Gülçin ÖZBAY*
Anadolu Ögretmen Lisesi 9-C
RIZE
Ben, edebî eserlerde annemin yaptığı poğaça tadını hissederim. Sıcacık,
taptaze ve tam kıvamında...
Mutfağa beraber gireriz.Ve onun poğaça hamurunu nasıl yoğurduğunu, nasıl
kıvama soktuğunu ve bu hamura neleri kattığını merakla izlerim.
Yumurtasından ununa dek, o çeşit çeşit malzeme, nasıl bir
lezzet şölenine dönüşür, şaşarım. Annem, poğaçalarını daima
sevgi, özen ve duygu ile yoğurur, fırına verir. Kızarıncaya
dek başlarından ayrılmaz.Fırından çıkan poğaçaları bize daima
sıcacık bir gülümseme ile sunar.
Tıpkı annemin yoğurup şekillendirdiği poğaça hamuru gibi, bazı eller de
dili yoğurur ve şekillendirir. Sokakta konuştuğumuz dil, sevgi,
özen ve diğer duygularla birleşerek yoğrulur. Bu hamurda;
a’dan z’ye kadar tüm harfler nakış gibi işlenir. Annemin poğaçaları
gibi kızarır ve sıcak bir üslûp ile bizlere ulaşır.
Bu zahmetin sonunda elimize harikulâde bir eser geçer. Bazen şiir olur,
bazen de roman. Bazen ağlatır, bazen güldürür. Bazen şaşırırız
bizi bizden iyi anlatanlara, bazen özeniriz, hatta kıskanırız
onları. Bizler de işleyebiliriz dili deyip kolları sıvarız.
Ama ya kıvamını tutturamayız ya da yine anlatamayız hislerimizi.
Bir türlü o poğaça tadını yakalayamayız eserlerimizde.
Edebiyatçılardır dili böyle nakış nakış işleyip şekilden şekile sokanlar.
Beceri ve yaratıcılıktır onlardaki. Hayatı çok farklı yönleriyle
görebilirler. Sevgi kokar buram buram anadil. Bazen de nefreti
sezeriz içinde eserlerin. Ama her edebî eser damağımızda o
hoş tadı bırakır.
İşte annemin poğaçalarının sıcacık öyküsü... Her ne kadar denediysem de
seninkiler gibi olmadılar anneciğim.