İrfan ERDOĞAN*
Prof. Dr. Ankara Üniversitesi,
İletişim Fakültesi, Öğretim Üyesi
Popüler kültürün ne olduğunu anlamak için kültür
ve popüler kavramlarının anlamını bilmek gerekir.
Bu kavramları anlamak için de popüleri ve kültürü yaratan
insana bakmak gerekir. Bu da kaçınılmaz olarak
insanın yarattığı tarihe gitmeyi ve bu tarihte belli yer
ve zamanlarda kültürü ve popüleri aramayı ve anlamayı
gerektirir. Bu gerekli fakat uzun bir yoldur. Bu makalede
popüler kültür; çağdaş toplum ve insan faaliyeti
ile ilişkilendirilerek en özlü bir şekilde açıklanmaya
çalışılacaktır.
İnsan
insanın en temel faaliyetleri fiziksel varlığını sürdürmek
zorunluluğundan doğar. Yemesi, içmesi, barınması,
korunması, dinlenmesi gerekir. Bu zorunlulukların
getirdiği gereksinimleri karşılamak için insan
çeşitli faaliyetlerde bulunur. Bu faaliyetlerle insan kendini
sürekli yeniden üretir. Bu faaliyetler aynı zamanda
insanın oluşturduğu toplum denen örgütlü sosyal yapı içinde
olur. İnsan kendi tarihini üretim faaliyetleriyle
biçimlendiren bir varlıktır. Dolayısıyla, insan dediğimizde
kendi tarihini kendi istediği biçimde yapan ve
yalnız yaşayan tek bir varlıktan bahsetmiyoruz. İnsan
dediğimizde, tarihini örgütlü birliktelikle (toplumla)
yaratan sosyalleşmiş varlıktan bahsediyoruz. Bu insan
kendi tarihini örgütlü güç ilişkilerindeki insanlar tarafından
tarihsel olarak yaratılmış koşullar içinde yapar.
İnsan, Toplumu ve
Kültürü
Toplum içinde belli örgütlü yer ve zamanda belli
biçimlerde faaliyette bulunan insan hem kendini hem
de sosyal alanı yeniden üretir. Maddesel hayatını günlük
üretim faaliyetleri ağı içinde üreten insan aynı zamanda
bu hayatı, üretimi, üretim ilişkilerini ve sonuçlarını,
umut ve beklentilerini, umutsuzluk ve korkularını
kendisi ve toplum için açıklar. Dolayısıyla materyal
hayatını üreten insan aynı zamanda bu materyal hayatın
bilincini de (ruhsal ve dinsel dahil düşünsel, bilişsel,
ideolojik açıklamasını) üretir. Materyal ve düşünsel
üretimin biçimi insanın kültürünü oluşturur. Dolayısıyla
materyal ve düşünseli üreten insan, bu üretimiyle
birlikte, ona bağlı olarak gelen kültürünü de üretir.
Kültürle, yani materyal hayatını ve bu hayatın bilincini
üretme biçimiyle, insan belli zaman ve yerde kendinin
ve topluluğunun kimliğini oluşturur ve kaçınılmaz olarak
kendini "ötekilerden" ayırır. Demek ki, kültürü yaratan
örgütlü ilişkilerdeki insandır: Kültür insanın toplum
içindeki kendini ve dolayısıyla toplumu ifade biçimidir.
Bu ifade biçimi dinamik bir karaktere sahiptir:
İnsan toplumsal üretim tarzı ve ilişkilerinde (kendini
üretme biçiminde) yaptığı değişiklikle yaşam biçimini, bu
biçimin ifadesini ve dolayısıyla kültürünü de değiştirir.
Yani kültürün değişimi ancak yaşamı ifade biçimlerinin
değişimiyle gelir.
Toplumsal üretim biçimi sınıf egemenliğini ve ücret
köleliğini getiriyorsa, bu egemenliği ve köleliği ifade
eden kültürel biçimler oluşur ve gelişir. Bu kültürel
biçimlerin üretilmesi egemenliğin ve köleliğin üretilmesinin
bütünleşik bir parçasıdır. Yani, örgütlü üretim tarzı içinde
oluşturulan güç ilişkileri, eşitsizlikler, bunların
günlük yaşamın her alanında ifade biçimleri kültürde
yansır, yansıtılır. Dolayısıyla, kültür örgütlü ilişki
tarzlarıyla ve bu tarzı çeşitli biçimlerde ifadesiyle kendini
gerçekleştiren bu gerçekleştirme tarzıdır.
Bu ifade tarzı hem maddî olanın (giyecek, yiyecek,
kullanılacak, barınacak, oynanacak, zevk alınacak maddesel
kültürün) hem de eylemsel ve düşünsel/entelektüel
olanın (inanç, kadercilik, teoloji, din, efsane,
masal, şiir, müzik, çeşitli temsiller, oyun, eğlence, dinlenme,
kutlama, sevinme ve üzülmenin) üretimidir.
Maddî kültür aynı zurnanda kendi düşünselini (ideolojisini)
de beraberinde taşır. Örneğin, seyretmek için aldığımız
bir vcd hem maddî hem de taşıdığı içerikle ideolojik
bir kültürel üründür.
Kültürel, ekonomik ve siyasal süreçler sosyal hayatın
birbirinden ayrılmaz parçalarıdır. Kültürel
olan siyasal ve ekonomik
olan için hayatidir. Kültür sadece değerleri,
yargıları, tutumları vb. taşıyan düşünsel bir süreç değildir;
kültür yaşanmış ve
yaşanandır,
yaşanmış ve yaşananla
ilgilidir. Kültür insanların
kendi yaşam deneyleriyle
biçimlenmiştir ve
yaşam biçimlerinin bütününü
oluşturur. Bu yaşam
deneyi bir zamanlar
belli bir coğrafî
bölgeye ait, yerel ve
doğrudan, birebir
ilişkilerle oluşuyordu. Şimdi
ise buna yoğun bir şekilde
dolayımlı, dışarıdan ve uzaktan gelen "başkalarının yaşam
deneyimleri" ve
özellikle dünyaya egemen bir pazarın yaşam koşullarının
belirlediği planlı yaşam deneyimleri eklemlendi.
Dolayısıyla kültür aynı zamanda ilişkisel ve tarihseldir.
Çünkü kültürel biçimlenme ve değişim birbiriyle içten bağlı
iki boyuta sahiptir: Kültür hem bilinçli
şekilde seçen ve
deneylerinin muhasebesini yapan insanlar tarafından kendileri
için inşa edilir hem de aynı
anda, geçmişteki
insanların seçim ve değerlendirmelerinden miras kaldığı için,
seçim ve etkinliklerin önceden belirlenmiş kurucusu işlevini
görür. Birinci boyutta insan kendini kendine, kendi
gibilere ve ötekilere
anlatır. Kendisi için kendisiyle ve diğerleriyle faaliyetler
kurar ve yürütür. Bu faaliyetlere gerektiğinde dost ve
düşman ötekileri de katar. İkinci boyutta egemen
ve mücadeleci kalıplar
(iş, yapış, düşünce ve inanç bi-çimleriyle
gelen âdetler, örfler ve gelenekler) oluşturulur
ve yetişen nesillere aktarılır. Bu ikinci boyutu nedeniyle,
kültür sosyal yaşamı farklı biçimde üretmeye
ve anlamaya karşı güçlü
bir engel olarak da durur. Dikkat
edilirse, insanların şeyleri yapma biçimi (kültürü)
toplumun kendine bakışı,
görünüşü, hissedişi, duyarlılığı, estetiği, yaratıcılığı,
kendini kendine ve dışına anlatışıyla
gelen sosyal kişiliğidir. Bütün bunlardaki farklılıklar
aynı zamanda hem toplum içindeki hem de toplumlar arasındaki
farklılıkları da oluşturur. Sosyal üretimde
ve ilişkilerde ne kadar farklılaşma ve kademeleşme
üretiliyorsa (ya da benzeşme üretiliyorsa), o kadar
farklılaşmış ve karmaşık kültür (o kadar homojen kültür)
üretiliyor demektir. Dolayısıyla kültürün üretimi ve
paylaşımı topluluğun
kendini nasıl ürettiği ve paylaştığına
göre biçimlenir.
Kitle Kültürü
19- yüzyılın kapitalizmi, yeni ve eşi olmayan bir egemen
kültürü, kitle kültürünü yaratmıştır. Bu kültür
(a) ihtisaslaşmış özel bir sektör olarak, (b) durmadan
artan endüstri üretimi olarak ve en önemlisi (c), ilk defa
işçi sınıfına yöneltilen ve özellikle onların tüketimi
için üretilen bir kültür olarak ortaya çıktı. Bu kültürel
üretim kitle üretimi yapan kapitalist pazara entegre olmuş
yaşam biçiminde, pazar güçlerinin kendilerini sürdürme
ve yayılma (ulusal ve uluslararası sömürü) zo-runluluğuyla
birlikte gelir. Böylece egemen bir pazar
yapısı yaşamı biçimlendirirken, bu yaşama bütün farklı
sınıfların, grupların, cemaatlerin, kavimlerin yaşam
yollarını, kişiliklerini, varlığını, onları üretilen zenginliklerin
paylaşımında sadece çalışan ve tüketen olarak
tutarak, özel mülkiyet ilişkilerinin egemenliği ve kültürü
(kapitalist kültür) altında birleştirir, insanlık tarihi
egemenliklerin kurulduğu ve mücadelelerle yıkılıp yeni
egemenliklerin inşa edildiği bir tarihtir: Egemenlik
yaratılır ve sürdürülürken, aynı zamanda karşıtlık da
biçimlenir ve mücadele sürdürülür. Dolayısıyla, insan
aynı zamanda mücadele kültürünü de inşa eder ve geliştirir.
