione: Akıl
ve çalışkanlık, özellikle bilgiyi (sihir bile olsa) kitaplarda
arama alışkanlığı; Prof. Dumbledore: bilgeliği, aklı;
Prof. McGnogall: Disiplin ve dikkati simgeliyor. İri
yarı, dev yapılı Hagrid ise beklenmedik şekilde duygusal
ve saf.
Tabiî iyilerin karşısında çeşitli düzeyde kötüler de var: Harry’nin teyze,
enişte ve kuzeni, Külkedisi’nin üvey anne ve kız kardeşlerini
aratmıyor. Prof. Snape sinsiliği; Malfoy kıskançlığı,
çekememezliği, hilekarlığı; Lord Voldemort ise kötülüğün doruğunu
temsil ediyor.
Karakterlerin sergilediği tutumlar, evrensel nitelikte olduğundan isimler
farklı, ortam farklı bile olsa, eser evrensel bir boyut kazanıyor.
E ) Üslup ve mizah
Eserin son derece akıcı ve sürükleyici bir üslubu vardır. Çevirisi de aslı
kadar başarılıdır. Yazar, isimlerin seçiminde titiz davranarak
oldukça araştırma yaptığını söylemektedir. Bazı sözcükler
ise kendi uydurmasıdır. Quidditch, Muggle gibi.
Ayrıca, eserde çeşitli düzeylerde mizah vardır. 10 yaş ve üstü çocuğun
kolayca kavrayabileceği bu mizah, yetişkinlere de hitab etmektedir.
Örneğin; Dudley’in oburluğuna yapılan atıflar, 3. ciltte Mor
Otobüs’ün (Hızır) süratle geçerken yoldaki lâmbaların, çöp
kovalarının, evlerin dehşet içinde kaçışı; Ron’un kırık asasının
neden olduğu olaylar; ev cini Dobby’nin iyilikleri (!); çok
tanınmış ama aslında bir hiç olan Prof. Gilderoy Lockhart’ın
beceriksizlikleri gibi.
Hemen her sayfada, bazen açıktan, bazen bıyık altından güldüren sahneler
var. Bu da çocukların eğlenmesini, gülerek okumalarını sağlamaktadır.
Eleştirilere gelince :
A) En büyük eleştiri kitabın hayalî unsurlarının ağır basmasına gelmektedir.
Yetişkinler, sorunların, sihir/büyü aracılığıyla çözülmesinin,
çocukları yanlış yönlendireceğinden endişelenmektedir.
Burada yetişkinlerin çifte standart kullandıklarını belirtmek gerekir:
Çocuklara yasaklanmak istenen sihir/büyü veya hayalcilik,
yetişkin dünyasında yok mi? Fal, büyü, rüya yorumları nedir?
Ayrıca masallar ve efsanelerde sihirle çözülen sorunlara neden
itiraz edilmemektedir? Alice’de sihir yok mudur? Tam tersine
sihir büyüler çocukların eğlenmesine yol açmaktadır.
B) Kitapta korkutucu öğeler olması bir diğer genel eleştiridir. Ancak psikologlar,
çocukların, korkularıyla imajinasyon yoluyla baş etmelerini
kullanılan bir psiko teknik olduğunu vurguluyorlar. Zaten
bu eserleri 10 yaş üstü çocuklar okuyacağından bu tür olumsuzluklara
kapılmadıklarını sanıyorum. Eğer çocuklar korksalardı, bu
eserin dünya çapında bu denli okuyucusu olamazdı.
C) Kitapta şiddet öğeleri bulunduğu da yaygın eleştirilerden biridir. Örneğin
Potter’in, teyze, enişte ve kuzeninin uyguladığı şiddet; Lord
Voldemort ile Harry’nin karşılaştığı sahnelerdeki şiddet gibi.
Şiddet içeren sahneler vardır ama bu sadece bu eserde mi vardır? TV’de
“Haberler” bile şiddet doludur. Eleştirilecekse tümü, hatta
toplumun yapısı bile mercek altına alınmalıdır.
Ayrıca, şiddet sahnelerinin sonu, hep Potter’ın başarısıyla bitmektedir.
D) Harry Potter serisinin ticari bir amaçla ortaya çıkarıldığı ve dolayısıyla
kültür emperyalizminin bir parçası olduğu görüşü de vardır.
Dizi “Endüstriyel peri masalı” olarak adlandırılmaktadır.
Yazar, kitabını 1997’de piyasaya sürerken herhalde bu kadar
büyük bir başarı beklemiyordu. Dolayısıyla başlangıçta herhangi
bir ticari amaç bulunduğunu sanmıyorum. Yazar kitabını yedi
cilt olarak plânladığını (Harry 18 yaşına gelene kadar ki,
okulun her yılına bir cilt denk gelecek şekilde) söylemektedir.
Ancak, kitabın başarısı, bu konuda kazanç gören her kişi ve
kuruluşu harekete geçirdi. İlk film çekildi; T-shirt, çıkartma,
boya kitapları, hatıra eşyaları çılgın gibi satılmağa başlandı.
Bu olayı Pokemon/Digimon dizisiyle karşılaştırırsak, en azından
şunu söylememiz gerekir: Harry Potter’da, önce roman vardı,
endüstrisi sonradan geldi. Diğerleri baştan öyle plânlanmıştı;
romanları ise hiç olmadı.
E) Başlıca semavi dinlerden olan Hıristiyanlık ve Müslümanlık, sihir ve
büyüyü kötü olarak nitelendirmekte ve “iyi” veya “kötü” büyücüler
olamayacağını vurgulamaktadırlar. Özellikle ABD’de bazı kiliseler
Harry Potter serisini aforoz etmiş durumdalar ve aile ile
okullara, kitapların okutulmaması için baskı yapmaktadırlar.
Ancak din kitaplarının içerdiği öykülerin çoğunda da olağandışı olaylar
yok mudur? Onların kabulünü beklerken, gerçekten de hayalî
bir amaçla yazıldığını bildiğimiz bu kitaplar için bu telâş
niye?
F) Ülkemizdeki eleştirilerin bir kısmı ise, bu eserin toplumumuza yabancı
bir kültürü yansıttığı, isimlerin bile bu açıdan zor geleceği
şeklindedir. Ancak, küreselleşen ve küçülen bir dünyada, çeşitli
akımlara, onlardan uzak kalarak karşı koyamayız. Beğensek
de beğenmesek de, yabancı kültürlerle tanışmak, iç içe olmak
durumundayız. Zaten bunu kola, kot pantolondan TV’deki dizilere
kadar yapmıyor muyuz? Tek çare ve çözüm: İyi kitap kötü
kitabı kovar prensibinden hareketle, daha özgün daha yaratıcı,
daha çekici yerli eserler yazmaktadır. O halde, yazarlarımıza
hodri meydan!
Sonuç
Unutulmaması gereken nokta, hayal gücünün yaratıcılığı beslediğidir. Jules
Verne’i anımsayalım. Onun hayalciliği olmasaydı, bugün aya
gidilemezdi.
Yaratıcılık bireyleri bağımsız ve girişimci yapar.
Toplumun gelişmesinde, çocukların iyi eğitilmesi yanında yaratıcılıklarının
desteklenmesi de rol oynar.
Sözlerimi, bir öğrencinin Harry Potter’in eleştirisini yaparken yazdığı
şu satırlarla bitirmek istiyorum:
“Yetişkinlerin bu konudaki olumsuz tavırları, çocukların hayal gücüne sahip
olmamalarından kaynaklanıyor. Dünya gerçeklerini, belki de
gereğinden fazla önemsiyorlar.”