Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

 KASIM 2004  |  YIL : 5 |  SAYI : 57

YARIŞMA PROGRAMLARI VE İDEOLOJİSİ


Levent YAYLAGÜL*
Dr., Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi,
Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü.

 Giriş

Son yıllarda televizyon programları içerisinde popüler hale gelen türlerden birisi de yarışma programlarıdır. Türkiye’de ulusal düzeyde yayın yapan televizyon kanallarının pek çoğu çeşitli formatlarda yarışma programları yayınlamaktadır. Bu televizyon kanallarının çoğu reklam desteğine dayanan ticarî kanallardır. Bunların amacı, öncelikle bu programların yayınıyla reklam verenlerin desteğini  kazanarak  kâr etmektir. Televizyonun toplumsal açıdan önemli etkileri vardır. Bu etkiler, ekonomik, siyasal, kültürel ve ideolojik olarak analitik açıdan ayrılabilir. Ancak bu etkiler eş zamanlı olarak gerçekleştirilir. Bir televizyon programı üretilip yayınlandığında bunun hem ekonomik, hem siyasal, hem kültürel hem de ideolojik sonuçları vardır.

Bu yazıda yarışma programlarının üretildiği medya endüstrisi ve bu programların ideolojik içeriği üzerinde durulacaktır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için medya endüstrisinin dinamiklerinin; medya üzerindeki sosyo-ekonomik ve sosyo-politik baskıların; iletişim etkinliklerinin içinde gerçekleştiği toplumsal yapının; medyanın yarışma programları aracılığıyla izleyicilere sunduğu içeriklerin ve medya içeriklerini belirleyen unsurların neler olduğu üzerinde durulmaktadır.

1. Kuramsal Çerçeve

Televizyonun toplum içindeki yerini ve toplum üzerindeki etkilerini anlamak için çeşitli yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu yaklaşımlardan en önemlisi ekonomi politik yaklaşımdır. Medya konusundaki ekonomi politik yaklaşım, toplumdaki iktidar sahipliğinin ve güç odaklarının oluşumunu  sağlayan sosyo-ekonomik ve sosyo-politik yapının medya  üzerindeki belirleyiciliğini inceler. İçeriği oluşturan endüstriyel dinamiklerle birlikte, oluşturulan medya içeriklerinin de  incelenmesiyle daha derinlemesine sonuçlara ulaşılmasını  sağlar (Çaplı,2002:17).

Medya konusundaki çalışmalarda ekonomi politik yaklaşımla ilgili yanlış anlamalardan birisi ekonomi politiğin sadece medyanın sahipliği ve kontrolü sorunuyla ilgili olduğu görüşüdür. Ekonomi politik daha genel olarak kaynakların (resources) dağılımıyla ilgilidir. Özel anlamda bir toplumsal üretim sistemi olarak kapitalizmi inceler.

Ekonomi-politik yaklaşım, iletişim sürecinin endüstrileşmesi ve bu endüstride üretilen ürünlerin üretim, dağıtım, bölüşüm ve tüketim süreçlerini inceler. Kitle iletişiminin ekonomi politiği, toplumsal bir kaynaştırma ve değişme süreci olarak kültürün endüstrileşmesinin üzerinde durur.

Bu yaklaşım kapitalizmi; bu sistemi oluşturan parçaların ve bütünün karşılıklı ilişkileri içinde ele alınmasını ve içsel çelişkilere dayalı olarak toplumsal değişmelerin nasıl gerçekleştirildiğinin incelenmesini gerektirir. Bu yöntem, her olgunun materyal köklerini araştırarak tarihsel bağlantılarını, hareketini ve gelişimini başından sonuna kadar inceler. Eleştirel ekonomi politik yöntem, bir bütün olarak üretim ve yeniden üretim sürecini açıklamayı amaçlar. Bu, sadece üretim, değişim ve tüketimi değil, sistemin kendini yeniden üretebilmesi için gerekli olan olası bilinç biçimlerinin üretilmesini de içerir. Bu anlayışa göre, tarihin belirleyici unsuru gerçek hayatın üretimi ve yeniden üretimidir. İletişimi mevcut toplumsal bağlamında analiz etmek için, bir üretim ve yeniden üretim süreci olan kapitalizmin evriminin ve bu sistem içinde iletişimin rolünün anlaşılması gerekir. Enformasyon/iletişim/kültür endüstrileriyle diğer endüstriler arasındaki ilişkilerin ulusal ve uluslararası siyasi formasyon, mevcut güç ve iktidar yapıları içerisinde ilişkilendirilerek analiz edilmesi gerekir (Wasko, 1989:477).

Modern toplumlarda televizyon, ekonominin ve siyasetin yani sistemin işlemesi için temel bir araçtır. Dolayısıyla  medyanın ürettiği ideoloji, liberal burjuva ideolojisidir.  Liberal çoğulcu burjuva ideolojisi toplumu oluşturan bireyleri yalnız başlarına izole  olarak ele alır.  Medyayı  ve medya içeriklerini diğer emtialarda olduğu gibi ticarî bir mal olarak değerlendirir. Televizyon alanına da devletin müdahale etmemesini ve bu alanda  her şeyin pazar mekanizmasına göre arz-talep dengesi içerisinde oluşmasını  isterler (Çaplı,2002:32).

Oysa medya içerikleri arz ve talep ilişkisi içerisinde oluşmaz. Medya içeriklerinin ne ve nasıl olacağını belirleyen belli toplumsal dinamikler vardır. Medyaya yönelik ekonomik ve siyasi sınırlamaların başında, medyanın mülkiyet biçimi gelmektedir. Ayrıca televizyonlara verilen reklamlar ve hükümetlerin reklam gelirlerinden vergi alması; medyaya yönelik teşvik kredileri ve yardımlar medya üzerinde birer yaptırım gücü oluşturur. Medya kuruluşlarının yayın yapabilmek için hükümetlerden  yayın izni alması / alamaması, bu kuruluşlara frekans tahsis edilmesi/edilmemesi  ve çeşitli düzenleme ve denetleme kurullarının  baskıları da medya içeriklerinin oluşumunu sınırlamaktadırlar (Çaplı,2002:37).

Bu belirleyici dinamikler altında üretilen popüler kültür ürünleri daha çok eğlence ve toplumsal sorunlara karşı ilgisiz konularda yoğunlaşır (Çaplı,2002:39). Medya sahipleri bu araçlar sayesinde toplumsal yapı içerisinde kendi ayrıcalıklı siyasi ve ticarî pozisyonlarını korumak ya da geliştirmek peşindedirler. Televizyonların yüksek izlenme oranlarına ulaşması televizyon seyircilerinin  reklam verenlere daha yüksek fiyatlarla satılması demektir. Bunun için televizyon şirketleri mümkün olduğunca  çok kişinin izleyebileceği, daha popüler programlar ve haberler üretmektedir (Çaplı,2002:98). Yaşamaları reklam gelirine bağlı olan televizyon kanalları, daha düşük maliyetlerle daha yüksek kazanç elde etmek için çalışırlar (Çaplı,2002:99). Bunun için bu şirketler, yayınladıkları programlarla seyircileri sosyalleştirerek onlarda belli programlara yönelik talep yaratırlar. İzleyici ancak televizyon kanallarının sundukları içerikler  arasında belli program tür ve formatlarını seçebilirler (Çaplı,2002:106).

2. Televizyon  Program Formatları

Reklam destekli ticarî yayıncılık sistemlerinde televizyon programlarının akışı, potansiyel televizyon seyircilerinin iş ve iş dışı saatlerine göre ayarlanmaktadır. Böylece günün belli saatlerine göre belli yayın kuşakları oluşturulmaktadır. Televizyon kanalları için en önemli yayın saatleri prime-time olarak adlandırılan, mümkün olduğunca  çok izleyicinin televizyon izlediği saatler olarak kabul edilen  20.00-23.00 saatleri arasındaki kuşaktır. Bir endüstri olarak televizyon sektöründe üretilecek  yapımlar ve prime time kuşağında yayınlanacak programların seçilmesini sağlayan temel etken kâr saikidir. Bu sebeple ekranda yer alacak bir programın amacı, her zaman mümkün olduğunca çok izleyicinin ekran başına toplanması ve gelir düzeyi dolayısıyla tüketim imkânı  yüksek olan grupların yakalanarak  reklam verenleri ve sponsorları ikna ederek, onların ekonomik desteğini sağlamaktır. Bundan dolayı  Amerika, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Batılı ülkelerde belli bir başarı düzeyini yakalamış programların formatları bütün dünyaya satılır. Bu programların kimileri   doğrudan satın alınıp adapte edilirken kimileri de sadece kopya edilmektedir. Böylece bu program tür ve formatları bütün dünyada standart hale gelmektedir.

Bu tür ve formatlar arasında yarışma programları en çok izlenen programlar arasındadır. Bu programlar da programın gerçekleştirildiği stüdyonun dizaynı, dekorlar, programda teklif edilen ödül miktarları, programın sunuş teknikleri, yıldız sunucuları ve  yarışmacıları ile izleyicilerin yoğun ilgisini çekmeye devam etmektedir. Programlarda kazanma ve kaybetme çelişkisine dayanarak çatışma unsuruna bağlı olan bir dikkat ve ilgi çelme yöntemi kullanılmaktadır. Yarışma programlarının bazıları uzun süreler devam etmekte ve bunların belli bir süre sonunda yoğun bir izleyicisi oluşabilmektedir.

3. Televizyon ve İdeoloji

Televizyon, kültürün ve ideolojinin oluşturulduğu ve yayıldığı en önemli araçlardandır.  Program tür ve formatlarına dayanılarak egemen değer yargıları topluma iletilmektedir. Modern toplumlarda televizyon bir yandan  ticari emtiaların ve izleyici metasının reklam verenlere pazarlamasını yaparken, diğer yandan da  ticarî  kaygılar topluma egemen kılınır.

Yarışma programları izleyicilerin umut ve daha çok kazanarak yeni tüketim olanaklarına kavuşma hırsını körükler. Bu sayede, mutlu olma   ve kısa sürede başarıyı yakalamanın mümkün olduğunu gösteren hikayelerle kapitalist toplumun egemen değerleri güçlendirilir. Seyirciler,  kendilerinin de orada gösterilen insanlar gibi başarılı olabileceklerini düşünerek  ya da kendilerini başarılı olan yarışmacılarla  özdeşleştirerek televizyon tarafından  onlara sunulan bu simgesel dünyada bir gün kendilerinin de yer alabilecekleri umudunu taşıyarak sistemin egemen değerlerinin ve ilişkilerinin yeniden üretilmesini sağlarlar. Medya içeriklerinin ulaşmak istediği hedeflerden birisi de egemenlik altındaki sınıfların bilinçlerinin biçimlendirilmesidir.

Medya sektörü ve bu sektörün mülkiyeti belli ellerde yoğunlaşmıştır. Bu alandaki kaynakların dağılımı yasalarla garanti altına alınmıştır. Dolayısıyla modern toplumlarda medyanın mülkiyeti büyük holdinglere aittir ve bu holdinglerin büyük şirket kümeleriyle finansal bağları vardır. Büyük medyaya sahip olan gruplar, diğer sermaye gruplarıyla aralarındaki çıkar ilişkisini göz önünde bulundurarak içeriklerini oluştururlar.

Medya sahiplerinin reklam veren diğer ticarî kuruluşlarla olan ilişkileri içeriğin oluşumunu  etkiler (Herman ve Chomsky, 1998: 49). Medyayı kontrol edenler toplumsal meseleler karşısında medyayı propagandist bir şekilde kullanırlar. Gıda, otomotiv, kişisel bakım malzemeleri, kimya ve elektronik  endüstrileri ile banka ve sigortacılık şirketleri önemli reklam veren kuruluşlardır. Medyanın işleyişteki göreli özerkliği ve editoryal kadronun medya sahiplerinden ve reklamcılardan gelecek baskılara dayanabilmeleri mümkün değildir.

Medya ekonomik açıdan önemli bir endüstri konumundadır. Pazar kontrolü yoğunlaşmıştır. Küçük sermaye gruplarının bu alana yatırım yapması ve pazar payı elde etme imkânları neredeyse hiç yoktur. Medya kuruluşları makro ekonomi açısından da en büyük şirketler düzeyindedir. Endüstri ve ticaretin işlerlik kazanması için hayati bir öneme sahiptir.

Ekonomi-politik yaklaşıma göre ekonomik dinamikler medyanın çıktılarını ve işleyiş şeklini biçimlendirir. Bu durum siyasal iktidar tarafından da desteklenir. Bu yaklaşıma göre ekonominin yapısı ve dinamikleri, medyanın örgütsel yapısını ve işleyişini belirler.  Mülk sahiplerinin ve diğerlerinin medya üretim sürecine doğrudan karışmalarına ihtiyaç yoktur. Çünkü egemen olan işleyiş biçimi ve pazar yapısı, medya ürünlerinin onların çıkarlarının destekleyicisi olmasını sağlar. Çünkü pratikte egemen pazar yapısı içerisinde önemli olan, alım gücü yüksek  bir tüketici grubun reklam verenlere satılabilmesidir. İzleyicisi yüksek olan ama reklam alamayan bir medya kuruluşunun  varlığını sürdürebilme şansı çok yüksek değildir. Medya sahibinin kâr amacı, onun medyayı sürdürme amacını da belirler. Bazen sahip olduğu diğer kuruluşlardan kaynak aktarımı yaparak, medyayı siyasal amaçlarla da işler durumda bırakabilir (Murdock,1980).

4. Popüler Kültür Ürünü Olarak Yarışma Programları

Popüler kültür geniş anlamda popüler televizyon programları aracılığıyla ideolojik anlamlar ve zevk/ eğlence (pleasure) üretilmesidir. Popüler kültürle ilgili tanımlamalarla, iş ortamının kısıtlayıcı alanının dışında kalan boş zamanlarda eğlence ve zevke dayalı tüketimde bulunmaya atıf yapılır. Bunun dışında popüler kavramı iki anlamı içerir. Orijinal olarak popüler kültür, halk kültürünü, folk kültürünü ve bu insanlar için ve bu insanlar tarafından üretilen kültürü kastetmek için kullanılır.

20. yüzyılda teknolojinin gelişmesiyle bu kültür hızla kaybolmaya yüz tutmuştur. Popülerin ikinci anlamı olan, medya tarafından üretilen kültürü dile getirmek için kullanılmaya başlanmıştır. Bu kültür kitle iletişim teknolojisini ve araçlarını kontrol eden toplumsal egemen grup tarafından üretilir. Popüler kültür kitlesel üretim teknikleri tarafından üretilir ve bunu tüketen insanların tüketimleri de bu kültürün yeniden üretimini sağlar. Popüler kültür üretimi  hem bir ekonomik etkinlik, hem de ideolojik bir alan olarak  hegemonya aracıdır. Buna göre, hayatın  materyal ve ekonomik koşulları temel belirleyici faktördür. İdeoloji ve hegemonya ise, insanların düşünme ve hissetme biçimlerinin (sağduyu, bilinç ya da ideolojilerinin) egemen sınıfın hakimiyetini sürdürmesini sağlayan önemli faktörlerdir. Bu bilinçle insanlara dünya hakkında belirli duyarlılıklar kazandırılarak toplumsal yapı korunur.

Televizyon programlarının  ideolojik ve ekonomik fonksiyonları vardır. Ekonomik ihtiyaçlar kârla ilgilidir. Bunun için programların izleyicileri çekmesi gerekir. Peki programlar ideolojik olarak kabul edilmez olduğunda sonuç ne olur? Kısa dönemli ekonomik çıkarlar tarafından şartlandırılan ticari televizyonlarda ekonomik güç ve ihtiyaçlar ideolojik ihtiyaçlardan daha ağır basar. Günümüzde televizyon kuruluşları bu iki amacı (ekonomik ve ideolojik) birlikte gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Geniş kitlelerin desteği kazanıldığında hem egemen toplumsal grupların iktidarı  sürer, hem de ekonomik bir işletme olarak medya kâr eder. Bu iki şeyi gerçekleştirmek için televizyon, insanların hem gerçek dünyadaki deneyimleriyle, hem de onların hayal dünyalarıyla bağlantı kurar. Eğer insanlar televizyonda kendilerini, arzularını, düşlerini bulamazlarsa televizyon insanlar için bir anlam ifade etmez. Televizyon şu ana  kadar izleyicilerin desteğini sağlamayı başarmıştır.

Televizyonun anlatı formları ve onun türleri kullanışı da toplumsal çelişkileri maskeler. Anlatının üç unsuru –anlatının kendisi, onun bireyler üzerindeki vurgusu ve sorunları çözme biçimi- buna katkıda bulunur. İzleyiciler öncelikle anlatı formundan, formun kendisinden, gizemin ya da sorunun kuruluşundan ve bu sorunun dramatik biçimde çözümünden haz alırlar. Televizyonda anlatılan hikayenin ne olduğundan çok, anlatının gelişim süreci izleyicileri içine çeker. Anlatıların çoğu izleyicinin özdeşleşebileceği ve empati kurabileceği bireyler hakkındadır.

Bireyler üzerinde odaklanmak insanların dikkatini toplumsal gruplardan  bireye kaydırır ve insanlar zamanla topluma ve kurumsal yapılara daha az dikkat sarf ederler. Son olarak da televizyon programlarında anlatılan hikayeler büyülü (magical) bir şekilde sona erdirilir. Bazı hikayelerdeki, karmaşık sorunlar ya bir kıvırmayla, ya  kadere bağlanarak ya da rastlantı sonucu çözülerek mutlu sona ulaşılır. Televizyon hep benzer büyülü sonları kullanır. Karmaşık toplumsal sorunlar birey bazında çözülerek mutlu sona ulaşılır (O’Shaughnessy, 1995: 97).

Bu dünya gerçek dünyadaki çatışmaların karşısındadır. Bu, ödül dünyasıdır. Tüketim malları ya da basitçe zevk dünyasıdır. Bu kendine gönderme yapan, kendi dışındaki dünyayı yadsıyan, zevki ön kabul olarak sunan bir ideolojidir. Bu programlar izleyicilere bu dünyaya girme şansı sunar (O’Shaughnessy, 1995: 100). Bu programlar insanları mevcut yapıya karşı iyimser ve olumlu bir bakış açısına sahip olmaya iter.

5. Yarışma Programlarının Anlatı Yapısı ve İdeolojisi

Anlatı yapısı, program ekrana çıkmadan endüstriyel yapı tarafından hazırlanır. Anlatı, programı zaman ve mekan açısından biçimlendirir. Olayın nerede, ne zaman olduğunu gösterir. Örneğin bir yarışma  programında mekan, İstanbul’daki bir stüdyodur. Sunucu (anlatıcı), yarışmacılar ve stüdyo konukları o an oradadırlar.

Programların anlatısının iki tarzı vardır. İlki, olayların anlatısı, yani şeylerin meydana gelme/oluşma sıraları, diğeri ise, dramatik anlatıdır. Dramatik anlatı gerilim, heyecan ve şüphe ile sağlanır. Her bir anlatının açılışı ve kapanışı vardır. Program, isminin yazılması ile başlar ve görevlilerin isimlerinin yazılması ile biter. Bu, ayrıca izleyicilerin programın ne olduğunu anlamalarını sağlar. Bu sayede insanlar, televizyon içeriklerinin akışında bir programın bittiğini, diğerinin başladığını anlarlar (Burton,1995:129). İzleyiciler anlatı aracılığıyla ekrana bağlanırlar. Kamera nesnel ve öznel olarak konumlandırılarak izleyicilerin dikkati çekilir. Yarışma programlarının sunucusu, ekran başındaki izleyicileri görmediği halde onları kişisel olarak selamlayarak ilişkilerin konumlandırılmasını sağlar.

Televizyon programlarında yer alan karakterler aracılığıyla izleyicilere tavsiyelerde bulunulur. Böylece bunlar üzerinden belli değerler ve dünya görüşleri savunulmuş olur. Bunlar, insanların tutum ve değerlerinin oluşmasına katkıda bulunurlar (Berman, 1987:9).

Yarışma programları da diğer televizyon program tür ve formatları gibi  egemen bir endüstriyel yapı tarafından izleyiciler için belli anlamların paketlendiği programlardır. Yarışma ve kazanma hakkında belli öyküler dile getirilir. Sunucu, yarışmacılar ve stüdyodaki izleyiciler belli ilişkiler çerçevesinde yer alır. Yarışmada stüdyoda yer alan izleyiciler stok karakterlerdir. Bu programlar hem sözlü anlatıma hem de görüntüsel göstergelere dayanır. En önemli görüntüsel göstergeler ünlü ve karizmatik bir sunucu, parlak ve canlı ışıklarla dizayn edilmiş gösterişli bir dekor ve elektronik donanımlardır. Burada anlatılan öyküde belli stok durumlar vardır. Yarışmacının soruyu bilip bilemeyeceği, önerilen parayı kazanıp kazanamayacağı ve yarışmacının kazanıp kaybetme konusundaki kararı da stok durumlara örnektir.

Bu türde anlatılan öyküler belli değerleri de beraberinde taşırlar. Bunlar yarışma kazanma ve maddî zenginliğe istek duyma yönündedir. Burada eğlence aracılığıyla bir tüketim kültürü yaratılır. Sunucunun programa katılan yarışmacılarla ve izleyicilerle ilişkisi hiyerarşik bir ilişkidir. Sunucular mevcut endüstrinin ve siyasal sistemin temsilcisi olarak davranırlar. Çünkü katılımcılar ve izleyiciler, endüstri tarafından konulan kurallara uymakla yükümlüdürler. Yarışma programları aracılığıyla “egemen” ve “normal” olarak kabul edilebilecek değerlerin neler olduğu belirlenerek topluma aktarılır. Bu programlarda yarışmacıların hikayeleri dramatize edilerek verilir. Yarışmacının kazanıp kazanamayacağı yönündeki beklenti ve şüphe izleyicileri ekrana bağlar.

Yarışma programlarında sunulan karakterler genç ve orta yaşta olgun insanlardır. Bunların tanımlanabilir siyasî, dinî ve felsefî görüşleri yoktur (ya da bilinmez). Bunlar doğal olarak kendi çıkarları peşinde koşan ve mutlu olmaya çalışan insanlardır. Bu sayede bu programlar izleyicilerin de sübjektifliğini besler (Berman, 1987:10).

Televizyon programları toplumsal gerçekliğin sembolik olarak yeniden inşa edildiği ortamlardır. Bu sayede aracılanmış kültürel değerlerle izleyicilerin algılama ve yorumlama çerçevelerini biçimlendirerek, egemen yapının kendisini yeniden üretmesi sağlanır. Televizyon programlarında başarı hep yüceltilir. Başarının bir göstergesi vardır. Yarışma programlarında bu, kazanılan para miktarıdır. Programların hazırlanış ve sunuş biçimi de bu temaya vurgu yapar. Televizyon, izleyicilerin bakış açılarını da biçimlendirir. İzleyiciler, programın kültürel mantığına dahil edilir. Çünkü, bu programlar, izleyicilerin kendi yorumları ile programa dahil olmalarını sağlar. Kazananlarla özdeşleşme ve kaybedenleri eleştirme olanağı sunulur.

Programların vurgusu, sadece başarı üzerine değildir.   Bu başarı, bir rekabetin ve mücadelenin sonucudur. Onun için, yarışma programlarında rekabet ve çatışma yüceltilir ve ritüelleştirilir. Yarışma,  objektif bir durum gibi sunulur. Nesnel bir yarışma nosyonu değerler dizgesinin merkezine konularak var olan izleyicilerin gözünde meşrulaştırılır. Yarışma programlarında sorulan sorular ve içerikte yer alan bilgiler aracılığıyla egemen eğitim ideolojisi de yeniden üretilir.

Yarışma programlarında izleyiciler, yarışmacıların ve  program sahibinin (host) rollerini paylaşmak üzere çağrılır. Ancak burada statü kaynağı beceri değil, bilgidir. Bütün toplumlarda bilgi, güç ya da iktidar kaynağıdır. Bilgiyi kontrol edenler ya da bilgi sahibi olanlar hep ayrıcalıklı kişiler olmuşlardır. Bilgiye dayalı yarışmalarda bilgi, toplumsal bir değer haline getirilir. Burada bilgi nicel olarak değerlendirilir ve yarışma formatına sokulur. Soru aracılığıyla sunucu ve stüdyodaki uzman değerlendiriciler birbirine bağlanır. Sunucunun yarışmacılarla ilişkisi oyunun kendi ritüellerinin içinde gerçekleşir. Değerlendirme aracılığıyla yarışma, gerçek hayatla bağlantı kurar. Değerlendirme, oyunun kapalı yapısını gerçek hayata bağlar. Yarışmacı, gerçek hayata dair ne kadar çok bilgi  sahibi ise yarışmalarda bu bilgiyi o kadar çok kullanabilir. Yarışma programlarında gerçek yaşama dair bilgi ve yetenekler ritüelleştirilmiş bir çatışma içinde sunulur.

Yarışmalarda kazananlara sunulan ödül miktarı çok önemlidir. Bu, herhangi bir insanın iş yaşamında kazanabileceği miktarların çok üzerindedir. Ancak, yarışmayı organize edenler, bütün kuralları da belirleyip program akışını yönlendirebilmektedir. Bu da yarışmacılara ve izleyicilere kendi dışlarında kural koyan, yarışmayı organize eden güçlerin varlığını kabul etme ve konulan kurallara uymaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu kurallara uyma şartı ile yarışma programları izleyicilere iki türlü olanak sunar. Bunlardan ilki kazanma arzusu, diğeri ekrana çıkma, meşhur olma imkânıdır.

Yarışma programları, televizüel kodlar aracılığıyla izleyicilerle iletişim kurar. Burada yarışma ve eğlence aracılığıyla, birtakım kurallar ve değerler topluma yerleştirilir. Bu değerler zamanla meşru ve doğal görünmeye başlar. Yarışmanın sunucusu sosyal bir katalizör görevi görür. Bütün yarışmacılara ve izleyicilere aynı yakınlıkta davranarak, onların birlikte yarışarak ve paylaşarak iyi zaman geçirmelerini sağlar. Paylaşılan haz toplumu birbirine bağlayan en önemli bağdır.

Yarışmacılara her doğru cevaptan sonra yarışmaya devam edip etmeyecekleri sorularak onların risk alma ve serbest girişim yönü ortaya çıkarılmaktadır.  Onlara uzun vadede çalışarak, biriktirerek elde edilen servet yerine kısa sürede bilgi ve cesaretle ulaşabilme imkânı ve düşüncesi sunulmaktadır. Bu tip programlarda kaybetmeye tahammül edilmez. Kaybedenler uylaşılmış bir şekilde yarışmadan çıkarılır.

Yarışmaya dayalı programlar, televizyon türleri içerisinde belirli sosyo-kültürel ihtiyaçlara cevap verir. Bu tip programların izleyicileri kültürel açıdan bir homojenlik gösterir. Yarışmalarda bir çatışma durumu ortaya konur, sonra da bu çatışma çözüme bağlanır. Program sonunda insanlar “kazananlar” ve “kaybedenler” olarak tanımlanır ve sürecin kendisi sorgulanmadan meşru kabul edilir. Bu programların yarattığı ve sonra da karşıladığı kültürel ihtiyaç ve değerler; serbest girişim, yarışma, liberalizm ve kazananların ödüllendirildiği ama kaybedenlerin de küçük düşürülmediği bir ortamdır. Sınıf yapısı bu programların kodlarını destekler. Çünkü, kazananlar, tüketim imkânı açısından daha üst tabakalara çıkacaklardır. Bu da izleyicilere toplumun özgür bir toplum olduğu ve insanların isterlerse, yarışma sonucu daha üst sınıfların üyeleri haline gelebilecekleri fikrini oluşturur. Bu, sınıfa dayalı  televizyon kodları, sınıf sistemini basitleştirerek ikili bir sınıf sistemi ortaya koyar. Bunlar kültürel olarak egemen olanlar ve egemenlik altında olanlardır. Televizyonun karmaşık yapısı karşıtlıkları biçimlendirerek,  toplumsal gerilimi, sistemin egemen düşüncesine eklemler. Verilen mesajın başında sınıfsal hareketlilik düşüncesi gelir. Bu, adeta modern bir  “Külkedisi” masalıdır, yarışmacılar da bu masalın kahramanlarıdır. Sunulan fantazilerle   burjuvaların egemen dünyasına girilebilirmiş hissi uyandırılır. Yarışmaların çoğu orta sınıftan gelen insanlara yöneliktir. Yetenek ve bilgi başarmanın anahtarı olarak kutlanırken yarışma  doğal durum olarak sunulmakta ve böylece sınıf dayanışmasının yerini sınıf içi rekabet ve bireysel olarak kurtulma düşüncesi almaktadır.

Televizyon, anlamların ve hazzın topluma yayıldığı en önemli aygıtlardan birisidir. Anlamların her zaman ideolojik bir boyutu vardır. Bunlar hiçbir zaman tarafsız değildir. Belli toplumsal gruplara diğerlerinden daha çok hizmet ederler. Televizyon programları çok anlamlıdır. Öne çıkarılan anlamlar her zaman egemen ideolojiye hizmet edenlerdir (Fiske, 1991:445). Bu programlar “yarışma” nosyonuna dayandıkları için doğrudan hâkim tüketim kültürü ile bağlantılıdırlar. Bunlar, sosyal sistemin  minyatürleştirildiği ve egemen değerlerin aktarıldığı önemli programlardır. Eğlence ve hazla birlikte egemen toplumsal değerlerin içselleştirilmesini sağlamaktadırlar.

Modern toplumlarda; güç, iktidar ve ödüller eşitsiz bir biçimde paylaştırılmıştır. Bu eşitsizlik, sınıflar, ırklar ve cinsiyetler arasındadır. Ama yarışma programları ödül kazanmak için herkesin eşit  koşullara ve haklara sahip olduğunu vaaz eder. Varolan durum sınıflar, ırklar, cinsiyetler ve bölgeler arasındaki toplumsal mücadelelerle şekillenir. Toplumda sadece belli bir azınlık grup egemen yapının parçası olabilecek ekonomik ve kültürel ayrıcalıklara sahiptir  (Fiske, 1991:446).

Yarışma programları son derece ideolojiktir. İdeoloji toplumsal yaşama dair anlamları tarafsızlaştırarak egemenlere hizmet eder. İdeoloji, sağduyu ya da egemen duyu yaratılmasını sağlar. Eğitim sistemi içerisinde başarılı olmak kişiye toplumsal statüsü sağlar, başarılı olmanın ödüllendirilecek bir davranış olduğu öğretilir. Bu anlayış,  toplumun sağduyusu hâline getirilir.

Yarışma programları tüketim kültürünün teşvik edildiği en önemli popüler kültür formlarıdır. Tüketim maddeleri elde etmek en büyük değer sayılmaktadır. Paranın ödül olarak verildiği programlarda da para, tüketim maddelerinin eş değeri olarak sunulmaktadır. Maddî mallara tutkunun sürekli yayılması, insanları tüketim açısından tatminsiz bir hâle getirmektedir. Her zaman daha çoğunu tüketmeye yönelik bir eğilim oluşmaktadır. Daha çok tüketebilmek daha çok kazanmayı gerektirir. Bu yüzden yarışmacılar daha çok ödül kazanabilmek için  kazandıkları ödülleri riske ederek yarışmaya devam etmektedirler (Fiske, 1991: 448).

Yarışmalarda maddî kazancı çok fazla ön plana çıkarmamak için başka unsurlarla bu, maskelenmeye çalışılır. Burada başvurulan en yaygın yöntem cinselliğe başvurmaktır. Hem programların pek çoğunda hostesler cinsel bir obje olarak kullanılır, hem de yarışmacının ekonomik başarısı cinsel başarı ile eşleştirilir. Cinsellik, sahip olmanın bir uzantısı haline getirilir. Maddî  mallara sahip olmak kaçınılmaz olarak kadınlara sahip olmak anlamına gelmektedir. Böylece, kazanmaya aynı zamanda erkeksi bir anlam yüklenir. Yarışmaya dayalı modern bir toplumda erkekliğin ispatı diğerleriyle rekabet ederek, mümkün olduğu kadar çok ekonomik kazanç elde etmektir. Bu kazanç ve başarının ödülü de kadınlardır.

Popüler kültür ortamında cinsellik ve ekonomik  başarı birbirine eşitlenir. Cinsellik de ekonomik bir değerdir ve ekonominin işleyişi için fonksiyoneldir. Çünkü, cinsellik, ekonomik (tarihsel) olanın doğal görünmesini sağlar. Cinsellik ayrıca doğal olanın da üzerindedir. Cinsel cazibenin her zaman doğal bir özellik olduğu düşünülür. Çünkü “Sosyal Darwin’ci” toplum anlayışına göre doğal seleksiyon sonucu fiziksel olarak doğal şartlara en uygun olanlar hayatta kalabilmektedir. Bu anlayış, cinsellikten geçerek yarışma programları aracılığıyla ekonomik yaşama taşınmaktadır. Bununla, serbest girişime dayalı pazar ekonomisi meşrulaştırılmaktadır. Fiziksel ya da cinsel alandaki düşünceler insanların cinsel cazibe ile sadece türlerin hayatta kalması arasında bir ilişki kurmanın ötesinde, gelişme, evrim ve ilerleme fikrini de canlı tutmaktadır. Cinsel ve ekonomik başarı belli bir sosyal sistem içerisinde aynı değer yargıları  çerçevesinde biçimlendirilmektedir. Cinsel başarı, kişisel ilişkilerdeki başarının göstergesi iken, ekonomik başarı, toplumsal ilişkilerdeki başarının göstergesidir. Her ikisi de evrimci ve serbest girişime dayalı ekonomik düşüncenin egemen olduğu bir sistemin garantörüdürler. Her iki alandaki değerler birbirini besler ve meşrulaştırır.

Aynı şekilde kapitalist toplumsal yapı eğitimi belirlerken, eğitim de egemen ekonomik  ilişkileri meşrulaştırmaktadır. Eğitim de aynı anda ekonomik olana dönüştürülebilmektedir. Çünkü, eğitim alanında da başarının ödüllendirildiği görüşü egemen kılınmaktadır.  Orta sınıflar için eğitim, sınıf atlamanın ve tüketim imkânlarını geliştirmenin bir aracıdır. Öğrencilere eğitim ile ekonomi arasındaki ilişkiler öğretilmektedir. Böylece, bilgi, araç olmaktan öte amaç haline getirilmektedir. Çünkü, bilgi her an paraya dönüştürülebilecek bir metadır.

Yarışma programlarının izleyicilerinin büyük çoğunluğu yetişkinlerdir. Yetişkinler için popüler kültür ürünleri iş dışında kalan bir zamanda işin stresinden uzaklaşmalarını sağlayan bir sığınaktır. Fakat yarışma programlarının, kaçışın ötesinde ideolojik bir işlevi vardır. Çünkü, televizyon, çalışan kesimlere zenginliğin sömürünün sonucu değil, toplumsal pozisyonun ve kişiliğin bir fonksiyonu olarak sunulur. Böylece, servet, tarafsızlaştırılıp doğallaştırılır. Sınıfların ve ekonomik sistemin dışına taşınarak zenginliğin eşitsiz dağılımı toplumun dışında kişiliğe ve şansa bağlanır. Bu sayede, ekonomik ve eğitim olarak alt seviyede olan insanlar bunun sorumluluğunu sosyal sistemde değil, kendi kişisel özelliklerinde ve şanssızlıklarında ararlar.

Bu durum kaçınılmaz olarak kumar oynamaya ve riske girmeye yol açar. Sınıflara bölünmüş toplumlarda şans unsuruna çok büyük bir güç atfedilir. Çünkü, şans, sınıfsal eşitsizlikleri açıklamak ve meşrulaştırmak için kullanılır. Yarışmalarda kumar oynama ve risk alma, kaybedenler ve kazananlar arasındaki farkı kapatır. Risk almada herkes eşittir. Eğer şansları yaver giderse kazanabilirler. Ekonominin ve toplumsal eşitsizliğin şansa bağlanması egemen sınıfın çıkarına hizmet eder. Böylece alt sınıfların kendi toplumsal çıkarlarının nerede olduğunu kavramaları engellenir. Uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının ortadan kaldırılıp eşitsizliğin şansa bağlanması ve yarışma programları aracılığıyla katılımcılara ve izleyicilere  bir şans sunulması, alt sınıfların rızalarının üretilmesini ve onların egemen sisteme katılmalarını sağlamaktadır. Böylece, sistem, egemenlik altındakilerin rızasını alarak kendini yeniden üretmektedir. Anlamlar, toplumsal ve siyasal bir güçtür. Sınıflı toplumlarda en önemli mücadele alanlarından birisidir.

Bu programlarda izleyiciler, kendilerini uzmanlarla ya da yarışmacılarla kıyaslayarak ne kadar ödül kazanabileceklerini ölçmekte ya da kendilerini başarılı bir yarışmacı olarak hayal edip gerçek sorunlardan uzaklaşabilmektedirler. Düşük eğitim seviyesindeki insanlar da kendilerini düşündüklerinden daha bilgili ya da daha gelişkin bulabilirler. Yarışmalar izleyiciler için iyi bir kaçış, toplumsal etkileşim ve katılım sağlar. Böylece izleyiciler kurulu toplumsal düzeni kabul edip onaylarlar.

Yarışma programlarında eğitim ve sınav sistemi sembolik olarak yeniden üretilmektedir. Yarışma programlarının mantığı herhangi bir okul ya da üniversite sınavından farksızdır. Üniversite ya da okul sürecinden, zaman ve ödül bakımından farklılaşmaktadır. Okulda insanlar ödül olarak uzun bir eğitim süreci sonunda paraya dönüştürülebilir bir diploma edinirken, yarışma programında daha kısa sürede yüklü bir parasal ödül kazanma imkânına kavuşmaktadırlar. Yarışma programlarında da hukukî olarak öğrencilikte olduğu gibi insanlara kazanmak ve başarılı olmak için eşit şans tanınmaktadır. Ekonomi ile eğitim arasında kopmaz bir ilişki vardır. Eğitim, toplumsal pozisyon, başarı ve tüketim olanakları için temel araçlardan birisidir. Eğitim ve ekonomi ilişkisine yönelik söylem de yine bu tip programlarda  kişilerin sunumu ile gerçekleştirilir.

Bu programlara yarışmacı olarak katılanlar lise ve üstü eğitim görmüş ortalama insanlardan oluşmaktadır. Eğitim geçmişlerinin farklılıklarına rağmen, programa katılan herkese eşit şans tanınmaktadır. Kişiler, ister bir master ya da doktora derecesine sahip olsun, isterse bilgileri hayat tecrübelerine ve genel kültüre dayansın, herkes büyük ödül için yarışma hakkına sahiptir. Bu tip programlarda sırf akademik bilgi temel belirleyici faktör değildir. Çok iyi bir eğitim geçmişine sahip insanlar zaman zaman genel kültür, dikkat ya da yaşam tecrübesine dayalı sorular karşısında zorlanmakta, hatta yarışmadan elenebilmektedir. Bütün yarışmacılar eğitim geçmişlerine bakılmaksızın aynı kurallara tâbidir.  Herkes sıfır noktasından  yarışmaya başlamakta ve hem eğitimi, hem de şans faktörüne bağlı olarak adım adım büyük ödüle doğru ilerlemektedir. Bunda kimileri başarılı, kimileri de başarısız olmaktadır. Bu durum, toplumda aynı noktadan yarışmaya başlayanlar arasında kimilerinin daha şanslı ve daha başarılı, kimilerinin de daha şanssız ve başarısız olabileceğini, bunun normal bir durum olduğunu anlatır. Bu durum yarışmacılar arasında eşitlik duygusunu pekiştirici bir işleve sahiptir.

Yarışma programlarında kişilerin tasviri, sportmenlik anlayışının oluşturulmasına katkıda bulunur. Görüntüsel semboller bu anlayışı güçlendirmek için kullanılır. Bir  öğrenci sınavda belli bir not aldığında ya da bir spor faaliyetini kazandığında ya da kaybettiğinde buna uygun bir sebepler, cevaplar ve açıklamalar  dizgesi vardır. Girişilen etkinliğin sonucu ne olursa olsun, yarışmacıların bu sonuca rıza gösterip sportmen bir tavır sergilemesi gerekir. Çünkü, yarışmada  kazanmak da var kaybetmek de. Bunun aksi insanların olgunlaşmamışlığını ve saygısızlığını göstereceğinden her yarışmacıdan sonucu olgunlukla karşılaması beklenir. Bu yarışmaya katılmak yarışmanın kurallarını baştan kabul etmek anlamına gelir. Yarışma  programlarında herkesin kazanması da söz konusu değildir. Zaten insanların kazanıp kazanamayacakları yönündeki merak ve beklenti, programın izleyicinin dikkatini çekmesini sağlayan temel unsurlardandır. Yarışmacılar, ödül kazanamadıklarında ya da  bekledikleri oranda bir başarı elde edemediklerinde ne diğer yarışmacılara ne de sisteme karşı bir reaksiyon ya da öfke belirtisi göstermezler. Bütün bunlar iyi eğitimli, görgülü, kanun ve kurallara saygılı iyi huylu vatandaşlardır. Bunlar  aynı zamanda egemen değerlerin ve sağduyunun göstergeleridir.

Yarışma  programlarında eğitime yönelik değerler dizgesi  görüntüsel  şekilde sembolik olarak yeniden üretilir. Bunu  yapmak için programa yarışmacı olarak katılanların sunumu, onların program boyunca gösterdikleri hal ve tavırlara baş vurulur. Öncelikle, formel eğitim, kazanmak için gerekli ama yeterli bir şart değildir. Ayrıca, genel toplumsal bilgiler, yaşam deneyimi ve şans faktörü de yarışmacıların kazanmalarını etkileyen temel unsurlardandır. Bunun yanında, bütün yarışmacılar, aynı noktadan yarışmaya katılmakta ve aynı aşamalardan geçerken aynı kurallara tâbi tutulmaktadırlar. Son olarak, bütün yarışmacılar, görgü kurallarına ve yarışmanın kendi kurallarına uyarak iyi huylu ve uyumlu birer vatandaş olmaktadırlar.

Sonuç

Bu programlar  popüler programlardır ve yüksek ‘raiting’ alırlar. Bir meta olarak yarışma programları, modern toplumsal yapı içerisinde kendisini üreten, dağıtan ve yayımlayan şirketlere kâr sağlar. Bu şirketler egemen kurumsal yapıların bir parçasıdır. Diğer emtiaların ötesinde medya ve kültür endüstrilerinin  bir de ideolojik  boyutu vardır.

Yarışma programları, sınıf yapısına dayalı tipik bir eğlence programıdır. Sembolik olarak, yeni bir eğitim sistemi üretir. Bunu yaparken de toplumda serbest girişim ve eşit şans sonucu herkes için bir ödül imkânı olduğu görüşünü yayar. Herkesin ihtiyacı olan biraz bilgi, yetenek  ve şanstır. Ancak anlatı bir karşıtlık üzerine kurulur. Herkes için fırsat eşittir. Ancak,  bilgi ve şans ödüllendirilir. Böylece, kaybedenler, sebebi toplumsal sistemde değil, kendilerinde ararlar. Bu sayede toplumsal sistemin temel özellikleri çalışan sınıflara, ‘doğru ve âdil’ gösterilerek egemen yapının meşrulaştırılması ve yeniden üretilmesi sağlanır.

KAYNAKÇA

Çaplı, Bülent (2002). Medya ve Etik. Ankara: İmge.

Berman, Ronald (1987). How  Television Sees Its Audience. Newbury Park, Beverly Hills London, New Delhi: Sage Publications.

Burton, Greame (1995). Görünenden Fazlası: Medya Analizlerine Giriş. Türkçesi: Nefin Dinç. İstanbul: Alan Yayıncılık.

Fiske, John (1991). “The Discourse of TV Quiz Shows, or School + Luck = Success+Sex”. Television Criticism: Approaches and Applications (içinde). Derl: Berg, Leah R. Vande ve Lavrence A. Wenner. New York and London: Longman.

Herman, E. S., ve N. Chomsky (1999). Medya Halka Nasıl Evet Dedirtir?. Kitle İletişim Araçlarının Ekonomi Politiği. Çevirenler: B. Akyoldaş, T. Han, M. Çetin, İsmail Kaplan. 2. Baskı. İstanbul: Minerva Yayınları.

Murdock, Graham (1980). “Class, Power, and the Press: Problems of Conceptualisation and Evidence”. H. Christian (Ed.) The Sociology of Journalism and the Press. G.B.J. H. Brookers (Printers) Ltd. (p. 37-70)

O’Shaughnessy, Michael (1995). “Box Pop: Popular Television And Hegemony”  Understanding  Television (içinde). Derleyenler: Andrew Goodwin ve Garry Whannel. 4th  Edition. London and New York: Routledge. (ss: 88-102).

Wasko, Janet (1989). “What’s So ‘New’ About the ‘New’ Technologies in Hollywood? An Example of the Study of Political Economy of Communications”: Rethinking Communications: Volume 2 Paradigm Exemplars (içinde). Editors: Brenda Dervin, Lawrance Grossberg, Barbara J. O’Keefe ve Elen Wartella. Newbury Park, London ve New Delhi: Sage Publications. (474-485).

 

 

İçindekiler

Editör

 

Karikatür
Hakkı USLU

Popüler Kültürün Ne Olduğu Üzerine

İrfan ERDOĞAN

 

Ünsal Oskay ile Popüler Kültür Üzerine Söyleşi

Ethem BARAN-Şaban ÖZÜDOĞRU

 

Popüler Edebiyata Dair
M. Orhan OKAY

Popüler Kültür Aralığından Edebiyata Bakmak
Dinçer EŞİTGİN

İletişim Kavramı Açısından "Popüler Romanlar" ve "Estetik Romanlar"

Şaban SAĞLIK


Roman Bereketi mi? Roman
Furyası mı?

M. Fatih ANDI


Popüler Kültür, Popüler Sanat, Popüler Edebiyat Üzerine Bir Toplantı

 

Divan Şâiri Nâbi ve Popülizm Eleştirisi
Dursun Ali TÖKEL


Popüler Çocuk Kitapları ve Medyasının Çocuk Kültürüne Etkilerine Sosyolojik Gerçeklikler Açısından Bakış

Necdet NEYDİM

Türk Edebiyatının Popüleşmesi Sürecinde Tanzimat Dönemi Gazetelerinin İşlevine Dair Popüler Edebiyat Soruşturması

Ahmet Cüneyt ISSI

 

Popüler Edebiyat Sorusturmasi

Her Söz Bir Şey Söyler

Feyza HEPÇİLİNGİRLER

 

Havada Kar Sesi Var ya da Türkülere Eleştirel Bir Bakış
Ali YAKICI


Türk Dil Kurum Başkanı Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın' la Söyleşi
Ali KARAÇALI-Dinçer EŞİTGİN-Celal ASLAN

 

Sodom ve Gomore Manzaraları
Gülcan ÇOLAK

 

Dil Kirlenmesinin Bir Başka Boyutu: İş Yeri Adları
Hasan GÜLERYÜZ

 

Popüler Kültür ve Dil Soruşturması
 

Ayaküstü Yemek Yeme Üzerine
Korkmaz ALEMDAR

 

Tüketim Kültür ve Cep Telefonlarının Popülerliği
Derya TELLAN

 

Memnuniyetsizlik Felsefesi ya da Popüler Kültür Dayatmaları
Murat EROL

 

Bir "Manipülasyon Aracı" Olarak Medya Medya ve Gençlik
Yalçın ÇETİNKAYA


Bir Popüler Kültür Örneği Olarak Laila Ankara

Elif TETİKBAŞ


Popüler Kültür ve Ürünlerin Oluşumunda Medyanın Rolü

Meliha DÜZGÜN

 

İzliyorum Öyleyse Varım: Türkiye' de Kentli Ailenin Televizyon İzleme Süreci Üzerine Genel Bir Değerlendirme

Aydan ÖZSOY

Can Kazanoğlu ile Popüler Kültür ve Futbol Üzerine
Ethem BARAN-Dinçer EŞİTGİN-Çağrı GÜREL


Televizyonlarda Yayınlanan Magazin, Eğlence ve Yarışma Türü Programların Toplumsal Kültür Üzerine Etkileri-Kırıkkale ve
Ankara Örneği

Sıtkı YILDIZ

 

Yarışma Programları ve İdeolojisi

Levent YAYLAGÜL

 

Magazin Eklerinde Yaşam Tarzlarının Yeniden Üretimi (Şamdan, Gala, Starlife ve Dolce)

Erdal DAĞTAŞ

 

Üretim ve Tüketim Süreci Açısından Popüler Kültür ve Medya İlişkisi: Kurtlar Vadisi Örneği

Bülent TELLAN

 

Sadık Güneş ile Medya, İletişim, Popüler Kültür, Televizyon ve Ötesi
Turgut BAĞRIAÇIK

 

Belmalar, Seymen Ağalar, Selimler ve Çakırlar Arasında Öğretmen Olmak
Filiz AKIN BAŞAR

 

Popüler Kültür ve Biz
Hasan EFE

 

Liseli Gençler ve Müzik Yarışma Programları
Bilge ALBAYRAK

 

Üniversite Gançliğinin Yabancılaşması
Selçuk UYGUN

Siyasal Toplumsallaşma ve Çocuk: Ankara'da İlköğretim Çağı Öğrencileri Üzerinde Yapılan Bir Araştırma
Serdar ÖZTÜRK


Karikatür, Popüler Kültür ve
Popüler Karikatür

Atila ÖZER

Neden Sadece Gençler Mizah Dergisi Okuyor?
M. Bilal ARIK

Ulusal Kültürde Yozlaşma ve Karikatür
Niyazi YOLTAŞ

Karikatür ve Popüler Kültür Değerlendirmesi

Mizahın Gençliği Keşfi
Hayati BOYACIOĞLU

Popüler Kültür Nesnesi Olarak Karikatür ya da Çizginin Metaya Dönüşmesi
Deniz DOKGÖZ

Karikatür ve Popüler Kültür
Ferit ÖNGÖREN

Popüler Bir Olgu Olarak Futbol
Çağrı GÜREL

Futbol Üzerine E-Söyleşi
Çağrı GÜREL

Bir Futbol Arkeolojisi ve Felsefesi: Neo-Pagan Popüler Kültür Olarak Futbol
Yusuf KAPLAN

Futbol Tiyatrosu
Vefa TAŞDELEN

Top Oynamak
Ercan ŞEN

Futbol Fanatizmi,Popüler Kültür ve Farklı Kültürlerin Futbolu
Aydın AKTAY

Popüler Müzikle Kirlenen
Yasemin DUYAR

Seçilen Hatırlanamayacaklar
Münevver ÖNDER

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr