Popüler
kültür ile memnuniyetsizlik arasında, hem de
memnuniyetsizliğe felsefî bir öz ve biçem atfederek, bir
bağlantı kurmak ilk cümle için hayli iddialı görülebilir.
Lâkin memnuniyetsizliklerin oluşumu ile popüler kültürün
dayatmaları arasındaki ilgi irdelendikçe anlaşılır hâle
gelecektir. “Popüler kültür”ün bir kültür biçimi hâline
gelmesine ve tamlamasında “kültür” kelimesinin olmasına
itiraz yokken, memnuniyetsizliğin ‘felsefe’ ile tamlama
kurup bir felsefî algı biçimi olarak sunulmasına itiraz
yükseltilmesi, popüler kültürün özü kadar sahicilik taşıyan
bir itiraz olacaktır. Memnuniyetsizlik (yaşama biçimi olmaya
yakın bir hâl olarak) insanın dışından veya içinden
etki-tepki reaksiyonu sonunda oluşan ve zamanla insanın
içinden dışına doğru yönelen bir bakıştır. Oysa popüler
kültür salt dışarının dışarıda oluşturduğu, iç’e bir dayatma
olarak varlığını perçinleyen ama asla memnuniyetsizlik gibi
iç’e ait olmayı başaramayan bir yapı arz eder.
Popüler
kültür dominant kültürdür. Özü itibariyle işgalci, yıkıcı,
yok edici ve güçten düşürücüdür. Baskın hareket eder, yani
egemen olmaya çalışır, egemen olur ve işgal eder. Popüler
kültür dediğimiz olguyu tanımlamak, sınırlarını belirlemek
zor bir iştir. Popüler kültürün süvarileri olarak
sıfatlandırılabilecek kişi ya da kurumların popüler kültür
aleyhinde söylem geliştirmeleri kafa karıştırıcı elbette,
ama anlaşılmayacak bir yanı da yok değil: Popüler kültürü
eleştirmek ve de popüler kültürün karşısında bir söylem
geliştirip karşısında bir pozisyon belirlemek de popüler
kültürün ayak oyunlarındandır. Popüler kültür öyle güçlü bir
iktidar yapısı kurdu ki, artık onu eleştirmek bu iktidar
ağının içinde gerçekleşebilecek bir tavırdan öte anlam
taşımaz hâle geliyor. Bu noktada, popüler kültür
anlamsızlaştırır, “lightlaştırır”, muğlaklaştırır, demek
gerekiyor. Popüler kültür anlamları birbirine katmaktan
sınırları yıkmaktan zevk alıyor ve bunu bizzat görev
sayıyor.
İşte bu
aşamada (yıkımda) insanlar bu anlamsızlaştırmayı yaşamlarına
yönlendiriyorlar. Yani başta yazılanlar ile çelişki gibi
görülecek bir cümle ile ifade edilirse, popüler kültürün
anlamsızlaştırma cereyanına kapılan insanlar kendi
yaşamlarında memnuniyetsizliği farkında olmadan bir yaşam
felsefesi derecesine terfi ettiriyorlar.
Popüler
kültür bir dayatmadır, çünkü insanların kendi yaşamlarının
özgün yönleriyle barışıklık hâlini sarsıyor. Baskınlaşan
kültür kendi iktidarını kurar. Kendi dünyalarında
yaşamlarını sürdüren insanlar baskıcı kültürün baskıcı gibi
görünmeyen ve öyle bir yöntem kullandığını zımnileştiren
yapısıyla karşılaştıklarında memnuniyetsizliğe kapılıyorlar.
Somut örnekleri fazla düşünmeye gerek yok çünkü yaşadığımız
hayatın başkalarının yaşamları ve dünyalarıyla temas
noktaları bize somut örnekler sunacaktır. Televizyonda iş
adamlarının yaşamlarının sunulmasıyla ekonomik
memnuniyetsizlik kendine yer bulur. fiov dünyasının
yıldızlarının sürekli gülen, gezen, para harcayan yüzleriyle
karşılaşan ‘sıradan insan’ bastırılmış arzularının
karşısında geri çekilip teslim olmaktadır.
“Neden ben
de öyle yaşamıyorum!” gibi bir itirazla başlar
memnuniyetsizlik. Başka dünyalarla temas kendi dünyasında
huzursuz kılar insanı. Elbette doğa gereği böyle bir temas
olmazsa olmazdır ancak zemin popüler kültür ve temas edilen
ise popüler kültürün metalarıdır. Popüler kültür “öyle
olmalı” telkiniyle çıkar etkisine aldığı insanların
karşısına. Bunu bir ideal olarak sunar. Bu ideal iyidir,
rahattır, mutludur çünkü renkli bir dünyadır.
Aptallaştırılan iyi-kötü, doğru-yanlış ayrımından yoksundur.
İnsanlar bir başkası olmaya, bir başkası gibi yaşamaya
teşvik edilir “imkânsızlık” tamamen yok sayılarak. Popüler
kültür bu son cümlenin mesajını dahi kullandı kendi
dünyasının bir parçası olan şarkı faslında: “Başkası olma
kendin ol/ Böyle çok daha güzelsin.” Belki Mevlânâ’dan
alınıp bozarak kullanılan mesaj tamamen içi boş, mesajdan
yoksun bir slogan olarak aylarca dillerde dolaştı. fiarkıyı
tekrar tekrar söyleyenler asla bunun bir mesaj olduğunu
anlamadı (Keşke anlasalardı!) Zaten bir mesaj kaygısı yoktu.
Nasıl bir slogan kullanayım ki, kolay kullanılsın ve
sattırsın. “Sattırsın” düşüncesi popüler kültürün temelidir.
Popüler kültürü her türlü kültür yapısından, ideolojiden ya
da düşünceden ayıran tek kelimelik en anlamlı bir yapı
taşıdır “sattırsın”. Popüler kültürün ilginç bir yöntemi
vardır. Asla topluma yabancı bir dil kullanmaz. Asla yerli
olanı da kullanmaz. İlginç bir şekilde yerli olanı bozarak,
anlamsızlaştırarak ve yeni bir yapı ve anlam katarak sunar.
İçi boşaltılmış yerli kültürdür popüler kültür bir anlamda.
Başka
yaşam, başka talepler demektir üzerinde yürüdüğümüz zeminde.
İmkânsızın, olmazın gözardı edildiği bir talepler ve
benzeşimler dünyasıdır bu. Özgünlüklerin (=nev’i şahsına
münhasır: sui jeneris: kendine özgü’lüğün) törpülendiği
fabrikasyon bir insan ve bu insanın ait olduğu kültür
renkliliklerinin silindiği bir dünya.
Hiç kimse
kendi renginin peşinde değil. Kendi renginden memnun değil.
Memnuniyetsizlik bir ağ kuruyor. Hiç kimse memnun değil.
Zengin zenginliğinden, fakir fakirliğinden; bilgili
bilgisinden, bilgisiz bilgisizliğinden.
Kuşatılmışlıktan önce kuşatılmışlık psikolojisi kuşatıyor
toplumu. Kuşatılmışlık nihayetinde aşılabilirdir, ancak
kuşatılmışlık psikolojisi en tehlikeli olandır. Çünkü “Bu
fasit dairenin dışına çıkış yok!” yargısı bir umutsuzluk
dünyasının işaretidir. Umut yenilenmektir, tazelenmektir ve
zoru aşmaktır. Umudu olmayan fasit dairelere mahkûmdur.
Umutsuzluk ile memnuniyetsizlik ayrımında en önemli fark
umutsuzluk kendi içinde bilgi taşır ama yine de
memnuniyetsizlik gibi dışardan oluşturulmuş, dışarının
etkisine tepki olarak verilen bir refleks. Memnuniyetsizlik
cahillikle bağlantılı sayılmamalı. Cahillik belki de şimdi
en korunaklı sıfat. Bu bir teklif değil cahil olmaya dair.
Ancak dayatmanın şekli bakımından değerlendirilmeli. Yani
fasit daire olarak nitelendirdiğimiz aşılmazlığı bir zan
olarak vurgulanan popüler kültür telkinleriyle oluşan bir
seçim yapmak zorunluluğu zehabı: Ya cahil olacaksın bu
çarkın dışına çıkmak için ya da bu çarkın içinde kurgulanan
dünyanın kurgusal bilgilerine sahip olacaksın! Cehaletin bir
seçenek olarak sunulması da imkânsızın gözardı edilmesiyle
ilgili. Popüler kültür kendi yapısının, dilinin sınırlarını
o kadar muğlaklaştırıyor ki, bir yerde yapılan doğru hile
popüler kültür söylemleriyle eriyip popüler kültüre öz
olarak eklemlenmese de görüntü itibariyle eklemleniyor zannı
veriyor. Bu bir oyun. Bu bir bilinç ve dil sorunu. Popüler
kültür anarşizmin teklifleriyle yani karşı-yıkımla aşılacak
gibi değil. Hayır popüler kültür televizyonu, gazeteleri
yıkarak yok ederek aşılamaz, bu anarşik tavır çözüm olamaz,
hatta çözüm bir yana güçlendirici bir etki doğurur. Popüler
kültür nasıl kendini baskın ve etkili güç hâline getirmişse
o şekilde de kontrol altına alınabilir. Günümüzde adına
popüler kültür dediğimiz ve insanların zaafları üzerine
kurulup, bu zaaflarla oynayan kültürsüzleşme kültürü kendi
metodu ile kontrol altına alınabilir.
Popüler
kültür yerli yapıyı alıp anlamsızlaştırarak, bozarak yeniden
bir anlam ve biçim vererek egemen oldu. O hâlde bu anlam
olayıdır bilince doğru yönelen. Özü bozulan ve yok olan
yerli değerlerimize tekrar hayatiyet vererek, anlamlarını
yerli yerine oturtarak, anlamsızlık düşüncesinin aslında
anlamsız olduğunu öğrenerek ve öğreterek bu kültürsüzleşme
cereyanı kontrol edilebilir. Her insan değerlidir, her
insanın kendine ait bir yaşamı vardır ve kendine ait olduğu
kadar değerlidir. İşte bu memnuniyetsizlik felsefesinin
çöküşünün anahtarıdır ve popüler kültür dayatmalarına karşı
da bir bilinç direncidir.