Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 MAYIS2004  |  YIL : 5 |  SAYI : 51

DEGINMELER


Selahhattin ARSLAN

Sn. Nurettin ERKEKEL

Havacılar İlköğretim Okulu, Matematik Öğretmeni, ESKİŞEHİR

Moliere, “Kibarlık Budalası” adlı eserinde mizah yaparken, “Nesir olmayan yazı şiirdir.” diyor. İşin şakası bir yana, gerçekten de böyle midir?

“Ateş” adlı şiiriniz bize bunları anımsattı. Birinci dörtlüğünüz şöyle:

“Olma alkole müptelâ

Kalmaz başına gelmedik belâ

Alma eline sigara

Yakınlaşır sana okunacak selâ.”

Şimdi buna, nesir olmadığı için şiir desek, şiir küsmez mi bize? Dörtlüğün, uyaklarını kaldıralım ve dizeleri yan yana yazalım:

“Alkole düşkün olma yoksa başına gelmedik kötülük kalmaz. Sigarayı eline alma, alırsan, ölümün sesi sana yaklaşır.”

“Nesir olmayan yazı şiirdir.” demek doğru değil ama, “Şiir olmayan yazı nesirdir.” demekte pek de bir sakınca yok. Buna göre, siz nesir yazmış oluyorsunuz. Şiir, sadece uyak değil. Öyle olsaydı, “Sakla samanı, gelir zamanı.”  gibi atasözleri, “Bir varmış, bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş.” gibi tekerlemeler, hep şiir olurdu. Şairden geçilmezdi ortalıkta!

Şiir… Ses armonisi ister… Değişik bir sunuş ister… Hayal derinliği, duygu yoğunluğu ister. Gerektiğinde, gerektiği kadar uyak da ister elbet. Ne hâldir ki bizler, uyak yaptık mı şiir yazdık sanırız ve bunun tersini söyleyenlere kulağımızı tıkarız.

Bu biraz da halk şiiri geleneğinden kaynaklanıyor. Daha doğrusu, halk şiirini yanlış değerlendirmemizden ve yorumlamamızdan. Halk şiirinin sadece uyaklı olduğunu görmek istiyor, diğer şiirselliklerine inmek istemiyoruz.

Şiire bir de bu gözle bakmanızı öğütler ve bu yolda yapacağınız yeni çalışmalarınızı bekleriz.

uuuu

Sn. Sermin YEŞİLOT

Anadolu Lisesi, Terme-SAMSUN

“Yenilemeyen Güç” adlı yazınız umut verici… Başarılı bir kompozisyon örneği… İleri sürdüğünüz tez, tutarlı, tezi kanıtlayan örnekler de öyle.

Ancak dil ve anlatım sorunlarınız var:

“Hem vazifelerimizi yerine getirmeyi ihmal ediyoruz, hem sonuç görünmeye başlayınca karamsarlığa düşüyoruz.”

“Sonuç”la her hâlde “kötü sonuç” demek istiyorsunuz. Ancak açık değil.

Bir eksiğiniz de şu … Bir yazıda, örneklerin çok ve cümlelerin doğru olması, o yazının güzel olmasını sağlayamayabilir. Örnekler değişik ve ilginç, cümleler akıcı ve vurgulu değilse o yazı, orta bir yazı olmaktan ileri gitmez. Bu durumu da göz önüne alınız yazarken. Zaten yazarlık işin burasında.

Her şeye karşılık, başta da söylediğim gibi kaleminizden umutluyum. Yeni yazılarınızı bekler, başarılar dilerim.

uuuu

Sn. Murat YAZICI

Damal Halit Paşa Lisesi, Damal/ARDAHAN

giden gemilerin arkasında

hep gözyaşıyla kaldı çocuklar

hayalleri içinde yitik

oturdum kıyıya

kâğıt gemilerinde kalan oyunlarını topladım

gerçeği içinde batık.

böyle diyorsunuz, “Hayallerinde Yiten Çocuk” adlı şiirinizde… Az söyleyip, çok duyuruyorsunuz. Özellikle çocukların hayalleri içinde yitikliği pek dokunaklı. Kâğıt gemilerde kalan oyunları toplamak da öyle…

“Kayıp Bahriyeli Nişanlısı” adlı ikinci şiirinizde aynı derinliği ve tadı bulamadım. Biçim, özü bastırmış gibi… Kapalı söylemek iyi de içinden çıkılmaz bir durum almamalı bence.

Fakat söyleyişiniz sıcak ve ilgi uyandırıcı. Daha somut ve ayrıntılı yönlendirme yapabilmem için daha çok şiirinize gerek duyuyorum.

Esenlikler…

Sn. Deniz ŞANAL

75.Yıl İ.M.KB., 10-D öğrencisi, Pazar/RİZE

“Hayal Dünyasına Yolculuk” adlı yazınızı okudum. Uzun denebilecek bir yazı. Belli ki yazmaya karşı deneyimlisiniz. Betimlemelerde ayrıntıya girmekten kaçınmıyorsunuz. Ufak tefek bakış, duyuş ve duyuruş sorunlarınız var:

“Çetin bir kış olmuştu o sene. Yeryüzü sanki beyaz gelinliğini giymiş genç kızlar gibiydi. Ancak herkes sevinmişti yağan kara. Çünkü yağan onca kardan sonra hayat felce uğramıştı(...) Ama kuşkusuz, buna en çok sevinen çocuklardı(...) Her evin önünde burnu havuçlu, kömür gözlü birer kardan adam durur olmuştu.

Nihayet ilkbahar gelip kapımızı çalmıştı.

Öncelikle herkesin yazısına yıllardır yerleşmiş olan ve artık usanç getiren söyleyişlerden uzak durmalısınız. Kalemini yenileyemeyen kişilerin bıktırıcı tekrarlarına düşmeniz güzel değil. Yeryüzünün yağan karla, “beyaz gelinlik giymiş genç kız gibi olması,” (yazının genelinde) “hayal dünyasının kırık merdivenlerinin çıkılması,” “çiçeklerden taç yapılması,” “insanın akıllara durgunluk verecek manzara karşısında kendinden geçmesi,” “rüzgârların tılsımlı melodisinin manzaraya ayrı bir tat katması,” gibi basmakalıp söyleyişler, yazınıza güzellik katmıyor, yük oluyor.

Örnekte görüldüğü gibi cümleleriniz düzgün, fakat anlatımınız ağır, durgun ve hep aynı sesi veriyor. Bu da Türkçenin o güzelim tadını ortaya koyamıyor ve dolayısıyla okurun ilgisini uyandırmıyor. Hep, özne başta, tümleç ortada ve yüklem sonda. Buna yazı dili diyorlar. Oysa salt yazı dili yok bugün. Geçer akçe konuşma dili...  Konuştuğumuz gibi yazıyoruz diyebiliriz bir bakıma. Özne başta, tümleç ortada ve yüklem sonda da olmayabiliyor. Bu da canlılık, etkinlik, sıcaklık getiriyor dile.

Yeni çalışmalarınızda dili, bir de böyle deneyiniz, bir de böyle kullanınız. Dili, yalnız doğru kullanmakla kalmayacaksınız, güzel de kullanacaksınız o zaman.

Çünkü sanat, güzelsiz olmuyor.

uuuu

Sn. Müberra ATEŞ

Kösebucağı İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeni, Fatsa/ORDU

Sırasıyla “Bilinmezlik,” “Herkese Merhaba,” “Sen Yoksun,” “Pembe” olmak üzere dört şiirinizi de okudum.

Birinci ve üçüncü şiirler pek yavan. Dizeleri yan yana yazınız, düz yazı olur. Bu durumuyla bile sıradan olmaktan kurtulamaz. Sanat dediğin zahmetli iş… Daha bir ustalık ve emek ister. Sadece insan yaşantısının bilinmezliklerle dolu olduğunu söylemek, bir yazıyı, sanat yazısı yapmaz. Sevdiğimiz insana “Sen Yoksun” diye seslenmek de böyle. Sanat eseri olan yazının, günlük konuşmanın yani sadece iletişim kurmanın üstünde artıları almalı. Ancak böylesi bizi şiiriyet dediğimiz şeye götürür.

Pembe” ve “Herkese Merhaba”ya gelince, onlar şiir yoluna girmiş, epey de yol almış. Çünkü bu şiirde işlediğiniz tema gibi siz de toz pembe oluyorsunuz ve hatta bizi bile toz pembe yapıyorsunuz:

Ayaklarım yerden kesilir

Her şeyi, irili ufaklı her şeyi

Kucaklamak gelir içimden

Umudum göğe yükselir birden

Hafiflersin bir tüy kadar

Kalbim yavru kuş gibi çarpar”

Herkese Merhaba” adlı şiiriniz, hem şiir hem de mesaj olarak güzel… Özellikle çocukları iyi ve güzel olana yönlendiriyor. Bu şiiri, yayımlayacağımızı umuyorum.

Bir dahaki şiirlerde daha çok Karadeniz yeşili bekliyoruz.

Sevgiler ve saygılar.

 

 

 

Bilim ve AklınAydınlığında EğitimDergisi’nin Tüm Çalışanlarına

Genel yayın yönetmeninden matbaa işçisine kadar bu derginin hazırlanmasında emeği geçen bütün çalışanları tebrik ederek, mektubuma başlıyorum.

Derginizle tanışalı iki sene oldu.Tanışmamız biraz geç oldu, fakat derginize olan ilgim her geçen gün artıyor.Millî EğitimBakanlığı tarafından yayınlanan derginizin zamanla bir kültür dergisine dönüştüğünü gördüm. 2002 yılında daha çok bir“bilim dergisi” olarak gördüğüm yayınınızda zamanla “kültür ve edebiyat” dergisi hüviyetine büründü. Bu yolda başarılarınızın artarak devamını dilerim.

Ayrıca çocuklara yönelik çıkardığınız“Elma Şekeri” derginizi de bir yetişkin olarak merakla takip ediyor, çocuklarıma da götürüyorum.Derginin tasarımı, seçilen resimler, kullanılan renkler onun şeker gibi renkli ve tatlı olmasını sağlıyor. Derginin arka kapağına bastığınız -özellikle görme engelli öğrencilerin resimleri- resimler bence çok güzel ve canlı.

Başarılarınızın artarak devamını dilerim.

Gülşah SAÇIKARA

Sarayönü Anadolu Lisesi

TürkDili ve Edebiyatı Öğretmeni  KONYA

İçindekiler

Editör

Tarih Bilinci
Prof. Dr. Necat BİRİNCİ

Mustafa Kemal ve Gençlik
Selahattin ARSLAN

Öğretmen Eğitiminde Nitelik ve Pedagojik Formasyon
Ali ATASOY

Çocuklarda Özgüven
Şeref ALGUR

Türkiye'de Yüksek Öğretimin Önündeki Yığılma ve Alınabilecek Önlemler
S.Gürkan TEKİN

Sevinç ÇOKUM'la Söyleşi
Bilim ve Aklın Aydınlığında EĞİTİM

Anaokullarının Osmanlı'da İlk Programları ve Ders Uygulamaları ile "Yaratıcı Drama"nın ilk İzleri
Prof. Dr. Yahya AKYÜZ

Dülger Balığını Öldürdük
Saniye ÖZDEMİR

İki Damla Gözyaşı
Z. Tuğçe USLU

Hayata Karışmak
Mustafa TAKÇI

80 Yıl Öncesine ve Asırlar Ötesine
Gözdenur DAĞAŞAN

Ateş Böceği
Mesut OKUR

Vurgun
Mustafa TANRIKULU

Çocukluğumu Yitirdim
Ali SAÇIKARA

Kuytu Zamanlar
Aydeniz AYDIN

Mazlum
Cafer AKMAN

Özgürlük Demeliydim
Sevinç YÜREĞİR

Bir Dost Mektubu
Neşe SALİK

Hayal Dünyanızın Kapılarını Aralayın
Gamze KARAÇALI

Hayallerinde Yiten Çocuklar
Murat YAZICI


Bu Öğretmenler Böyledir
Tümay YÜKSEK

Karikatür
Enver BOLAT

Sevensin
Dilek YILDIZ

Hayal ve Ümit
Ahmet EFE

Desen
Ü.Lokman ÇAYCI

Sıcacık Poğaçalar
Gülçin ÖZBAY

Perdelerin Açılışı
Fatma KAYGISIZ


Kaptan'ın Seyir Defterinden
Ömer KARAYILAN

Kontesim
Güfte PULLU

Sessizlik
Elif ÖZDEN

Yıldızsız Gece
Esin ŞAHİN


Zamanın Aldatmacası
Funda AKYURT

Baharımı Getiren Kuşlar
Güntay TORAMAN

Çiğ Damlaları
İsmail SIKICIKOĞLU

Ceviz Ağacım
Seher TOKTAMIŞ


Nefes Almak
Tülin YÜCESAN

Bir Çocuk Uyanmıştır
Hüseyin DEMİR


Canım Annem
Pınar KOÇKANSOY

Uzaktasın
M. Asım ÖZKAN

Değinmeler
Selahattin ARSLAN

Karikatür
Hakkı USLU

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr