Popüler
kültür...Yaygın
kullanımıyla
bu kavram, gündelik
hayatın
her alanında
etkisine tanık
olduğumuz,
bazen eleştirerek
ve kendimizi dışında
tutarak, bazen farkında
olmayarak, bazen de
haz ve keyif alarak katıldığımız
bir kültürel
iklimi tanımlıyor.
Ve gençlik...En
hassas, en kırılgan;
olumlu ya da olumsuz etkilenmeye
en açık
yanımızı.
Buradan yola
çıktık.
Öncelikle,
içinde
yaşadığımız
dünyayı,
soluduğumuz
havayı
ve iklimi anlama
çabası
olarak.
*
İçinde
yaşadığımız
sürecin/hayatın
belirleyici, yaygın
ve egemen kültürel
dokusunu anlama, açıklama
ve tanımlama
uğraşında
çeşitli
kavramların
ve adlandırmaların
öne
çıktığını
görüyoruz:
'Popüler
kültür,
kitle kültürü,
tüketim
kültürü,
halk kültürü,
enformasyon kültürü'
bu kavramlardan
bazıları.
Kuşkusuz
bu kavramlardan her birinin
öncelikle
işaret
ettiği
farklı
anlam alanları
olduğu
gibi, birbirini
tamamlayan, açan
ve besleyen yanları
da var. Biz bu sunuş
yazısında
popüler
kültürün
ya
da diğer
kültür
adlandırmalarının
ne olduğu
üzerinde
durmayacağız.
Zaten dergimizin sayfalarında
bu kavramlarla ilgili
çeşitli
yaklaşımları,
değerlendirmeleri
ve farklı
bakış
açılarını
geniş
ölçüde
bulacaksınız.
Bütün
bu adlandırma,
tanımlama
ve değerlendirmelerde,
söz
konusu kültürel
durumlarla ilgili bir dizi açımlamalar
ve tespitler
öne
çıkıyor.
Bu açımlama
ve tespitlerde genel kabul olarak, günümüzün
egemen modern toplumlarında;
Kültürün
bir meta olarak
üretildiği
ve görsel/işitsel
medya aracılığıyla
izler kitleye/ topluma
sunulduğu/dayatıldığı,
Kitle iletişim
araçlarının,
özellikle
de televizyonun, belli grupların
çıkarlarını
savunan söylemi,
sahip olduğu
kodlar aracılığıyla
yaydığı
ve onları
bir zevk biçimi
içerisinde
meşrulaştırdığı,
Kitle
iletişiminin,
çağdaş
toplumlarda belirli toplumsal işlevlerden
öte,
genel bir düşünme
ve
yaşama
biçiminin
paylaşılması
olduğu;
bu düşünme
ve yaşama
biçimlerinin
rastgele oluşmadığı;
bütünüyle
kurgusal, yapay ve seri olarak
üretilip
tüketime
sunulduğu;
nitelikten
çok
niceliğin
egemen kılındığı
ve bütün
bunların
kültür/bilinç
endüstrisi
içinde,
çıkarlara
uygunluk
ölçüsünde
gerçekleştiği,
Daha
çok
tüketim,
daha çok
kâr
üzerine
kurulu çağdaş
ideolojilerin, kitle iletişim
araçları
tarafından
daha bir yüceltilerek,
meşrulaştırılarak,
ayrıntılı
olarak ele alındığı
ve geniş
izleyici kitlelerine
ikna edicilik ve parıltılı
bir
çekicilik
içinde
dağıtıldığı,
vurgulanmaktadır.*
Eric
From'un
söyledikleri
de bu değerlendirme
ve kabulleri farklı
bir boyuttan destekler görünmektedir:
"Ekran
prizmasından
geçen
her
şeyin
olduğundan
fazla bir
önem
kazanması
bilimde, siyasette,
sanatta, edebiyatta, ticarette ve müzikte
haksız
ve eşitsiz
dengelerin kurulmasına
yol açmakta;
insan değerleri
hiçe
sayan
şiddet
ve cinayetler yanında
pornografik ve tüketimci
yayınlar,
etkileri uzun dönemlerde
ortaya çıkabilecek
tehlikeli bir geleceğe
yönlendirmektedir.
Bütün
bunlar konformist bir dünya
anlayışı
içinde
eğlence
ve güldürü
formatlarında
yapılmaktadır.
Modern birey gazete ve
televizyondan aldığı
popüler
kültür
değerleriyle,
gündelik
yaşamına
kılavuz
olabilecek
yargılara
varmakta ve böylece
kendini gerçekleştirmenin
yapay bir biçimini
benimsemektedir."
Kitle kültürü,
enformasyon, bilgi ve iletişim
alanında
çalışmalarıyla
bilinen Prof. Dr. Nabi Avcı
Enformatik Cehalet
adlı
kitabının
bir yerinde 'bilgi
çağı'
kavramı
üzerinde
durarak; çağımızı
bilgi çağı
diye adlandıranların,
bununla, kitle iletişim
araçlarının
geliştiğini,
yaygınlaştığını,
bunun sonucu olarak
da, gittikçe
daha
çok
sayıda
insanın,
daha
çok
şeyden
haberdar olduğunu
söylemek
istediklerini, ne var ki, biraz düşününce,
bir
şeylerden
haberdar olmakla, bir
şeyleri
bilmenin aynı
şey
olmadığını
söylüyor
ve ekliyor: "Bitişikte
oturan komşumuzun
bile adını
bilmeyen bizler,
haritada
dahi gösteremeyeceğimiz
ülkelerin
yüzde
kaç
oranında
enflasyonla mücadele
etmek zorunda
olduklarından
ayrıntılarıyla
haberdarız.
Kitle
haberleşme
araçlarının
bizi bir dünyadan
haberdar ettikleri doğru;
ama bu dünya,
bizim yaşadığımız
dünya
değil,
haberdar olduğumuz
bir dünya."
*
Bütün
bu değerlendirme
ve yaklaşımlar
ışığında
dosyamızı
hazırlarken,
yaşadığımız
hayata/ dünyaya/
topluma/ kültürel
olgulara ve kendimize daha içerden
ve yakından
bakmayı;
kitle iletişim
endüstrisinin
kültürel
tasarımlarla
sunduğu/
dayattığı
belli zihinsel alışkanlıklar
üzerinde
etraflıca
düşünmeyi;
elektronik görsel/
işitsel
iletişim
araçlarının
yaydığı
görüntüye
dayalı, mapülatif
ve yapay enformasyonlar konusunda farkındalık
bilinci oluşturmayı
ve bu bilinci diri tutmayı
önemsediğimizi
ve öncelediğimizi
vurgulamalıyım.
Hangi
adlandırmayı
kullanırsak
kullanalım
daha
çok
reklam, moda, marka, seri
üretim
ve tüketime
endeksli bu yaygın
kültürel
olgunun, bugün
sanattan bilime, spordan eğlenceye,
gündelik
ilişkilerimizden
yeme içme
alışkanlıklarımıza
kadar etkisi altına
almadığı
alan yok gibi. Elbette ki
eğitimimiz
de bu etkilenmeden payına
düşeni
alıyor.
Türk
insanının
ortalama günde
4 saat televizyon
izleyerek dünyada
birinci konuma geldiği
ve eğitimde
medya okur yazarlığı
dersinin konuşulduğu
da düşünülürse
konunun
önemi
daha iyi anlaşılacaktır.
Dergi olarak hayatımızın
bütün
alanlarına
sirayet etmiş
böyle
bir olguyu bir özel
sayı
ölçeğinde
hazırlarken
birçok
kişi
ve kurumdan destek aldık.
Bu
özel
sayıyı
gündeme
getirdiğimiz
herkes heyecanımızı
paylaşarak
yapacağımız
çalışmalar
noktasında
bizleri yüreklendirdi.
Bu kişileri
burada ayrı
ayrı
anmak mümkün
değil
ama en azından
bir kişinin
ismini anmadan geçmek
vefasızlık
olurdu. Gazi Üniversitesi
İletişim
Fakültesi
öğretim
üyelerinden
Doç.
Dr. Nazife Güngör,
özel
sayımızın
medya ve iletişim
sayfalarının
neredeyse gönüllü
editörü
olarak çalıştı.
Kendisine
çok
teşekkür
ediyoruz. Bu
özel
sayıya
kendisi de bir yazı
ile katkıda
bulunmak istiyordu
ancak kendisinin
çok
yoğun
bir dönemine
denk gelmişti
ve bu yazıyı
yetiştiremedi.
Bu
özel
sayının
hazırlanması
sürecinde
çeşitli
kişilerle
yazı
bağlamında
görüşmeler
yaptık.
Alanla ilgili bilim adamı
ve yazarlarla söyleşiler,
soruşturmalar
gerçekleştirdik
ve toplantılar
düzenledik.
Bu
çalışmayı
yaparken
ülkemizin
farklı
kültür
coğrafyalarında
yer alan her düşünce
ve yaklaşıma
ilkeler çerçevesinde
yer vermeye, kuşatıcı
olmaya özen
gösterdik.
Özellikle
soruşturma
bölümlerinde
alanla ilgili hiçbir
değeri
dışta
tutmayarak yüze
yakın
isme sorularımızı
gönderdik.
Ancak birçoğundan
cevap alamadık.
Söyleşi
bağlamında,
popüler
kültürün
kuramsal
çerçevesi
üzerine
bu alanın
önde
gelen isimlerinden
Prof. Dr. Unsal Oskay ile, medya, iletişim,
televizyon ve ötesi.,
üzerine
ise alanla ilgili
nitelikli
çalışmaları
ve "Medya ve Kültür"
adlı
yayımlanmış
bir eseri bulunan Sadık
Güneş
ile konuştuk.
Türk
Dil Kurumu Başkanı
Prof. Dr.
Şükrü
Halûk
Akalın
ile
popüler
kültür,
gençlik
ve dil
üzerine
konuşmaktı
niyetimiz ama sayın
Başkan
oldukça
geniş
yelpazeli bir söyleşinin
eşiğine
getirip
bıraktı
bizi. Dil ile ilgili diğer
sorun ve projelerin de konuşulduğu
oldukça
kapsamlı
ve keyifli olduğuna
inandığımız
bu söyleşi
de umarım
dikkatinizi
çekecektir.
Bu sayımızın
toplantısını,
yüksek
lisans ve doktora
öğrencilerine
popüler
edebiyat ve popüler
romanlar konusunda akademik
çalışmalar
yaptırdığını
bildiğimiz
Samsun Ondokuz Mayıs
Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi
öğretim
üyelerinden
Prof. Dr. Mustafa
Özbo/c/'nın
yönetiminde
Samsun'da gerçekleştirdik.
Türkiye'de
Futbol/Bu Maçı
Alıcaz,
Pop
Çağı
Ateşi,
Cilalı
İmaj
Devri
gibi
alanla ilgili kitapların
yazarı
Can Kozanoğlu
ile hem
popüler
kültür
hem de popüler
bir olgu olarak futbol hakkında
konuştuk.
*
Dosyamıza
Prof. Dr.
İrfan
Erdoğan'm
popüler
kültürün
ne olduğuna
ilişkin
kapsamlı
kuramsal
değerlendirmeleri
tartıştığı
yazısıyla
başladık
ve ilerleyen sayfalarda dil, edebiyat, medya, eğitim,
gündelik
hayat, çizgi
ve karikatür,
futbol başlıkları
altında
da toplayabileceğimiz
birbirinden önemli
yazılara,
çizgi
ve karikatürlere
yer verdik.
Yoğun
bir emekle hazırladığımız
bu
özel
sayıyı
okuyucularımızın
beğeni
ve ilgisine sunarken,
bu sayının
hazırlanmasında
gerek yazarak/çizerek,
gerek soruşturmalarımıza
cevap vererek, gerekse
söyleşi
ve toplantılarımızı
kabul ederek bizlere katkıda
bulunan herkese,
çalışmalarımızda
bize her türlü
kolaylığı
sağlayan
Daire Başkanımız
Sadi Keskin'e ve
özveriyle
çalışan
derginin mutfağındaki
mesai arkadaşlarıma
teşekkür
ederim.