Giriş
Bu
çalışmanın** amacı televizyonlarda yayınlanan yarışma,
magazin ve eğlence türü programların toplumsal kültür
üzerine etkilerini araştırmaktır. Son yıllarda ülkemizde
yaygınlaşan ve pek çok televizyon kanalında farklı isimlerde
ve biçimlerde yayınlanan bu tür magazin içerikli yarışma ve
eğlence programlarının tüm kesimler tarafından ilgi ile
izlendiği göz önüne alınacak olursa, bunların etkileri de
incelenmeye değerdir.
Kitle
iletişim araçlarının toplumsal değişme üzerindeki etkileri
çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Bu araştırmaların
(Aziz, 1982, 1984; Batmaz, 1986; Batmaz ve Aksoy 1995, Oskay,
1970, 1982; şenyapılı, 1981; Tokgöz, 1984) ortak varsayımı,
bu araçların özellikle de televizyonun toplumsal, kültürel
ve siyasal değişim üzerinde etkili olduğu şeklindedir. Son
yirmi yıl içinde toplumsal değişimin hızı özellikle kültürel
alanda daha da artmıştır. Kitle iletişim araçlarından en
yaygın ve en ucuz olan televizyon, kültürel değişme
açısından popüler kültürün en temel taşıyıcısı haline
gelmiştir. Ucuz eğlence aracı olarak televizyon,
izleyicilerini homojenleştirici, sıradanlaştırıcı ve
yabancılaştırıcı özelliği ile kitle kültürünün en temel
taşıyıcısı konumundadır. Türkiye’de de özellikle 1990’lı
yıllarda özel televizyon kanallarının yaygınlaşması ile
kültürel alanda yaşanan değişmeler artmış ve popüler kültür
tartışmaları yoğunluk kazanmaya başlamıştır. 1990’lı
yılların başından itibaren Türkiye’de özel televizyonların
yayına başlaması ile birlikte devlet televizyonu-özel (halk)
televizyon ayrımı ortaya çıkmış ve bu ayrım yayın ilkelerine
de yansımıştır. Devlet televizyonu olan TRT’nin resmi
sanatçılarına karşın, özel televizyonlar eğlence programları
adı altında arabesk ve popüler müzik yayınları yapmaya
başlamışlardır. Bu durumda halkın ilgisi, özel
televizyonlara ve dolayısıyla kendisine daha yakın
hissettiği popüler sanatçılara yöneltilmiş oldu. 2000’li
yıllarda magazin ve yarışma türü programlar özel televizyon
kanallarında yaygınlaştı. Genel olarak “televole” adı
verilen bu tür programlar en çok izlenen ve aynı zamanda en
fazla eleştirilen programlar oldu. Günümüzde değişik
formatlarda kendini yeniden üreten bu tür programlar
izlenirliliğini ve etkisini hâlâ sürdürmektedir.
Bu
çalışmanın asıl amacı; popüler kültür, kitle kültürü, halk
kültürü, üst kültür ve alt kültür gibi kavramların
derinlemesine analizlerini yapmak değildir. Bu nedenle
popüler kültür ve/veya kitle kültürü televizyon aygıtıyla
ilintili olarak yüzeysel biçimde incelenecektir.
Popüler
Kültür/Kitle Kültürü ve Onun En Önemli Taşıyıcısı Olarak
Televizyon
Popüler
kavramı genel olarak “halka ait olan” ve “yaygın olarak
benimsenen ve tüketilen” şeklinde iki biçimde ele
alınmaktadır. Birinci anlamıyla bu kavram olumlu
karşılanırken; ikinci anlamıyla kültürel deformasyonu,
sıradanlığı ve kitleselliği getirdiği için olumsuz
karşılanmaktadır. Sözen; popüler kültürü, herhangi bir
toplumun herhangi bir zamandaki egemen olan kültürü şeklinde
tanımlar ve popüler kültürün gündelik hayata ilişkin
olduğunu, sınırlarının muteber olanla değil, rağbette olanla
çizildiğini belirtir (2001, 57). Buna karşılık Erdoğan
(2001, 74-75); popüler kültür kavramının artık ‘halkın,
halka ait, halktan’ anlamını taşımadığını, bu bağlarını
kopardığını belirtir. Ona göre popüler kültür; “nüfusun
büyük çoğunluğunun kültürü, çoğunluk için olan kültür” veya
“çoğunluk tarafından izlenen, tutulan, tercih edilen kültür”
anlamında kullanılmaktadır. Erdoğan’a göre popüler kültür
artık kapitalist pazar mekanizmasının bir parçası olmuştur.
Diğer bir deyişle bu kavram ‘kitle üretim endüstrileri
tarafından üretilen ürünlerin yaygın kullanımı’ anlamına
dönüştürülmüştür. “Böylece popüler kültür kavramı bir zamana
ait olduğu yerinden edilerek, pazarda üretilen ve satılan
diğer mallar gibi, ticari bakımdan üretilen ve pazarlanan
kültür yerine taşınmıştır.” Erdoğan’a göre popüler kültür;
daha çok dileklerin gerçekleşmesini (fantazileri) ön plana
çıkarır, burjuva yaşam tarzı yüceltilir ve idealleştirilir,
gösteriş ve imajları özün üstüne çökertir, önüne geçirir.
Popüler
kültür çalışmaları temelde üç biçimde sürdürülmektedir.
Birincisi, popüler kültürü, insanları güdüp-yönetme
çerçevesinde değerlendiren ve bunun kültür endüstrisi
tarafından oluşturulduğunu savunan Frankfurt Okulu’dur.
“Frankfurt Okulu düşünürleri, kitle iletişim araçlarının
toplum üzerindeki etkisini bir şırınganın aşı
şırıngalamasına benzetirler. Milyonlarca kişi kitle iletişim
araçlarının şırıngaladığı mesajı her gün almakta ve bu
mesajlar toplumda ani tepkilere ve hareketlenmelere yol
açmaktadır” (Batmaz ve Aksoy, 1995, 16).
İkincisi,
popüler kültürü endüstri devriminden sonra folklorik anlamda
halk kültürü yerine, gündelik hayatın ve halka ait olanın
sunulması olarak değerlendiren kültürelci yaklaşımdır. Bu
yaklaşımın en temel varsayımı popüler kültür yoluyla halk
“kendini doğrular ve kendini devamlı surette inşa eder”.
Üçüncüsü
ise, popüler kültürü karşıt baskılar ve eğilimler
tarafından biçimlenen “güç alanı” ilişkileri olarak ele alan
Gramsci’nin yaklaşımıdır. Gramsci’ye göre burjuvazi,
ideolojik hegemonyasını işçi sınıfın kültürleri ve değerleri
içinde bulduğu yer ölçüsünde kurabilir. Burjuvazinin amacı;
işçi sınıfının kültürünü değiştirmek veya onu yok etmek
değil, işçi sınıfının burjuva kültürü ile karışımını
sağlamaktır. Yani, burjuva ve işçi sınıfı kültürleri
tamamıyla birbirine karşıt iki olgu olarak düşünülmez.
Böylece popüler kültür, ne egemen ideolojiyle çatışan kitle
kültüründen ne de karşıt kültürlerden oluşur. Popüler kültür
iki sınıf arasında pazarlık sahasıdır. Bu sahada egemen üst
kültür ve alt kültürel değerler farklı karışımlar içinde
bulunurlar (Alemdar ve Erdoğan 1994, 104-107; Özbek, 2000,
66-69).
Popüler
kültür ile kitle kültürü çoğu zaman birbiri ile karıştırılan
ve hatta aynı anlamlarda kullanılan iki kavram haline
gelmiştir. Sözen (2001, 63); kitle kültürünün vasatlık
üzerine, popüler kültürün ise normallik üzerine oturduğu
ifade ederken, Mutlu (2001, 23-41), popüler kültürü; halk
veya yüksek kültürle karşılaştırarak tanımlanmasına, onun
kitle kültürü veya medya kültürü gibi terimlerle
karıştırılarak birbirlerinin yerine geçecek şekilde
kullanılmasına karşı çıkar. Mutlu’ya göre, popüler kültür
sadece medya kültürü değildir. Popüler kültür ne tamamen
tutucudur ne de ilericidir, ne tamamen uyuşturucudur ne de
özgürleşimci. Popüler kültür muhalif söylemlerin karşı
karşıya geldiği ve birbirlerini dönüştürdüğü bir alandır.
Popüler kültür yaygın halk kültürü olup, bir toplumda geniş
bir şekilde paylaşılan inançları ve pratikleri ifade eder.
Kitle kültürü ise manipülasyon teknikleriyle iktidarın
sürdürülmesine yarayan, kitlesel olarak üretilen ve
yaratıcılığa imkân tanımayan bir süreçtir. İnsanlar kitle
kültür nedeniyle edilgen tüketiciler haline gelirler. Kitle
kültürü medya aracılığıyla yapay bir dünya görünümü sunar,
bizi birbirimize benzer hale getirir, ihtiyaçlarımızı ve
arzularımızı sömürür, vasatlığı överek sıradanlığı yüceltir.
Kitle
kültürü ve tüketim kültürü medya aracılığıyla tüm insanları
çepeçevre sarmıştır. Alemdar ve Erdoğan’a göre (1994, 9)
Amerika’nın kültürel ve ekonomik egemenliği çok sayıdaki
markalarla ve simgelerle her tarafa yayılmıştır. Büyük
metropollerin varoşlarında veya Anadolu’nun az gelişmiş
kesimlerinde yaşamlarını kıt kanaat sürdüren insanlar için
bunlar, kitlesel medyanın tanıttığı, asla erişemeyecekleri
hayalden ibaret sanal bir yaşam tarzının simgeleridir.
Kitle
kültürü ve popüler kültür televizyon sayesinde hemen her
evde kendine yayılma alanı bulmuş ve eğlence veya yarışma
programları şeklinde eğlence ticarileştirilmiştir. Büken’e
göre (2001, 48) “bu durum, tüketme, sahip olma ihtirasını ve
dolayısıyla rekabet dürtüsünü de körüklüyor. Ayrıca,
televizyonun cazibesi, insanların yakınlarından
uzaklaşmasına yol açmakla kalmayıp aile fertlerini de
koltuklarına yapıştırıp, en son ürünleri satın almaları için
beyinlerini yıkıyor”. Televizyon veya basın ile popüler
kültür ilişkisine dikkat çeken Erdoğan (2001, 80), bu
araçların olmaması halinde bunlara dayanan böyle bir kültür
biçiminin de olamayacağını belirtir.
Araştırmanın Yöntemi
Televizyonlarda yayınlanan magazin/yarışma türü programların
toplumsal kültür üzerindeki etkilerinin incelendiği bu
araştırma, göreli olarak küçük bir şehir olan Kırıkkale ile
Ankara gibi bir büyük kentte 2004 yılı Mart ayında eş
zamanlı olarak gerçekleştirilmiştir. Rastgele örneklem
yöntemi ile seçilen katılımcılara yüz yüze anket uygulaması
yapılmıştır. Bu çalışma var olanın tespit edilmesini
amaçlayan durum saptayıcı yani betimleyici bir çalışmadır.
Anket yoluyla elde edilen veriler sınıflandırılarak SPSS’e
(sosyal bilimler için istatistik programına) girilmiş ve
bunlardan bir kısmının frekans (f), yüzde (%) ve çapraz
tabloları oluşturulmuştur. Ayrıca t testleri ve varyans
analizleri yapılarak ilgili değişkenler arasındaki ilişkiler
saptanmaya çalışılmıştır.
Araştırma Bulguları ve Yorumlar
Araştırmaya 10 yaş ile 73 yaş arasında toplam 795 kişi
katılmıştır. Buna göre, %70.8’ini genç yaş (10-29 yaş
arası), %17.9’unu orta yaş (30-44 yaş arası) ve %11.3’ünü de
ileri yaş (45 ve ileri yaş) grupları oluşturmaktadır.
Katılımcıların %57’si bayan, %43’ü de erkektir. Aşağıdaki
tablo katılımcıların yaş ve cinsiyetlerine göre dağılımını
göstermektedir:
Katılımcıların medeni durumu ise %67.8 bekar ve %32.2 evli
şeklindedir. Daha çok gençleri hedef alan bu araştırmaya %54
oranında daha çok üniversite öğrencisinin katılımı
sağlanmıştır. Pek çok meslek dalına mensup kişiler
araştırmaya dahil edilmiş olup, sırasıyla ev hanımları
(%10.2), eğitimciler (%6), esnaf (%6), memur (%5.7) ve
serbest meslek sahibi (%5) gibi meslek kolları
araştırmamızda yer almışlardır. Üniversitede okuyan veya
mezun (%53) olmuş kimseler ağırlıkta olup, lise mezunu olan
%29.2 ve ilköğretim mezunu olan %15.2 oranındadır.
Aşağıdaki
tablo katılımcıların televizyonlarda yayınlanan magazin/yarışma
türü programlardan (BBG evi, Sevda Masalı/Biz Evleniyoruz,
Popstar, Türkstar, Türkiye’nin Yıldızları, Akademi Türkiye
v.b) hangilerini izlediğini veya izlemekte olduklarını göstermektedir.
Tablo 2’ye göre, katılımcıların %80’i bu tür programları
izlemekte ve bunların da yarısına yakını (%47.3) bu tür
programlardan en az birini düzenli olarak izlediklerini
ifade etmektedir. Bu tür programların hepsini izleyenler
ise %7.2 oranındadır. Buradan toplumun bu tür programlara
olan ilgisini görmekteyiz. Yalnızca %20 oranında katılımcı
bu tür programları izlemediklerini ifade etmişlerdir. Zaten
BBG evi ile Türkiye

gündemine giren bu tür programların kısa zaman içinde böylesine
yaygınlaşması da izleyici ve rating ilişkisi ile açıklanabilir.
Bu tür programlara olan talep arttıkça yenileri de arkasından
gelmişlerdir.
Aşağıdaki
şekil ise katılımcıların bu tür programları izleme nedenlerini
göstermektedir. Buna göre; bu tür programları meraktan dolayı
izleyenlerin oranı ilk sırada gelmektedir (%32.5). Daha
sonra ise magazin/yarışma türünü ilginç bulduğu için izleyenler
(%30.1) ve bu tür programları izlemeyi sevenler (%16.1)
gelmektedir. Toplumun yeni programlara olan merakı ve ilgisi
böylece kendisini göstermektedir.
Yeni ve
değişik olan her program ilgi çeker ancak bu merak ve
ilginin sürekli olması sayesinde bu programlar
devamlılıklarını sürdürürler. Araştırmamızda sadece %11
oranında bir kesim adayları beğendiği için bu tür
programları izlediğini ifade etmektedir. Bu da programların
içeriğinden çok formatlarının tercih edildiğini göstermesi
açısından ilginçtir.
Aynı
şekilde “bu tür programlara yarışmacı olarak katılmak ister
misiniz?” sorusuna katılımcıların büyük çoğunluğu (%82.6)
“hayır” şeklinde cevap vermişlerdir. Yine katılımcıların %90
civarında bir oranı telefon veya mesaj yoluyla bu tür
programlara katılım göstermediklerini ifade etmişlerdir.
Buradan da aslında bu tür programların toplum tarafından
içselleştirilmediğini ve meraktan dolayı ve ilginç olmaları
nedeniyle bu denli talep gördüğünü söyleyebiliriz.
Araştırmanın cevap aradığı önemli bir soru da, bu tür
programların aile yapısını olumsuz yönde etkileyip
etkilemediğidir. Buna göre, katılımcılar birbirlerine yakın
oranlarda (%45) cevap vermişlerdir. Yani aile yapılarının bu
tür programlar aracılığıyla olumsuz etkilendiğini ve
etkilenmediğini düşünenlerin oranları yakınlık
göstermektedir. Bunun nedenleri sorulduğunda ise ortaya
çarpıcı sonuçlar çıkmaktadır. Sadece %6.5 oranında katılımcı
bu tür programlara olumlu bakarken diğerleri olumsuz görüş
içerisindedir. En büyük olumsuzluklar “aile yapısına ters”,
“anlamsız, gereksiz ve zaman kaybına neden olması” ve
“çocuklara ve gençlere kötü örnek olması” biçiminde ifade
edilmiştir. Ayrıca gelenek, görenek ve örflerimize aykırı,
toplumun kültür ve ahlak kurallarına aykırı ve şöhreti ve
kolay para kazanmayı özendirme gibi nedenler de değişik
oranlarda ifade edilmiştir. Katılımcılar kendi ailelerini
büyük oranda tehlike içerisinde görmeseler de yukarıda
sayılan gerekçelerle bu tür programlara olumlu
bakmamaktadırlar.
Bu türden
programların Türk gelenek ve görenekleriyle uyuşmadığını
belirtenlerin oranı %76.8’dir. Sadece %9.2’lik oranda kesim
bunların geleneklerle uyuştuğunu belirtmişlerdir.
Katılımcılar bu tür programların televizyonlarda fazla yer
işgal ettiğini düşünmektedirler (%80.4). Ancak bu
düşüncelerini eyleme dönüştürme konusunda çekimser
davrandıkları görülmektedir. Çünkü sadece %7.5 oranında bir
kesim RTÜK’e şikayette bulunduğunu ifade etmiştir. Yine
%25.3’lük bir oranda katılımcı ise şikayet etmeyi
düşündüğünü ama yapmadığını belirtmektedir. Bu tür
programların sadece şöhret ve zenginlik içeren programlar
olup olmadığına katılanların oranı %89 civarındadır. Böylece
değişik formatta şöhret ve zenginliğin topluma nasıl
sunulduğu ortaya çıkmaktadır.
Aşağıdaki
tablo bağımsız değişkenlerden cinsiyet ve medeni durumun
diğer değişkenlerle olan ilişkilerini göstermektedir.
Ki-kare
testi çapraz tablo dağılımında iki değişkenin birbirinden
bağımsız olup olmadığını test eder. Bu test türünde
anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alınmıştır. Buna göre;
araştırmaya katılanların cinsiyetleri ve medeni durumları
ile diğer değişkenler arasında aşağıdaki sonuçlar elde
edilmiştir:
1-
Televizyonlarda yayınlanan magazin/yarışma programlarının
izlenme türü açısından cinsiyet farkı bulunma ancak medeni
durum farkı bulunmamaktadır. Yani cinsiyet faktörü izlenen
programların türünü belirlerken, medeni durum faktörü
izlenen programların türünü belirlemede etkin değildir.
Araştırma sonucuna göre, bayan katılımcılar erkeklere göre
daha fazla sayıda bu tür programlara ilgi göstermektedirler.
2- Cinsiyet
ve medeni durum bu tür programların izlenme sıklığını
etkileyen faktörlerdir. Bayanlar erkeklere göre ve bekarlar
da evlilere göre daha çok sıkılıkla bu tür programları
izlediklerini ifade etmişlerdir.
3- Cinsiyet
faktörü bu tür programların izlenme nedeninde etkili
değilken, medeni durum izlenme nedeninde etkilidir.
4- Hem
cinsiyet hem de medeni durum faktörü bu tür programlara
yarışmacı olarak katılma isteminde etkili değildir.
5- Hem
cinsiyet hem de medeni durum faktörü bu tür programlara
telefon veya mesaj yoluyla katılma konusunda fark
yaratmamaktadır.
6- Cinsiyet
faktörü bu tür programların aile yapısını olumsuz yönde
etkilediği konusunda fark yaratmaktadır. Daha çok erkek
katılımcılar bayanlara oranla bu tür programların aile
yapısını olumsuz etkilediğini düşünmektedirler.
7- Bu tür
programların Türk halkının gelenek ve görenekleriyle uyuşup
uyuşmadığı konusunda hem cinsiyet hem de medeni durum
faktörü bir fark oluşturmamaktadır.
8- Bu tür
programların televizyonlarda fazla yer işgal edip etmediği
konusunda ise cinsiyet faktörü etkili olmazken, medeni durum
faktörü bu konuda farklılık yaratmaktadır. Araştırma
sonuçlarına göre bekarlar evlilere göre bu tür programların
televizyonlarda çok fazla yer işgal ettiğini belirtmektedir.
9- Bu tür
programları RTÜK’e şikayette bulundunuz mu sorusuna aynı
şekilde medeni durum faktörü etkili olmaktadır. Yani evliler
bekarlar oranla daha fazla şikayetçi olmuşlardır.
10- Hem
cinsiyet hem de medeni durum faktörü bu tür programların
sadece şöhret ve zenginlik içeren programlar olup olmadığı
konusunda farklılık yaratmamaktadır.
11- Bu tür
programların yararlı olmadığı ancak yine de izlemekten geri
durulmadığı konusunda hem cinsiyet hem de medeni durum
faktöründe farklılıklar görülmektedir. Buna göre; bayanlar
erkeklere oranla ve evliler de bekarla oranla daha fazla bu
görüşe katılmaktadırlar.
Varyans
analizi ortalamalar arasında farkların anlamlılığını test
eder. Yani iki değişken arasında doğrusal bir ilişki olup
olmadığını test eder. Buna göre, 0.05 anlamlılık düzeyinde:
1-
Katılımcıların gelir düzeyi ile izledikleri program türü
arasında anlamlı bir ilişki gözükmektedir. Alt gelir düzeyi
ile orta gelir düzeyi ve orta gelir düzeyi ile üst düzey
gelir arasında anlamlı ilişkilere rastlanmıştır.
2- Meslek
ve eğitim faktörleri ile bu tür programların izlenme sıklığı
arasında anlamlı ilişlere rastlanmıştır. Meslek gruplarından
ev hanımları ile eğitimciler arasında anlamlı bir ilişki
gözükmektedir. Eğitim konusunda ise ilköğretim ile yüksek
lisans/doktora eğitimi arasında anlamlı ilişkiler
saptanmıştır.
3- Bu tür
programların Türk halkının gelenek ve görenekleriyle uyuşup
uyuşmadığı konusunda gelir değişkeninde anlamlı bir ilişki
bulunmaktadır. Buna göre, alt gelir grupları ile orta gelir
grupları arasında anlamlı bir farklılığa rastlanmıştır.
4- Bu tür
programların televizyonlarda fazla yer işgal edip etmediği
sorusu ile yaş ve meslek değişkenleri arasında anlamlı bir
ilişki bulunmuştur. Buna göre, ileri yaş ve genç yaş ile
ileri yaş ve orta yaş aralarında anlamlı farklılıklar
gözlenmiştir. Meslek grupları arasında ise öğrencilerle ev
hanımları arsında anlamlı bir farlılığa rastlanmıştır.
5- Bu tür
programları RTÜK’e şikayet edip etmedikleri konusunda yaş ve
eğitim değişkenleri anlamlı ilişkiler sergilemektedir. Buna
göre; genç yaş ve ileri yaş grupları arasında ile lise ve
yüksek lisans/doktora eğitimi arasında anlamlı ilişkilere
rastlanmıştır.
6- Bu tür
programların yararlı olmadığı ancak yine de izlendiği
konusunda meslek ve eğitim değişkenleri anlamlı ilişkiler
yaratmaktadır. Buna göre; ev hanımları ile memurlar arasında
ve ilköğretim ile lise eğitimi arasında anlamlı ilişkiler
gözlenmiştir.
KAYNAKLAR
ALEMDAR,
Korkmaz ve İrfan ERDO⁄AN (1994). Popüler Kültür ve İletişim,
Ümit Yayınları, Ankara.
AZİZ, Aysel
(1982). Toplumsallaşma ve Kitle İletişim, A.Ü. BYYO
Yayınları:2, Ankara.
BATMAZ,
Veysel (1986). Bir Kitle İletişim Aracı Olarak Televizyonun
Siyasal ve Toplumsal Etkileri: Ampirik Bir Model Denemesi,
Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniv. Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Ankara.
BATMAZ
Veysel ve Asu AKSOY (1995). Türkiye’de Televizyon ve Aile,
(Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu desteği ile yapılmıştır),
Bizim Büro Basımevi, Ankara.
BÜKEN,
Gülriz (2001). “ Amerikan Popüler Kültürünün Türkiye’de
Yayılışına Karşı Tepkisel Düşünceler”, Doğu ve Batı Düşünce
Dergisi, Yıl: 4, Sayı:15, Sayfa: 43-53.
ERDOGAN,
İrfan (2001). “ Popüler Kültürde Gasp ve Popülerin Gayri
Meşruluğu”, Doğu ve Batı Düşünce Dergisi, Yıl: 4, Sayı:15,
Sayfa: 67-96.
MUTLU, Erol
(2001). “Popüler Kültürü Eleştirmek”, Doğu ve Batı Düşünce
Dergisi, Yıl: 4, Sayı:15, Sayfa: 11-42.
OSKAY,
Ünsal (1970). Toplumsal Gelişmede Radyo ve Televizyon, A.Ü.
SBF Yayınları, Ankara.
OSKAY,
Ünsal (1982). Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri, A.Ü.
SBF Yayınları, Ankara.
ÖZBEK,
Meral (2000). Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski,
İletişim Yayınları, İstanbul.
SÖZEN,
Edibe (2001). “Popüler Kültür Retoriği”, Doğu ve Batı
Düşünce Dergisi, Yıl: 4, Sayı:15, Sayfa: 55-66..
şENYAPILI,
Ö. (1981). Toplum ve İletişim, Turan Kitabevi, Ankara.
TOKGÖZ, Oya
(1984). “Kentlerde Kitle Haberleşme Araçları ve Ailenin
Tüketim Biçimleri”, Türkiye’de Ailenin Değişimi, TSBD
Yayınları, Ankara.