Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 KASIM 2004  |  YIL : 5 |  SAYI : 57

ROMAN BEREKETİ Mİ?
ROMAN FURYASI MI?


M. Fatih ANDI*
Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi,
 Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

Son dönemlerde, edebiyatımızda bir roman bereketinin yaşandığı gözlemlenmektedir. Bu tür, diğer bütün edebî türleri geride bırakarak, özellikle son birkaç yıl içerisinde büyük bir atağa geçmiş; yayın ve edebiyat hayatımızda, âdeta bir patlamaya dönüşmüştür ki bu, romanın bizim edebiyatımızdaki varoluş tarihi içerisinde bugüne kadar şahit olunmamış bir durumdur.

Edebiyat ve kitap dergilerinde, internet sitelerinde, gazetelerin kültürsanat sayfalarında veya eklerinde, televizyon programlarında bu duruma dair son zamanlarda epeyce şey yazılıp söylenmeye başlandı. Kimileri bu sayısal artışı olumlu buldu, kimileri nitelik açısından değerlendirdi. "Patlama, çılgınlık, damping, salgın, furya" gibi olumsuz sıfatlarla niteleyenler oldu.

Gerçekten de bilhassa son iki yıl içerisinde Türk edebiyatında romanın büyük bir ivme kazandığı, özellikle genç yazarların hararetli bir istekle romana yöneldiği ortadadır. Geçmişte gençlerin edebiyata ilgisi veya özentisi çoğunlukla şiir üzerinden başlardı. Bu, uzun süre de geçerliliğini korudu. Sonra galiba bir ara, belki 9O'lı yıllarda, sevindirici olarak, hikâyeye ilgi yeniden canlanmaya başladı. Hikâye kitapları ve dergileri birbiri peşisıra okuyucu karşısına çıktı. Aynı tempoda mıdır bilmem ama, hâlâ da çıkmaya devam ediyor. Eski İstanbul hayatını anlatan kitaplar yine bu yıllarda ilgi kervanına eklendi. Biyografiler ve hatırat kitapları... Derken popüler tarihî romana duyulan merak ve gösterilen rağbet, Abdullah Ziya Kozanoğlu'larınkinden, Turhan Tan'larınkinden,  Murat Sertoğlu'larınkinden farklı bir kulvarda, tekrar ısındı. Yayınevleri okuyucu karşısına tercüme veya telif, ısrarla çoğunluğu Osmanlı sarayının hanım sultanlarının hayat hikâyelerini işleyen romanları sürme yarışına girdi. Safiye Sultanlar, Nurbânû Sultanlar, Hurrem Sultanlar adına cilt cilt romanlar yazıldı veya tercüme edildi. Osmanlı tarihinde Abbase Sultan, Kiraze Sultan vs. gibi yeni hanım sultanlar keşfedildi (!). Oryantalist bir rüzgârla sarayın harem hayatı kurcalandı. Ardından ise sözünü ettiğimiz roman dalgası geldi.

Edebiyat ve kültür hayatındaki dalgalanmalar, ilgi artışları, elbette bir canlılık getiriyorsa güzeldir. Ama önemli olan bu canlılığın, milletin kültür hayatında, edebiyat ve sanat birikimi içerisinde bir kalıcılığa dönüşüp dönüşmeyeceği, bir kalite ve katkı getirip getirmeyeceğidir. Bizce son yılların bu roman zenginleşmesini bu açıdan da değerlendirmeyi unutmamak gerekir.

      Sözünü ettiğimiz bu dalga, kimi kitapların etrafında kopartılan gürültülü ve sansasyonel dedikodularla, reklamasyon pompalamasıyla, bazı yazarların özel hayatlarryla ve yazdıklarından edindikleri kazançlarıyla, televizyon programlarında tartışılmalarıyla, büyük şehirlerin geniş bulvarlarında "billboard"lara taşınmalarıyla, gazetelerin kitap ekleriyle Türk edebiyatının bugüne kadar bilmediği bir durumu da oluşturdu. Tam da toplumun ekonomik rehaveti elde etmiş kesimlerinin hayatları etrafında teşekkül eden, medya tarafından da geniş bir toplumsal kesime haberi ve dedikodusu yaygınlaştırılan "yaşam'ların ortaya koyduğu "hayatın ma gazinleşmesi" olgusuna denk düşüyordu söz konusu bu durum. Edebiyat da bu toplumsal sürece paralel bir biçimde, giderek kendi magazinini oluşturmaya başladı. Veya bu hayat tarzı, edebiyatta kendisini ortaya koydu, bir yayın ve edebiyat magazini meydana geldi. Bu magazinel eğilim, bugün kapaklarında birtakım mankenlerin, televizyon dizisi oyuncularının, futbolcuların isimleri bulunan romanımsı, çeşnili, oyalayıcı, bol resimli albümvari birtakım yayınlarla uç noktalara gelmiş bulunuyor. Geçtiğimiz günlerin kitap fuarlarında bu türden kitapların ve bu makuleden yazarların, imza günleriyle, Şahane Pazar veyahut Televole kameralarıyla standları bolca işgal ettiklerini gördük.

Bu magazinleşen yayın ve edebiyat "piyasa"sı, bugün basılan kimi kitapların tirajlarında da bir "patlama"ya şahit kılıyor kitleleri. Bazı kitaplar yüzbinlerce basılıyor ve emsallerine oranla çok daha ucuz bir fiyata satılıyor. "Kitap" denilen kültürel olgu, bu şekilde süpermarketlerin raflarında, deterjan kutuları, salça kavanozları ve tuvalet kağıdı ambalajları arasında yerini almaya başlıyor. Kitap ve onun taşıyıcısı olduğu bilgi ve kültür, metalaşmaya doğru gitmektedir diyebiliriz bu yolla. Tüketim toplumu ideolojisi burada da etkisini veyahut hükmünü yürütmeye başlamıştır.

Yayın evleri "sürümden kazandıklarını" ileri sürüyorlar böylece. Veyahut ancak bazı kitapları böyle çok sayıda ve ucuza basabileceklerini ve "promosyon" mantığıyla satarak böyle bir sonuca varabileceklerini...

Kitap ve onun taşıyıcısı olduğu bilgi ve sanat, promosyon malzemesi mi olmalıdır? Yahut olabilir mi?

Bir kitabın çok satması, kitleye yayılması çok mu olumsuz bir şeydir? Hayır. Ama olumsuz olan, hangi kitabın çok basılıp yayıldığıdır. Üzerine böylesi bir yatırım yapılan kitap, Türk kültür veyahut (eğer edebî nitelikli bir eserse) sanat hayatına ne katmaktadır? Getirigötürü denklemi hangi endişeler etrafında kurulmuştur? Bilginin ve estetik düzeyin önemsendiği bir bakış açısı mı, yoksa yalnızca çokça tüketilmesi düşünülen ve istenen bir tüketim metaı algılayışı mı, kitap olgusunun etrafındaki endişeleri örmeye başlamıştır?

Böylesi çok satan kitaplara göz attığımızda, ısrarla gerek hacim ve format, gerekse muhteva bakımından bir takım ölçütlerin göz önünde bulundurulduğunu görürüz. Yayıncının ana kaygısı o kitabın bu ölçütler etrafında yüzbinlerce basılıp basılamayacağı, çok satıp satmayacağıdır. Bu ise eser seçişte gerek dil, gerek konu, gerekse biçim özellikleri bakımından basite, genele, sıradana göz kırpan kitapların tercih edilmesini gerekli kılmaktadır yayıncı açısından. Bu, "herkes"in hiç de çaba sarfetmeden, zorlanmadan, kolaylıkla anlayacağı, sıkılmayacağı, çerez gibi okuyacağı kitaplar olgusunu kültür hayatımızın içerisine her geçen gün biraz daha sokmaktadır.

Kitap fiyatlarının ucuzlaması, elbette bir toplumun bilgilenme kanallarının kolaylaşması anlamına da gelir ki, olumlu bir şeydir. Ama bu ucuzlama her şeyden önce yalnızca kitabın maddî değerinde olursa iyidir. Yoksa, maddî değerine paralel bir şekilde muhtevada da bir ucuzlama, hiç de tasvip edilecek bir tutum değildir.

Zira önemli olan, bir kitabın bir dönemde, çok okunup sonra saman alevi gibi sönmesi değil, bir toplumun kültür ve sanat hayatına zenginleştirici bir kalite getirmesi ve kalıcı olmasıdır. Yakın zamanların bu çok basılan kitaplar olgusunu bu açıdan da değerlendirmemiz şarttır.