Kitle kültürü kitle üretimi yapan bir endüstriyel
yapının yarattığı maddî yaşamı gerçekleştirme ve bu
gerçekleştirmenin materyal ve bilişsel/düşünsel biçimidir.
Standartlaşmış kitle üretim biçimi ve tekniklerini,
örgütlerini ve kitle tüketicisini gerektirir. Kitle kültürü
seri üretimin sonuçlarından biridir ve kitle toplumundan
önce var olmamıştır. Kitle toplumu üzerine de
inşa edilmemiştir: Kitle toplumunun ticarileşmiş kendisidir.
Günümüzde kitle kültürü kitle iletişim araçları ve
bu araçların desteklediği küresel pazarın mal, hizmet
ve ideolojisiyle birlikte düşünülür. Kitle kültürüyle
biçimlendirilen dünya kapitalist üretim tarzının
egemenliğindeki bir uygarlığı temsil eder.
Popüler Kültür
Kitle kültürü içinde ticarî amaçların gerçekleşmesiyle
ilgili olarak üretilen ve popülerleştirilen ve dinamik bir
görünüm verilen popüler kültür yaratıldı. Popülerin en klasik
anlamı halka ait olandır. Fakat günümüzde
bu kavram "bir çok kişi tarafından sevilen veya
seçilen" anlamında kullanılmaktadır. Bu anlamla popüler
kavramı yönetici etkinliklerin (örneğin müziklerin, tv
programlarının, seçimlerin, parlamenter demokrasinin,
temsil sisteminin ve tercihlere dayanan kararların)
kabul damgası oldu. Popülerin bu egemen kullanılışı
yeni alanlara taşınarak, yeni ifade biçimleri verilerek ve
toplumsal sistem için yeni dayanak rolü sağlanarak
devam etti: Örneğin popüler tv programı, popüler
film yıldızı, popüler sporcu ve genel olarak popüler
ve pop kültür gibi.
Popüler kültürün "en çok tercih edilen" bağlamında ele
alınmasıyla karşımıza en yaygın ve yanlış olan
popüler kültür tanımı çıkar: Popüler kültür modern toplumda
devam eden "halkın" kültürüdür. Nasıl ki
fabrikada çalışan işçinin "bizim fabrika" dediği yer
onun değil, fakat onun varoluş biçiminin belirlendiği yer ise,
popüler kültür ürünlerini satın alıp kullandığı ve "benim"
dediği için, popüler kültür o sınıfa ait olmaz. Halk olarak
adlandırılan serbest kölenin yaşam tarzı onun belirlediği,
onun biçimlendirdiği ve onun
değiştirdiği bir
yaşam tarzı değildir; o yaşam tarzı
onunla vardır, onunla
yaratılandır, ama onun özgür iradesinin ifadesi değildir.
Dolayısıyla popüler kültür halkın kültürü değildir. Popüler
kültür geniş iş bölümü etrafında kurulan kapitalist mal
üretimi, pazarlaması, dağıtımı
ve tüketimi biçimlerine dayanan bir kültürdür.
Bu biçim olmayınca,
örneğin teknolojik çoğaltma, seri üretim, tv veya basın
olmayınca, bu araçlara dayanan böyle bir kültür biçimi de
olmaz.
Popüler kültür egemen toplumsal ve ekonomik ilişkileri
destekler, haklı çıkarır ve sürüp gitmesinde
yardımcı olur. Kitle üretimi yapan pazarın ekonomik, siyasal
ve bilişselliğinin ifadesi olan kitle kültürünün
somut şekillerinden biridir. Kitle kültürü tekelci kapitalizmin
hem mal hem de imajlar satışını yapan, uluslararası pazarın
değişmelerine ve gereksinimlerine göre
biçimlenip değişen, önceden yapılmış, önceden kesilip
biçilmiş, paketlenip sunulmuş bir kültürü anlatır.
Kapitalizmin kendi için üretirken ve yaratılan zenginliği
kendine ayırırken, kitleleri ücretli köle olarak kullanarak
"kitleler için" yaptığı üretim ve bu üretimle gelen
"kimlik, duyma, hissetme, yaratma, bugününe, geçmişine
ve geleceğine bakma biçimi, kısaca yaşama yoludur."
Bu bağlam içinde popüler kültür, pazar tarafından
pazarda tüketim için "sipariş edilen, ısmarlama"
kitle kültürünün en çok kullanılan ürünlerini, bu ürünlerin
tüketilmesini ve bu ürünleri teşvik eden düşünceleri
ve duyarlılıkları anlatır. Örneğin son zamanların en
popüler pratikleri ve bu pratikleri destekleyen düşünceleri
arasında özelleştirme, demokratikleştirme, post-modernlik,
esnek üretim, küreselleşme, yerelleşme ve
deregulasyon yer almaktadır. Bilişsel bağlamda, popüler
kültürde anlamlar ve zevkler aktif bir şekilde toplumda
üretilir ve dağıtılır. Bu üretim ve dağıtımın en
planlı yanı endüstriyel faaliyetlerin kendisidir ve gü-dümlenmiş
yanı ise çeşitli örgütlü yapılardaki kişiler
arası ilişki ve iletişimdir.
Popüler kültürde, aynı zamanda, sürekli kalıcılıkla
değil, sürekli değişimle sermayenin ve sermaye sisteminin
sürdürülebilirliliği gerçekleştirilir: Müzik alanında,
popülerlik her hafta değişen "top 40" içinde olma ve bunları
dinlemedir. Giyimde popüler olan şey mevsimlerle değişen
modayla gelen güdümlü kültürel
yaşamdır. Yeme ve içmede Pepsi ve Coca Cola; Marl-boro
ve Winston; Pizza Hut ve Pizza King; McDonalds ve Burger King
arasındaki özgür seçim için tüketici kazanma
mücadelesi ve bunun bireysel özgürlük, zevk
ve tercih olarak
sunulmasıdır.
Popüler kültür aynı zamanda alınıp satılan mal ve malı içeren
ve malla gelen, mal hakkındaki ilişkidir.
Malın üretimiyle ve dağıtımıyla ilgili ilişki özel mülkiyet
yapısına ve ücret politikalarından geçerek zenginliklerin
yaratılması ve yoksun bırakılmasına dayanır.
Malın tüketimiyle ilgili ilişki promosyon, reklam, statü
ve değer, satın alma, kullanma, atma yoluyla gerçekleştirilen
"ürünün pazarlama ve tüketimi" ve dolayısıyla
yeniden üretimi koşullarının yaratılmasıdır. Sadece tüketmeye
dayanarak, "halka istediği veriliyor" demek
veya popüler kültür empoze edilmeyen, halkın kendini
ifade eden, halkı ve yaşadığını anlatan bir kültürdür"
demek, (a) akıllının minareye hazırladığı kılıfı satışı,
yani sahtekarlık, (b) cehaletin bilgiçlik taslaması, yani
geri zekalılık ve (c) sermayenin çıkarına hizmet eden
ciddi bilinç yönetimi anlamına gelir. Popüler kültürün
ideolojisi özel teşebbüsün sunduğu yapış biçimini
meşrulaştınr ve evrenselleştirir.
Popülerin yaratılmasında, aynı zamanda diğer poülerler
kullanılır: Popüler spor; popüler sporcu ve sanatçılar;
popüler fikirler ve ideolojiler; popülerleştiril-miş anneler
ve kaynanalar; popüler televizyon ve televizyon
programlan; popüler magazin ve dergi kahramanları;
popüler seks ve seks ilişkileri, popüler politikalar bunlardan
bazılarıdır.
Popüler kültür bir "çabuk kullanım ve hızlı tüketim"
kültürüdür. Bu tür kullanım ve tüketim popülerin
üretiminin ilk safhasından son kullanım ve atma safhasına
kadar her aşamasında vardır. Böylece kitle üretiminin
kalıcılığı ve sürekliliği garanti edilir. Popüler
olan kullanılarak paketlenmiş popüleri, tüketiciler alır ve
popüleri boğazlarına, saçlarına, yüzlerine, midelerine,
üstlerine, ayaklarına "uygulayarak" malın ve bilincin
popülerleştirilme sürecini tamamlarlar. Tüketici
eğer popülere katılmazsa veya kazara popüleri yakalayamazsa
popüler bir şekilde tedirgin edilir ve kendini tedirgin
hisseder; huzursuz olur. Ancak popülerini eksik
etmeyen tüketici gülümseyerek hem popülerle
kendini bulur hem
de popüler olanın satışına katılır.
Bu satışta kendi vücudu
ve kendi ruhu en önde gelen
taşıyıcıdır. Popüler
siyasal, ekonomik ve kültürel pazarda
emeğiyle üretime ve dağıtıma katılan ve bölüşümden
ona verilenle serbest köleliği garantilenen insan,
popüler olmayan kendine kendi olarak bakmaktan korkar;
kendini kendinden çalan popülerlere kurtarıcı
olarak sarılıp kimliğini ve kendini bulup rahatlar.
Bu yolla kendinin sandığı
"önemli kendi" olur insan.
Bunu her gün sürekli
yapmak zorundadır.
Popüler pazar madde bağımlı duruma gelmiş popüler kullanıcıyı
özgürlük mitleriyle besler. Böylece kitle üretimi yapan
endüstriyel yapıda insan materyal ürünleri, bu materyal ürünü
yaratan üretim biçimi ve
ilişkilerine uygun bilinci taşıyarak yaratır, işte bu, egemen,
dolayısıyla popüler olandır. Dolayısıyla, popüleri
popüler yapan güç ekonomik ve ideolojik güçtür. Bu
güç de, sermayenin emeğe bağımlılığı biçimini anımsatacak
şekilde halka bağımlıdır.
