Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

NİSAN  2005  |  YIL : 6 |  SAYI : 62

USTA' NIN PETERSBURG' U

KİTAP


Ethem BARAN

 


Kitapların insanı mahkûm edici, “kitap kurdu” yapan bir tarafı vardır.

Bir kitapta önünüze çıkan, ayağınıza dolaşan ya da sizin gönüllü olarak arayıp bulduğunuz bir iz, bir ipucu sizi başka kitaplara, başka yazarlara, kitaplar arasında çıkılacak bir yolculuğa mahkûm eder.

2003 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan J.M Coetzee’nin Petersburg’lu Usta adlı romanı, Ekim 1869 yılında St. Petersburg’un Saman Pazarı semtinde, bir atlı arabadan orta yaşın sonlarında, sakallı, hafif kambur, yüksek alınlı, kalın kaşlı bir adamın inmesiyle açılıyor. Adam, kısa süre önce ölen üvey oğlunun kaldığı kiralık evi aramaktadır.

Coetzee, Peterburg’lu Usta’nın daha ilk sayfalarında beni Edward Hallett Carr’ın Dostoyevski biyografisine yönlendirdi. E.H. Carr’ın bu kitabı hem ilginç bir biyografi hem de çok güzel bir edebiyat incelemesidir.

Carr’ın kitabında Paul olarak adı geçen üvey oğul, Coetzee’nin kitabında Pavel’e dönüşmüş olsa da romanda birer roman kişisi olarak karşımıza çıkan bazı adları, biyografide gerçek kişiler olarak görüyoruz. Hatta bu kişilerden Neçayev, Dostoyevski’nin Ecinniler romanına da esin kaynağı oluyor.

Paul ya da romandaki adıyla Pavel, Dostoyevski’nin üvey oğludur ve Neçayev’in gizli örgütünün üyesi olduğu için öldürülmüştür. Ancak bu ölüme intihar süsü verilmiştir. Dostoyevski o sıralar yeni karısıyla Almanya’dadır. Bu şüpheli ölüm üzerine Petersburg’a döner.

Meraklıları bilirler; Dostoyevski, hayatı hep uç noktalarında yaşayan bir insandır. Muhalif kişiliği dolayısıyla idama mahkûm edilmiş, idam mangasının önündeyken son dakikada af edildiğini öğrenmiş, yıllarca ceza evinde kalmış -ki o yıllarını Ölüler Evinden Hatıralar romanında anlatmıştır-, kumar borçları yüzünden çok sıkıntılar çekmiş, romanlarını henüz yazmadan avans aldığı için sürekli yayıncılardan kaçmış bir insandır. İşte Petersburg’a döndüğünde de alacaklarına yakalanmamak için sahte ad kullanır. Bu ad üvey oğlu Pavel’in soyadıdır. Ancak, Pavel’in polis tarafından el konulan evraklarını almak için karakola gittiğinde, polis müfettişi onun Dostoyevski olduğunu anlar.

Dostoyevski, Pavel’in odasına yerleşir ve onun elbiselerini giyerek yatağına yatar.

İşte bu noktada, edebiyatın insanı kitaplar arasında, metinler arasında yolculuğa sürükleyen çağrışımları devreye giriyor benim için.

Nedim Gürsel’in, eserleriyle bir kent ya da coğrafyayla bütünleşmiş yazarların, sanatçıların izini sürdüğü son kitabı İzler ve Gölgeler.

Hangi izler ve gölgeler var bu kitapta? Sırayla, Brüksel’de Baudelarie, Roma’da Caravaggio, Prag’da Kafka, St.Petersburg’da Puşkin ve Dostoyevski, Ukrayna düzlüklerinde Gogol, Bosna’da İvo Andriç, Arnavutluk’ta İsmail Kadere, Ren boylarında Apollinaire, Buenos Aires’te Borges, New Orleans’ta Louis Armstrong ve Tennessee Williams, Tanca’da Matisse ve Tahar ben Jelloun, Hazar kıyısında Nazım Hikmet, İstanbul’da Piyer Loti

Nedim Gürsel yirmi yıl arayla iki kez gidiyor ilk gittiğinde adı Leningrad olan Petersburg’a..

Yazar, Neva nehrinin buzlu sularını seyrederek kıyısında dolaşır, köprülerinden geçer; arka sokakları, karanlık avluları, dumanlı meyhaneleri dolaşırken bir yandan da Petersburg’un mimarî dokusuna girmiş Puşkin’in, Gogol’un, ille de Dostoyevski’nin izlerini aramaktadır. Külrengi bir gökyüzü ve donuk ışıklar altında, Puşkin’in düelloda öldürüldüğü yerleri dolaşır.

Gürsel, ikinci kez geldiği Petersburg’da bu kez “beyaz geceleri” yaşamak isteğindedir. St. Petersburg’un yoksul mahallelerinde dolaşır, aslan heykellerinin beklediği köprülerden geçer, kanallar boyunca yürürken aslında Dostoyevski’yi ve Suç ve Ceza’nın kahramanı Raskolnikov’u düşlemektedir.

Puşkin’in düelloda öldürülmeden önce son kahvesini içtiği Fontanka Kanalı’na yakın beyaz badanalı, kemerli yapının girişindeki terasta oturamaz, çünkü orası Puşkin hayranı turistlerle doludur.

Gürsel, Dostoyevski’nin roman kahramanlarına her an, herhangi bir köşede rastlayacakmış gibi Dostoyevski’nin rehberliğinde kenti gezmektedir.

Dostoyevski Petersburg’a on altı yaşındayken gelmiştir, Askerî Mühendislik Okulu öğrencisi olarak. Babasının, Moskova yakınlarındaki malikanesinde serfler tarafından hunharca öldürdüğünü öğrendiğinde ilk sara nöbetine tutulmuştur. Dostoyevski’nin babası doktordur. Karısının veremden ölümünden sonra hastanedeki işini bırakıp toprakla uğraşmaya başlar. Kendini içkiye verir, geceleri karısının hayaliyle konuşmaya başlar; topraklarında çalışan köylülere kötü davranır; sarkıntılık eder, kırbaçlatır. Bu acımasız adam, sonunda, köylüler tarafından ağzına zorla alkol akıtılarak ve hayaları burularak öldürülür.

Bilinçaltında, babasının ölümünü arzulayan Dostoyevski, Karamazov Kardeşler’de Smerdyakov’a babasını öldürterek, belki de ömür boyu içinde taşıyacağı bir suçluluk duygusuna kapılmıştır.

On altı yaşındayken ağabeyiyle Petersburg’a gelen Dostoyevski’nin ilk işi Puşkin’in düello yaptığı yeri ve onun son nefesini verdiği odayı ziyaret etmek olacaktır.

Petersburg, bir süre sonra hayal ve rüyadan ibaret bir yaşamın aldatıcı dünyasına çeker onu. Kalabalıkta tek başınadır. Uzun yürüyüşlere çıkar. Kafasında, henüz hiçbirini yazmadığı romanlarının kahramanları, kentin alanlarında, kanal boylarında dolaşır. Sokaktan geçen insanlar için “Onlar beni bilmez ama ben hepsini yakından tanırım” der. Beyaz Geceler in, eşsiz, büyüleyici ışığı yerini zamanla kapalı bir gökyüzüne bırakacak ve Petersburg Raskolnikov’un ruh karmaşasını yansıtan bir hayalete dönüşecektir.

Petersburg’un ve Dostoyevski’nin çağırdığı bir yazar daha var; Buket Uzuner. Uzuner, Ayın En Çıplak Günü adlı öykü kitabında “St.Petersburg’da Feodor Diye Biri” öyküsünde Petersburg ve Dostoyevski izlenimlerini kentin yazara, yazarın kente ve her ikisinin birden okura etkiyen çağrışımlarını anlatır.

Nedim Gürsel kasım ayında gezer Petersburg’u, Buket Uzuner mayısta. Coetzee’nin kahramanı Dostoyevski de ekimde dönmüştür kentine. Üçünde de soğuktan yakınılır.

Uzuner’in anlatıcısı bir turist kafilesiyle gelmiştir Petersburg’a. Dostoyevski’nin müze olan evini gezerler. Ancak bu gezinti anlatıcıyı tatmin etmez. Merdiven başında yaşlı bir kadın oturmakta, bilet kesmektedir. İçeride Dostoyevski’nin el yazmaları, değişik dillere çevrilmiş kitapları, iki karısının resimleri vb. sergilenmektedir. Anlatıcı bütün odaları dört dakikada gezmiştir ve düş kırıklığına uğramıştır. Oysa anlatıcının istediği, ünlü yazarın “evini” gezmektir, bir müzeyi değil.

O ara, yumuşak bir erkek sesi duyar, ses ona yukarı gelmesini söylemektedir.

İkinci kata çıkar anlatıcı. Dostoyevski hâlâ yaşıyor gibidir evde. Sanki çayını yarım bırakmış, birazdan dönecek, Karamazov Kardeşler’i yazmaya devam edecek gibidir.

Anlatıcıyı üst kata çağıran Dostoyevski’dir. O andan itibaren anlatıcı ile Dostoyevski sohbete başlarlar. Öykü, anlatıcının, kendisine kimsenin inanmadığını ama insanın bir şeyi çok istiyorsa mutlaka gerçekleştireceğini söylemesiyle sona erer.

Buket Uzuner’in Dostoyevski’nin evinde Dostoyevski’yle sohbetini anlatan öyküsü bizi bir başka öyküye götürür.

Nedim Gürsel’in Sevgilim İstanbul adlı öykü kitabında yer alan “Raskolnikov’un Odası” adlı öyküye…

Bu öykü, Gürsel’in ilk Petersburg gezisinin ardından yazdığı bir öyküdür.

Bu öyküde de anlatıcı, Dostoyevski’nin evinin ikinci katına çıkarak ünlü yazarın dünyasına adım atar. Suç ve Ceza’nın çağrışımlarıyla doludur anlatıcının belleği. Dostoyevski’nin yatağına uzanarak Suç ve Ceza’nın kahramanı Raskolnikov’la konuşmaya başlar.

Tıpkı, Coetzee’nin kahramanı Dostoyevski’nin, Pavel’in yatağına uzanması gibi…

 

 

 

İçindekiler

Editör

 

Ermeni Soy Kırımı İddiaları Ne Doğru?
Yusuf HALAÇOĞLU


Pörçük Meşkler

İsmail KARAKURT

 

Adı Olmayan Bir Renk

Filiz AKIN BAŞAR

 

Aşk Kapıdan Baktırır
Arif AY

Zeyneptir Hayallerimin Adı
Arif BÜK


İstek

Esin ACAR BEKÂR

Remzi İnanlı İle Okul Öncesi Eğitimi ve Sorunları Üzerine Söyleşi

Çocuk Gelişiminde Anaokulu Eğitiminin Önemi
Belma TUĞRUL


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ailenin Eğitime Katılımı
Esra ÖMEROĞLU - Münevver CAN YAŞAR


Dil Gelişiminde Çocuk Kitaplarının Rolü

Mübeccel GÖNEN
 

Okul Öncesi Eğitimde Yeni Yaklaşımlar
Z. Fulya TEMEL

 

Okul Öncesi Dönemde Hareket Gelişimi ve Eğitimi
Saime ÇAĞLAK SARI


Anaokullarımızda Duyarlık Eğitimi
Hasan PEKMEZCİ

Farklı Ülkeler ve Okul Öncesi Eğitimde Farklılıklar

Gelengül HAKTANIR


Kafamızdaki Engeller
Ü. Gülsüm BÜLBÜL

 

Hüzün Yüklü Trenler
Fatma ÇELDİR

 

Boş Kâğıt
Mehmet LEVENT

 

Unutulmaya Yüz Tutmuş Çocuk Oyunları

Mahmut KILIÇALP

 

Çocuklarda Davranış Sorunu

Abdullah FIRAT

 

Usta' nın Petersburg' u

Ethem BARAN

 

Gündem
 

 

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr