Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 KASIM 2004  |  YIL : 5 |  SAYI : 57

POPÜLER KÜLTÜRÜN NE OLDUĞU ÜZERİNE


İrfan ERDOĞAN*
Prof. Dr. Ankara Üniversitesi,
 İletişim Fakültesi, Öğretim Üyesi

Popüler kültürün ne olduğunu anlamak için kültür ve popüler kavramlarının anlamını bilmek gerekir. Bu kavramları anlamak için de popüleri ve kültürü yaratan insana bakmak gerekir. Bu da kaçınılmaz olarak insanın yarattığı tarihe gitmeyi ve bu tarihte belli yer ve zamanlarda kültürü ve popüleri aramayı ve anlamayı gerektirir. Bu gerekli fakat uzun bir yoldur. Bu ma­kalede popüler kültür; çağdaş toplum ve insan faaliye­ti ile ilişkilendirilerek en özlü bir şekilde açıklanmaya çalışılacaktır.

İnsan

insanın en temel faaliyetleri fiziksel varlığını sür­dürmek zorunluluğundan doğar. Yemesi, içmesi, barınması, korunması, dinlenmesi gerekir. Bu zorunlulukların getirdiği gereksinimleri karşılamak için insan çeşitli faaliyetlerde bulunur. Bu faaliyetlerle insan ken­dini sürekli yeniden üretir. Bu faaliyetler aynı zamanda insanın oluşturduğu toplum denen örgütlü sosyal yapı içinde olur. İnsan kendi tarihini üretim faaliyetleriyle biçimlendiren bir varlıktır. Dolayısıyla, insan dediği­mizde kendi tarihini kendi istediği biçimde yapan ve yalnız yaşayan tek bir varlıktan bahsetmiyoruz. İnsan dediğimizde, tarihini örgütlü birliktelikle (toplumla) yaratan sosyalleşmiş varlıktan bahsediyoruz. Bu insan kendi tarihini örgütlü güç ilişkilerindeki insanlar tarafından tarihsel olarak yaratılmış koşullar içinde yapar.

İnsan, Toplumu ve Kültürü

Toplum içinde belli örgütlü yer ve zamanda belli biçimlerde faaliyette bulunan insan hem kendini hem de sosyal alanı yeniden üretir. Maddesel hayatını günlük üretim faaliyetleri ağı içinde üreten insan aynı zamanda bu hayatı, üretimi, üretim ilişkilerini ve sonuçlarını, umut ve beklentilerini, umutsuzluk ve korkularını kendisi ve toplum için açıklar. Dolayısıyla materyal hayatını üreten insan aynı zamanda bu materyal hayatın bilincini de (ruhsal ve dinsel dahil düşünsel, biliş­sel, ideolojik açıklamasını) üretir. Materyal ve düşünsel üretimin biçimi insanın kültürünü oluşturur. Dolayısıyla materyal ve düşünseli üreten insan, bu üretimiyle birlikte, ona bağlı olarak gelen kültürünü de üretir. Kültürle, yani materyal hayatını ve bu hayatın bilincini üretme biçimiyle, insan belli zaman ve yerde kendinin ve topluluğunun kimliğini oluşturur ve kaçınılmaz olarak kendini "ötekilerden" ayırır. Demek ki, kültürü ya­ratan örgütlü ilişkilerdeki insandır: Kültür insanın top­lum içindeki kendini ve dolayısıyla toplumu ifade biçimidir. Bu ifade biçimi dinamik bir karaktere sahiptir: İnsan toplumsal üretim tarzı ve ilişkilerinde (kendini üretme biçiminde) yaptığı değişiklikle yaşam biçimini, bu biçimin ifadesini ve dolayısıyla kültürünü de değiştirir. Yani kültürün değişimi ancak yaşamı ifade biçimlerinin değişimiyle gelir.

Toplumsal üretim biçimi sınıf egemenliğini ve ücret köleliğini getiriyorsa, bu egemenliği ve köleliği ifade eden kültürel biçimler oluşur ve gelişir. Bu kültürel biçimlerin üretilmesi egemenliğin ve köleliğin üretilmesinin bütünleşik bir parçasıdır. Yani, örgütlü üretim tarzı içinde oluşturulan güç ilişkileri, eşitsizlikler, bun­ların günlük yaşamın her alanında ifade biçimleri kültürde yansır, yansıtılır. Dolayısıyla, kültür örgütlü ilişki tarzlarıyla ve bu tarzı çeşitli biçimlerde ifadesiyle kendini gerçekleştiren bu gerçekleştirme tarzıdır.

Bu ifade tarzı hem maddî olanın (giyecek, yiyecek, kullanılacak, barınacak, oynanacak, zevk alınacak maddesel kültürün) hem de eylemsel ve düşünsel/entelektüel olanın (inanç, kadercilik, teoloji, din, efsane, masal, şiir, müzik, çeşitli temsiller, oyun, eğlence, dinlenme, kutlama, sevinme ve üzülmenin) üretimidir. Maddî kültür aynı zurnanda kendi düşünselini (ideolo­jisini) de beraberinde taşır. Örneğin, seyretmek için aldığımız bir vcd hem maddî hem de taşıdığı içerikle ideolojik bir kültürel üründür.

Kültürel, ekonomik ve siyasal süreçler sosyal hayatın birbirinden ayrılmaz parçalarıdır. Kültürel olan siyasal ve ekonomik olan için hayati­dir. Kültür sadece değerleri, yargıları, tutumları vb. taşıyan düşünsel bir süreç değildir; kültür yaşanmış ve yaşanandır, yaşanmış ve yaşananla ilgilidir. Kültür insanla­rın kendi yaşam deneyleriyle biçimlenmiştir ve yaşam biçimlerinin bütününü oluşturur. Bu yaşam deneyi bir zamanlar belli bir coğrafî bölgeye ait, yerel ve doğrudan, birebir ilişkilerle oluşuyordu. Şimdi ise buna yoğun bir şekilde dolayımlı, dışarıdan ve uzaktan gelen "başkalarının yaşam deneyimle­ri" ve özellikle dünyaya egemen bir pazarın yaşam koşullarının belirlediği planlı yaşam deneyimleri eklem­lendi. Dolayısıyla kültür aynı zamanda ilişkisel ve tarihseldir. Çünkü kültürel biçimlenme ve değişim birbiriyle içten bağlı iki boyuta sahiptir: Kültür hem bilinçli şekilde seçen ve deneylerinin muhasebesini yapan in­sanlar tarafından kendileri için inşa edilir hem de aynı anda, geçmişteki insanların seçim ve değerlendirmelerinden miras kaldığı için, seçim ve etkinliklerin önce­den belirlenmiş kurucusu işlevini görür. Birinci boyut­ta insan kendini kendine, kendi gibilere ve ötekilere anlatır. Kendisi için kendisiyle ve diğerleriyle faaliyetler kurar ve yürütür. Bu faaliyetlere gerektiğinde dost ve düşman ötekileri de katar. İkinci boyutta egemen ve mücadeleci kalıplar (iş, yapış, düşünce ve inanç bi-çimleriyle gelen âdetler, örfler ve gelenekler) oluşturulur ve yetişen nesillere aktarılır. Bu ikinci boyutu nedeniyle, kültür sosyal yaşamı farklı biçimde üretmeye ve anlamaya karşı güçlü bir engel olarak da durur. Dikkat edilirse, insanların şeyleri yapma biçimi (kültürü) toplumun kendine bakışı, görünüşü, hissedişi, duyarlılığı, estetiği, yaratıcılığı, kendini kendine ve dışına anlatışıyla gelen sosyal kişiliğidir. Bütün bunlardaki farklılıklar aynı zamanda hem toplum içindeki hem de toplumlar arasındaki farklılıkları da oluşturur. Sosyal üre­timde ve ilişkilerde ne kadar farklılaşma ve kademeleşme üretiliyorsa (ya da benzeşme üretiliyorsa), o kadar farklılaşmış ve karmaşık kültür (o kadar homojen kültür) üretiliyor demektir. Dolayısıyla kültürün üretimi ve paylaşımı topluluğun kendini nasıl ürettiği ve paylaştığına göre biçimlenir.

Kitle Kültürü

19- yüzyılın kapitalizmi, yeni ve eşi olmayan bir egemen kültürü, kitle kültürünü yaratmıştır. Bu kültür (a) ihtisaslaşmış özel bir sektör olarak, (b) durmadan artan endüstri üretimi olarak ve en önemlisi (c), ilk defa işçi sınıfına yöneltilen ve özellikle onların tüketimi için üretilen bir kültür olarak ortaya çıktı. Bu kültürel üretim kitle üretimi yapan kapitalist pazara entegre olmuş yaşam biçiminde, pazar güçlerinin kendilerini sürdürme ve yayılma (ulusal ve uluslararası sömürü) zo-runluluğuyla birlikte gelir. Böylece egemen bir pazar yapısı yaşamı biçimlendirirken, bu yaşama bütün farklı sınıfların, grupların, cemaatlerin, kavimlerin yaşam yollarını, kişiliklerini, varlığını, onları üretilen zenginliklerin paylaşımında sadece çalışan ve tüketen olarak tutarak, özel mülkiyet ilişkilerinin egemenliği ve kültürü (kapitalist kültür) altında birleştirir, insanlık tarihi egemenliklerin kurulduğu ve mücadelelerle yıkılıp yeni egemenliklerin inşa edildiği bir tarihtir: Egemenlik yaratılır ve sürdürülürken, aynı zamanda karşıtlık da biçimlenir ve mücadele sürdürülür. Dolayısıyla, insan aynı zamanda mücadele kültürünü de inşa eder ve geliştirir.

Kitle kültürü kitle üretimi yapan bir endüstriyel yapının yarattığı maddî yaşamı gerçekleştirme ve bu gerçekleştirmenin materyal ve bilişsel/düşünsel biçimidir. Standartlaşmış kitle üretim biçimi ve tekniklerini, örgütlerini ve kitle tüketicisini gerektirir. Kitle kültü­rü seri üretimin sonuçlarından biridir ve kitle toplumundan önce var olmamıştır. Kitle toplumu üzerine de inşa edilmemiştir: Kitle toplumunun ticarileşmiş kendi­sidir. Günümüzde kitle kültürü kitle iletişim araçları ve bu araçların desteklediği küresel pazarın mal, hizmet ve ideolojisiyle birlikte düşünülür. Kitle kültürüyle biçimlendirilen dünya kapitalist üretim tarzının egemenliğindeki bir uygarlığı temsil eder.

Popüler Kültür

Kitle kültürü içinde ticarî amaçların gerçekleşmesiyle ilgili olarak üretilen ve popülerleştirilen ve dina­mik bir görünüm verilen popüler kültür yaratıldı. Popülerin en klasik anlamı halka ait olandır. Fakat günümüzde bu kavram "bir çok kişi tarafından sevilen veya seçilen" anlamında kullanılmaktadır. Bu anlamla popüler kavramı yönetici etkinliklerin (örneğin müzikle­rin, tv programlarının, seçimlerin, parlamenter demokrasinin, temsil sisteminin ve tercihlere dayanan kararla­rın) kabul damgası oldu. Popülerin bu egemen kulla­nılışı yeni alanlara taşınarak, yeni ifade biçimleri veri­lerek ve toplumsal sistem için yeni dayanak rolü sağlanarak devam etti: Örneğin popüler tv programı, popüler film yıldızı, popüler sporcu ve genel olarak popüler ve pop kültür gibi.

Popüler kültürün "en çok tercih edilen" bağlamın­da ele alınmasıyla karşımıza en yaygın ve yanlış olan popüler kültür tanımı çıkar: Popüler kültür modern toplumda devam eden "halkın" kültürüdür. Nasıl ki fabrikada çalışan işçinin "bizim fabrika" dediği yer onun değil, fakat onun varoluş biçiminin belirlendiği yer ise, popüler kültür ürünlerini satın alıp kullandığı ve "benim" dediği için, popüler kültür o sınıfa ait ol­maz. Halk olarak adlandırılan serbest kölenin yaşam tarzı onun belirlediği, onun biçimlendirdiği ve onun değiştirdiği bir yaşam tarzı değildir; o yaşam tarzı onunla vardır, onunla yaratılandır, ama onun özgür iradesinin ifadesi değildir. Dolayısıyla popüler kültür hal­kın kültürü değildir. Popüler kültür geniş iş bölümü etrafında kurulan kapitalist mal üretimi, pazarlaması, dağıtımı ve tüketimi biçimlerine dayanan bir kültürdür. Bu biçim olmayınca, örneğin teknolojik çoğaltma, seri üretim, tv veya basın olmayınca, bu araçlara dayanan böyle bir kültür biçimi de olmaz.

Popüler kültür egemen toplumsal ve ekonomik ilişkileri destekler, haklı çıkarır ve sürüp gitmesinde yardımcı olur. Kitle üretimi yapan pazarın ekonomik, siyasal ve bilişselliğinin ifadesi olan kitle kültürünün somut şekillerinden biridir. Kitle kültürü tekelci kapitalizmin hem mal hem de imajlar satışını yapan, uluslararası pazarın değişmelerine ve gereksinimlerine göre biçimlenip değişen, önceden yapılmış, önceden kesilip biçilmiş, paketlenip sunulmuş bir kültürü anlatır. Kapitalizmin kendi için üretirken ve yaratılan zenginliği kendine ayırırken, kitleleri ücretli köle olarak kullanarak "kitleler için" yaptığı üretim ve bu üretimle gelen "kimlik, duyma, hissetme, yaratma, bugününe, geçmişine ve geleceğine bakma biçimi, kısaca yaşama yoludur." Bu bağlam içinde popüler kültür, pazar tarafın­dan pazarda tüketim için "sipariş edilen, ısmarlama" kitle kültürünün en çok kullanılan ürünlerini, bu ürün­lerin tüketilmesini ve bu ürünleri teşvik eden düşünce­leri ve duyarlılıkları anlatır. Örneğin son zamanların en popüler pratikleri ve bu pratikleri destekleyen düşünceleri arasında özelleştirme, demokratikleştirme, post-modernlik, esnek üretim, küreselleşme, yerelleşme ve deregulasyon yer almaktadır. Bilişsel bağlamda, popü­ler kültürde anlamlar ve zevkler aktif bir şekilde top­lumda üretilir ve dağıtılır. Bu üretim ve dağıtımın en planlı yanı endüstriyel faaliyetlerin kendisidir ve gü-dümlenmiş yanı ise çeşitli örgütlü yapılardaki kişiler arası ilişki ve iletişimdir.

Popüler kültürde, aynı zamanda, sürekli kalıcılıkla değil, sürekli değişimle sermayenin ve sermaye sisteminin sürdürülebilirliliği gerçekleştirilir: Müzik alanında, popülerlik her hafta değişen "top 40" içinde olma ve bunları dinlemedir. Giyimde popüler olan şey mevsimlerle değişen modayla gelen güdümlü kültürel yaşamdır. Yeme ve içmede Pepsi ve Coca Cola; Marl-boro ve Winston; Pizza Hut ve Pizza King; McDonalds ve Burger King arasındaki özgür seçim için tüketici kazanma mücadelesi ve bunun bireysel özgürlük, zevk ve tercih olarak sunulmasıdır.

Popüler kültür aynı zamanda alınıp satılan mal ve malı içeren ve malla gelen, mal hakkındaki ilişkidir. Malın üretimiyle ve dağıtımıyla ilgili ilişki özel mülkiyet yapısına ve ücret politikalarından geçerek zengin­liklerin yaratılması ve yoksun bırakılmasına dayanır. Malın tüketimiyle ilgili ilişki promosyon, reklam, statü ve değer, satın alma, kullanma, atma yoluyla gerçek­leştirilen "ürünün pazarlama ve tüketimi" ve dolayısıyla yeniden üretimi koşullarının yaratılmasıdır. Sadece tüketmeye dayanarak, "halka istediği veriliyor" demek veya popüler kültür empoze edilmeyen, halkın kendini ifade eden, halkı ve yaşadığını anlatan bir kültürdür" demek, (a) akıllının minareye hazırladığı kılıfı satışı, yani sahtekarlık, (b) cehaletin bilgiçlik taslaması, yani geri zekalılık ve (c) sermayenin çıkarına hizmet eden ciddi bilinç yönetimi anlamına gelir. Popüler kültürün ideolojisi özel teşebbüsün sunduğu yapış biçimini meşrulaştınr ve evrenselleştirir.

Popülerin yaratılmasında, aynı zamanda diğer po­ülerler kullanılır: Popüler spor; popüler sporcu ve sanatçılar; popüler fikirler ve ideolojiler; popülerleştiril-miş anneler ve kaynanalar; popüler televizyon ve televizyon programlan; popüler magazin ve dergi kahra­manları; popüler seks ve seks ilişkileri, popüler politikalar bunlardan bazılarıdır.

Popüler kültür bir "çabuk kullanım ve hızlı tüketim" kültürüdür. Bu tür kullanım ve tüketim popülerin üretiminin ilk safhasından son kullanım ve atma safhasına kadar her aşamasında vardır. Böylece kitle üretiminin kalıcılığı ve sürekliliği garanti edilir. Popüler olan kullanılarak paketlenmiş popüleri, tüketiciler alır ve popüleri boğazlarına, saçlarına, yüzlerine, midelerine, üstlerine, ayaklarına "uygulayarak" malın ve bilincin popülerleştirilme sürecini tamamlarlar. Tüketici eğer popülere katılmazsa veya kazara popüleri yakalayamazsa popüler bir şekilde tedirgin edilir ve kendini tedirgin hisseder; huzursuz olur. Ancak popülerini eksik etmeyen tüketici gülümseyerek hem popülerle kendini bulur hem de popüler olanın satışına katılır. Bu satışta kendi vücudu ve kendi ruhu en önde gelen taşıyıcıdır. Popüler siyasal, ekonomik ve kültürel pazarda emeğiyle üretime ve dağıtıma katılan ve bölü­şümden ona verilenle serbest köleliği garantilenen in­san, popüler olmayan kendine kendi olarak bakmak­tan korkar; kendini kendinden çalan popülerlere kurtarıcı olarak sarılıp kimliğini ve kendini bulup rahatlar. Bu yolla kendinin sandığı "önemli kendi" olur insan. Bunu her gün sürekli yapmak zorundadır.

Popüler pazar madde bağımlı duruma gelmiş popüler kullanıcıyı özgürlük mitleriyle besler. Böylece kitle üretimi yapan endüstriyel yapıda insan materyal ürünleri, bu materyal ürünü yaratan üretim biçimi ve ilişkilerine uygun bilinci taşıyarak yaratır, işte bu, egemen, dolayısıyla popüler olandır. Dolayısıyla, popüleri popüler yapan güç ekonomik ve ideolojik güçtür. Bu güç de, sermayenin emeğe bağımlılığı biçimini anımsatacak şekilde halka bağımlıdır.

Popüler kültür ücretli maaşlı köleliğin işsiz bırakma, çalıştırma, ezme ve ezdirme pratiğidir: Popülerdir, çünkü egemen olan ve her gün tekrarlanan odur. Bu kültürün üretim kararında serbest kölelere verilen popüler seçenek, bir işte çalışma veya işsiz kalmadır. İşsizlik çok olmasına ve her gün tekrarlanmasına, yani en popüler yaşam tarzı olmasına rağmen popüler değildir. Bol bol yaşandığı ama tercih edilen yaşam tarzı olmadığı için mi dersiniz? Ücretli kölelik herkesin her gün en az sekiz saat katıldığı temel ilişki biçimi olmasına rağmen popüler olarak nitelenmez. Hatta adından bile bahsedilmez. Zorunlu olarak tercih edildiği ama sevilmediği için mi dersiniz? Dolayısıyla, popüler olanı tanımlayan yaşanılan niceliksel çokluk değil, gündeme getirilen işlevsel niceliksel çokluktur.
      Popüler kültür kapitalist ekonomik ve siyasal pa­zarın en çok satan kendisidir. Modern ve uygar olarak
kendini pazarlamasıdır. Popüler kültür eğer bayağı, basit, gaddar, kaba, aşağı seviyede ise, bu onu üreten bir yapının bayağılığını, aşağılığını, kabalığını, gaddarlığını ve basitliğini anlatır.

Popüler kültür sermaye düzeninin "friendly fas-cist" zorbalığının medyadan ve kişiler arası ilişkilerden geçerek kendini demokratik olarak satmasıdır. Saçına A firmasının Y ürününü sürmelisin, K marka parfümünü kullanmalı, ruju sürmeli, gömleği ve pantolonu giymelisin, çünkü ona "sen değersin" demek, bunları yapmazsan değer kazanamazsın demektir. Bu popüler faşizm arkadaşlar arasında konuşularak, hayranlık ifade ederek, yüceltilerek ve markayı diğer insanların gözüne kaka kaka kullanarak giyerek yaygınlaştırılır. Bu "friendly faşizm" popüler kültürel pratiklere katılmayanı bakışla ve sözle hor görerek kendi gibi kullanmayan ve tüketmeyen üzerinde baskı kurar; aynı anda kendini doğru, çağdaş, iyi ve haklı olarak tanımlar. Daha kötüsü benzerliği heceleyen popüler kültürün bu "friendly faşist" bireyi o denli geri zekalılaştırılmıştır ki, popülerin düşüncesi ve davranış kalıplarıyla standartlaşmış maymun olduğunun farkında bile değildir; aksi­ne popülere katılmayı özgürlük, özgür tercih, "ben istediğimi ve sevdiğimi yapıyorum" olarak niteler ve örneğin Tarkan'ın Özgürlük Türküsüyle farkında olmadan köleliğini yeniden üretir.

Popüler kültürde kıymetsiz olan şey "mal almayan" ve mal almayarak popülere katılmayandır. Bunun başta gelen nedeni elbette satış ve kitle üretiminin yeniden yapılması zorunluluğudur. Diğer önemli ne­den de popülerliğin tanımını yapan güç merkezindeki kaymadır: Dün, popüleri (halk ozanını, halk öyküsü­nü, halk ağıtını) günlük pratikleriyle üreten ve tanımlayan güç halktı. Bugün popüleri üreten ve tanımlayan güç, popüler adı altında mal ve bilinç satışı yapan mo­da, soda, oyuncak, turizm, kültür ve eğlence endüstrileridir. Yani dünün halkının bilinciyle, bugünün popüler kültürü taşıyıcı halkın bilinci arasında ciddi fark var­dır.

Popüler kültür kendi materyal temelini yansıtır. Meyvenin çürüğünü el çabukluğuyla müşteriye satan semt pazarındaki satıcıyı çok geride bırakacak kadar sahtekar ve dolandırıcıdır. Heterojenlikten, SEN' in SEN olduğundan bahseder. Aslında sen sana baktığında, SEN senden geçerek oluşan tüketim ve moda kültürünün standartlaşmış ve homojen yapısını görürsün. Standartlaşmada SEN standart oldukça sensin.

Popüler kültür mekanik ve elektronik çoğaltmayla niceliksel fazlalık ve niteliksel yoksulluğun kültürüdür. Bu yoksulluktan geçerek kapitalist pazar yapısı materyal zenginlik elde eder ve güç kazanır.

Popüler (ve post-modern) kültürün popülerliği, çok uluslu şirketlerin egemenliğini heceler: Popüler ve post modern ile post emperyalizmin ve sömürünün bilim, sanat, müzik, siyasal yollarla satışı yapılır.

Popüler kültür aynı zamanda egemenlik ve mücadele alanıdır. Bu alanda hem köleliğe gönüllü katılarak egemenliğin gerçekleşmesi sağlanır hem de egemenliğe karşı mücadele verilir. Hem egemen popülerlik hem de karşıtı, hem şimdi hem de yarınlar için yaşanan şimdinin popülerliği, egemenliği ve mücadelesidir. Popülerle egemenlik karşıtını güncel niceliksel tekrarlamalar ve yenilemelerle ezerken hem kendini sürdürür hem de karşıtı kendini yenilemeye zorlar. Yani ege­menlik ve mücadele, statik koşullarda değil, statikleştirilmişin günlük işleyişindeki dinamik ilişkiler düze­ninde verilir. Dolayısıyla hem egemenlik hem de mü­cadelede, aynı anda, sürdürebilirlilik ve yaygınlaşma amaçlı kendini perçinleme ve yenileme gereği duyulur.

Ne yazık ki popüler kültür alanı günümüzdeki koşullarda kaybedilmiş bir mücadeleye işaret eden işgal ve gasp edilmişliği anlatır. Popülerin gaspından önceki popüler kültür ezilenlerin daha iyi dünya umutlarının, bu yönde direnişlerinin ve mücadelelerinin ifadesiydi. Köroğlu destanı, Çakırcalı Mehmet Efe hikâyesi, Anadolu ağıtları, ağalara, paşalara ve devlete karşı direnen yoksulların ve haksızlığa uğrayanların dağa çıkış ve sevgililerini kaçırış öyküleri, sendikalaşma, grevler ve öğrenci hareketleri gibi. Artık küresel pazarın egemenliğinde popüler kültürde muhalefet bile sınıf egemenliğinin işlevsel parçası hâline dönüştürüldü. Popüler kültür, kitle iletişim araçlarıyla yönetilen kitle kültürü içinde çökertildi.

Popüler Pratikler ve Popülerliğin Anlamları

Popüler pratikler belli amaçları gerçekleştirmek için yapılan örgütlü insan faaliyetlerinden en yaygın ve egemen olanlarıdır. Bu faaliyetlerle aynı zamanda amaçlara uygun popülerlik (veya kötü popülerlik) üretilir. Popüler olanın üretimi kapitalist pazarın kendini emtia ve bilinç olarak ifadesidir. Devlet kurumlarıyla da garanti altına alınan üretim özel mülkiyet yapısına  göre kurulmuş şirketler, eğitim kurumları, iletişim örgütleri, eğlence kurumları, kültür ve sanat kurumları vb. tarafından yapılır. Bu üretimle yaratılan zenginliğin dağıtımı (yani zenginliklerin bölüşümü) sermayenin kontrolü altındadır. 

Dikkat edilirse, egemen popüler pratikler belli zaman ve yerde baskın olan endüstriyel, siyasal, ekonomik ve düşünselle ilgili faaliyetlerdir. Bu pratikler ara­sında örneğin işyerinin örgütlenme biçimi ve iş ilişkileri, eğitim sisteminin örgütlenişi ve neyi nasıl yaptığı, belli amaçlarla tanımlanmış kültürel kurumların gün­lük faaliyetleri, spor ve eğlence ile ilgili örgütlenmeler ve faaliyetler, iletişim medyasının kamu ve özel teşeb­büs olarak biçimlenmesi ve iş yapış tarzı, parlamenter sistemde meclisten adalet sistemine ve ordusuna kadar çeşitlenen kurumsallaşma ve bu kurumların günlük işlerini nasıl yürüttükleri vardır.

Örgütlü yapılardan geçerek yapılanların yapılış biçimi ve bu biçimin pazarlanan bilinci kesinlikle özgür kitlelerin özgür irade ve tercihlerine göre biçimlenen bir ka­raktere sahip değildir. Kendini demokrasi olarak satan sistem­de özgür irade ve özgür tercih gibi bir yönelim olasılığı varsa, kesinlikle önlenmelidir. Hem bu önlemeyi yapma hem de sosyal pratikler arasından bazı­larını popüler yapma örgütlü, planlı ve amaçlı bir girişimdir. Bu girişim sadece medyada veya mücadelenin verildiği iş yerinde olmaz; her örgütlü yerde olur.

Örgütlü yapılardaki amaçlı üretim girişimiyle birlikte popüler düşünceleri, umutlan, umutsuzlukları, beklentileri yaratan, tutan, sürdüren ve gerektiğinde değiştiren dev endüstriler doğmuştur. Bu endüstriler hem kendileri hem de kapitalist pazar için bilinç yönetimi işini yaparlar. Bu endüstrilerin en başında televizyon, basın, film, reklam, halkla ilişkiler ve eğitim gelir. Bu endüstriler hem kendi ürünlerini popüler yaparlar hem de diğer endüstrilerin ürünlerini popülerleştirirler. Dolayısıyla örneğin giyecek, yiyecek, içecek, eğlence vb. endüstrilerin ürünlerinin popülerliği üretilmiş dina­mik bir popülerliktir. Bu endüstrilerin ürünlerinin popülerleştirme işinde iletişim medyası egemen gündemi belirler. Popülerleştirme sarmalı kişiler arası iletişimle yayılır ve genişler. Sonunda ürünün kendisi (veya firma) sadece popüler olmaz aynı zamanda popülerlik aracı olur: Pop star yarışmasında Abidin'in görüntüsü bir popüler yıldızla (Tarkan'la) benzeştirilerek değer kazanır. Nike veya Adidas giyme, pizza yeme, modayı takip etmenin kendisi popüler bir pratik olurken, aynı zamanda pratiği yapanı da "popüler" (zamana uyan, ileri, çağdaş) yapar. Popülerden geçerek kişi kendi gözünde ve diğerlerinin karşısında değerini bulur. Böylece, örneğin Coca Cola ile hayatın tadını alan gençle birlikte birbirini destekleyen baskıcı bir popülerlik kü­mesi oluşur. Bu kümede Coca Cola firmasından, reklamını yapan şirkete, reklamı taşıyan medyadan Coca Cola'yı içen gençlere ciddî farklılıklar gösteren fayda, doyum, sonuç ve çıkar elde eder. "Hayatın tadı" ile gelen bu fayda gençlerde popüler duygu ve duyarlılıklarla dolu gönülden bir katılma yaratır. Hem (karbondioksit, statü ve değer gibi) gazla şişirerek doyum hem de genirterek doyum sonrası rahatlama getirir.

Popüler pratiklerde tiyatrolar, baleler, kütüphaneler ve sergiler yoluyla yapılan kültürel sunumlar bir yapının kendini gerçekleştirmesinin ve sürekliliğini sağlamasının önemli parçalarıdır.

Popüler pratiklerin en yoğun olduğu zaman iş dışı zaman olarak biçimlendirilmiştir, tş zamanı bilinçli olarak popüler gözden ve ilgiden uzak tutulmaktadır. îş dışı zaman, kapitalizmde yeniden tanımlanarak alışveriş yapma, lokantaya ve ticarileşmiş eğlence yerlerine gitme, piknik ve turizm faaliyetleri içine çökertilmiştir. Böylece insanların iş dışı faaliyetleri de sermaye tarafından kolonileştirilmiştir. Yeme, içme, giyme, eğlenme ve dinlenme faaliyetleri kapitalist pazarın yoğun popüler baskıları ve kitle kültürü pratikleriyle "para harcama" faaliyetlerine dönüştürülmüştür.

Popüler faaliyet olarak popüler kitapların bilgiyle bağı "bilgiden yoksunluğu" yaratma veya "bilgisizliği teşvik" ya da "bilgiçlik taslayan cahili ve cehaleti" yaratma olarak özetlenebilir.

Küresel sermayenin sözcüsü olan radyolar kuruluşundan beri Amerikan ve batı müziğiyle, yabancı içerikli programlarıyla batı kültürünün düşünsel ürünleri­ni (müzikler ve piyesler gibi) Anadolu'ya yaymış ve kültür emperyalizmine büyük hizmet vermiştir. Özel radyoların eklenmesiyle bu hizmet çok daha yaygın ve yoğun bir hâle gelmiştir.

Televizyon kültürle ilgili günlük yaşamda popüler olanı, popüler yapılanı ve popüler yapılmak isteneni taşıyan, gösteren, sunan, değerlendiren, yücelten, özlüce popülerlik kimliği veren en popüler bir yönetimsel iletişim aracıdır.

Gençlerin okuduğu dergilerin hemen hepsi yabancı çeviriler ki bunun yetişme çağında olanların düşünüş biçimini çerçevelemede önemli imaları vardır. Dergilerin çoğunu çizgi güldürü çerçevesinde hazır­lanmış mizah türü olanlar oluşturmaktadır. Bu tür dergiler seks ile güldürüyü ön planda tutmaktadırlar. Hemen her sayfasında çıplak kadın çizimi göze çarpar. Seksin önemli olduğu bir toplumda seks güldürü çerçevesi içinde, ciddîlikten uzaklaştırılarak, güldürüye yem olarak kullanılmaktadır. Müzikle ilgili dergiler çoğunlukla gençlere yöneliktir. Örneğin Blue Jean dergisinde okuyucularını çekmek için bol resimli kapakta "Herkese Bedava Pop Card", "Dev posterler", ve "12 adet süper çıkartma" gibi yemler de bulunur. Dergiler popülerlik satan gençler için en popüler araçlardan biridir.

Türkiye'de batılılaşma süreci ile birlikte müzik de "muasır medeniyet" seviyesine ulaşmanın konusu ve yolu olmuştur. Bu çerçeve içinde batının müziği moderni temsil eden ve dinlenilmesi gereken müzik olurken ve yaygınlaştırılırken, kaçınılmaz olarak batılı olmayan saray müziği, Türk sanat müziği ve Türk halk müziği değerden düşürülmüştür. Günümüze gelindiğinde artık popüler müziksel duyarlılık batı ticarî kültürünün satış ve ideolojik duyarlılığını taşır oldu.

Filmlerin yapılışı, filmlerin popülerleştirdiği dünya görüşü ve ilişki tarzları popülerin doğasını anlamada temel göstergelerdir. Bu göstergeler uluslararasılaşmış sinema sektörünün parçası olduğu küresel pazarın mal, hizmet, çıkar ve biliş satışının güçlü parçalarıdır.

Reklam ve halkla ilişkiler endüstrileri hem kendilerini satış ajanı olarak popülerleştirirler hem de müşterilerini popülerleştirirler. Bunu yaparken, gerçeği değiştiremedikleri veya değiştirmek istemedikleri için, gerçek hakkındaki imajları değiştirerek gerçeği amaca uygun olarak yeniden biçimlendirirler. Bu yolla tüketim mitleri, marka olma efsaneleri, vücut dili safsataları, imajın her şey olduğu ve gerçeği tanımladığı bilinci yaratılır ve desteklenir. Öz saklanarak görüntü popülerleştirilir. Bunu yapanların önemli bir kısmı, özellikle üniversitelerdeki koltuklarından ticaret yapanlar bu geri zekalılaştırma işinin aynı zamanda parçalarıdır.

Pazarın "en yeni popüler satış aracı" internettir. Bilgisayarla evde oturarak yerel ve küresel süpermarketlerde gezinti, özgürlük, demokratikleşme, katılımcı demokrasi, kamusal alanın genişlemesi, siber uzayda her şeye ulaşabilme gibi mitler popülerleştirilir. Ekonomik, siyasal ve kültürel pazarın televizyon, radyo ve basındaki apaçık yönetimsellik karakteri internetle buharlaştırılır ve internet pazar ve tek bir güç tarafından kontrol edilmeyen herkese ait ve herkes tarafından istenilen biçimde kullanılan özgürlük abidesi yapılarak sahte gerçekler bu popülerleştirmeyle yüceltilir. Bu­harlaştırma "internette surf" etme özgürlüğüne (aktif izleyici tezinin yeniden canlandırılmasına) dayanarak yapılır. Böylece internet 21. yüzyılın bilinç yönetim pazarlamasına katılır.

Moda, halkla ilişkiler ve reklam endüstrileri gibi rekabetçi veya tekelci pazarda planlı pazarlama oyununun et sergilemesiyle dolu en seksi parçasıdır. Bu oyunda temel amaç kitleleri yinelenen satın alma ve tüketimlere sevk etmek ve bunu değerli bir sosyal kimlik (ve aitlik) bilinci hayaliyle işlemektir. Bireysellik ve farklılık gerçek bireysellik ve farklılıktan geçerek elde edilmez moda dünyasında; endüstriyle ürünlerin fetişleştirilmesi ve satın alınmasından geçerek elde edilir. Giysiden yiyeceğe ve içeceğe, takıdan kozmetiğe kadar her alanda sunulan moda, periyodik/mevsimsel olarak endüstriler tarafından üretilen aynılıkları popülerleştirerek sahte farklılık yaratma pratiğidir. Çok başarılıdır, çünkü moda farklılık, teklik, eşsizlik ve yenilik arayışı (ve buluşu) propagandasıyla inanılması güç bir yalanı başarılı bir şekilde yutturmaktadır. Kozmetik ve moda nicel çoğulculuk içine çökertilmiş sürüleştirmeyi (herkesin düşük kemer giymesi, benzer gözlüğü takması, göbeğini göstermesi gibi) bireysel ifade olarak satar. Mevsimlik planlı değişimle getirilen popü­lerlik ardından koşuşturulan bağımlı bir sürü üretir. Bu sürünün bilincine bu koşuşturma özgürlük, bireycilik, özel tercih ve değişim olarak işlenir. Sürü sürülüğünde bireycilik ve özgürlük satışıyla sürüdeki diğerine caka satar; o da diğerine... Moda ve kozmetik endüstrileri iki tür mevsimlik standartlaşma yaratır: Standartlaşmış ürün ve standartlaşmış tüketici. Standartlaşmış tüketici yaratmaksızın standartlaşmış ürünleri satamazsın. Standartlaşmış tüketicinin yaratılışı sadece moda endüstrileriyle olmaz. Bu makalenin ele aldığı eğitimden spo­runa kadar birbirini destekleyen bütünleşik faaliyetlerle, yani günlük yaşam pratiklerinin tümüyle yapılır. Moda, aynı reklam ve halkla ilişkilerde olduğu gibi, ti­tizlikle planlanmış, hazırlanmış ve uygulanan gerizekalılaştıran ve maymunlaştıran biliş ve bilinç yönetimi faaliyetlerini içerir. Bu maymunlaşan insan taklit ettiğini ne kadar çok taklit ederse, o kadar çok "olmak iste­diği kendi" olacağını sanır. Örneğin marka farklılığı anlatır. Bu doğru. Ama bireysel farklılığı anlatmaz; bir örgütlü yapıya (şirkete veya ürününe) verilen ismi anlatır. O şirket tek bir ürün çıkartmaz standartlaşmış kitle halinde ürünler çıkartır. Bu ürünleri ve markayı kullanmak bireysel farklılığı ifade etmez; sürüsel benzeşmeyi ve sürüsel baskıyı ifade eder.

Kozmetikte işlenen popüler bilince göre bu ürünler kişiye normal bakım ve kendine dikkat etme ötesinde güzellik, çekicilik, saygınlık, farklılık gibi değerler kazandırır. Kozmetikle kişi olması gereken olur. Aksi taktirde "saçı onu sevmez"; erkek arkadaşının eli saçında takılı kalır ve rezil olur; elalem ona güler; ağız kokusu korkusuyla ağzını bile açamaz; ter koktuğunu düşündüğü an, büyük tedirginlik ve rahatsızlık duyar. Kozmetik endüstrisi reklam endüstrisinin ve medyanın yardımıyla insanın eleştirel dikkatini sosyal kendine döndürür, kendinde özellikle vücudunda ve saldığı imajda) sürekli çözmesi gereken sorunlar buldurtur ve giderilmesi için de sürekli "geliştirilen" ürünler sunar. Örneğin bir krem veya son moda bir gözlük onun kurtuluş ve baskılardan özgürlük aracıdır. Sürüleşmiş köle böylece rahatlayarak kölelik zincirlerini gül demeti sanır ve hem kendisine hem de dışına zincir satışı yapar.

Giysi, yiyecek-içecek ve barınakla birlikte, insanın varlığını sürdürebilmesinin üç temel gerekliliklerinden birini temsil eder. Bu üçünün üretimi ve dağıtımı istisnasız her toplumda vardır. Genellikle, kültüre bağlı olarak, vücudumuzu nasıl kapattığımız, ne giydiğimiz diğer insanlara bizim hakkımızda sinyaller gönderir: Bizim cinsiyet ve ahlak anlayışımız, sınıf ve gelirimiz, stil ve zevk hakkındaki düşüncemiz gibi... Popüler bi­linçte giyecekler belli kodlanmış dillerle konuşurlar; görüntü ve yazılarla belli bir seçeneğin reklamını ya­parlar. Yüksek sınıf, yüksek statü, yüksek zevk, şahane deney, şahane seks, büyük macera, soluk kesici heyecan illüzyonlarının popülerleştirilmesine katılırlar. Bu­nu yapan elbette giyeceğin kendisi değil, giyeceğe bütün bu atıfları yükleyen insandır.

Kapitalist toplumlarda gençler doğru olarak anlayamadıkları ve denetim altına alamadıkları ilişkilere, boyun eğmeyle girerler. Modayı yakından takip ederiz. Moda üzerimizde sürekli bir ağırlık olarak durur. Ne modayı kendi arzumuza göre ayarlayabiliriz ne de bir yana itebilir ve görmezlikten gelebiliriz. Nikelar, Adidaslar, T-shirtler, kemerler, marka elbiseler, makyaj ve parfüm çeşitleri, Malborolar, Ninja Kaplumbağalar, Barbie Bebekler, Walt Disney'in çizgi kahramanları ve oyuncakları, Coca Colalar ve Blue Jeans kitleler üzerinde, insanlararası ilişkilerden de geçerek, çekilmez ağır­lıklarını hissettirirler ve egemenlik kurarlar.

Popüler yiyecek yerlerinde menü hem Türkçe hem de İngilizcedir. içeri girenlerin çoğunun giysile­rinde İngilizce mesajlar yazılı konuşulan Türkçedir. İçilen Amerikan sigarası ve yenen Amerikan yemeğidir çoğunlukla. Gerçekte neredesin sen? Amerikan kültü­rünün egemenliğinde biçimlenmiş popüler kültürün tüketildiği ve özlemlerin özdeşliklerle giderildiği yerde. Bu yerde yenilen yemek, orada bulunmak, yemek yemenin ötesinde bir olaydır, bilinçli olsun olmasın. Popüler yemek ve içecekte de dünyada Amerikan isimleri, ürünleri ve biçimi çoğunlukla egemendir. Örneğin Mc Donalds ve kopyaları pazardaki "ev yemeği" fikrini ortadan kaldırdı. Ev mutfağı fikriyle hareket eden azınlık, örneğin New York'da, ya evde pişirmek ya da dışarıda belli özel restoranları bulmak zorundadır. Mc Donalds'm dünyasında, N.Y., Tokyo, Paris, Londra, İstanbul ve Ankara'da yiyecek daima aynıdır, iyi ve sıhhatlidir. Mc Donaldsın, iyi ve sıhhatli olmadığı araştırmalarla gösterilmesine rağmen, sürekli böyle söyler reklamlarında. İyidir ve sıhhatlidir; çünkü güzel görünüşlü, ağza layık, tatlı, biçimli, ağza atmaya ve çabukça hazmetmeye hazırdır. Standartlaşmış Mc Donalds dünyasında standartlaşma sürecinden geçen sadece yemeğin kendisi değil tüketicidir. Standartlaştırılan görünüşte tüketilendir (yiyecek), fakat gerçekte tüketilen kadar tüketendir. Mc Donalds tekrarlanan zevk çekiciliğini temsil eder: Zevk veren aynı şeyin tekrarlanması. Örneğin sigara, çay, kahve içmek gibi. Mc Donalds değişime karşı bir sığınaktır. Uymanın ve ege­men benzerliğe ve aynılığa katılmanın garantisidir. Bu o denli etkendir ki Mc Donalds'da Big Mac veya "Happy meal" yiyen kişi Burger King'in whopperını yemez asla. Hatta zorunlu kalmadıkça Big Mac'den vazgeçip diğer bir seçim yapmaz. Mc Donalds dünyasının ürettiği gerçekte hamburger değil belli bir tür in­sandır. Mc Donalds'm, Pepsi'nin, Coca Cola'nın, Bütün Dünya'nın, Blue Jean'in, Marlboro'nun, Whiski'nin, Pizza Hot'ın kültürü standartlaşmış ürünlere yönelik standartlaşmış karşılıktır.

Pizza, McDonalds, Marlboro, Pepsi ve Coca Cola kuşağı için, "eski" en iyi şekliyle köhnemiş romantizmi temsil eder. Geçmiş pek de övünülecek olmayan, dur­gun, heyecansız, ölü, unutulmuş veya hatırlanmaya bile değmeyen geçmiştir. "Şimdi" ise her şeydir: Ye iç keyfine bak. Gelecek ise bugündür. Yaşamak yemek, içmek, seyretmek ve yaşamın anlamı neyi nerede yiyeceğin, içeceğin ve seyredeceğin olur. Varlığı ve yaşamın anlamını bu şekilde açıklamaya, dolayısıyla kapitalist pazarın satışına katılan idealist felsefenin mekaniksel materyalizm içinde boğuluşu!.

Günümüzde popüler bayramlar kapitalist pazarın satış gereksinimlerini karşılamak için promosyon aracı olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda Türkiye televizyonlarında Türk'ün bayramı olmayan ve Anadolu'yla ilişkisi Haçlı seferleri olan bir kültürün koca göbekli ve sarhoş Santa Klaus'u, çam ağacı kesip süsleme, duygulu Hıristiyan dinî bayram müziklerinin du­yulması her programda görülmektedir. Türk bayramla­rı Hıristiyan bayramları biçimine dönüştürülmektedir. Bütün bayramlarda yoğun bir satın alma propagandası yapılmaktadır. Daha kötüsü tümüyle tüketim güdümlü yeni bayramlar yaratılmaktadır: Anneler, babalar, sekreterler, kardeşler, amcalar, teyzeler, sevgililer günü gibi günlerle insanlar sürekli harcama baskısı altında tutulmaktadırlar.
Gençler bu propagandanın birinci he
deflerindendir.

Popüler kültür bizim günlük deneylerimizi kurar. Siyasal iletişimde bunun yaygın adı gündem belirlemedir. Kitle iletişiminde buna en açık örnek reklamlardır. Reklamlar her yerde. Reklamlar güvensizlik (özellikle kişinin kendisine karşı güvensizliğini) teşvik eder. Tüketicileri ütopyaya, hiçbir zaman erişemeyecekleri mükemmelliğe inanmalarını savunur. Yoğun bir şekilde (her gün, her saat, her yerde tekrarlayarak) bu inancın tahriki, tanrının, demokrasinin, devletin, ideolojinin yok olduğu ve yerlerini alacak bir şeyin yükselmediği işlenir. Solup gidenden kalan inanç alışkanlığıdır ve reklamcılık bunu en entrikalı bir şekilde kullanmaktadır. Örnek Hıristiyanların dinsel bayramları. Reklamlar bayramdan birkaç ay öncesinden başlar. Tebrik kartları, "christmas" ağaçları, süslü ışıklar, duygusal müzikler, duygusal görüntüler, doğrudan reklam olmayan fakat reklama yardımcı olan bayram filmleri ve programları hep birlikte toplumda ve ailede birlik, dirlik, küskünlüklere son ve barış zamanı olduğunu sunar. Reklamlar bütün bunların elde edilmesi yolunun para harcamayla olabileceğini sürekli olarak ima eder. Eğer bayram alışverişine gitmezsen toplumun bir üyesi değilsin. Öyle hissedersin, öyle hissettirilirsin. Bayramın reklamlarla, programlarla, filmlerle derinden hissettirilen "yardım etme havası" ticaret tarafından manipüle edilir. Halk bir sürü hediyeler alır. Bu hediyelerin ço­ğuna hediyeyi alanların ihtiyaçları yoktur veya gerek­siz hediyelerdir. Hediye alış veriş süreci gerçekte zorluklarla kazanılan paranın gereksizce yanlış harcanmasıdır.

Reklamlar ürünün kullanımıyla o an veya yakın gelecekte elde edilecek mutluluk, tatmin vaat ederler. Fakat bu gelecek asla gelmez. Tüketiciler sonsuz bir "arzu şimdiliği" içinde hapsedilirler. Bu ebedî şimdilik içinde ne geçmiş ne de gelecek vardır. Var olan tüketi­ci kapitalizmidir ve değişmezlik ve yekparelik görünü­mü verir bu kurulu düzene.

Popüler tv (sinema ve bilgisayar) dünyayı "görünür" yapar. Böylece bütün gerçekleri "görünür" statüsüne indirger ve gerçeğin elde edilebilirliği yanılsamasını verir: Görmek anlamaktır. Dünya objeler, şeyler ve insanlar toplamı olarak görünür. Dünyayı "değişmez görünümler" yapan tv aynı zamanda modern insanın yaşam biçimini bize anlatır: Serilerle, dizilerle, filmlerle, Kurtlar Vadisiyle, Popstarla, Çocuklar Duymasınla. Pembe diziler belli çevrelerdeki yirminci yüzyıl yaşamının açık uçluluğunu, şekilsiz ve biçimsizliğini günlük toplumsal yaşama ağırlık vererek biçim ve kapan­ma (ev, aile, çevre) arzusuyla barıştırır. Seyreden kitlelere erişemeyeceği sahte düşler satar. Tek erişebilme yolu ki gerçekte frastrasyonlarla dolu hayalî bir yoldur, gördüklerini taklit etmeye çalışmak ve taklit edebilmek için de satın almak ve tüketmek yoludur. Bu yol sonu olmayan bir yoldur ve iki boyutlu olduğu için dibi söz konusu değildir.

Oyun insanın kendisi dahil diğerlerinin de olduğu hayatı öğrenmedir. Oyun kültürü belli üretim ilişkilerinin egemenliğindeki hayatın içinden gelir ve hayatı öğretir. Oyunla çocuk bu ilişkiler ve yapay dünya içinde sosyallesin Oyun kültürü başkasının hayatından