Selahhattin ARSLAN
Sn. Nurettin ERKEKEL
Havacılar İlköğretim Okulu, Matematik Öğretmeni, ESKİŞEHİR
Moliere, “Kibarlık Budalası” adlı eserinde mizah yaparken, “Nesir olmayan
yazı şiirdir.” diyor. İşin şakası bir yana, gerçekten de böyle
midir?
“Ateş” adlı şiiriniz bize bunları anımsattı. Birinci dörtlüğünüz şöyle:
“Olma alkole müptelâ
Kalmaz başına gelmedik belâ
Alma eline sigara
Yakınlaşır sana okunacak selâ.”
Şimdi buna, nesir olmadığı için şiir desek, şiir küsmez mi bize? Dörtlüğün,
uyaklarını kaldıralım ve dizeleri yan yana yazalım:
“Alkole düşkün olma yoksa başına gelmedik kötülük kalmaz. Sigarayı eline
alma, alırsan, ölümün sesi sana yaklaşır.”
“Nesir olmayan yazı şiirdir.”
demek doğru değil ama, “Şiir olmayan yazı nesirdir.” demekte
pek de bir sakınca yok. Buna göre, siz nesir yazmış oluyorsunuz.
Şiir, sadece uyak değil. Öyle olsaydı, “Sakla samanı, gelir
zamanı.” gibi atasözleri, “Bir varmış, bir yokmuş, Allah’ın
kulu çokmuş.” gibi tekerlemeler, hep şiir olurdu. Şairden
geçilmezdi ortalıkta!
Şiir… Ses armonisi ister… Değişik bir sunuş ister… Hayal derinliği, duygu
yoğunluğu ister. Gerektiğinde, gerektiği kadar uyak da ister
elbet. Ne hâldir ki bizler, uyak yaptık mı şiir yazdık sanırız
ve bunun tersini söyleyenlere kulağımızı tıkarız.
Bu biraz da halk şiiri geleneğinden kaynaklanıyor. Daha doğrusu, halk şiirini
yanlış değerlendirmemizden ve yorumlamamızdan. Halk şiirinin
sadece uyaklı olduğunu görmek istiyor, diğer şiirselliklerine
inmek istemiyoruz.
Şiire bir de bu gözle bakmanızı öğütler ve bu yolda yapacağınız yeni çalışmalarınızı
bekleriz.
uuuu
Sn. Sermin YEŞİLOT
Anadolu Lisesi, Terme-SAMSUN
“Yenilemeyen Güç” adlı yazınız umut verici… Başarılı bir kompozisyon örneği…
İleri sürdüğünüz tez, tutarlı, tezi kanıtlayan örnekler de
öyle.
Ancak dil ve anlatım sorunlarınız var:
“Hem vazifelerimizi yerine getirmeyi ihmal ediyoruz, hem sonuç görünmeye
başlayınca karamsarlığa düşüyoruz.”
“Sonuç”la her hâlde “kötü sonuç” demek istiyorsunuz. Ancak açık değil.
Bir eksiğiniz de şu … Bir yazıda, örneklerin çok ve cümlelerin doğru olması,
o yazının güzel olmasını sağlayamayabilir. Örnekler değişik
ve ilginç, cümleler akıcı ve vurgulu değilse o yazı, orta
bir yazı olmaktan ileri gitmez. Bu durumu da göz önüne alınız
yazarken. Zaten yazarlık işin burasında.
Her şeye karşılık, başta da söylediğim gibi kaleminizden umutluyum. Yeni
yazılarınızı bekler, başarılar dilerim.
uuuu
Sn. Murat YAZICI
Damal Halit Paşa Lisesi, Damal/ARDAHAN
giden gemilerin arkasında
hep gözyaşıyla kaldı çocuklar
hayalleri içinde yitik
oturdum kıyıya
kâğıt gemilerinde kalan oyunlarını topladım
gerçeği içinde batık.
böyle diyorsunuz, “Hayallerinde Yiten
Çocuk” adlı şiirinizde… Az söyleyip, çok duyuruyorsunuz. Özellikle
çocukların hayalleri içinde yitikliği pek dokunaklı. Kâğıt
gemilerde kalan oyunları toplamak da öyle…
“Kayıp Bahriyeli Nişanlısı” adlı ikinci şiirinizde aynı derinliği ve tadı
bulamadım. Biçim, özü bastırmış gibi… Kapalı söylemek iyi
de içinden çıkılmaz bir durum almamalı bence.
Fakat söyleyişiniz sıcak ve ilgi uyandırıcı. Daha somut ve ayrıntılı yönlendirme
yapabilmem için daha çok şiirinize gerek duyuyorum.
Esenlikler…
Sn. Deniz ŞANAL
75.Yıl İ.M.KB., 10-D öğrencisi, Pazar/RİZE
“Hayal Dünyasına Yolculuk” adlı yazınızı okudum. Uzun denebilecek bir yazı.
Belli ki yazmaya karşı deneyimlisiniz. Betimlemelerde ayrıntıya
girmekten kaçınmıyorsunuz. Ufak tefek bakış, duyuş ve duyuruş
sorunlarınız var:
“Çetin bir kış olmuştu o sene. Yeryüzü sanki beyaz gelinliğini
giymiş genç kızlar gibiydi. Ancak herkes sevinmişti yağan
kara. Çünkü yağan onca kardan sonra hayat felce uğramıştı(...)
Ama kuşkusuz, buna en çok sevinen çocuklardı(...) Her evin
önünde burnu havuçlu, kömür gözlü birer kardan adam durur
olmuştu.
Nihayet ilkbahar gelip kapımızı çalmıştı.”
Öncelikle herkesin yazısına yıllardır yerleşmiş olan ve artık usanç getiren
söyleyişlerden uzak durmalısınız. Kalemini yenileyemeyen kişilerin
bıktırıcı tekrarlarına düşmeniz güzel değil. Yeryüzünün yağan
karla, “beyaz gelinlik giymiş genç kız gibi olması,”
(yazının genelinde) “hayal dünyasının kırık merdivenlerinin
çıkılması,” “çiçeklerden taç yapılması,” “insanın
akıllara durgunluk verecek manzara karşısında kendinden geçmesi,”
“rüzgârların tılsımlı melodisinin manzaraya ayrı bir tat
katması,” gibi basmakalıp söyleyişler, yazınıza güzellik
katmıyor, yük oluyor.
Örnekte görüldüğü gibi cümleleriniz
düzgün, fakat anlatımınız ağır, durgun ve hep aynı sesi veriyor.
Bu da Türkçenin o güzelim tadını ortaya koyamıyor ve dolayısıyla
okurun ilgisini uyandırmıyor. Hep, özne başta, tümleç ortada
ve yüklem sonda. Buna yazı dili diyorlar. Oysa salt yazı dili
yok bugün. Geçer akçe konuşma dili... Konuştuğumuz gibi yazıyoruz
diyebiliriz bir bakıma. Özne başta, tümleç ortada ve yüklem
sonda da olmayabiliyor. Bu da canlılık, etkinlik, sıcaklık
getiriyor dile.
Yeni çalışmalarınızda dili, bir de böyle deneyiniz, bir de böyle kullanınız.
Dili, yalnız doğru kullanmakla kalmayacaksınız, güzel de kullanacaksınız
o zaman.
Çünkü sanat, güzelsiz olmuyor.
uuuu
Sn. Müberra ATEŞ
Kösebucağı İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeni, Fatsa/ORDU
Sırasıyla “Bilinmezlik,” “Herkese Merhaba,” “Sen
Yoksun,” “Pembe” olmak üzere dört şiirinizi
de okudum.
Birinci ve üçüncü şiirler pek yavan. Dizeleri yan yana yazınız, düz yazı
olur. Bu durumuyla bile sıradan olmaktan kurtulamaz. Sanat
dediğin zahmetli iş… Daha bir ustalık ve emek ister. Sadece
insan yaşantısının bilinmezliklerle dolu olduğunu söylemek,
bir yazıyı, sanat yazısı yapmaz. Sevdiğimiz insana “Sen
Yoksun” diye seslenmek de böyle. Sanat eseri olan yazının,
günlük konuşmanın yani sadece iletişim kurmanın üstünde artıları
almalı. Ancak böylesi bizi şiiriyet dediğimiz şeye götürür.
“Pembe” ve “Herkese Merhaba”ya gelince, onlar şiir
yoluna girmiş, epey de yol almış. Çünkü bu şiirde işlediğiniz
tema gibi siz de toz pembe oluyorsunuz ve hatta bizi bile
toz pembe yapıyorsunuz:
“Ayaklarım yerden kesilir
Her şeyi, irili ufaklı her şeyi
Kucaklamak gelir içimden
Umudum göğe yükselir birden
Hafiflersin bir tüy kadar
Kalbim yavru kuş gibi çarpar”
“Herkese Merhaba” adlı şiiriniz, hem şiir hem de mesaj olarak
güzel… Özellikle çocukları iyi ve güzel olana yönlendiriyor.
Bu şiiri, yayımlayacağımızı umuyorum.
Bir dahaki şiirlerde daha çok Karadeniz yeşili bekliyoruz.
Sevgiler ve saygılar.
Bilim
ve AklınAydınlığında EğitimDergisi’nin Tüm Çalışanlarına
Genel yayın yönetmeninden matbaa işçisine kadar bu derginin hazırlanmasında
emeği geçen bütün çalışanları tebrik ederek, mektubuma başlıyorum.
Derginizle tanışalı iki sene oldu.Tanışmamız biraz geç oldu, fakat derginize
olan ilgim her geçen gün artıyor.Millî EğitimBakanlığı tarafından
yayınlanan derginizin zamanla bir kültür dergisine dönüştüğünü
gördüm. 2002 yılında daha çok bir“bilim dergisi” olarak gördüğüm
yayınınızda zamanla “kültür ve edebiyat” dergisi hüviyetine
büründü. Bu yolda başarılarınızın artarak devamını dilerim.
Ayrıca çocuklara yönelik çıkardığınız“Elma Şekeri” derginizi de bir yetişkin
olarak merakla takip ediyor, çocuklarıma da götürüyorum.Derginin
tasarımı, seçilen resimler, kullanılan renkler onun şeker
gibi renkli ve tatlı olmasını sağlıyor. Derginin arka kapağına
bastığınız -özellikle görme engelli öğrencilerin resimleri-
resimler bence çok güzel ve canlı.
Başarılarınızın artarak devamını dilerim.
Gülşah SAÇIKARA
Sarayönü Anadolu Lisesi
TürkDili ve Edebiyatı Öğretmeni
KONYA