Saniye ÖZDEMIR*
Çayirbagi Ilkögretim Okulu
Düzköy/TRABZON
Aniden hatırladımDülgerBalığını ve onun ölümünü. SaitFaik’in o ünlü öyküsünü
bilir misiniz?
Hani eski çağlarda bir canavar varmış.Bütün gemiciler ondan korkarlarmış.
Nasıl korkmasınlar ki?Denizde gemi barındırmazmış.Hz.İsa,
bu canavarı kulağına fısıldadığı birkaç sözle, denizlerin
en mülâyim hayvanı yapıvermiş.
Bu cümlelerle başlayan hikâye işte.Dülger balığının hikâyesi...
Denizi sevmeyi SaitFaik’ten öğrendim.Suyun kıyısında yaşayan, suyu görmeden
yaşayamayan ben, deniz olmadan hiçleştiğimi SaitFaik’le anladım.
Suyun içinde yaşadığımı yine onunla fark ettim.Dülger balığının
adı onunla zihin sözlüğümdeki yerini aldı.
Peygamberin bir sözüyle melek oluveren dülger balığı insanların gayretleriyle
yine eski hâline dönüşecek gibi.O hassaslık, kırılganlık,
duygusallık; eşref-i mahlûk ile en aşağı yer mesafesi arasında
olan insanoğlunun, aşağıyı seçmesine gerekçe oluşturuyor.
Hangimiz dülger balığı olmadık ki?
Karanlık geceye dökülen ışığın altında, yakamozları sayarken gözlerimiz,
kaç defa yanıldığımıza hayıflandık? Kaç defa yenildik o asil
mahlûka?Kaç defa aldatıldık?Kaç defa deniz yangınlar gördü?Ateş
çoğaldı, çoğaldı... suyu boğdu.
Gençliğimi de alıp gittiğim çocukluğumun kapısında neler yoktu ki?Deniz
aşırı yol katettim bu kapıya varmak için. Sarı bukleleriyle
dikkat çeken bu çelimsiz vücut, ıhlamur vaktine sığdırdığı
hayalleriyle karşımda artık.Öğretmenimin hangi durumda olursa
olsun doğrudan şaşma öğüdünü tutardım.Matematik yazılısından
hep bir alsam da davranışlarım beni kurtarırdı. Ne çıkardı
dairenin alanını bilmesem, bir sayının karekökünü alamasam?Doğruyu
söylemek gibi bir özellik vardı ya zulamda.
Güneşler açtı, güneşler battı.Hayatla buluştum. Donanımlıydım hayata karşı.Karşılaştım
insanlarla, insan bu; et-kemik, yalanlar konuşuldu doğru sandım.Böyle
düşünmek işime geliyordu ya, neyse.Doğrudan başka, elimden
gelen bir şey de yoktu hani. Bütün seçenekler sümen altı.Ben
de doğruları söyledim, yine sınıfı geçeceğimi düşündüm. Heyhat!
sınıfta kaldım.Tek tesellim sınıfımın kalabalık oluşuydu,
bencillik bu ya...
Hepimiz sırasıyla dülger balığı olduk.Hepimize kendi hayatımızın başrolü
verildi.Kimimiz hoyratça harcadı hakkını, kimimiz başkasına
devretti gönüllüce.Hayat hakkını başkasına devredenler daha
bir balıklaştı ve karaya vurdu, karalar giydi.Ziyanı yok ama
gönül istedi, gönül verdi. Şikâyet yok, kalp, dile gelse de
akıl onu susturdu. Akıl galip, gönül mağlup.Gönül mağlubiyetini
kana kana yaşadı.Gözleri denizin tuzlu suyuna karıştı.Uzaklara,
uzaklara yol aldı.Deniz aşırı...
Sınıfı geçmek icap ediyordu, hayatta kalmak, ayakta kalmak zorunlu ihtiyaç.Ölüm
hakkı yok. Nasıl ki hayat kendi isteğimiz dışı. Her kimse
kendi içinde yaşadı. Hiç kimsenin düşündüğü anlaşılmıyordu.Aksi
söylense de gözler de bu oyuna katılmıştı.Yalan söyleyemeyen
bizler gözlerin hışmına uğradık.Doğruyu söyledik, yaralandık.
Dülger balığını duyunca üzüldük, ölümü uzun sürüyor, tıpkı doğduğumuzda
ölmeye başlayan bizler gibi. Oysa ki o bize daha bir üzülürdü
bizi görseydi. Başka bir bakış açısı; tarafsız, aitliksiz...
Biz ki ait olmak için hayat hakkımızı kullandırdık, biz ki duygularımızı
açarken hassastık, sevdamıza nazlı nazenin yaklaşırken biraz
da küser huyluyduk, biraz da mağrur. Sokakta mendil satan
çocuğa karşı duyarlı, yolumuza çıkan sevdaya kara sıfatı ekleyecek
kadar yürekli, bir o kadar da ürkek.Bildiğimiz kadarıyla sevdamız
geceyle hemhalken biraz da utangaç.Bizler bir değil asıl sayıyı
lügatimden çıkarıyorum binlerce dülger balığıydık.
İnsanlar bizi ellerine geçirdiklerinde böbürlendiler. Öyle ya; bir sıfırdı
durum. Eşitlik kaldıramayan, adı aşk olan bir oyunun içindeydik.Hayatla
aşkın buluşmasını da hesap edersek seyredin savaşımı.Durum
her geçen dakika aleyhimize döndü, sıfırı değişmemek kaydıyla
skor değişti durdu. Ta ki yolun bittiği ana kadar.
Yol bitişlerinde dülger balığının hassasiyetindeydik. Bilinçle kaçırdığımız
trenlerde kaç valiz kaybettik?Çok defa bitti dediğimiz gönül
macerasına her sabah aynaya bakarken yeniden başladık. Sevda
hummaları yaşadık güneşin altında terlerken. Cam kırıklarında
çoğaldı ellerimiz.Gönlümüz vurgun yese de vuranın hilâlleşen
tarafı çok defa dolunay oldu. O küçük bir göktaşı kalmakta
dirense de biz büyüttük, güneş oldu.İnmeyecek yağmurla gelecek
yolcuyu, güneş doğudan yükselirken, hastanenin kapısında siren
çığlıkları eşliğinde çok defa bekledik.Binanın içinde ıstırap
çekenlerle yantık. Beklenen gelmedi. Şikâyet yok, gönül istedi.
Kulpu kırık testiyi çeşmeye götürdük, getirdik.Her defasında dolu gibi
görülen testiyi eve geldiğimizde boşalmış gördük.İçimizi boşalttılar
sesimiz çıkmadı.Fark etmedik mi, fark etmek istemedik mi?
Cevap vermeme hakkımı kullanıyorum.İnsanın insana zulmeti
ağır geldi, sırf bu yüzden sorular cevapsız kaldı.Ellerimizle
yüzümüzü örttük, hep eksik baktık, görmek istediğimiz kadar...
Gelecek güne umut, aya rica; sevgilinin umutları üşümesin, yıldızlarını
yak derken gönül, gönüllü işkence çekti.İşkence direğinde
beklerken gelecek günü, ayaklarımızın altına yığılan korkunun
imgesini çokça duyduk... Hangi maviyi aramış, hangi yeşilde
yanmıştık?
Hani güneş doğudan yükselirdi?Orta Doğudan yükselen yangını görüp evlerimize
çekildiğimiz anlarda yenilginin tadını öyle derin duyduk ki...Elimiz
bağlandı, gözümüz köreldi, açamadık.
Elimize rüzgâr değdiğinde değişti her şey.Mermerleşti ellerimiz, dokundular
taş kesildi.Öfkelendik, öfkenin özsuyu bedenimizi yıkarken
bir de bakmışız vücudumuz değişmiş.Vücudumuzda çiviye, testereye,
kesere, kerpetene benzer çıkıntılar oluşmuş.Saçlarımız artık
kemikle kılçık arası. Yüzümüz şeffaf bir naylonla kaplı, içimiz
başkaca olsa da görüntü kurtuluyor.Ayaklarımız incecik bir
zarla çevrili, bu yüzden azıcık insana benzeriz.
Yüzümüzde anlık tebessümler saklı.Sigara günde üç paket.Dudaklar izmarit
izi. Dişlerimizi sıkıyoruz, iki seçenek:Ya kırılacak ya sağlam
çıkacak. Vitrinlerde bebeleri kirleten dünya, büyüksün.Dünyaya
ne gam.İnsan hükümlü.
Hangimiz dülger balığı olmadık ki?Kırılganlığımızdan eser kalmadı. Hassasiyet?O
da ne?Duygular kalplerde kaldı, geriye ilk çağlardaki hâlimiz
kaldı.O çağlarda İsa vardı, sonuncusu da geldi ve gitti. Kulağımıza
bir çift söz edecek biri de kalmadı.
Şimdi okyanustayız, ilk çağlardaki gibiyiz.Uğraş balıkçı oltan boş, gemin
yok artık.Uğraş insan, uğraşabilirsen.