Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

NİSAN  2005  |  YIL : 6 |  SAYI : 62

ADI OLMAYAN BİR RENK

ÖYKÜ


Filiz AKIN BAŞAR
Kaya Bayazıtoğlu Lisesi
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
ANKARA

 

Bu kente gözlerin yağıyordu. Her damlasında yüreğime çarpıyordu bakışların. ‹çim seninle dolu. Hiç bu kadar benle olmamıştın.

Hüznün bulaşmıştı bu kente senin. Benim baktığım yerlere takılmıştı dünyan. Kapısını açmaya korkmuştum önce. Sana hiç bu kadar yakından bakmamıştım.

Önce duyguların gitmişti bu kentten. Bıraktığın boşluklarda kaybolmuştum. Ben seni hiç korkuyla aramamıştım.

En çok bu denizi severdin. Götüremediğine üzülmüştün derinlikleri. Senden sonra gitmiştim kıyısına. Yaşadıkların duruyordu dibinde. Uzatabilsem ellerimi… Korkar mıyım? Hiç maviliklerde kaybolmamıştım.

Sesinin yerine bırakmıştın soruları. Kime sorsam bilemezler. Suskunluklarını bıraktığın meydan yanıbaşımda. Yalnızlığımın gölgesinde kayboluyor bedenim. Hiç böylesine çocuk kalmamıştım.

En son bu kentten sen uğurlamıştın beni. Her zamankinden uzun yürümüştün otobüsün ardından. Daha çok el sallamıştın. Birbirimizi görebileceğimiz son ana kadar gözlerin değmişti içime. Sevgin uzaktan okşamıştı saçlarımı. Birbirimizi göremediğimiz ana kadar sürmüştü bu veda. Anlamakta zorlanmıştım o gün. Ben seni hayatımdan hiç uğurlamamıştım.

Gidişin ani olmuştu. Yaza evrilen bir baharda, öğle vakti…Uzun yolların ucundan ulaşmıştı haber. Uzak dağların ardından koşup gelmiştim. Derleyip toplamıştım düşüncelerimi. Oysa duygularımı buna hiç hazırlamamıştım.

Kapıyı açtığımda gerçek karşılamıştı beni. Yüzleşmeye hazır değildim. Hangi odadaydın bilmiyorum. Gözüm duvarlara kaymıştı birden. Duvarlarda adı olmayan bir renk vardı sanki. Ne çok göz vardı evi boğan. Ne çok ses… Yalnızlığı bu denli isterken daracık mekânları zorlayan kalabalıklarda küçücük kalmıştım. ‹çimde büyüyen eksikliğin sığacağı hiçbir yer yok.

“Hayatta her şey oluyor.” diyor tanıdık bir sima. Şu an onu tanımamayı istiyorum. Sesini duymamayı…

“Etkilenirsiniz diye götürdük evden.” cümlesi karışıyor diğer sesin içine. Bu sesi de duymasam keşke.

“Ya ya! Etkilenilmez mi?” Neyse ki bundan sonrakileri duymuyorum.

Öylesine geçiyor gece. Sabah birkaç yıldan sonra oluyor. Gelen gün hiç aydınlık getirmemiş. Unutkan bir insan edâsıyla eksik gedik gelmiş eve. Diğer evlerde nasıl bir sabah olduğunu bilmiyorum. Gözlerim duvarlarda. Bu rengi hiç görmediğime şaşıyorum. Adını düşünüyorum rengin. Bulamıyorum. Duvarlarda kalıyor bakışlarım. Bilmediğim bir rengin üstünde donuyor her şey. Birkaç saat, nasıl oluyorsa, içine birkaç yılı sığdırarak geçiyor. Öylesine çıkıyoruz evden topluca. Gözlerim gördüklerini anlamlandıramıyor. Bakışlarımı duvarda bıraktığımı anımsıyorum. Bakamayan gözlerin bir hiç olduğunu anlıyorum. Çağrıyorum bakışlarımı yüreğimin sesiyle. Gelmiyorlar. Yürüyorum. Etrafımdaki insanların içinde benimkine benzer gözler arıyorum. Yüreğime çarpıyorlar hemen. Aynı bakamayışlar onlarda da var. Tanıyorum.

Yürüdüğümüz yolun uzun olduğunu düşünüyorum. Sonu gelmeyecek gibi… Kaç kez geçmiştim oysa aynı yerleri. Hiç böyle değildi bu sokak, bu evler. Yeni mi görüyorum yoksa artık görmüyor muyum, ayıramıyorum. Evlerin pencereleri de bakışlarını bir yerde unutmuş gibi. Göremiyor onlar da. Evlerden birinin tek gözü açılıyor ansızın. Bir çocuğun gülüşü dökülüyor kaldırıma. Eğilip almak istiyorum. Elimden düşer korkusuyla alamıyorum. Ellerim cebimde yürüyorum. Gülücük şimdi elimde olsa; sıcaklığı yayılsa tüm bedenime ve gözlerime ulaşsa gülüşler… Adımlarım donuyor sanki. Kalakalıyorum. Sıcacık bir el dokunuyor koluma. Usulca okşuyor. Yürüyoruz sessizce. Arkamda kalan gülüşü düşünüyorum. Çocuğun gözlerinden sokağa taşan neşeyi, ben de istiyorum.

Kapısından giriyoruz caminin. Geniş bahçesinde duranların çoğunu tanıyorum. Kardeşler olarak bir arada duruyoruz nedenini bilmeden. Belki de güçlü olmanın yolunun bu olduğunu düşünüyoruz. Son kez görmek istiyoruz babamızı. Teninin duruluğuna, yüzünün yumuşak ifadesine, saçlarının aklarına bakmak istiyoruz. Gözlerimizde kalsın diyoruz her şey. En küçükleri olduğum için benim teselliye daha çok ihtiyacım olduğunu düşünüyor herkes. Başımı okşuyorlar. Hüznümü büyüttüklerini bilmeden. Ben babamın ellerini istiyorum saçlarımda. Elini tutuyorum, eğilip öpüyorum. Yüzümdeki soğuk elin babamın olduğuna inanamıyorum. En küçük çocuğu olarak en büyük gözyaşlarını döküyorum. Gözlerimden yaşlar sessizce süzülüyor. Ölümü o an görüyorum. O an ölüm beni çok acıtıyor. Gözyaşlarım bakışlarımı getiriyor bana. Uzun tutmuyorum vedalaşmayı. Bakışlarımı alıp caminin bahçesine çıkıyorum. Beni son uğurlayışını düşünüyorum. Uzun uzun el sallayışını izliyorum sanki. Şimdi benim onu uğurladığıma inanamıyorum. Yüreğimden bir parça kopuyor. Acıyor kopan parçanın yeri. O acının hep içimde duracağını henüz bilmiyorum. Toprağın altına konuluşunu görmek istemiyorum.

Hüznümü, bakışlarımı, gözyaşlarımı, yüreğimden kopan parçayı, o parçanın acısını alıp eve doğru yürüyorum. Hepsini birden taşımak ne zor… Bu sefer çabuk bitiyor yol. Belki de taşıdığım zorluklardan kaçmak için hızla eve varıyorum. Pencerenin önüne oturuyorum. Geçen zamanı artık ayırt edemiyorum. Mezarlıktan dönenlerle doluyor ev bir süre sonra. Yaza evrilen bu bahara ölüm yakışmıyor. Ölümün yakışacağı bir zaman arıyorum. Bulamıyorum. Damlalar vuruyor camlara arada bir. Dingin bir bahar yağmuru yağıyor. Toprak kokusunu duyuyorum.

“Babam.” diyorum  “Islanıyordur şimdi.”

“Yeter yavrucuğum.” diyor bir ses.

Oysa yetmiyor bana söylediklerim. Sessizce ekliyorum cümleleri birbirine.

“Bu yağmur seni üşütür baba.”

Pencereyi açıp elimi uzatıyorum. Büyükçe bir damla elime düşüyor. Neyse ki hiç soğuk değil bu damla. Düşen damlanın sıcaklığıyla sakinleşiyor ruhum. Ben de ısınıyorum.

Giden babalar ne bırakır çocuklarına bilmiyorum. Bana kalan, gözümün değdiği yerlerde adı olmayan bir renk…

 

 

 

İçindekiler

Editör

 

Ermeni Soy Kırımı İddiaları Ne Doğru?
Yusuf HALAÇOĞLU


Pörçük Meşkler

İsmail KARAKURT

 

Adı Olmayan Bir Renk

Filiz AKIN BAŞAR

 

Aşk Kapıdan Baktırır
Arif AY

Zeyneptir Hayallerimin Adı
Arif BÜK


İstek

Esin ACAR BEKÂR

Remzi İnanlı İle Okul Öncesi Eğitimi ve Sorunları Üzerine Söyleşi

Çocuk Gelişiminde Anaokulu Eğitiminin Önemi
Belma TUĞRUL


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ailenin Eğitime Katılımı
Esra ÖMEROĞLU - Münevver CAN YAŞAR


Dil Gelişiminde Çocuk Kitaplarının Rolü

Mübeccel GÖNEN
 

Okul Öncesi Eğitimde Yeni Yaklaşımlar
Z. Fulya TEMEL

 

Okul Öncesi Dönemde Hareket Gelişimi ve Eğitimi
Saime ÇAĞLAK SARI


Anaokullarımızda Duyarlık Eğitimi
Hasan PEKMEZCİ

Farklı Ülkeler ve Okul Öncesi Eğitimde Farklılıklar

Gelengül HAKTANIR


Kafamızdaki Engeller
Ü. Gülsüm BÜLBÜL

 

Hüzün Yüklü Trenler
Fatma ÇELDİR

 

Boş Kâğıt
Mehmet LEVENT

 

Unutulmaya Yüz Tutmuş Çocuk Oyunları

Mahmut KILIÇALP

 

Çocuklarda Davranış Sorunu

Abdullah FIRAT

 

Usta' nın Petersburg' u

Ethem BARAN

 

Gündem

 

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr