Batılı Türk edebiyatının kuruluş zemini olan Tanzimat
edebiyatım doğru biçimde temellendirmek isteyen
bir araştırmacı, bunun için gazete kavramının ona sunacağı
perspektifi kullanmak zorunda kalacaktır. Ahmet
Hamdi Tanpınar'ın Tanzimat edebiyatının ilk
dönemi için çerçeve
teklif ederken sarf ettiği "Bu devirde gazete hemen
tüm yeniliği idare eder"1 cümlesini de gazetenin
yeni edebiyatın temelinde çok önemli bir işlevi
yerine getirdiği şeklinde okumak gerekir. O halde,
gazetelerin temelde sosyal ya da siyasal bakımlardan
efkâr-ı amme
oluşturmak maksadıyla kurulmuş yayın organları oldukları
hatırlanır ve efkâr-ı amme oluşturma çalışmasının
ise esasen bir
çeşit kanon çalışması2 demek olduğu fark
edilirse bu
edebiyatı tahlil ederken gazetenin nasıl anlamlı
bir aralık/vizyon temin ettiği daha iyi anlaşılır.
Louis Althusser'e göre yeni bir kanon oluşturmak
isteyen en geniş iktidar kurumu olan devletten
iktidar olmak
isteyen en küçük boyuttaki gruplara kadar, red ve
tekliflerini yan yana
koymak suretiyle yeniyi halka benimsetmeye çalışan
her teşebbüs, kendisini kabul ettirebilmek,
benimsetebilmek için öncelikle 'öğretimsel ideolojik
aygıt5'tan
istifade etmelidir. Çünkü, bir sistem için verimli
bir kuruluş dönemi geçirmek ve uzun ömürlü,
kalıcı bir olarak devam
edebilmek, ancak toplum belleği üzerinde denetim
kurmakla mümkün olabilir.4 Bu nedenle,
zihinleri henüz eskiye çok fazla bulaşmamış olan
genç nesillerin
istenildiği gibi yetiştirilebilmesinde, onların
her birini iman etmişler olarak sisteme eklemleyebilecek
kültürel ve moral değerlerin aşılanabilmesinde
özellikle okula,
yani eğitime önem verilmesi gerekir.
İlk özel gazete olan Tercüman-ı Ahvâl'in 1860 tarihinde
çıktığı ve bu yıllarda halkın kültür ve eğitim düzeyi, okur
yazarlık oranı hatırlandığında ilk gazetelerin halkı eğitmek
gibi bir misyon üzerinde anlaştıkları fark edilir. Bu,
okutun henüz tam anlamıyla işlevselliğini çok
da ortaya koyamadığı devrede onun yerine gazetenin
kanon oluşturma
görevini üzerine alması anlamına gelir.
Burada, Tanpınar'ın fikrimizi de destekleyen şu
cümlesini hatırlamak ve üzerinde yeniden düşünmek
gerekir: "Hiçbir yerde gazete bizdeki role benzer bir rol
oynamamıştır. Başka yerlerde o, düşüncenin daha geniş
surette topluma yayılması için seçtiği hareket sahalarından
biridir. Arkasında bütün cemiyet müesseseleri ve
devam halinde olan, hayatla daima münasebettâr bir düşünce
dünyası vardır.
Bizde ise bütün işaretler oradan gelir. Kalabalık
onun etrafında kurulur. Okumayı o yazar. Mekteplerin
uzak bir gelecek için hazırladığı ocağı o tutuşturur."5
Anlaşıldığı gibi, bu dönemde Althusser'in ifade ettiği
öğretimsel işlettin en önemli yerine getirici
araçlarından biri gazete olmuştur. Bu işlevi, eğer
Tanzimat'ın gerçekleştirmeye
çalıştığı diğer yeniliklerin satıraraları da
iyi görülürse, aslında azınlık iktidarından çoğunluk
iktidarına, yani son noktası demokrasiye varacak olan
sisteme
geçmeyi hedefleyen bir anlayışın cümle kapısı olarak
okumak gerekir. Söylemeye gerek yok ki, demokrasi, son
kertede popülist bir yönetim şeklidir.
Tanzimat gazetelerinin daha ilk örneğinden itibaren
popülist bir kanon oluşturmaya çalıştıkları, sayfalarında
yer alan her türden metinlerle yeni sistemin 'kuruluş
anlatıları
hı ortaya koymayı hedefleyen bir işlev
görmeye başladıkları esasında bunlara verilen adların
anlamlarına bakılarak da fark edilebilir. Tercüman-ı
Ahval, Tasvîr-i Efkâr
(186i), Muhbir (1866), Terakki
(1868), Mümeyyiz (1869), Basiret (1869),
İbret (1871),
Tercüman-ı Hakikat
(1878) vs. Burada bir soruyla bir
şeye dikkat çekerek çabucak geçmek istiyoruz: Terakki
Gazetesi (1868'de çıkmaya başlamıştır) ilk olarak haftada
bir kez kadınlara mahsus bir gazete çıkarmış, bir süre
sonra da Mümeyyiz (1869) siyasi nüshası dışında Çocuklara
mahsus Mümeyyiz
adıyla çocuk gazetesi çıkarmıştır.
Bahçe (1878) ise çocuk gazetesi olarak yayınlanmaya
başlamıştır. Acaba kadın ve çocuk, hem popülizmin
hem de popülist nitelikli yeni kanon çalışmasının
kendine alan açmak için kullandığı iki önemli kanal olabilir
mi?
Tanzimat döneminde yayın sahasına çıkan gazetelerin
hemen tümünün özlenen ya da arzulanan siyasal,
sosyal, eğitim vs. hedeflerle, kısaca söylemek gerekirse
bunlar vasıtasıyla gerçekleştirilmek istenen yeni hayat
yeni insan
yaratma hayaliyle ilişkisi üzerinde durulması
gerekir diye düşünüyoruz.
Yukarıda bir vesile ile bazılarının adlarını andığımız
gazetelerin hemen hepsinin edebiyat ve sanat alanında
olduğu gibi siyaset ve hukuk gibi konularda da Şina-si'nin
Tercüman-ı Ahval'in
ilk sayısında yayımlanmış
Önsöz'ündeki şu düşünceler ardıllarınca hep izlenecektir:
"Madem ki bir heyet-i ictimâiyede yaşayan halk bunca
vezâif-i kanuniye ile mükelleftir, elbette kalen ve ka-lemen
kendi vatanının menâfiine dâir beyân-ı efkâr etmeği
cümle-i hukûk-ı müktesebesinden addeyler. (...)
işbu gazete ahvâl-i dâhiliye ve hâriciyeden müntehip
bazı havadisi ve maârif-i mütenevvia ile şâir mevadd-ı
nâfiaya dâir mebâhisi neşir ve beyâna vasıta olacaktır."
Galiba bu cümleler arasında yer alan halk kavramı, ilk
devir gazetelerinin popülizmle olan ilişkisini de geniş
anlamda izah eder. Bu, aslında etki merkezinin el
değiştirmesi gerektiği fikrinin yansıyışıdır. Bundan böyle
saray
ve bu kavramın içini dolduran diğer unsurlar, yerini
halk
kavramına ve bu kavramı oluşturan alt birimlere
terk etmeye başlayacaktır. Bu yer değiştirmeyle birlikte
başlayan popülerleşme, kısaca söylersek, hâlihazırdaki
edebiyatımızın da temelini oluşturmaktadır.
Kitapla karşılaştırıldığında gazetenin kitleye hitap
eden (Tanpınar'ın kalabalık olarak adlandırdığı şey) bir
aracı
olduğunu söylemek lazımdır. Kitlenin bu yayın organına
yönelmesindeki önemli faktörlerden biri kolay
ulaşılabilirliği iken diğer bir
faktör de fiyatıdır6 ve kitle, daha
net söyleyelim, içerdiği anlam itibarıyla popülizme
çok da yakın duran bir
kavramdır.
Gerek mensup oldukları sosyal sınıflar, gerek eğitim
düzeyleri ve gerekse de düşünce ve duygulan bakımından
aralarında büyük oranda bir mütecanisiyet olan
kalabalığa
hitap etmeyi amaçlarını gerçekleştirmek için
ilk ve temel şart olarak gören Tanzimat entelektüelleri,
her form içindeki yayınlarında şüphesiz muhataplarının
dilini esas alacaklardır. Bu manzarasından dolayı Tanzimat
dönemi metinlerinde kullanılan dil, genel olarak gazeteci
dili7
olarak adlandırılır.
Hem ürünler için seçilen konular, hem de bu konuları okura
ulaştırmada kullanılan dil itibarıyla Tanzimat dönemi
edebiyatını değerlendirirsek gazetelerin özellikle
ilk dönemde çok fazla belirleyici bir rolü olduğunu
söylemeliyiz. Gazetelerin siyasal ve sosyal vb.
fonksiyonları kadar (bu iki alan, kanon çalışmalarında çok
anlamlıdır), hitap
ettikleri kitlenin niteliği de incelemeciye Tanzimat dönemi
edebiyatının esaslı bir haritasını verir, Sonuç
olarak yeniden tekrarlayalım, Türk edebiyatının popülerleşme
süreci incelenirken yolun başı olan Tanzimat'ın
birinci
dönemi, özellikle gazete kavramının aralığından
izlenmeye çalışılmalıdır.
1
Ahmet Hamdi Tanpınar, 19'uncu Asır Türk
Edebiyatı Tarihi,
Çağlayan Kitabevi, 5. bs. İst. 1982, s. 249.
2
Kanon için Bkz. Gregory Jusdanis, Gec:Modernlik
ve Estetik Kültür, Milli Edebiyatın
Edilişi,
(Çev. Tuncay Birkan), Metis Yay., İst. 1998;Cüneyt
Issı, '"Toplum Mühendisliği' Bağlamında Kanon
Edebiyat ilişkisi", Hece, Hayat-Edebiyat-Siyaset
Sayısı,
S. 90-91-92,
Haziran-Temmuz-Ağustos 2004, ss.370.
3
Louis Althusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik
Aygıtları,
iletişim Yay., 4. bs., ist. 1994, s. 41, 42.
4
Paul Connerton, Toplumlar Nasıl Anımsar, ('Alaattin
Şener), Ayrıntı Yay., ist. 1999, s. 8
5
Ahmet Hamdi Tanpınar, 19'uncu Asır
Edebiyatı Tarihi,
s. 150. (Vurgu bize aittir.)
6
Bilindiği gibi Gazet adı Venedik kökenlidir, 1600’lü
yıllarda Venedik'te bir gazete çıkarılıyor ve orada çıkan
paranın adı olan "bir gazete"ye satılıyordu. (Bkz.
Nüzhet (Gerçek), Türk Gazeteciliği, İstanbul
Devlet
Matbaası, ist. 1931, s. 8).
7
Ahmet Hamdi Tanpınar, 19'uncu Asır
Edebiyatı Tarihi,
s 250.