Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

NİSAN  2005  |  YIL : 6 |  SAYI : 62

KAFAMIZDAKİ ENGELLER


Ü. Gülsüm BÜLBÜL
Sosyal Hizmet Uzmanı

 

1975-1980 yıllarında Ankara’da çok fazla okul öncesi eğitim kurumu yoktu. Sağlık Bakanlığına bağlı kreş ve gündüz bakımevleriyle özel yuvala rçalışan annelerin çocuklarına bakım ve eğitim vermekteydi. Kamu kurum ve kuruluşları yeni yeni kendi çalışanlarının çocukları için kreş-yuvalar açmaya başlamışlardı. Bu kreş-yuvalardaki meslek elemanlarının sayısı az ve mesleki deneyimleri yetersizdi. Ben de kamu kurum kreşlerinden birinde bu yıllarda Sosyal Hizmet Uzmanı olarak çalışmaya başladım.

Hazırlanan yönetmeliklere ‘fiziksel ve zihinsel engelli çocukların bu kreş yuvalara alınmaması’ için özel maddeler konulmuştu. Çalışan personelin deneyimsiz olması, kurum kreş-yuvalarındaki çocuk sayısının fazla olması bu yönetmelik maddesini çok sıkı uygulanır hâle getiriyordu.  Her yeni açılan kamu kreşi bir önceki kamu kreşinin yönetmeliğini alır ve  başlıkları değiştirerek kendi kurumu için uyarlardı. Böylece bütün kamu kurum kreşlerinin yönetmelikleri birbirine benzer hâle geldi.

Çalıştığım kuruma bir gün 8-9 aylık minik kızıyla bir anne geldi. Çok üzgündü, çekingendi ve gözlerinde yalvaran bakışlar vardı. Çocuğu hemanjiyoluydu. İlk defa bu hastalığın adını duymuştum, bütün personel için de bu tanı yeni ve yabancıydı. Çocuğun dili ağlarsa, sinirlenirse süngerimsi bir hâl alıyor, şişiyordu. Eğer bu ileri duruma gelirse nefes borusunu tıkayabilirmiş. Anne durumu tüm açıklığıyla anlattı. Çalışmaya mecbur olduğunu, eğer çocuk yuvaya kabul edilmezse cahil bir bakıcıya bırakılacağını oysa bu kurumda doktor, hemşire, diyetisyen, çocuk gelişimci, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, öğretmen  gibi geniş bir kadro vardı. Ancak yönetici uzman personelden bir kurul oluşturdu ve bu kurul çocuğun bu kurumda bakılamayacağına oy çokluğuyla karar verdi. Kreş- yuva yönetimi sorumluluktan kurtuldu, ama anneye hiç kimse bu çocuğu nasıl büyüteceği konusunda yardımcı olmadı. Bir süre sonra bir otistik çocuk da aynı kaderi paylaştı. O kurumda uzman olarak çalışmak ve o anne ile çocuklara yardımcı olamamak hiç aklımdan çıkmadı.

Çaresizlik, bana necilik, sorumluluktan kaçmak o çocukların yaşıtlarıyla birlikte bakım, hizmet ve eğitim almalarına ‘engel‘ oldu. Oysa onlar zaten engelliydiler.

Aradan geçen 20-25 yıl içinde dünyada ve ülkemizde çok şey değişti. Engelli çocuklar artık erken tanı ve özel eğitim ile bir yerlere gelebiliyorlar. Ancak hâlâ yönetmelik maddeleri onların bu kurumlara kabulüne engel.

Avrupa Birliği Projeleri konusunda çalıştaylara katıldıktan sonra engelli çocuklarla ilgili bir şeyler yapabileceğime olan inancım pekişti.

Üyesi olduğum ‘Eğitimde Paylaşım Derneği’ ve ‘Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği’nin katılımlarıyla koordinatörlüğünü yaptığım bir proje hazırladık. Konusu: Okul öncesi dönemde engelli çocukların kaynaştırma eğitimi. Amacımız: Kaynaştırma eğitimini en iyi uygulayan İsveç-Stocholm’de bu uygulamaları yerinde görmek, bilgi edinmek, doküman toplamak edinilen bilgi gözlem ve uygulamaları Ankara’da yaygınlaştırmak. Proje Avrupa Birliği tarafından kabul edildi. Dört kişi tarafından yürütüldü. Eğitimde Paylaşım Derneği Başkanı Avukat Ali Ulusoy, Profesör Dr. Necati Baykoç Dönmez, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Elçin Toker, Sosyal Hizmet Uzmanı Ü.Gülsüm Bülbül 30.Ekim.2005-14.Kasım.2005 tarihleri arasında Stocholm’de 14 Eğitim kurumunu gezdik, gördük, incelemeler yaptık. Fotoğraflar çekip görüntüler kaydettik. Pek çok yeni uygulama yerinde görüldü. Notlar alındı, sorular soruldu, raporlar hazırlandı. Dönüşte edinilen bilgiler büyük katılımlı toplantılarla yaygınlaştırılmaya çalışıldı. TV programlarına konuk olundu, broşürler hazırlandı. Davet edilen kurumlara gidilerek bilgiler paylaşıldı. Çalışmalar hâlen devam ediyor.

Beni en çok etkileyen şey önce kafamızın içindeki engelleri kaldırmamız gerektiği idi. Stocholm’de ilk gittiğimiz kurum yetkililerine şu soruyu sordum. Engelli çocuklara ve ailelerine diğer çocuklardan ve velilerden bir tepki gelmiyor mu? Diğer çocukların velileri onları nasıl kabul ediyor? Kurum yetkilisi şu cevabı verdi: Bize diğer çocukların anne-babalarından olumsuz tepki gelmez. Çünkü anne-baba; benim çocuğumun okul öncesi dönemde engelli bir çocukla aynı ortamı paylaşması onun için bir kazançtır, zenginliktir. Oysa bizim ülkemizde ekonomik yetersizlik, personel eksikliği vb. nedenlerle, her şey tamam olsa bile anne-babalar çocuklarının engelli çocuktan kötü şeyler öğreneceğini düşünürler. İşte asıl engel bu düşünce yapısıdır.

İsveç’te bu uygulama nasıl yapılıyor ve biz neler yapabiliriz? İsveç dünyada sosyal refah seviyesi ve eğitim düzeyi en yüksek olan ülkelerden birisi. Çocuk doğduğu andan itibaren eğitim en doğal hakkı ve devlet tüm bireylerinin eğitim ve her türlü hizmeti  alabilmeleri için olanakları hazırlayıp sunmakta ,engelli olup olmamak hiç bir şey fark ettirmiyor. Okullar yerleşim bölgelerinin ortasında büyük bir kompleks olarak yapılmış. Genellikle iki yada tek katlı. Kurumların fiziksel yapıları genellikle birbirine benziyor .Lükse yer verilmiyor, her şey amaca uygun ve işlevsel. Okul öncesi, ilk öğretim, engelliler okulu aynı çatı altında ancak giriş kapıları ve oyun alanları farklı. Burada amaç herkesin aynı yolu kullanması aynı bahçede birbirini görmesi, engellilerin toplumdan soyutlanmaması, farklı etkinliklere farklı gruplarda katılması, yemek, yüzme, spor, orman gezisi gibi etkinlikleri birlikte gerçekleştirmeleri ki kaynaştırma eğitiminin özünü bunlar oluşturmakta. Belediyeler eğitim konusunda çok etkin rol oynuyor. Her engelli için mutlaka bir yardımcı ücretsiz olarak sağlanıyor. Her engelli mutlaka bir okula gidiyor ve ulaşımı belediye tarafından ücretsiz olarak özel araçlarla yapılıyor.

Biz ülkemizde her engelliye bir yardımcı veremeyiz, ücretsiz okula taşıyamayız ama eğer istersek kafamızın içindeki engelleri kaldırarak Türkün yaratıcı gücünü ve geleneksel yardımseverliği kullanarak engellilerle aynı ortamda yaşamayı öğrenebiliriz. Yeter ki isteyelim.

Bu gökyüzü ve yeryüzü eşit olarak hepimizin.

 

 

 

İçindekiler

Editör

 

Ermeni Soy Kırımı İddiaları Ne Doğru?
Yusuf HALAÇOĞLU


Pörçük Meşkler

İsmail KARAKURT

 

Adı Olmayan Bir Renk

Filiz AKIN BAŞAR

 

Aşk Kapıdan Baktırır
Arif AY

Zeyneptir Hayallerimin Adı
Arif BÜK


İstek

Esin ACAR BEKÂR

Remzi İnanlı İle Okul Öncesi Eğitimi ve Sorunları Üzerine Söyleşi

Çocuk Gelişiminde Anaokulu Eğitiminin Önemi
Belma TUĞRUL


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ailenin Eğitime Katılımı
Esra ÖMEROĞLU - Münevver CAN YAŞAR


Dil Gelişiminde Çocuk Kitaplarının Rolü

Mübeccel GÖNEN
 

Okul Öncesi Eğitimde Yeni Yaklaşımlar
Z. Fulya TEMEL

 

Okul Öncesi Dönemde Hareket Gelişimi ve Eğitimi
Saime ÇAĞLAK SARI


Anaokullarımızda Duyarlık Eğitimi
Hasan PEKMEZCİ

Farklı Ülkeler ve Okul Öncesi Eğitimde Farklılıklar

Gelengül HAKTANIR


Kafamızdaki Engeller
Ü. Gülsüm BÜLBÜL

 

Hüzün Yüklü Trenler
Fatma ÇELDİR

 

Boş Kâğıt
Mehmet LEVENT

 

Unutulmaya Yüz Tutmuş Çocuk Oyunları

Mahmut KILIÇALP

 

Çocuklarda Davranış Sorunu

Abdullah FIRAT

 

Usta' nın Petersburg' u

Ethem BARAN

 

Gündem

 

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr