Zarife Tugçe
USLU*
Anadolu Lisesi Hazirlik - D Sinifi
DENIZLI
“Çanakkale içinde
vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni...”
Radyodan bu dizeler hüzünlü ezgilerle yükselmeye başladığında, Selda, babaannesi
ile sohbet etmekteydi. Babaannesi aslında babasının babaannesiydi.
Seksen dört yaşında olmasına rağmen gayet dinçti. Ak örtüsü
altındaki beyaz uzun saçlarını örer, arkasında tek bir topuz
hâline getirirdi. Elleri ve yüzü ihtiyarlığın tabii kırışıklıklarını
barındırıyordu. Omurgasında bir sorun olduğu için kambur yürürdü.
Ama dürüstlüğünü, saflığını ve insaniyetliğini yıllar boyunca
korumasını bilmişti. Yüzü de içi gibi apak, gözleri ışıl ışıldı.
Türkünün babaannesinin yüzüne bir hüzün perdesi indirdiğini fark eden Selda’nın
içini bir merak kapladı.
“Çanakkale içinde
aynalı çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı...”
Türkü hâlâ devam ediyordu. Babaannesi ise uzaklarda bir yere bakıyormuşçasına
dalıp gitmişti. Babaannesinin döktüğü iki damla gözyaşını
da görünce Selda daha fazla dayanamadı ve sordu:
-Ne oldu babaanneciğim? Ne güzel konuşuyorduk, bir anda niye hüzünlendiniz?
Yaşlı kadın soruya cevap vermek yerine, bir süre sessizce durdu. Selda
iyice meraklanmaya başlamıştı. “Acaba bir kez daha sorumu
yinelesem mi?” diye kıvranırken, babaannesinin fısıltı haline
dönüşmüş sesini işitti:
-Birinci Dünya Savaşının başladığı sıralarmış. Babamın askerlik görevini
yerine getirmesi gerekiyormuş. Ben henüz doğmamışım. Babam
izin alarak bir süreliğine evine geri dönmüş. Ama tekrar gitmesi
gerekiyormuş. Annem, babama “Gitme, çocuğumuz olacak” demiş.”Ülkeyi
sen mi kurtaracaksın? Bırak diğerleri savaşsın. Yavrumuzu
babasız bırakma!” diye ısrar etmiş. Babam çok öfkelenmiş annemin
sözlerine. “Bunu nasıl dersin?! Herkes senin gibi düşünürse
bu ülkenin hâli ne olur? Biz bunca yıl vatanımızdan geçindik,
özgür yaşadık. Şimdi vatanımızı yüzüstü mü bırakacağız? Ben
görevimi yerine getireceğim. Bu kutsal görev her şeyden yücedir,
hem de her şeyden!” demiş ve Çanakkale’ye gitmiş.
Babam gidince annem tek başına kalmış. Tarlaları hamile hâliyle sürmeye
çalışmış. Çekirgeler başakları yediğinde gücünün tükendiğini
hissetmiş ama yılmamış. Yiyecek kıtlığı yüksek düzeydeymiş.
Yabani otları öğütüp, un yapmış. Yalnızca o değil, o zamanlar
herkes bu durumdaymış. Bin bir emekle elde edilen unla ekmek
yapılmış. Ekmeklerin büyük çoğunluğu cepheye gönderiliyormuş.
Annem gibi nice kadın böyle çabalamış durmuş, cepheye cephane,
yiyecek taşımış.
Annem umutla babamın
döneceği günü beklemiş. Ama babamın o gidişi, son gidişi olmuş.
Bir daha geri dönmemiş. Benim doğduğum gece şehit düşmüş.
Annem babamın şehit oluşunu bana daha sonraları defalarca
anlattı. Annemin anlattığına göre yakışıklı, elâ gözlü bir
adammış babam. Annem fark ettirmemeye çalışsa da bana hep
hüzünle bakardı. Nasıl hüzünlenmesin ki? Ben babamın öldüğü
gün doğmuştum. Dedem ise hep babamın şehit ruhunu bende gördüğünü
söylerdi. Beni hep el üstünde tuttu. Ama yine de annemin o
bakışları bana acı verirdi. Annemin her bakışında yüreğim
delinecek sanırdım. Babasızlığın anlatılamaz yükünü omuzlarımda
hissederdim. Dedem olmasa yaşayamazdım, acıdan...
Annem sonradan geçim derdinden, gönülsüz olarak başka biriyle evlendi.
Üvey babam beni evine almadı. Dedemin yanında yaşadım. Annesiz
ve babasız büyüdüm... Şimdi bu türküyü duyunca bunlar aklıma
geldi birden.
Selda hafifçe gülümsedi. Babaannesinin bu kadar çok acı çektiğinden haberi
yoktu. Daha önce hiç kimse ona bu konuda bir şey söylememişti.
Ama bunu sorgulamanın sırası değildi ve şu an babaannesinin
teselli edilmeye ihtiyacı vardı. Elini babaannesinin koluna
koydu ve tekrar gülümsedi.
Akşam başını yastığına koyduğunda Selda’nın aklına babaannesi geldi. Çok
utandı birden. Daha önce öğretmeni derslerde savaşları, şehitleri,
şehit ailelerini anlatırken dinlemeyi denememişti bile. Hep
başka şeylerle meşgul olmuştu. Atalarının cesurca savaşmasına
ve geride bıraktıkları insanların metanetine hayran olduğunu
hissetti.
Selda hep kendi ülkesinin insanlarının gelişmediğini söylerdi. Ama fark
etti ki; hiçbir ülkenin insanı onun ülkesinin insanlarından
cesur ve inançlı olamamıştı. Kendi ülkesini küçümsediğine
çok pişmandı şimdi. Üstelik bunu yapmakla atalarına da hakaret
etmişti.
“Yarından itibaren daha farklı bir bakış açısı geliştireceğim. Atalarımın
yaptıklarından güç almam, ülkem için çalışmam gerek.” diye
düşündü kendi kendine.
Derin, huzur dolu bir nefes aldı ve her zamankinden daha da rahat bir uykuya
daldı.