Prof. Dr. Necat BİRİNCİ
Milli Eğitim Bakanlığı
Müsteşarı
Milletlerin önemli kuvvet kaynaklarından biri de tarihleridir. Tarih, milletin
ortak karakter ve değerlerini gösterir. Toplumlar, millet
olarak varlıklarını devam ettirebilmek için tarihlerine dayanmak
zorundadırlar.
Tarih, millette kök duygusunu uyandırır. Bu duygu, birey veya toplumda
bir millete mensubiyet bilincini canlı tutar ve onu derinleştirir.
Birey ve toplum, en uzak geçmişten sonsuz geleceğe doğru akıp giden zaman
içinde var olduğu ve var olacağı duygusuna ancak tarih bilinci
ile ulaşabilir. Bu bilinç, birey ve toplumda kendini gösterdiği
zaman tarihîlik de gün yüzüne çıkar. Geçmişten, yaşanılan
zamana doğru kesintisiz geliş, her devri ile perde perde açılır.
Tarih sahnesinde ne varsa, dikkatler bunların üzerine düşer.
Düşünce hâlihazırın dar çerçevesinden çıkıp, yeni bakış ve
yorumlar aralığından yeni ufuklara yönelir. Bunu tarih bilinci
sağlar.
Tarih bilincine tarih bilgisi olmadan ulaşılamaz. Tarih üzerine bilgi sahibi
olmak ise tarih bilincine sahip olmak demek değildir.Tarih
bilinci kendiliğinden ortaya çıkmaz; zaman, mekân ve şartlara
tarih bilgisi ile bakmak, görüleni yaşanılan anın değerleri
ile yorumlamak suretiyle doğar.
Milletlerin ortak ruhunu dokuyan, besleyen ve zenginleştiren kuru tarih
bilgisi değil, tarihteki olaylara ve geçmişten kalan her şeye,
anın ihtiyaçlarına göre getirilmiş yorumlarla oluşmuş; hayata
ve tarihe, varlığı ve ruhu ile iştirak etmekten doğan tarih
bilincidir. Tarih bilinci geçmişten beslenmekle beraber ileriye
doğru giden düşünceye dayanır ve geleceğe yön vermede belirleyici
yer tutar.
Gelecek tasavvuru tarih bilinci ile oluşur. Tarihin biriktirdiği her şey;
bütün bir medeniyet, yaşama şekli, maddî ve manevî değerler
buna yardımcı olur.
Tarih bilinci, tarih bilgisi yanında, geçmişle doğrudan temasa gelmeye
de ihtiyaç duyar. Geçmişle teması ise ancak tarihten bugüne
kalan eserler sağlayabilir. Bu eserler sadece mekânı fethetmek
suretiyle değil, mekânla birlikte zamanı da fethederek devamlılığı
sağlayan eserlerdir.
Yahya Kemal’in Hayal Beste şiirinin
Azminin kurduğu yüzlerce şehirden fazla,
İri fîrûzeye benzer nice gök kubbeyle,
Dehre aksettirtiyor, gerçi, büyük mîmârî,
Bu eserler seni göstermeye kâfi diyemem.
Şi’re aksettirebilseydin eğer, dinlerdin,
Yüz fetih şi’ri, okundukça, çelik tellerden.
Resm’e aksettirebilseydin eğer, ömrünce,
Ebedî cedleri karşında görürdün canlı.
mısraları, nesillerin dikkatlerini tarih bilincini uyandıracak eserler
üzerine çekmesi açısından değerlendirilmelidir.
Ancak her şeyin yerli yerinde, olması gereken şekilde akıp gittiği dönemlerde
tarih, çoğunlukla kuru ve sığ bir öğrenme programı olarak
kalır. Tarihî eser ve olayların anlam ve halihazıra getirebilecekleri
bakış derinliği üzerinde pek durulmaz. Millet ve devlet bünyesinde
derin dalgalanmalar, sarsıntı veya atılımlar, köklü hamleler,
derin çöküntüler, önü alınamayan bunalımlar, hızlı gelişme
ve değişmeler olmadığı zamanlarda tarih, düşünce hayatına
yoğun şekilde giremez, bakış açısı oluşturamaz. Çevre, o çevre
içinde yaşanmış olaylar, o olayların kahramanları, ortaya
konmuş eserler, varlıklarını, sadece bilgi düzeyinde, donuk
ve cansız şekilde sürdürürler.
Millet hayatında muayyen bir saat gelmeden belli bir anlayış toplumda akis
bulamıyor. Tarih bilinci de böyledir.
Milletler, daha çok yükselme ya da çöküş devrelerinde tarihleri ve sosyal
yapıları üzerinde açık seçik bir görüş ve düşünceye ulaşmak
için gayret gösterirler. Bu düşünce ve görüşler de çoğunlukla
mimarî başta olmak üzere çeşitli sanat eserlerindeki tarih
dokusu etrafında şekillenir. Bu eserler, tarih bilincini oluşturacak
duygu ve düşünceler için çıkış noktası olur. Bu duygu ve düşünceler
de zamanın ihtiyaç duyduğu değerlere göre yeni anlam ve fonksiyon
kazanırlar. Millî ruh ve benlik, onlar etrafında, kendisine
kuvvet kazandıracak yeni ifade alanları bulur. Şairler, yazarlar,
düşünürler, bu eserler üzerinden tarihe, günün beklentilerine
cevap verecek yeni yorumlar getirirler. Bütün bunları bize,
özel şartlar içinde tarih bilinci kazandırır.
Tarih bilinci, kör bir bakış ile ortaya gelmez. O, tarihte ve tarihin içinden
gelen eserlerde, görülmek istenenleri, millî bünyeyi besleyecek
şekilde görür, tarihî şahsiyet, olay ve eserler aralığından
günü, geleceğe ışık tutacak şekilde yorumlamayla doğar. Vatan
sevgisi ve ona bağlılık duygusu da bu eserler etrafında kuvvet
kazanır.
Bu konuda yaşanılan zamanın şartları, yönlendirici rol oynar. Çünkü tarihten
neyin alınması gerektiğini çoğunlukla bu şartlar gösterir.
Tarih bilinci, yaşanılan anın, bireyin veya toplumun omuzlarına, dahası
ruhuna yığıp yüklediği birtakım gereksiz ağırlıkları kaldırır,
bireyi ve toplumu bir ruh afiyetine kavuşturur, onlara, gücünü
tarihin gerçeklerinden alan yeni hamleler hazırlar.