Popüler kültür ücretli maaşlı köleliğin işsiz bırakma,
çalıştırma, ezme ve ezdirme pratiğidir: Popülerdir,
çünkü egemen olan ve her gün tekrarlanan odur. Bu
kültürün üretim kararında serbest kölelere verilen popüler
seçenek, bir işte çalışma veya işsiz kalmadır. İşsizlik
çok olmasına ve her gün tekrarlanmasına, yani en popüler yaşam
tarzı olmasına rağmen popüler değildir.
Bol bol yaşandığı ama tercih edilen yaşam tarzı olmadığı için
mi dersiniz? Ücretli kölelik herkesin her gün en az sekiz saat
katıldığı temel ilişki biçimi olmasına
rağmen popüler olarak nitelenmez. Hatta adından bile
bahsedilmez. Zorunlu olarak tercih edildiği ama
sevilmediği için mi dersiniz? Dolayısıyla, popüler olanı
tanımlayan yaşanılan niceliksel çokluk değil, gündeme
getirilen işlevsel niceliksel çokluktur.
Popüler kültür kapitalist ekonomik ve siyasal
pazarın en çok satan kendisidir. Modern ve uygar olarak
kendini pazarlamasıdır. Popüler kültür eğer bayağı,
basit, gaddar, kaba, aşağı seviyede ise, bu onu üreten
bir yapının bayağılığını, aşağılığını, kabalığını, gaddarlığını
ve basitliğini anlatır.
Popüler kültür sermaye düzeninin "friendly fas-cist"
zorbalığının medyadan ve kişiler arası ilişkilerden
geçerek kendini demokratik
olarak satmasıdır. Saçına
A firmasının Y ürününü
sürmelisin, K marka parfümünü
kullanmalı, ruju sürmeli, gömleği ve pantolonu giymelisin,
çünkü ona "sen değersin" demek, bunları yapmazsan
değer kazanamazsın demektir. Bu popüler faşizm
arkadaşlar arasında konuşularak, hayranlık ifade ederek,
yüceltilerek ve markayı diğer insanların gözüne kaka kaka
kullanarak giyerek yaygınlaştırılır. Bu
"friendly faşizm" popüler
kültürel pratiklere katılmayanı
bakışla ve sözle hor görerek kendi gibi kullanmayan
ve tüketmeyen üzerinde
baskı kurar; aynı anda kendini
doğru, çağdaş, iyi ve haklı olarak tanımlar. Daha kötüsü
benzerliği heceleyen popüler kültürün bu "friendly
faşist" bireyi o denli geri zekalılaştırılmıştır ki,
popülerin düşüncesi ve
davranış kalıplarıyla standartlaşmış
maymun olduğunun farkında bile değildir; aksine
popülere katılmayı özgürlük, özgür tercih, "ben istediğimi
ve sevdiğimi yapıyorum" olarak niteler ve örneğin
Tarkan'ın Özgürlük Türküsüyle farkında olmadan
köleliğini yeniden üretir.
Popüler kültürde kıymetsiz olan şey "mal almayan"
ve mal almayarak popülere katılmayandır. Bunun
başta gelen nedeni elbette satış ve kitle üretiminin
yeniden yapılması zorunluluğudur. Diğer önemli neden
de popülerliğin tanımını yapan güç merkezindeki
kaymadır: Dün, popüleri (halk ozanını, halk öyküsünü,
halk ağıtını) günlük pratikleriyle üreten ve tanımlayan
güç halktı. Bugün popüleri üreten ve tanımlayan
güç, popüler adı altında mal ve bilinç satışı yapan moda,
soda, oyuncak, turizm, kültür ve eğlence endüstrileridir.
Yani dünün halkının bilinciyle, bugünün popüler
kültürü taşıyıcı halkın bilinci arasında ciddi fark vardır.
Popüler kültür kendi materyal temelini yansıtır.
Meyvenin çürüğünü el çabukluğuyla müşteriye satan semt
pazarındaki satıcıyı çok geride bırakacak kadar
sahtekar ve dolandırıcıdır. Heterojenlikten, SEN' in SEN
olduğundan bahseder. Aslında sen sana baktığında,
SEN senden geçerek oluşan tüketim ve moda kültürünün
standartlaşmış ve homojen yapısını görürsün.
Standartlaşmada SEN standart oldukça sensin.
Popüler kültür mekanik ve elektronik çoğaltmayla
niceliksel fazlalık ve niteliksel yoksulluğun kültürüdür.
Bu yoksulluktan geçerek kapitalist pazar yapısı
materyal zenginlik elde eder ve güç kazanır.
Popüler (ve post-modern) kültürün popülerliği,
çok uluslu şirketlerin
egemenliğini heceler: Popüler ve
post modern ile post
emperyalizmin ve sömürünün
bilim, sanat, müzik,
siyasal yollarla satışı yapılır.
Popüler kültür aynı zamanda egemenlik ve mücadele
alanıdır. Bu alanda hem köleliğe gönüllü katılarak
egemenliğin gerçekleşmesi sağlanır hem de egemenliğe
karşı mücadele verilir. Hem egemen popülerlik
hem de karşıtı, hem şimdi hem de yarınlar için yaşanan
şimdinin popülerliği, egemenliği ve mücadelesidir. Popülerle
egemenlik karşıtını güncel niceliksel tekrarlamalar
ve yenilemelerle ezerken hem kendini sürdürür
hem de karşıtı kendini yenilemeye zorlar. Yani egemenlik ve
mücadele, statik koşullarda değil, statikleştirilmişin günlük
işleyişindeki dinamik ilişkiler düzeninde verilir.
Dolayısıyla hem egemenlik hem de mücadelede, aynı anda,
sürdürebilirlilik ve yaygınlaşma
amaçlı kendini perçinleme ve yenileme gereği duyulur.
Ne yazık ki popüler kültür alanı günümüzdeki koşullarda
kaybedilmiş bir mücadeleye işaret eden işgal
ve gasp edilmişliği anlatır. Popülerin gaspından önceki
popüler kültür ezilenlerin daha iyi dünya umutlarının, bu
yönde direnişlerinin ve mücadelelerinin ifadesiydi.
Köroğlu destanı, Çakırcalı Mehmet Efe hikâyesi, Anadolu
ağıtları, ağalara, paşalara ve devlete karşı direnen
yoksulların ve haksızlığa uğrayanların dağa çıkış ve
sevgililerini kaçırış öyküleri, sendikalaşma, grevler ve
öğrenci hareketleri gibi. Artık küresel pazarın egemenliğinde
popüler kültürde muhalefet bile sınıf egemenliğinin
işlevsel parçası hâline dönüştürüldü. Popüler
kültür, kitle iletişim araçlarıyla yönetilen kitle kültürü
içinde çökertildi.
Popüler Pratikler ve Popülerliğin Anlamları
Popüler pratikler belli amaçları gerçekleştirmek
için yapılan örgütlü insan faaliyetlerinden en yaygın ve
egemen olanlarıdır. Bu faaliyetlerle aynı zamanda
amaçlara uygun popülerlik (veya kötü popülerlik) üretilir.
Popüler olanın üretimi kapitalist pazarın kendini emtia ve
bilinç olarak
ifadesidir. Devlet
kurumlarıyla da
garanti altına alınan
üretim özel mülkiyet
yapısına göre
kurulmuş şirketler,
eğitim kurumları,
iletişim örgütleri,
eğlence kurumları, kültür ve sanat kurumları vb. tarafından
yapılır. Bu üretimle yaratılan zenginliğin dağıtımı
(yani zenginliklerin bölüşümü) sermayenin kontrolü
altındadır.
Dikkat edilirse, egemen popüler pratikler belli zaman
ve yerde baskın olan endüstriyel, siyasal, ekonomik
ve düşünselle ilgili faaliyetlerdir. Bu pratikler arasında
örneğin işyerinin örgütlenme biçimi ve iş ilişkileri,
eğitim sisteminin örgütlenişi ve neyi nasıl yaptığı, belli
amaçlarla tanımlanmış kültürel kurumların günlük
faaliyetleri, spor ve eğlence ile ilgili örgütlenmeler ve
faaliyetler, iletişim medyasının kamu ve özel teşebbüs olarak
biçimlenmesi ve iş yapış tarzı, parlamenter sistemde meclisten
adalet sistemine ve ordusuna kadar çeşitlenen kurumsallaşma ve
bu kurumların günlük işlerini
nasıl yürüttükleri vardır.
Örgütlü yapılardan geçerek yapılanların yapılış biçimi
ve bu biçimin pazarlanan bilinci kesinlikle özgür
kitlelerin özgür irade ve tercihlerine
göre biçimlenen bir karaktere
sahip değildir. Kendini demokrasi olarak satan sistemde
özgür irade ve özgür tercih
gibi bir yönelim olasılığı
varsa, kesinlikle
önlenmelidir. Hem bu önlemeyi yapma hem de
sosyal pratikler arasından
bazılarını
popüler yapma örgütlü,
planlı ve amaçlı bir
girişimdir. Bu
girişim sadece medyada veya
mücadelenin verildiği iş yerinde
olmaz; her örgütlü yerde
olur.
Örgütlü yapılardaki amaçlı üretim girişimiyle birlikte
popüler düşünceleri, umutlan, umutsuzlukları, beklentileri
yaratan, tutan, sürdüren ve gerektiğinde
değiştiren dev endüstriler doğmuştur. Bu endüstriler
hem kendileri hem de kapitalist pazar için bilinç yönetimi
işini yaparlar. Bu endüstrilerin en başında televizyon, basın,
film, reklam, halkla ilişkiler ve eğitim gelir.
Bu endüstriler hem kendi ürünlerini popüler yaparlar
hem de diğer endüstrilerin ürünlerini popülerleştirirler.
Dolayısıyla örneğin giyecek, yiyecek, içecek, eğlence
vb. endüstrilerin ürünlerinin popülerliği üretilmiş dinamik
bir popülerliktir. Bu endüstrilerin ürünlerinin popülerleştirme
işinde iletişim medyası egemen gündemi belirler.
Popülerleştirme sarmalı kişiler arası iletişimle
yayılır ve genişler. Sonunda ürünün kendisi (veya firma)
sadece popüler olmaz aynı zamanda popülerlik
aracı olur: Pop star
yarışmasında Abidin'in görüntüsü
bir popüler yıldızla
(Tarkan'la) benzeştirilerek değer
kazanır. Nike veya Adidas
giyme, pizza yeme, modayı
takip etmenin kendisi
popüler bir pratik olurken, aynı zamanda pratiği yapanı da
"popüler" (zamana uyan,
ileri, çağdaş) yapar.
Popülerden geçerek kişi kendi gözünde
ve diğerlerinin karşısında değerini bulur. Böylece,
örneğin Coca Cola ile hayatın tadını alan gençle
birlikte birbirini
destekleyen baskıcı bir popülerlik kümesi oluşur. Bu kümede
Coca Cola firmasından, reklamını
yapan şirkete, reklamı taşıyan medyadan Coca Cola'yı içen
gençlere ciddî farklılıklar gösteren fayda,
doyum, sonuç ve çıkar elde
eder. "Hayatın tadı" ile gelen bu fayda gençlerde popüler
duygu ve duyarlılıklarla
dolu gönülden bir katılma yaratır. Hem (karbondioksit, statü
ve değer gibi) gazla şişirerek doyum hem de genirterek
doyum sonrası rahatlama
getirir.
Popüler pratiklerde tiyatrolar,
baleler, kütüphaneler ve
sergiler yoluyla yapılan kültürel
sunumlar bir yapının kendini
gerçekleştirmesinin ve sürekliliğini
sağlamasının önemli parçalarıdır.
Popüler pratiklerin en yoğun
olduğu zaman iş dışı zaman
olarak biçimlendirilmiştir, tş zamanı bilinçli olarak popüler
gözden ve ilgiden uzak tutulmaktadır. îş dışı zaman,
kapitalizmde yeniden tanımlanarak alışveriş yapma,
lokantaya ve ticarileşmiş eğlence yerlerine gitme,
piknik ve turizm faaliyetleri içine çökertilmiştir. Böylece
insanların iş dışı faaliyetleri de sermaye tarafından
kolonileştirilmiştir. Yeme, içme, giyme, eğlenme ve
dinlenme faaliyetleri kapitalist pazarın yoğun popüler
baskıları ve kitle kültürü pratikleriyle "para harcama"
faaliyetlerine dönüştürülmüştür.
Popüler faaliyet olarak popüler kitapların bilgiyle
bağı "bilgiden yoksunluğu" yaratma veya "bilgisizliği teşvik"
ya da "bilgiçlik taslayan cahili ve cehaleti" yaratma
olarak özetlenebilir.
Küresel sermayenin sözcüsü olan radyolar kuruluşundan
beri Amerikan ve batı müziğiyle, yabancı içerikli
programlarıyla batı kültürünün düşünsel ürünlerini (müzikler
ve piyesler gibi) Anadolu'ya yaymış ve
kültür emperyalizmine büyük hizmet vermiştir. Özel
radyoların eklenmesiyle bu hizmet çok daha yaygın ve
yoğun bir hâle gelmiştir.
Televizyon kültürle ilgili günlük yaşamda popüler
olanı, popüler yapılanı ve popüler yapılmak isteneni taşıyan,
gösteren, sunan, değerlendiren, yücelten, özlüce
popülerlik kimliği veren en popüler bir yönetimsel
iletişim aracıdır.
Gençlerin okuduğu dergilerin hemen hepsi yabancı
çeviriler ki bunun yetişme çağında olanların düşünüş
biçimini çerçevelemede önemli imaları vardır.
Dergilerin çoğunu çizgi güldürü çerçevesinde hazırlanmış
mizah türü olanlar oluşturmaktadır. Bu tür dergiler
seks ile güldürüyü ön planda tutmaktadırlar. Hemen
her sayfasında çıplak kadın çizimi göze çarpar.
Seksin önemli olduğu bir toplumda seks güldürü çerçevesi
içinde, ciddîlikten uzaklaştırılarak, güldürüye
yem olarak kullanılmaktadır. Müzikle ilgili dergiler çoğunlukla
gençlere yöneliktir. Örneğin Blue Jean dergisinde
okuyucularını çekmek için bol resimli kapakta
"Herkese Bedava Pop Card", "Dev posterler", ve "12
adet süper çıkartma" gibi yemler de bulunur. Dergiler
popülerlik satan gençler için en popüler araçlardan biridir.
Türkiye'de batılılaşma süreci ile birlikte müzik de
"muasır medeniyet" seviyesine ulaşmanın konusu ve
yolu olmuştur. Bu çerçeve içinde batının müziği moderni
temsil eden ve dinlenilmesi gereken müzik olurken
ve yaygınlaştırılırken, kaçınılmaz olarak batılı olmayan saray
müziği, Türk sanat müziği ve Türk halk
müziği değerden düşürülmüştür. Günümüze gelindiğinde
artık popüler müziksel duyarlılık batı ticarî kültürünün
satış ve ideolojik duyarlılığını taşır oldu.
Filmlerin yapılışı, filmlerin popülerleştirdiği dünya
görüşü ve ilişki tarzları popülerin doğasını anlamada
temel göstergelerdir. Bu göstergeler uluslararasılaşmış
sinema sektörünün parçası olduğu küresel pazarın
mal, hizmet, çıkar ve biliş satışının güçlü parçalarıdır.
Reklam ve halkla ilişkiler endüstrileri hem kendilerini satış
ajanı olarak popülerleştirirler hem de müşterilerini
popülerleştirirler. Bunu yaparken, gerçeği değiştiremedikleri
veya değiştirmek istemedikleri için, gerçek hakkındaki
imajları değiştirerek gerçeği amaca uygun olarak yeniden
biçimlendirirler. Bu yolla tüketim
mitleri, marka olma efsaneleri, vücut dili safsataları, imajın
her şey olduğu ve gerçeği tanımladığı bilinci
yaratılır ve desteklenir. Öz saklanarak görüntü popülerleştirilir.
Bunu yapanların önemli bir kısmı, özellikle
üniversitelerdeki koltuklarından ticaret yapanlar bu
geri zekalılaştırma işinin aynı zamanda parçalarıdır.
Pazarın "en yeni popüler satış aracı" internettir.
Bilgisayarla evde oturarak yerel ve küresel süpermarketlerde
gezinti, özgürlük, demokratikleşme, katılımcı
demokrasi, kamusal alanın genişlemesi, siber uzayda
her şeye ulaşabilme gibi mitler popülerleştirilir. Ekonomik,
siyasal ve kültürel pazarın televizyon, radyo ve basındaki
apaçık yönetimsellik karakteri internetle buharlaştırılır ve
internet pazar ve tek bir güç tarafından
kontrol edilmeyen herkese ait ve herkes tarafından istenilen
biçimde kullanılan özgürlük abidesi yapılarak sahte gerçekler
bu popülerleştirmeyle yüceltilir. Buharlaştırma "internette
surf" etme özgürlüğüne (aktif izleyici tezinin yeniden
canlandırılmasına) dayanarak
yapılır. Böylece
internet 21. yüzyılın bilinç yönetim
pazarlamasına katılır.
Moda, halkla ilişkiler ve reklam endüstrileri gibi
rekabetçi veya tekelci pazarda planlı pazarlama oyununun et
sergilemesiyle dolu en seksi parçasıdır. Bu oyunda temel amaç
kitleleri yinelenen satın alma ve
tüketimlere sevk etmek ve bunu değerli bir sosyal kimlik
(ve aitlik) bilinci hayaliyle işlemektir. Bireysellik ve
farklılık gerçek bireysellik ve farklılıktan geçerek elde
edilmez moda dünyasında; endüstriyle ürünlerin fetişleştirilmesi
ve satın alınmasından geçerek elde edilir. Giysiden yiyeceğe
ve içeceğe, takıdan kozmetiğe kadar
her alanda sunulan moda, periyodik/mevsimsel
olarak endüstriler tarafından üretilen aynılıkları
popülerleştirerek sahte farklılık yaratma pratiğidir. Çok başarılıdır,
çünkü moda farklılık, teklik, eşsizlik ve yenilik
arayışı (ve buluşu) propagandasıyla inanılması güç bir yalanı
başarılı bir şekilde yutturmaktadır. Kozmetik
ve moda nicel çoğulculuk içine çökertilmiş sürüleştirmeyi
(herkesin düşük kemer giymesi, benzer gözlüğü
takması, göbeğini
göstermesi gibi) bireysel ifade olarak
satar.
Mevsimlik planlı değişimle getirilen popülerlik
ardından koşuşturulan bağımlı bir sürü üretir. Bu
sürünün bilincine bu koşuşturma özgürlük, bireycilik,
özel tercih ve değişim olarak işlenir. Sürü sürülüğünde
bireycilik ve özgürlük satışıyla sürüdeki diğerine caka
satar; o da diğerine... Moda ve kozmetik endüstrileri
iki tür mevsimlik standartlaşma yaratır: Standartlaşmış ürün
ve standartlaşmış tüketici. Standartlaşmış tüketici
yaratmaksızın standartlaşmış ürünleri satamazsın. Standartlaşmış
tüketicinin yaratılışı sadece moda endüstrileriyle
olmaz. Bu makalenin ele aldığı eğitimden sporuna
kadar birbirini destekleyen bütünleşik faaliyetlerle,
yani günlük yaşam pratiklerinin tümüyle yapılır.
Moda, aynı reklam ve halkla ilişkilerde olduğu gibi, titizlikle
planlanmış, hazırlanmış ve uygulanan gerizekalılaştıran
ve maymunlaştıran biliş ve bilinç yönetimi
faaliyetlerini içerir. Bu maymunlaşan insan taklit ettiğini
ne kadar çok taklit ederse, o kadar çok "olmak istediği
kendi" olacağını sanır. Örneğin marka farklılığı anlatır. Bu
doğru. Ama bireysel farklılığı anlatmaz; bir örgütlü
yapıya (şirkete veya ürününe) verilen ismi anlatır.
O şirket tek bir ürün çıkartmaz standartlaşmış kitle halinde
ürünler çıkartır. Bu ürünleri ve markayı kullanmak bireysel
farklılığı ifade etmez; sürüsel benzeşmeyi
ve sürüsel baskıyı ifade eder.
Kozmetikte işlenen popüler bilince göre bu ürünler
kişiye normal bakım ve kendine dikkat etme ötesinde
güzellik, çekicilik, saygınlık, farklılık gibi değerler
kazandırır. Kozmetikle kişi olması gereken olur. Aksi
taktirde "saçı onu sevmez"; erkek arkadaşının eli saçında
takılı kalır ve rezil olur; elalem ona güler; ağız kokusu
korkusuyla ağzını bile açamaz; ter koktuğunu düşündüğü
an, büyük tedirginlik ve rahatsızlık duyar.
Kozmetik endüstrisi reklam endüstrisinin ve medyanın
yardımıyla insanın eleştirel dikkatini sosyal kendine
döndürür, kendinde
özellikle vücudunda ve saldığı
imajda) sürekli çözmesi
gereken sorunlar buldurtur ve giderilmesi için de sürekli
"geliştirilen" ürünler sunar. Örneğin bir krem veya son moda
bir gözlük onun kurtuluş
ve baskılardan özgürlük aracıdır. Sürüleşmiş köle böylece
rahatlayarak kölelik zincirlerini gül demeti sanır
ve hem kendisine hem de dışına zincir satışı yapar.
Giysi, yiyecek-içecek ve barınakla birlikte, insanın
varlığını sürdürebilmesinin üç temel gerekliliklerinden birini
temsil eder. Bu üçünün üretimi ve dağıtımı istisnasız
her toplumda vardır. Genellikle, kültüre bağlı
olarak, vücudumuzu nasıl kapattığımız, ne giydiğimiz
diğer insanlara bizim hakkımızda sinyaller gönderir:
Bizim cinsiyet ve ahlak anlayışımız, sınıf ve gelirimiz,
stil ve zevk hakkındaki düşüncemiz gibi... Popüler bilinçte
giyecekler belli kodlanmış dillerle konuşurlar;
görüntü ve yazılarla belli bir seçeneğin reklamını yaparlar.
Yüksek sınıf, yüksek statü, yüksek zevk, şahane
deney, şahane seks, büyük macera, soluk kesici heyecan
illüzyonlarının popülerleştirilmesine katılırlar. Bunu
yapan elbette giyeceğin kendisi değil, giyeceğe bütün
bu atıfları yükleyen insandır.
Kapitalist toplumlarda gençler doğru olarak anlayamadıkları
ve denetim altına alamadıkları ilişkilere,
boyun eğmeyle girerler. Modayı yakından takip ederiz.
Moda üzerimizde sürekli bir ağırlık olarak durur. Ne
modayı kendi arzumuza göre ayarlayabiliriz ne de bir
yana itebilir ve görmezlikten gelebiliriz. Nikelar, Adidaslar,
T-shirtler, kemerler, marka elbiseler, makyaj ve
parfüm çeşitleri, Malborolar, Ninja Kaplumbağalar,
Barbie Bebekler, Walt Disney'in çizgi kahramanları ve
oyuncakları, Coca Colalar ve Blue Jeans kitleler üzerinde,
insanlararası ilişkilerden de geçerek, çekilmez ağırlıklarını
hissettirirler ve egemenlik kurarlar.
Popüler yiyecek yerlerinde menü hem Türkçe
hem de İngilizcedir. içeri girenlerin çoğunun giysilerinde
İngilizce mesajlar yazılı konuşulan Türkçedir. İçilen
Amerikan sigarası ve yenen Amerikan yemeğidir çoğunlukla.
Gerçekte neredesin sen? Amerikan kültürünün
egemenliğinde biçimlenmiş popüler kültürün
tüketildiği ve özlemlerin özdeşliklerle giderildiği yerde.
Bu yerde yenilen yemek, orada bulunmak, yemek yemenin ötesinde
bir olaydır, bilinçli olsun olmasın.
Popüler yemek ve
içecekte de dünyada Amerikan
isimleri, ürünleri ve
biçimi çoğunlukla egemendir. Örneğin
Mc Donalds ve kopyaları pazardaki "ev yemeği" fikrini
ortadan kaldırdı. Ev mutfağı fikriyle hareket
eden azınlık, örneğin New
York'da, ya evde pişirmek ya da dışarıda belli özel
restoranları bulmak zorundadır.
Mc Donalds'm dünyasında, N.Y., Tokyo, Paris, Londra, İstanbul
ve Ankara'da yiyecek daima aynıdır,
iyi ve sıhhatlidir. Mc
Donaldsın, iyi ve sıhhatli olmadığı
araştırmalarla
gösterilmesine rağmen, sürekli böyle
söyler reklamlarında.
İyidir ve sıhhatlidir; çünkü güzel
görünüşlü, ağza layık,
tatlı, biçimli, ağza atmaya ve çabukça
hazmetmeye hazırdır. Standartlaşmış Mc Donalds dünyasında
standartlaşma sürecinden geçen sadece
yemeğin kendisi değil tüketicidir. Standartlaştırılan
görünüşte tüketilendir (yiyecek), fakat gerçekte tüketilen
kadar tüketendir. Mc Donalds tekrarlanan zevk çekiciliğini
temsil eder: Zevk veren aynı şeyin tekrarlanması.
Örneğin sigara, çay, kahve içmek gibi. Mc Donalds
değişime karşı bir sığınaktır. Uymanın ve egemen
benzerliğe ve aynılığa katılmanın garantisidir. Bu
o denli etkendir ki Mc
Donalds'da Big Mac veya
"Happy meal" yiyen kişi
Burger King'in whopperını
yemez asla. Hatta zorunlu
kalmadıkça Big Mac'den vazgeçip diğer bir seçim yapmaz. Mc
Donalds dünyasının
ürettiği gerçekte hamburger değil belli bir tür insandır.
Mc Donalds'm, Pepsi'nin, Coca Cola'nın, Bütün
Dünya'nın, Blue Jean'in,
Marlboro'nun, Whiski'nin,
Pizza Hot'ın kültürü
standartlaşmış ürünlere yönelik
standartlaşmış
karşılıktır.
Pizza, McDonalds, Marlboro, Pepsi ve Coca Cola
kuşağı için, "eski" en iyi şekliyle köhnemiş romantizmi
temsil eder. Geçmiş pek de övünülecek olmayan, durgun,
heyecansız, ölü, unutulmuş veya hatırlanmaya bile
değmeyen geçmiştir. "Şimdi" ise her şeydir: Ye iç
keyfine bak. Gelecek ise
bugündür. Yaşamak yemek,
içmek, seyretmek ve
yaşamın anlamı neyi nerede yiyeceğin,
içeceğin ve seyredeceğin olur. Varlığı ve yaşamın
anlamını bu şekilde açıklamaya, dolayısıyla kapitalist pazarın
satışına katılan idealist felsefenin mekaniksel
materyalizm içinde boğuluşu!.
Günümüzde popüler bayramlar kapitalist pazarın
satış gereksinimlerini karşılamak için promosyon aracı
olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda Türkiye televizyonlarında
Türk'ün bayramı olmayan ve Anadolu'yla
ilişkisi Haçlı seferleri olan bir kültürün koca göbekli
ve sarhoş Santa Klaus'u, çam ağacı kesip süsleme,
duygulu Hıristiyan dinî bayram müziklerinin duyulması
her programda görülmektedir. Türk bayramları
Hıristiyan bayramları biçimine dönüştürülmektedir. Bütün
bayramlarda yoğun bir satın alma propagandası
yapılmaktadır. Daha kötüsü tümüyle tüketim güdümlü yeni
bayramlar yaratılmaktadır: Anneler, babalar, sekreterler,
kardeşler, amcalar, teyzeler, sevgililer günü gibi
günlerle insanlar sürekli harcama baskısı altında tutulmaktadırlar.
Gençler bu propagandanın birinci hedeflerindendir.
Popüler kültür bizim günlük deneylerimizi kurar.
Siyasal iletişimde bunun yaygın adı gündem belirlemedir.
Kitle iletişiminde buna en açık örnek reklamlardır. Reklamlar
her yerde. Reklamlar güvensizlik (özellikle kişinin kendisine
karşı güvensizliğini) teşvik eder. Tüketicileri
ütopyaya, hiçbir zaman erişemeyecekleri mükemmelliğe
inanmalarını savunur. Yoğun bir şekilde (her gün, her saat,
her yerde tekrarlayarak) bu inancın
tahriki, tanrının, demokrasinin, devletin, ideolojinin
yok olduğu ve yerlerini alacak bir şeyin yükselmediği
işlenir. Solup gidenden kalan inanç alışkanlığıdır ve
reklamcılık bunu en entrikalı bir şekilde kullanmaktadır.
Örnek Hıristiyanların dinsel bayramları. Reklamlar
bayramdan birkaç ay öncesinden başlar. Tebrik kartları, "christmas"
ağaçları, süslü ışıklar, duygusal müzikler,
duygusal görüntüler, doğrudan reklam olmayan fakat reklama
yardımcı olan bayram filmleri ve programları
hep birlikte toplumda ve ailede birlik, dirlik, küskünlüklere
son ve barış zamanı olduğunu sunar. Reklamlar bütün bunların
elde edilmesi yolunun para harcamayla olabileceğini sürekli
olarak ima eder. Eğer bayram alışverişine gitmezsen toplumun
bir üyesi değilsin.
Öyle hissedersin, öyle hissettirilirsin. Bayramın reklamlarla,
programlarla, filmlerle derinden hissettirilen
"yardım etme havası" ticaret tarafından manipüle
edilir. Halk bir sürü hediyeler alır. Bu hediyelerin çoğuna
hediyeyi alanların ihtiyaçları yoktur veya gereksiz
hediyelerdir. Hediye alış veriş süreci gerçekte zorluklarla
kazanılan paranın gereksizce yanlış harcanmasıdır.
Reklamlar ürünün kullanımıyla o an veya yakın gelecekte elde
edilecek mutluluk, tatmin vaat ederler.
Fakat bu gelecek asla gelmez. Tüketiciler sonsuz bir
"arzu şimdiliği" içinde hapsedilirler. Bu ebedî şimdilik
içinde ne geçmiş ne de gelecek vardır. Var olan tüketici
kapitalizmidir ve değişmezlik ve yekparelik görünümü
verir bu kurulu düzene.
Popüler tv (sinema ve bilgisayar) dünyayı "görünür"
yapar. Böylece bütün gerçekleri "görünür" statüsüne
indirger ve gerçeğin elde edilebilirliği yanılsamasını
verir: Görmek anlamaktır. Dünya objeler, şeyler ve
insanlar toplamı olarak görünür. Dünyayı "değişmez
görünümler" yapan tv aynı zamanda modern insanın
yaşam biçimini bize anlatır: Serilerle, dizilerle, filmlerle,
Kurtlar Vadisiyle, Popstarla, Çocuklar Duymasınla.
Pembe diziler belli çevrelerdeki yirminci yüzyıl yaşamının
açık uçluluğunu, şekilsiz ve biçimsizliğini günlük toplumsal
yaşama ağırlık vererek biçim ve kapanma
(ev, aile, çevre) arzusuyla barıştırır. Seyreden kitlelere
erişemeyeceği sahte düşler satar. Tek erişebilme
yolu ki gerçekte frastrasyonlarla dolu hayalî bir yoldur,
gördüklerini taklit etmeye çalışmak ve taklit edebilmek
için de satın almak ve tüketmek yoludur. Bu yol sonu olmayan
bir yoldur ve iki boyutlu olduğu için dibi söz konusu
değildir.
Oyun insanın kendisi dahil diğerlerinin de olduğu hayatı
öğrenmedir. Oyun kültürü belli üretim ilişkilerinin
egemenliğindeki hayatın içinden gelir ve hayatı
öğretir. Oyunla çocuk bu ilişkiler ve yapay dünya içinde
sosyallesin Oyun kültürü başkasının hayatından
geldiğinden bu kültürel pratikle yaratılan da başkasınındır.
Ticarî çıkarların egemen olduğu bir hayatta hayat
gibi oyun da ticari güç tarafından planlanmıştır.
Kendini kendisi kendi yarattığı teknoloji ve faaliyetlerle
üreten insan nasıl ki hayatını kendisi üretiyorsa oyunu
da kendisi üretir. Oyununu kendisi üreten insan aynı
zamanda oyunu için gerekli araçları (oyuncakları)
da kendisi yapar. Bunu yaparken de materyali yaşadığı
hayatın içinden seçer. Nasıl ki günümüzde insan
kimliğini kendinden geçerek bulma olasılığı ve olanaklarından
edilmişse, kimliğini oluşturmanın önemli
bir parçası olan oyun ve oyuncağı insan günümüzde
ücretli köle olarak katıldığı, ürettiği ürüne ve emeğine
yabancılaştığı, üreterek ve ürettiğini satın alarak kendinin
çok az fayda sağladığı zenginlikleri yarattığı kapitalist
pazardan satın almaktadır. Bu pazar yapısında, küçük yaştan
itibaren insan yaşamının anlamının ve
değerinin satın almadan geçerek oluştuğunu öğrenir.
Böylece fiziksel varlıklarını sürdürmek için gerekli yaşam
olanaklarından edilmiş babalar ve anneler, bu olanakları
emekleri karşılığı aldıkları ücretle sağlamaya
çalışırken, çocuklar da kendi oyunlarını yaratma olanaklarından
edilmiştir.
Sirkteki deşarj görevi gören popüler spor (özellikle
futbol) yıldız gladyatörlerin kiralandığı uluslararası
alanda iş yapan dev sermayenin (büyük olasılıkla bazıları
mafyanın) egemenliğindedir. Örgütlü spor kapitalistin
geleneksel eğlencenin parçası olan spor faaliyetlerini halkın
ortak mülkiyetinden alıp kendi mülkiyetine
geçirmesini anlatır. Kapitalizmde spor "iş dışı eğlence
ve dinlenme" zamanının kolonileştirilmesine en
açık bir örnektir. Bu kolonileştirme hem ekonomik çıkar
hem de bilinç yönetimi ve ideolojik egemenlik bakımlarından
kapitalist sınıfa büyük faydalar sağlamaktadır. Örneğin futbol
Türk toplumunda hem sınıf farkını
hem de sınıf içindeki cinsiyet farkını üretir. Ekonomik
ve ideolojik bir görev görür. Ekmek ve sirk politikasını
popülerleştirmenin önemli parçasıdır. Topun arkasından
koşuşturanlar değil, fakat oyuna verilen anlam
futbola popülerlik verir. Bu anlamlar ve sporla popülerleştirilenlerin
önde gelenleri şunlardır: Rekabetçi
bireycilik, birlik beraberlik, milliyetçilik, cinsiyet farkını
destekleme, ideolojisizlik vb.
Popüler düşlerle beslenen tüketim kültürü yaşam boyu
kitlelerin zihin ve davranışlarının biçimlendirilmesiyle
gelişen, kitlelerin aktif katılmasıyla gerçekleşen ve
sürdürülen, ahmakça alışverişe ve birkaç kullanımdan
sonra bir köşeye veya çöpe atmaya dayanan
bir yaşam/ilişki tarzıdır.
Alkol ve sigara zaten Türkiye'de en popüler insan
faaliyetlerinden ikisiydi. Popüler sinema ve televizyonun
teşvikiyle çocuklara ve kadınlara kadar bu yaygınlaştırıldı.
Sinemadaki temsilde bir zamanlar herkesin
elinde veya ağzında sigara vardı. Alkol eğlence amaçlı
ve de kafası bozulduğunda, sorunu olduğunda başvurulan
arkadaş olarak sunulurdu ve hâlâ da öyle sunulmaktadır.
Sigara, alkol ve uyuşturucu maddeyi planlı
girişimlerle popülerleştiren endüstriyel yapıların bu girişimleri
kitle iletişim medyası, bu faaliyetlere uygun işyerleri,
eğlence ve boş vakit geçirme mekanları tarafından
da desteklenmektedir.
Eğitimde yaratılan popüler bilinç en sahte ve yanlış
bilinçlerden biridir, çünkü eğitimin ne olduğu, karakteri,
işlevleri ve sonuçları hakkında söylenen şeylerin büyük
çoğunluğu yanlış, geri kalanı ise şüphelidir.
Ayrıca eğitimde yaygın olan fakat ya popülerleştirilmeyen
ya da yanlış şekilde popülerleştirilenler çoktur.
Eğitimde popüler tartışma kalite etrafında döner. Sorun
kalite sorunu değil, sorun eğitim alanında yaratılan
zenginliklerin paylaşılması ve eşitsizliklerin yaratılması
sorunudur.
Eğitim sistemi de kendi ve çevresi ile ilgili popüler
mitler ve ender olarak popüler gerçekler sunarlar.
Eğitim sistemiyle pozitif ve negatif yüklü popülerleştirmeler
büyük çoğunlukla devlet yapısının ve bu devlet yapısını
oluşturan sınıfların ve ekonomik, siyasal ve kültürel pazarın
dünya görüşüne uygun bilinçlerin yaratılması
biçiminde olur. Eğitim sisteminin pazarla özdeşleştirerek
yeniden tanımlayıp popülerleştirdikleri
arasında şunlar vardır: demokrasi, ulus, devlet, özgürlük,
eşitlik, insan haklan, çalışma hakkı, çalışmayanın/işsiz
olanın tembel olması, çalışanın kazanacağı ve
ilerleyeceği, eğitimin gelir farklılığı yarattığı ve başarının
koşulu olduğu vb. Eğitim sisteminin kullandığı ve yazdığı
tarih tarihin güçlüler için yazılması ve tarihle güçlünün
popülerleştirilmesinin en somut örneklerden biridir. Eğitim
yoluyla popülerleştirmede siyasal ve ekonomik olanın düşünseli
yeniden üretilir ve böylece meşrulaştırılır. Bu tür birikmiş
bilgi, egemen ideoloji, kültür ve gelenekler aktarılır. Egemen
eğitim sistemleri, amaçları ne denli kutsal sözlerle
belirtilirse belirtilsin,
kendini belirleyen sistemin pazarlamasını yapar ve
genç kuşaklan sisteme boyun eğmeye hazırlar. Eğitim
sisteminin "popüler yapılmayan popüler görevi" aynı
zamanda sistem meşrulaştırmasıdır. Okullar egemenliğin
ve egemen grupların meşrulaştırıldığı, sosyal ve
kültürel ideolojilerin kurulduğu, yeniden yaratıldığı ve
tutulduğu karmaşık bir yapının parçasıdır. Okullar, en
eleştirel biçimleriyle, hem kendi hem de toplumun yapı
ve çalışma biçimini, "geniş sosyal ve ekonomik adalete doğru
gidiyor" olarak tanımlarlar. Bu yolla, okullar kendinin ve
toplumun ana kurumlarının sınıf ve ırk gözetmeksizin
"herkes için" olduğu inancını iletir. Egemen ideolojide
"eğitim fırsat eşitliğine açılan kapıdır" diyen popüler mit
tutulur. Bunu yaparken eğitim sistemi
mükemmel fırsat eşitliği olduğu görüşünü sunar ve
okulda başarının akla, çalışmaya ve beceriye dayandığı
fikrini işler. Toplumun entelektüel belleğini, genç
nesli hayata hazırlamanın okul yolundan geçerek olacağı
işgal eder. Gerçekte kapitalist sistemde okullar sınıfsal
yapıyı yansıtan yapılardan biridir. Türkiye gibi
ülkelerde eğitimde özelleşme ve eğitimin artan pahası
bu durumu çok daha belirgin duruma getirmektedir.
Aslında popüler olan (yani en çok tekrarlanan, en
fazla olan) siyasal ve ekonomik pratikler ya hiç gündeme
getirilmez ya da kötü popüler olarak getirilmek zorunda
kalınır. Dolayısıyla popüler yapılan siyasal ve ekonomik
pratikler siyasal ve ekonomik yapı için işlevsel
olanlardır. Bunlardan günümüzde popülerleştirilenlerin
önde gelenleri şunlardır: Deregulasyon, özelleştirme, ademi
merkeziyetçilik/yerelcilik, yerelleşme,
küreselleşme, lider, baba, kültürel mirası koruma, seçimler,
oy verme, seçme ve seçilme hakkı, parlamento,
temsilciler, hükümet, barış, adalet, işsizlik, fırsat eşitliği,
kamuoyu ve halkın iradesinin tecelli etmesi, temel
atma törenleri, açılışlar, yök, demokrasi, özgürlük, insan
hakları, vb. Siyaset, ekonomi ve kültür ile ilgili ele
alınan her konuda popülerleştirilen yani çoğu kez gerçeği
tersine çevirme veya gerçeği yok saymayla biçimlendirilmiş
yeniden kurgulamalardır. Örneğin işsizlik ancak kaçınılmaz
olan bir durumda (örneğin insanlar
gösterilerle gündeme getirdiğinde veya gündeme getirmek
çıkar hesaplarıyla uyuştuğunda) liderler ve
medya tarafından gündeme
getirilir. İşsizlikle ilgili popülerleştirme en az iki biçimde
inşa edilir: Birincisinde,
sanki hükümet
yaratıyormuş veya önlem almıyormuş
gibi hükümet sorumlu
tutulur ve suçlanır. İkincisinde
ki en yaygın olan budur,
işsizlik sanki çalışmak istemeyen
tembel insanların yarattığı bir durum gibi sunulur
ve tartışılır. Böylece
örgütlenme ve iş yapış tarzının bir sonucu olan işsizlik,
yoksun ve yoksul bırakılanlar suçlanarak
anlamlandırılır. Ardından bu tembel, uyuşuk,
beceriksiz, yol yordam
bilmeyen işsiz ve yoksul kitlelere
IMF ve Dünya Bankasının zorlamaları ve yardımlarıyla
"yoksullukla mücadele" fonları ayrılır ve yardım
çabaları başlar. Birden
bire yoksun ve yoksul bırakanlar
"insan hakları şampiyonu" olurlar. Toplantılar, yemekler,
araştırmalar, uygulamalar derken bir bakarsınız
ki fonlar birileri tarafından paylaşılmış, sonuç kitapçıkları
ve raporlar hazırlanmış ve görkemli bir yemekte
sunulmuştur. Alkışlar. Ama yoksul bırakılan yine
yoksul bırakılıyor. Bu son sözü kazara biri söylerse,
popüler bir saldırıyla
susturuluyor: Popülist söylem. Dikkat edilirse,
popülerleştirmede kendi dünyasını
kendi çıkarına göre
sunanlar, aynı zamanda sundukları popüler uydurulara karşı
söz söyleyenleri de diğer
popülerleştirilmiş
saldırı/savunma yollarıyla yanlışlamaya
ve susturmaya çalışıyorlar. Hele bu yanlışlama
popülist söylemlerle oy
avcıları tarafından yıllardır halkın
kandırıldığı bir ortamda yapılıyorsa, oldukça etkili
olur.
Ekonomik alanda fırsat eşitliği, serbest rekabet,
herkesin çalışırsa zengin olabileceği gibi popüler mitler
sürekli olarak istisna örnekler sanki kural gibi sunulmakta ve
bu sunumlar medyatik kurgularla beslenilmekte
ve gerçekler gündeme getirilmediğinde veya ütopya olarak veya
geçersiz olarak nitelendiğinde, kaçınılmaz olarak sürekli
gerçek ve doğru gibi öne sürülen
uydurular popüler gerçekler olacaktır. Bu toplumsal
hayatın her alanında yapılmaktadır.
Sosyal alanda insan hakları, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar
içleri boşaltılmış ve saçma örneklerle yeniden doldurulmuş
biçimde popülerleştirilmektedir. Cep telefonuyla dağın başında
keçiyle konuşma, bir erkeği
ardından koşturma, kısa bir macera yaşayıp sonra bırakıp
gitme, kullanıp atma, satın alma, Cola ile hayatın
tadım çıkartma, buz gibi Icetea ile serinlerken güzel
kızların kıvrak vücutlarını hayal etme ve içme bittiğinde
hayalin de gitmesi, saçlarının seni sevmesi için Pantene
markasını seçme vb. özgürlük, bireycilik, insan
hakları oluyor. Bu popülerleştirmede asıl insan hakları,
özgürlük ve birey olma sorunları konu bile edilmiyor,
düşünülmüyor, akla bile gelmiyor.
Siyasal alanda demokrasi birkaç yılda bir oy kullanarak
temsili sistemi gerçekleştirmeye indirgeniyor.
Bununla yetinmeyince de "sivil toplum örgütleri" ve
kamusal alan popülerleştirilerek yeni mitler yaratılıyor.
"Herkesin seçme ve seçilme hakkı vardır" deniyor durmadan,
ama seçilenlere bakıldığında bunlar arasında "herkes" denen
bir kişi bile bulamıyorsun. Zaten böyle
biri bulunduğunda, sistem hemen onu sanki kuralmış
gibi sunarak demokrasi ve özgürlük propagandasına başlar.
Güney Doğu Anadolu'nun çöllerinde boş
gezerken veya amelelik yaparken zengin ve meşhur ve
hatta milletvekili olma masalları anlatılır, filmler çevrilir,
televolelere konu yapılır, haberlerde işlenir. Popstar
gibi yarışmalarda alay ede ede "hanzolar" yontulmuş
hanzolar ve kendilerini çağdaş sanan hanzolar tarafından ön
plana çıkartılarak popüler uydurular gerçek gibi
gösterilir. Milyonlarca kurbağa var ama bir prens var
bir prenses arayan. O kurbağa sen olabilirsin! Yeter ki
bardağın yarısı boş deme! Ama affedersin ama bardak benim
değil, su benim değil, içecek ben değilim, yarısının boş veya
dolu olması beni niye ilgilendirsin ki? Bardağa suyu sen
koyacaksın, bardağı sen taşıyacaksın,
kirlileri sen yıkayacaksın, belki de ondan olmalı. Bana bunu
hatırlatma, ben öpülmeyi bekleyen kurbağa olmayı düşlüyorum.
Gerçeklerin işlevsel olmadığı koşullarda sahte düşler
beslenir.
Firma içi iletişim, ezme ve egemenliğin uygulanışı
ve mücadelelerin verilişinin her gün yaşanışını anlatır.
Kapitalist firma düzeni örgütlü sömürünün yürütüldüğü,
insan özgürlüklerinin ortadan kaldırıldığı, temel
hakların çiğnendiği, insanlığın ücretli köleye dönüştürüldüğü,
insanlığın değerinin ayaklar altına alındığı,
her gün en azından 9 saat yaşanan ücretli/maaşlı köleliğin
yaşam boyu eğitim yeridir. Arzuyla katılmanın ve
mücadelenin yaratıldığı ve yürütüldüğü alandır. Bu
alanda insanlar ezmeyi ve ezilmeyi, haksızlığı, sömürülmeyi,
yapay çaresizliği, bağımlılığı, zorunlu boyun eğmeyi ve
köleliği yaşayarak öğrenirler. Bu öğrenim,
bilinç yönetimiyle birleştiğinde, ezme ve ezilme ilişkileri
hayatın kaçınılmaz ve evrensel gerçeği olarak görünür,
iş yerinde zenginliğin sosyal üretimi ve özel gaspı
ve serbest köleliğin koşulları her gün her an yeniden
üretilir. Bu üretimin bilişi ve bilincinin sunumuyla gerçekler
bu üretim biçimi ve ilişkilerini meşrulaştıracak şekilde
yeniden biçimlendirilir. Bu biçimlendirmelerde
bazı şeyler popüler yapılır, bazı şeyler bir kenara itilir,
göz ardı edilir, saklanır. Popülerleştirilenlerin bazıları
şunlardır: İşveren ve işçi kavramlarla bir "evrensel normallik"
popülerleştirilir; gerçekle en az bir bağı olmayan
popüler mitlerden biri de çalışanların yönetime katılmasıyla
gerçekleşen demokratik katılımcı yönetim
iddiasıyla yaratılır. Zaman paradır denir ama kimin için
olduğu söylenmez. En popüler uydurulardan biri de
"çalışırsan zengin olursun" sözüdür. Zamanı ve yeri örgütleyemeyen,
artı değeri gasp edemeyen, çalma, hortumlama, dolandırma ve
büyük rüşvet olasılığı olmayan
biri çalışarak ancak başkalarının zengin olmasını
gerçekleştirir. Popüler bilince işlenen bir diğer uyduru da
fukaralıkla tembellik, yol yordam bilmeme, eğitimsizlik,
çok çocuk yapma arasında kurulan bağdır. Türkiye
kalkınamıyor, çünkü nüfus artıyor. Sanki nüfus artmazsa,
Türkiye kalkınacak. Fakirlik artıyor, çünkü çok çocuk
yapıyorlar; sanki çok çocuğu olmazsa, zengin
olacak. Yoksul çünkü eğitimsiz; sanki eğitimli olursa,
yoksul olmayacak. Dikkat edilirse, tutarsız ve geçersiz
nedensellik bağları kurularak bazı düşünceler
popülerleştiriliyor. Arz ve talep pazarda karşılaşır, fiyatlar
ve ücretler böylece kendiliğinden oluşur. Bu klasik
saçmalamayı aklı başında olan hiç kimse yutmaz. Popülerliği
kazanma veya popülerleştirmenin çeşitli
kıstasları vardır. Yaratıcılığını zorlamadan oluşturulan
kıstaslardan biri de "yardımsever zengin" imajıdır. İş
yerinde üniversite bitirip de işçi ve memur olarak çalışanlar
kendilerini yönetenlerin ve iş sahiplerinin eğitim
seviyesini gördüklerinde, her gün kısa yoldan köşeyi dönenleri
duyduklarında, iş bitirmenin okulda öğretilmeyen
yalakalık, rüşvet, çıkarda işbirliği kurma, insan
tavlama gibi özel beceriler gerektirdiğini anlayarak,
"okuma ile başarı" arasındaki bağın pek de geçerli olmadığını
hayretle öğrenir. Kapitalist ideoloji aynı anda
iki fikri popüler yapar "okursan başarılı olursun" ve
"kısa yoldan köşeyi dönme kurnazlığı." Birincisinde
eğitim gereklidir; ikincisinde eğitim "beceriksizlik ve iş
bilmemeyle" ilişkilidir. İş yerinde bireysel çaba ile yükselirsin,
yani göze girmek için bol çalışma, yalakalık, sadakat, el etek
öpme, hep "evet" anlamında baş sallayarak uyumlu olma gibi
ilişki kuran çabalarla bir yere
varırsın. İş yerinde aranan şey verimdir ve verim için
verimli işçi gerekir; dolayısıyla verim ve verimli işçi popülerdir.
Çağdaş kültürün, çalışanların ekmeğini kazandığı
"firma kültürü" ve bu kültüre bağımlılık olduğu
fikri popülerleştirilir. Bu fikir firmanın "aile" olduğu
propagandasıyla desteklenir; bunun güçlendirilmesi
için çeşitli faaliyetler
düzenlenir. Gelecekteki kültür çatışmalarının ve kültürler
arası ilişkilerin firma kültürleri
arasında olacağı gibi
iddialar ve bilinç işlenir. Bunu
desteklemek için örneğin
firmalar arası spor turnuvaları
düzenlenir ve firma çalışanları bunlara sporcu ve seyirci
olarak katılır. Kapitalist şirket çevre kirliliğini üretirken,
aynı zamanda bunu destekleyici, "kendini temiz
satan kirli bilinci" de üretir. Kapitalist sistemin ürettiği
bu bilincin en aşağılık şekliyle hareket eden bazı
aydınlar ve akademisyenler
çevre kirliliğinin kaynağını
sokağa tüküren magandada, suya işeyen köylü çocukta, etrafa
kullandıklarını atan bireyde, eğitimi az olan
kişilerde bulmaktadır.
Popüler kültürün gözde bireyi kendi çıkan peşinde
koşan, sendikasız, tüketen, kredi kartı kullanan, dayanışmayı
spor kulübü, şirkette görev takımı, meslek
grubu vb. biçimde anlayan, özgürlüğü benden ve benin
tüketim ve kullanımından geçerek tanımlayan bireydir.
Örgütlü popülerleştirme ajanlarının pratiklerinin
etkisinin yaygınlaşması kişilerarası ilişkilerden geçerek
olmaktadır. Bu da doğal olarak örgütlü ajanların kişilerde
popüler bilincin ekilmesi zorunluluğunu getirmektedir.
Bu ekme ve yayma işinde kişiler arası ilişkilerde
moda, giyim, yemek, içmek, değerli değerler ve değersiz
değerler, beklentiler, umutlar ve umutsuzluklar,
iyiler ve kötüler, taklit edilecekler ve edilmeyecekler,
gelenekseller ve modernler, geriler ve ileriler, dostlar
ve düşmanlar, özgür olanlar ve olmayanlar, özgürlüğün
ve bireysel değerlerin nasıl kazanılacağı ve kaybedileceği
vb. hakkındaki egemen (ve istemeyerek
mücadeleci) düşünceler, davranış ve ilişki tarzları sürekli
yeniden üretilir. Bu üretimde günlük rutin görünen
yaşamda bireyler bu bilincin taşıyıcısı, yayıcısı, yayılması
için baskı ajanı olarak rol alırlar. Kişiler arası
ilişki ve iletişimle gelen baskı, mücadele yollarından geçerek
popülerleştirme bütün nüfusu içine alan günlük
bir pratik olur. Kişiler arası iletişim ve ilişkide baskı
yolları günlük ilişkilerimizde en çok yapılan faaliyetlerdir.
Bu baskılar bireysel duygusallıktan toplumda değer kazanma
kaygılarıyla ilgili stratejilerle etkenlik kazanır. Kişiler
arası baskıya karşı direnme ancak bu
baskının kullandığı psikolojik stratejilerle, nedenleri ve
sonuçlarıyla ilgili biliş ve bilince bağlı olarak güçlenir
veya güçsüzlesin İlginç olan, bireyin bireye karşı direniş
kültürü de güç kazandığı andan itibaren bir şekilde
emtialaştırılır ve kapitalist pazar içine entegre edilir. Kişiler
arası iletişimde popüler baskı sadece ilişkide ifade ile
gerçekleştirilmez. Aynı zamanda insanlar o baskıyı kendi
içlerinde taşırlar, insan neyin nereden nasıl yapılacağını
veya yapılmayacağını öğrenir ve ona göre
davranır. Nike gibi bir markayı alamayan insana hiç
kimsenin ona bir şey söylemesine gerek yoktur. Ona zaten
kendini bildiğinden beri söylenmiştir. Kendisi
zaten kendini bildiğinden beri başkalarına söylemiştir.
O bu baskıyı, alamıyorsa ezikliği, alabiliyorsa üstünlüğü
hissederek yaşar. Hissettirerek yaşattırır.
Popülerlik, dikkat edilirse tek bir kanaldan veya
araçtan geçerek belirlenmemekte ve gerçekleştirilmemektedir.
Özellikle kişiler arası ilişkilerden geçerek oluşan ve
sürdürülen karmaşık bir örgütlü ve örgütsüz
ilişkiler ağını içerir. Bir ana ait değildir, bir anda
oluşmaz; tarihseldir ve bağlamsaldır.
Popüler meslekler günümüzde en çok para kazandıran
mesleklerdir. Bir mesleğin popüler olması
onun hayal edilmesini
beraberinde getirir. Fakat bir mesleği herkes hayal edemez.
Hayal etme ve onu hedefleme hayal gücüyle ilişkili değildir.
Günümüzde herkes
iletişim medyası nedeniyle hangi mesleklerin
en çok tercih edilenler
olduğunu bilir, bilmese bile, bilmek
isterse kolayca bilgi bulabilir. Yani, popüler ideolojinin
"herkes her şeyi yapabilir, herkes her şey olabilir"
propagandasının aksine, herkes ne kadar hayal
edebileceğini bilir.
Dolayısıyla, insan kendi koşullarında
elde edebileceği mesleği düşler ve onun ardından
gider. Onun için en
popüler meslekler kişinin düşleyebileceği en üst seviyelerinde
olanlardır. Mesleklerin
popülerleştirilmesi
değişen egemen değerlere göre şekillenir
ve yeniden şekillendirilir.
Son Sözler
Yaşamın hangi anını, yerini, zamanını ve ifade şeklini alırsa
alsın, popüler kültürün içeriği (neyin nerede
ve nasıl üretileceği) üretim ve kültür endüstrileri
tarafından belirlenir. Ama popüler kültür bu endüstrilerin
ve ürünlerinin toplamı değildir; bunların ve toplumun
bütününün sürekli etkileşiminin bir ürünüdür.
Bu etkileşimde üretim araçlarında ve örgütlü üretim
ilişkilerinde egemenliği ellerinde tutmaları nedeniyle
belli bir sınıf belirleyici ve yönetici konumundadır.
İster popüler, ister kitle veya sınıf kültürü olsun,
isterse bir materyalin veya materyal olmayanın (düşünselin,
inancın) üretimi olsun, kültürle üretilen, belli biçimdeki
materyal yaşam ve bu yaşamın ideolojisi ve bilincidir.
Yaşamın ideolojisi ve bilincinin üretimi de, materyal
kültürün üretim özellikleriyle beraber gider,
onun tarafından belirlendikten sonra, onunla etkileşime
başlar. Bu etkileşim sürecinde, sadece egemen kültürler
yeniden üretilip sürekliliği sağlanmaya çalışılmaz,
aynı zamanda, karşıt olan kültürler üretilir ve mücadele
verirler. Dolayısıyla, kültür alanı insan yaşamının
tümünü kapsayan egemenlik ve mücadele alanıdır.