Bu olgu yelpazesinin önemli bir bölümünü, yukarıda bahsini ettiğimiz romanlar meydana getirmektedir. İvmesi giderek artan bir biçimde, günümüz edebiyatında bir roman çoğalması kendisini göstermektedir ki, bu konuda yapılan bir çalışmaya göre (A. Ömer Türkeş, RadikalKitap, 22 Temmuz 2004), yalnızca 2004 yılının ilk yedi ayı içerisinde toplam 150 yeni roman yayımlanmıştır. Üstelik bu yekûnun aşağı yukarı yarısı, yazarının ilk romanı olma özelliğini taşımaktadır. Bu sayılar, yazımızın girişinde de söylediğimiz gibi, romanın Türk edebiyatındaki macerası sürecinde bir rekordur. Böylesi bir rekora ulaşmak ise, Türk edebiyat hayatı için doğrusu sevindirici olmalıdır.

Acaba öyle midir?

Elbette bu roman ilgisinin edebiyatımıza usta kalemler ve kalıcı eserler de kazandırmasını temenni etmek durumundayız ve elbette içlerinde çok başarılı ve güzel roman örnekleri de var bunların. Ama bu nicelik artışının tamamıyla bize bu kapıyı açacağını düşünmenin de pek doğru bir beklenti olmayacağını kabul etmek zorundayız. Özellikle de bu romanların, çoğunluğu itibarıyla, niteliğine baktığımızda.

Konulan yahut yazılış eksenleri, sayfalarına taşıdıkları insan portreleri açısından bu romanların doğrusu sayıları kadar zengin bir açılım ortaya koyduğunu da söyleyemeyiz. Önemli bir kısmı, yazarlarının kendi hayatlarından yola çıkarak yazdıkları metinlerden müteşekkil. Böyle olmayanlarda bile böylelerle birlikte, ana eksen, büyük şehrin acımasız hayatı karşısında bunalmış insanlar/insancıkların yapıp ettikleri. Çoğu kez vurgusuz, sorgusuz, entellektüel bir birikim ve sorumlulukla ele alıp irdelemekten ve sorgulamaktan kaçınan bir anlatım... Popüler bir düzey... Böyle olmayanlardan sarfınazar, bu özellikleri ile, bunların çoğunluğunun bir kitap kalabalığı oluşturduğunu söylemek çok fazla insafsızlık olur mu bilemiyorum. Zira kitap, toplumun kültür hayatında bir değerdir. Okuyana bir şeyler katmak zorundadır. Hayatı anlamakta ve yaşa j makta bir zenginlik, bir renk, bir tarz oluşturmakta pa ] yi bulunmalıdır. Gerisi kağıt ziyanlığıdır.

Romanlar yazılıyor, romanlar basılıyor ve satılıyor. Reklamları yapılıyor, kısa paragraflarla gazetelerin edebiyat ve sanat magazini köşelerinde tanıtımı da yapılıyor. Fakat doğrusu, bu romanlar üzerinde bir inceleme, eleştiri, değerlendirme, o romanların içine doğduğu medyatik ortamda ve platformlarda boy göstermiyor.

    Yakın zamanların bu roman patlaması bazı yazarların ve edebiyatçıların şikâyet yollu ve eleştirel tonlu yazılarına, sözlerine konu oldu. "Edebiyat terlik gibi ayağa düştü." diyenler, "Roman tüketim nesnesi oldu." diyenler, "Özel hayat, edebiyatın yerini aldı." diyenler, "Tinerciler roman yazıyor." diyenler (bk. Gerçek Hayat, nr. 2004/32) yahut bu gidişin bir "damping" (bk. Evrensel Kültür, Ağustos 2004), bir "çılgınlık" olduğunu söyleyenler (bk. Radikal Kitap, 22 Temmuz 2004) haklı itiraz ve tereddütleri edebiyatın saygınlığı, kalitenin korunması endişesi adına dile getirdiler.

Bu kaygılara ve itirazlara, başka yorumlar ve düşünceler eklemek de mümkündür. Fakat bu patlamanın arkasında yatan etkenlerin en önemlilerinden birisi, toplumun sosyal ve ekonomik yapısındaki 90'lardan sonra hız kazanan değişme, gitgide bir tüketim toplumu olmaya doğru sürati artan bir tempoda kayışımız ve buna paralel olarak hayatımızda baş gösteren zihniyet değişimi, oluşmaya başlayan yeni ilgiler, tarzlar, yaşama biçimleridir.

Kolaycılık, rahat ve konfor düşkünlüğü, bunu sağlayıcı maddî imkânlara hemencecik ulaşabilme hırsı ve arzusu, şöhret tutkusu, "köşeyi dönme" beklentisi, zamana karşı tahammülsüzlük, çile ve tahammülden kaçış, bu ilgilerin ve yaşama biçimlerinin günlük hayattaki yansımaları olarak karşımızda dikiliyor. Ardından bu beklentilerin kolay ve hızlı elden edinilmesi imkânlarının yoklandığı, kof umutların hormonlu gübrelerle yeşertildiği popstar yarışmaları, dizi film figüranlıkları, sezonluk şöhret kapıları, eğlence dünyasının ışıklı ortamları, medyatik olmanın cazibesi...

Bu roman patlamasının arkasında yatan popüler seviyeyi, sayısal sürati bu olgularla birlikte de düşünmek zorundayız. Böylesi roman yazarlığı da, artık birileri için bu kapıların aralayıcısı olarak görülmeye başlanmıştır bugün. Çok basılan ve satan, dolayısıyla çok para kazandıran, şöhrete ulaştırma ihtimali bulunan romanlar gerçeği...

Diğerleriyle birlikte bu kapının da bu beklentiler uğruna yoklanmasını bu konuda yabana atamayız. Bu durum, romanların bir yandan sayıca artışını doğururken, bir yandan da kitleselleşme amacına yönelik olarak, popülerleşmeyi ortaya çıkarmaktadır.

Fakat doğrusu, bu hengâmede harcanan, ciddî anlamda edebiyatın sıcaklığı, sanatın kuşatıcılığı olmaktadır. Toplumun roman penceresinden edebiyat ve sanat algılayışı da bu ucuzlukla birlikte ucuzlamaktadır. Seviyesizlik bir seviye olmaya doğru gitmektedir. Bilgi yanlışları, üslûp zaafları, hepsinden öte dil yanlışları ve savrukluğu, kimilerinde fena şekilde bir ifade sığlığı bu popüler düzeydeki romanların bir kısmını malûl etmektedir. (V. Türk Dili Kurultayı'nda verdiğimiz bir tebliğ, bu romanların dil zaafları üzerineydi ve doğrusu, hani Nasrettin Hoca fıkrasından kinaye, "palalık" yanlışlar bizi Türkçenin geleceği adına korkuttu.)

Buraya kadar, son birkaç yıldır yayın hayatımızda şahit olduğumuz çok satan kitaplar ve edebiyatımızdaki "roman furyası" konusunu, yer yer kalemin ucunu sivrilterek de olsa, kitleselleşme, dolayısıyla popülerleşme ve sığlaşma tehlikesi perspektifinden ele almaya çalıştık. Fakat bir yanlış anlaşılma ihtimalini önlemek, iyiyi ve güzeli hep istisna tutmak ve iyimser bitirmek adına, burada sonuç yerine belirtelim ki, günümüzde bizi karşılayan bu roman kalabalığının içinde, hem de yazarlarının ilk kalem tecrübelerini teşkil etmekle birlikte, edebiyatımıza genç bir ses, farklı bir nefes olarak doğan ve zenginleştirici birer ilgi penceresi açan romanların varlığı sevindiricidir.

Bu "roman patlamasından umarız ki edebiyat ve kültür hayatımız yukarıda küçük temaslarla üzerinde durmaya çalıştığımız kaygı noktalarımıza rağmen kârlı çıkar.

 

              

 

 

 

İçindekiler

Editör

 

Karikatür
Hakkı USLU

Popüler Kültürün Ne Olduğu Üzerine

İrfan ERDOĞAN

 

Ünsal Oskay ile Popüler Kültür Üzerine Söyleşi

Ethem BARAN-Şaban ÖZÜDOĞRU

 

Popüler Edebiyata Dair
M. Orhan OKAY

Popüler Kültür Aralığından Edebiyata Bakmak
Dinçer EŞİTGİN

İletişim Kavramı Açısından "Popüler Romanlar" ve "Estetik Romanlar"

Şaban SAĞLIK


Roman Bereketi mi? Roman
Furyası mı?

M. Fatih ANDI


Popüler Kültür, Popüler Sanat, Popüler Edebiyat Üzerine Bir Toplantı

 

Divan Şâiri Nâbi ve Popülizm Eleştirisi
Dursun Ali TÖKEL


Popüler Çocuk Kitapları ve Medyasının Çocuk Kültürüne Etkilerine Sosyolojik Gerçeklikler Açısından Bakış

Necdet NEYDİM

Türk Edebiyatının Popüleşmesi Sürecinde Tanzimat Dönemi Gazetelerinin İşlevine Dair Popüler Edebiyat Soruşturması

Ahmet Cüneyt ISSI

 

Popüler Edebiyat Sorusturmasi

Her Söz Bir Şey Söyler

Feyza HEPÇİLİNGİRLER

 

Havada Kar Sesi Var ya da Türkülere Eleştirel Bir Bakış
Ali YAKICI


Türk Dil Kurum Başkanı Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın' la Söyleşi
Ali KARAÇALI-Dinçer EŞİTGİN-Celal ASLAN

 

Sodom ve Gomore Manzaraları
Gülcan ÇOLAK

 

Dil Kirlenmesinin Bir Başka Boyutu: İş Yeri Adları
Hasan GÜLERYÜZ

 

Popüler Kültür ve Dil Soruşturması
 

Ayaküstü Yemek Yeme Üzerine
Korkmaz ALEMDAR

 

Tüketim Kültür ve Cep Telefonlarının Popülerliği
Derya TELLAN

 

Memnuniyetsizlik Felsefesi ya da Popüler Kültür Dayatmaları
Murat EROL

 

Bir "Manipülasyon Aracı" Olarak Medya Medya ve Gençlik
Yalçın ÇETİNKAYA


Bir Popüler Kültür Örneği Olarak Laila Ankara

Elif TETİKBAŞ


Popüler Kültür ve Ürünlerin Oluşumunda Medyanın Rolü

Meliha DÜZGÜN

 

İzliyorum Öyleyse Varım: Türkiye' de Kentli Ailenin Televizyon İzleme Süreci Üzerine Genel Bir Değerlendirme

Aydan ÖZSOY

Can Kazanoğlu ile Popüler Kültür ve Futbol Üzerine
Ethem BARAN-Dinçer EŞİTGİN-Çağrı GÜREL


Televizyonlarda Yayınlanan Magazin, Eğlence ve Yarışma Türü Programların Toplumsal Kültür Üzerine Etkileri-Kırıkkale ve
Ankara Örneği

Sıtkı YILDIZ

 

Yarışma Programları ve İdeolojisi

Levent YAYLAGÜL

 

Magazin Eklerinde Yaşam Tarzlarının Yeniden Üretimi (Şamdan, Gala, Starlife ve Dolce)

Erdal DAĞTAŞ

 

Üretim ve Tüketim Süreci Açısından Popüler Kültür ve Medya İlişkisi: Kurtlar Vadisi Örneği

Bülent TELLAN

 

Sadık Güneş ile Medya, İletişim, Popüler Kültür, Televizyon ve Ötesi
Turgut BAĞRIAÇIK

 

Belmalar, Seymen Ağalar, Selimler ve Çakırlar Arasında Öğretmen Olmak
Filiz AKIN BAŞAR

 

Popüler Kültür ve Biz
Hasan EFE

 

Liseli Gençler ve Müzik Yarışma Programları
Bilge ALBAYRAK

 

Üniversite Gançliğinin Yabancılaşması
Selçuk UYGUN

Siyasal Toplumsallaşma ve Çocuk: Ankara'da İlköğretim Çağı Öğrencileri Üzerinde Yapılan Bir Araştırma
Serdar ÖZTÜRK


Karikatür, Popüler Kültür ve
Popüler Karikatür

Atila ÖZER

Neden Sadece Gençler Mizah Dergisi Okuyor?
M. Bilal ARIK

Ulusal Kültürde Yozlaşma ve Karikatür
Niyazi YOLTAŞ

Karikatür ve Popüler Kültür Değerlendirmesi

Mizahın Gençliği Keşfi
Hayati BOYACIOĞLU

Popüler Kültür Nesnesi Olarak Karikatür ya da Çizginin Metaya Dönüşmesi
Deniz DOKGÖZ

Karikatür ve Popüler Kültür
Ferit ÖNGÖREN

Popüler Bir Olgu Olarak Futbol
Çağrı GÜREL

Futbol Üzerine E-Söyleşi
Çağrı GÜREL

Bir Futbol Arkeolojisi ve Felsefesi: Neo-Pagan Popüler Kültür Olarak Futbol
Yusuf KAPLAN

Futbol Tiyatrosu
Vefa TAŞDELEN

Top Oynamak
Ercan ŞEN

Futbol Fanatizmi,Popüler Kültür ve Farklı Kültürlerin Futbolu
Aydın AKTAY

Popüler Müzikle Kirlenen
Yasemin DUYAR

Seçilen Hatırlanamayacaklar
Münevver ÖNDER

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr