Giriş
Bugün
bilindiği kadarıyla Batı dünyasında çocuk bakımı ve
gelişimi programlarının ortaya çıkışı on sekizinci yüzyıl
sanayi devrimine eşlik eden değişimlerde yatar.
Sanayi
öncesinin büyük ölçüde kırsal ve tarıma dayalı
toplumlarında çocuklar, genellikle parçalanmamış ve geniş
aileler içinde bulunurlardı. Bu kırsal kesimdeki
çocukların sosyalleşmesi, topluluk değerlerinde genellikle
fikir birliği bulunan, göreli olarak sınırlı ve değişmeyen
bir dünyada gerçekleşiyordu.
Kırsal
ortam, çocuklara keşfedilecek mekânlar ve uyarıcı bir
çevre sağlıyordu. Çocukların bakım sorumluluğu kesin bir
şekilde kadınlara aitti ve kadınların işleri, bebeklerini
emzirmelerine ve ilk yıllarında onlarla doğrudan ilgilenmelerine
olanak sağlıyordu. Geniş aileler vardı ve daha büyük çocuklardan
çocuk bakımında yardımcı olmaları bekleniyordu. Gerçekten
de çocuklar yetişkinler dünyasına çok çabuk giriyorlardı
ve bir anlamda bugün olduğu gibi ayrı bir “çocukluk” dönemleri
yoktu. Tıpkı bizim ülkemizde de olduğu gibi kırsal kesimde
oldukça zor koşullarda bir yaşam sürüyordu.

Sanayileşme ve kentlere göç ile birlikte değerlerde, yaşam
koşullarında, aile yapısında ve çalışma düzeninde
değişiklikler meydana geldi. Yeni koşullar çalışan
annelerin çocuklarının bakım ihtiyacını da beraberinde
getirdi. Bu koşullar, aynı zamanda yeni annelik-babalık
becerileri ve farklı bir sosyalleşmeyi gerektiriyordu.
Eski çocuk bakım ve gelişim alışkanlıkları değişim
ortamında yeterli değildi.
Farklı
düzeydeki çocuklar için farklı programlar geliştirildi ve
televizyonun da yayılmasıyla dünya global bir köye
dönüştü. 20. yüzyıl boyunca gerçekleşen iletişim
devrimiyle bilgiler kırsal bölgelere dahi iletişim
araçları sayesinde ulaştı.
1980’li
yıllarda üçüncü dünya ülkelerinin çoğunda hüküm süren
ekonomik sorunlar, ne çeşit olursa olsun eğitim
programlarının yaygınlaştırılmasına çok az olanak
tanıyordu. Genelde kaçınılmaz hâle gelen ekonomik
düzenlemeler, sağlık ve eğitim gibi sosyal sektörlerin
aleyhine işledi. Çocukları yaşatmaya yönelik sağlık
programlarının vurgulanması yüzünden erken çocukluk
yıllarındaki psiko-sosyal gelişimle ilgilenen programlara
büyük ölçekli destek yapılmadı.
Bu
engellere rağmen belirli ülkelerde çocuk bakımı
programlarında ve okul öncesi eğitim sektöründe bir büyüme
gözlenmiştir. Bazı ülkeler büyük ilerlemeler
kaydetmişlerdir ve yaratıcı, bazen de yaygınlaşmış
programlara sayısız örnek geliştirmişlerdir. Ancak dünya
geneli düşünüldüğünde durum hâlâ yeterli olmaktan çok
uzaktadır. Genel durum kanıtlara dayalı olarak şöyle
görülmektedir.
1- Çoğu
ülkede erken çocukluk dönemi bakım ve gelişiminin belirgin
ve örgütlü programlarla kapsanma durumu hâlâ göreli olarak
düşüktür. Bu durum özellikle Sahra’nın güneyindeki ülkeler
için geçerlidir.
2- Birçok
proje ve program, yaratıcı ve etkili olsa da “önemli bir
biçimde yaygınlaştırılmamış pilot çalışma” veya “yaparak
gösterme” faaliyetleri düzeyinde olmayı sürdürmektedir.
3-
Programların, özellikle daha fazla kamusallaşmış
programların, dağılımı bir iyileşme gösterse de hala
kentlerde uygulanması tercih edilmektedir.
4-
Çocuklara üç yaşından önce, özellikle bir ve üçüncü yaşlar
arasında ulaşmak, bir savaşım olmaya devam etmektedir. Hem
çocukların, hem de çalışan annelerin ihtiyaçlarını dikkate
alan gündüz bakım evleri, hem yaygınlık hem de nitelik
açısından çok düşük düzeyde kalmaya devam etmektedir.
5-
Anne-babalara destek ve eğitim sağlayan programlar
özellikle erken gelişimin psiko-sosyal ögeleriyle ilgili
olarak-bazı ülkelerde belirgin bir biçimde artmışsa da
bazı ülkelerde nerdeyse hiç bulunmamaktadır. Ayrıca, bu
programlarda bilgiyi yeniden oluşturmak ve genişletmek
yerine empoze etme eğilimi hâkimdir.
6- Birçok
“gönüllü” program, ilk heyecan noktasını geçmiş ve
programları başlatmak için son derece önemli olan gönüllü
ruhu zayıflamıştır. Bu programlar, hala kamudan maddî
destek görme hususunda hak sahibi olarak kabul
edilmemektedir ve yok olma tehlikesi ile karşı
karşıyadırlar.
7- Çoğu
kez programların niteliği düşüktür ve dolayısıyla çocuklar
üzerindeki etkileri de en düşük düzeydedir. Bazı
başarılara ve artan bilince karşın hâlâ çocuğa bütünleşmiş
ilgi ile çocuk gelişimi programlarındaki ögeleri bir araya
getirmek, bir mücadele gerektirmektedir.
Bu
noktalar, alanın önemli ölçüde büyüdüğünü, ancak, hâlâ çok
kırılgan bir yapıda olduğu ve hem kazanılanları korumak,
hem de belli başlı boşlukları doldurmak için daha çok
ilgiye muhtaç bulunduğu sonucunu açıklamaya yardımcı
olabilir.
Farklı
Ülkelerde Okul Öncesi Eğitim
Üçüncü
dünya ülkelerinde çocuk bakım ve gelişiminin ayrıntılı ve
kapsamlı bir tarifini yapmak olanaksızdır. Bunun en az iki
temel nedeni bulunmaktadır. Birincisi, çocuk bakımının
önemli bir bölümü o kadar örgün değildir ve herhangi bir
istatistikte yer almaz. İkincisi ise, çocuk bakımı, sadece
bakım ve gelişimle ilgili ulusal ve uluslar arası
kuruluşların dikkatinden kaçmakla kalmaz, ayrıca, üretken
bir faaliyet olarak ulusal ekonomik hesaplamalarda da
görünmez. Daha örgütlü programlar arasında bile çeşitlilik
o kadar fazladır ki hiçbir istatistik, alanı tam olarak
aktaramaz.
Alanı
layıkıyla kapsamak için sadece işler halde olan
merkezlerin sayısı hakkında bilgilerin değil, aynı
zamanda ev ziyaretleri, anne-baba eğitim programları,
kadınların gelir elde etme projeleri çerçevesindeki çocuk
bakımı, toplumdaki bakım ve gelişim programları ve özürlü
çocuklar için programlar hakkında bilgilerin de dahil
edilmesi gerekir. Ayrıca, eğer gelişimde gerçekten
bütüncül bir yaklaşım söz konusu ise, bütün sağlık ve
beslenme, erken bakım ve eğitim programları da
kapsanmalıdır. Topluluk, bölge ve ulus düzeyinde çalışan
çeşitli kamu ve özel kuruluşların kalkınmanın farklı
yönlerini vurgulayan programlardan sorumlu olduklarını
düşünürsek bu iş gerçekten çok zor bir hâle gelir.
Örneğin
Brezilya’nın Sao Paulo Metropolitan alanında başlıca dört
programı, federal hükümet, altı programı eyalet ve üç
programı da belediye yürütmektedir. Bu on üç farklı kamu
kuruluşunun her biri oldukça farklı modellerle
çalışmaktadır. 0-6 yaş için “tam bir kreş”, 2-6 yaş için
“tam bir anaokulu”, 5-6 yaş için “ana sınıfı” yine 2-6
yaş için tam bir anaokulunun daha az yaygın bir şekli olan
“acil durum anaokulu” ve 0-6 yaşlar için “acil durum
kreşleri” bulunmaktadır. Bunlara ek olarak “bebek
parkları” ve özel işletmelerde örgütlenen ve 0-6 yaşlar
için olan “çocuk bakımı merkezleri” vardır. Öğretmenler
için ulusal bir müfredat yoktur. Öğretmenler okul öncesi
uzmanlığı için bir yıllık ek eğitim alırlar.
UNESCO’nun periyodik olarak yayınlanan eğitim
istatistiklerinde okul öncesi eğitim ile ilgili bilgi
bulunmaktadır. Ancak bu rakamlar her zaman örgün eğitimde
olmayan programları kapsamamaktadır. Bu nedenle UNESCO
rakamları sadece bir zemin sağlamakta veya erken çocukluk
dönemi eğitim programlarının kapsamı hakkında asgarî bir
fikir vermektedir.
İstatistiklerin içerdiği programlar ülkeden ülkeye çok
fazla farklılık gösterdiği için ülkeler arasında sağlıklı
bir karşılaştırma yapmak imkânsızdır. Örneğin, Fas’ta okul
öncesi Kur’an okulları, Kenya’da topluluk okulları ve
Nijerya’da seçkinler için örgün anaokulları vardır.
1979’da
Uluslararası Çocuk Yılı ile başlayan gelişim 1989’da
Birleşmiş Milletlerin Çocuk Hakları Sözleşmesini
imzalaması ile giderek hız kazanmıştır. Savaşı yaşayan
Angola, İran ve Lübnan’da bir büyüme sağlanamamış, diğer
birçok ülkede bu eğitim programlarına katılan çocukların
sayısı gittikçe artmıştır. Örneğin Burkina Faso ve Dominik
Cumhuriyeti’nde 5 kat, Umman’da 6 kat, Brezilya’da 2 kat,
Tayland’da ise neredeyse 3 kat bir sıçrama görülmüştür.
Endonezya, Çin ve Hindistan gibi en kalabalık ülkelerde
oldukça düşük oranlarda okullaşmanın olduğu görülürken
Bangladeş, Pakistan ve Nijerya’dan veri sağlanamamıştır.
Bu
istatistikler okula kaydolan çocuklar arasında kızların
yüzdesinin % 45 veya daha yukarı olduğunu söylemektedir.
Bu, okul öncesi programlarının olası bir eşitleyici etkisi
olduğunu göstermektedir.
Bunun
yanı sıra üçüncü dünya ülkelerinde hâlen okullaşma
oranının düşüklüğü ve birçok yerde kentler lehine bir
yanlılık olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca bildirilen
programların yarıdan fazlasının ücretli programlar olduğu
da görülmektedir.
Asya
Kıtasında;
Çin’de
3-6 yaşlar için okullaşma oranı 1988’de % 24’e,
Sri
Lanka’da 0-5 yaşlar için okullaşma oranı % 15’e,
Filipinler’de 0-5 yaşlar için okullaşma oranı % 15’e,
Filipinler’de 0-5 yaşlar için okullaşma oranı %24’e,
Vietnam’da 0-3 yaşlar için okullaşma oranı % 30’a
Vietnam’da 3-6 yaşlar için okullaşma oranı % 35’e ,
Hindistan’da okullaşma oranı % 35’e,
Laos’ta
ise 4-6 yaşlar için okullaşma oranı % 4’e ulaşmıştır.
Afrika
Kıtasında;
Kenya’da
3-5 yaşlar için okullaşma oranı % 20,
Benin’de
3-5 yaşlar için okullaşma oranı % 1,
Botswana’da 2,5-6 yaşlar için okullaşma oranı % 2,6 dır.
Genel
olarak Latin Amerika ve Asya ülkelerinin örgütlü
programlar bakımından Afrika ülkelerine göre daha büyük
ilerleme kaydettikleri görülmektedir. Bu sonuçlardan
ayrıca erken çocukluk dönemi bakım ve gelişimine yeterli
önceliği vermek veya önemli bir program veya programlar
dizisi başlatmak için bir ülkenin zengin olması veya
büyüyen bir ekonomiye sahip olması gerekmediği de açıkça
görülmektedir.
UNICEF ve
UNESCO raporlarından hükûmetlerin, sivil toplum örgütleri
ve uluslar arası kuruluşların bakım ve gelişimin
örgütlenmesi ve desteklenmesine ne düzeyde yardımcı
oldukları konusunda açık bir bilgi edinilememiştir.
Anne-baba ve yetişkin eğitimi programlarına ilişkin de çok
az bilgi bulunmaktadır. (Myers, 1996).
Diğer
bazı kaynaklar incelendiğinde bazı ülkelerde okul öncesi
eğitimin durumu konusunda aşağıdaki bilgiler derlenmiştir:
İsrail’de zorunlu eğitim yaşı 5-16’dır. 3-4 yaşları
arasındaki çocukların % 90’ından fazlası okul öncesi
eğitimden yararlanmaktadır. Ülkede kreş ve gündüz
bakımevleri, anaokulları ve Kibbutz’lardaki anaokulları
olmak üzere 3 farklı yapıda okul öncesi eğitim kurumu
bulunmaktadır.
Norveç’te
ilk gündüz bakımevi 1837 yılında kurulmuştur. Günümüzde
farklı sosyo-ekonomik düzeydeki aileler için 3 farklı
yapıda (farklı sürelerle açıklar, sadece bakım veya hem
bakım hem eğitim amaçlı olabilmektedirler) gündüz bakım
kurumları vardır. Bu kurumlar Çocuk ve Aile İşleri
Bakanlığına bağlıdır. Çocukları yaşama hazırlayıcı
oyunlar, serbest yaratıcı faaliyetler ön plandadır.
Kurumlar kendi kendilerini değerlendirmek zorundadır.
Formal bir denetleme ve değerlendirme yoktur. Ayrıca bu
kurumlar yerel sanat, sosyal ve spor kuruluşları ile
işbirliği hâlindedir.
Kanada’da
çocukların yarısından fazlası bu eğitimi almaktadır. Bu
kurumlar sosyal hizmetlere ya da bölgesel bakanlıklara
bağlı olarak çalışmaktadır.
Hükûmet
düşük gelirli ailelere çocuklarını bu kurumlara
verebilmeleri için maddî destek sağlamaktadır. Bu ülkede
dört tip kurum vardır. Tipik kreş ve gündüz bakımevi,
ailede günlük bakım, tam günlük anaokulu ve lisanslı aile
günlük bakımı. Ayrıca çift dile sahip çocuklar için de
özel programlar düzenlenmektedir.
Japonya’da gelenek ve göreneklerine uygun karakter
eğitimine önem veren anaokulları savaş öncesinde
açılmıştır. Özel grup, dernek veya yerel yönetimler de
kurum açabilmektedir. Anaokulları devletin ya da yerel
yönetimlerin doğrudan kontrolü altındadır. İki farklı
eğitim kurumu vardır. 3-6 yaş arasındaki çocukları
ilkokula hazırlamayı amaçlayan genellikle özel ve yarım
günlük kurumlar ve hükûmet destekli olan tam günlük
kurumlar. Çocukların % 90’ından fazlası ilkokula gitmeden
önce bu programlardan birine gitmektedirler.
Avusturya’da 3-5 yaşlarındaki çocukların % 32’si yarım
günlük okul öncesi eğitim kurumuna, % 20’si ise çocuk
bakım merkezlerine gitmektedir. Anaokulları 1820’den
itibaren görülmeye başlanmış ve Montessori, Pestalozzi ve
Frobel’in fikirlerinden etkilenerek programlar
oluşturulmuştur. Bu eğitim zorunlu değildir, okuma-yazma
çalışmaları, konuşma, çevre, aritmetik, müzik, sanat,
beden eğitimi ve trafik eğitimine önem verilmektedir. 6
yaş zorunlu okula başlama yaşıdır. Her sınıfta bir
öğretmen ve bir de yardımcı bulunur. Öğretmenler önlisans
mezunu olmak zorundadırlar, tam gün ve haftada 40 saat
çalışmaktadırlar. Her sınıfta 25-28 çocuk olabilmekte,
sınıflar aynı yaş ve karma yaş gruplarından oluşmaktadır.
İsviçre
26 karton-bölgeye ayrılmış olduğu ve her karton özerk bir
şekilde yönetildiği için ulusal bir aile eğitimi
politikası yoktur. Her karton kendi ihtiyacını belirleyip
ona göre politikasına yön vermektedir. İsviçre’de
annelerin % 74’ü çalışmaktadır ve büyük çoğunlukla yarı
zamanlı olarak çalıştıkları için okul öncesi çocukların da
büyük çoğunluğu yarım günlük okullara gitmektedir. Çocuk
bakımı özel organizasyonlarca yürütülmektedir ancak hâlâ
nicelik nitelikten önce gelmektedir.
Kore’de
anaokulları (3-5 y.) Eğitim Bakanlığı’na; gündüz bakım
merkezleri (0-6 y.) ise Sağlık ve Refah Bakanlığı’na bağlı
olarak çalışmaktadır.
Ana
okulları 4, 6 ve 8 saatlik programlarla 3 farklı hizmet
verirken gündüz bakım merkezleri 12 saat hizmet
vermektedir. 3 ve 4 yaşların anaokuluna gitme oranı % 16,2
iken beş yaşların oranı % 42,8’e ulaşmıştır.
Anaokullarının çok büyük çoğunluğu özeldir. Anaokulu
öğretmenlerinin 4 yıllık üniversite, 2 yıllık kolej veya
ulusal açık üniversite mezunu olmaları gerekmektedir. Şu
anda büyük çoğunluğu 2 yıllık kolej mezunudurlar. Okuldaki
kıdemleri başkan, başkan yardımcısı, öğretmen (3 düzey)
olmak üzere beş ayrı aşamada düzenlenmiştir.
Her
aşamadan yükselebilmek için alınması gereken hizmet içi
eğitim sertifikaları vardır. Gündüz bakım merkezlerinde
çalışacak kişiler için de iki ayrı düzey vardır. 2.
Düzeyde, lise mezunu olmak ve sağlık ve refah bakanlığının
öngördüğü 1000 saatlik kursu almak gerekirken 1.Düzeyde
erken çocukluk eğitimi veya sağlığı konusunda 2 yıllık
koleji bitirmeleri gerekmektedir.
Irak’ta
4-5 yaşlarındaki çocuklar anaokullarına gitmektedir ve bu
çağdaki çocukların ancak % 5,7’si okula gidebilmektedir.
1991 yılından 2003’e kadar ülkede yaşanan olumsuz koşullar
nedeniyle hem bu oranda hem de anaokulu sayısında düşme
kaydedilmiştir (% 7’den % 5,7’ye düşmüştür).
Çin Halk
Cumhuriyeti, nüfusu çok yüksek bir ülke olduğu için 0-6
yaş arasındaki çocukların sayısı da 200 milyon
civarındadır. Ancak % 20-25’i okul öncesi eğitime devam
edebilmektedir. Bu oran kentlerde % 60-70 olurken kırsal
kesimde % 20-30 oranındadır. Bu ülkede okul öncesi eğitim
hizmeti veren üç tür kurum bulunmaktadır. Yuva, anaokulu
ve anasınıfı. Bunlar hükûmet, enstitüler veya özel sektör
tarafından yönetilmektedir. Genellikle yarım gün hizmet
veren anasınıfları ilkokullara bağlıdır ve bilgiyi ön
planda tutan akademik amaçlı okul öncesi eğitim
kurumlarıdır. Öğretmenler öğretmen okullarından
yetişmektedirler. Bu ülkedeki okul öncesi eğitim
kurumlarında ahlâk eğitimi ve aile eğitiminin önemli bir
yeri vardır.
Hong
Kong’da devletin özel idarî bölümünün eğitim dairesi okul
öncesi eğitim kurumlarının genel eğitsel kalitesinden
sorumluyken sosyal refah dairesi bu kurumların devlet
standardına uyma durumunu denetlemektedir. Okul öncesi
eğitim kurumları kreş (0-2 y.) ve gündüz bakımevi (2-6 y.)
diye ikiye ayrılmaktadır. Ayrıca 3-6 yaş arasındaki
çocuklar Hong Kong’taki anaokullarına devam
edebilmektedirler. Bunun yanı sıra birkaç uluslar arası
okul da vardır. Öğretmenlerden biri başöğretmen diğerleri
yardımcı öğretmen olarak çalışmaktadır. Baş öğretmen olmak
için bir yıllık yarı zamanlı bir eğitim programından
geçmek gerekmektedir. Hong Kong’taki yer darlığından
dolayı okulların çoğunluğu ikili eğitim yapmakta ve
dolayısıyla öğretmenlerin çoğu da günde iki ayrı grupla
çalışmaktadır.
Yeni
Zelanda da anaokulları, yerli halkın dili ve kültürünün
eğitiminin verildiği merkezler, oyun merkezleri, çocuk
bakım merkezleri, Pasifik adaları erken çocukluk eğitimi
merkezleri, ev temelli servisler, toplum oyun grupları ve
hastanelerdeki oyun odaları gibi eğitim kurum veya
ortamları vardır. Beş yaşın altındaki çocukların yaklaşık
% 56’sı bu eğitime katılmaktadır.
3-5
yaşlarındaki çocukların gittiği anaokullarında daha küçük
olanlar haftanın üç günü öğleden sonra okulda olurken daha
büyükler haftada beş sabah da okula gelirler. Bütün
öğretmenlerin diplomalarını almış olması gereklidir. Aile
katılımı çalışmaları için okullar cesaretlendirilmektedir.
Her anaokulunun kendi ebeveyn birliği/komisyonu vardır
fakat yönetim sorumluluğu ulusal birliğe bağlı olan
bölgesel anaokulları organizasyonundadır.
Filipinler, Eğitim Kültür ve Spor Bakanlığı geliştirdiği
politikalarla resmî ilköğretim okullarının
ebeveyn-öğretmen birliklerinin de desteğiyle 5-6 yaş için
okul öncesi sınıfları amaçlarını cesaretlendirmektedir.
2000 yılı itibarıyla 3183 özel anaokulunda 269.273 çocuk;
5464 resmî anaokulunda ise 256174 çocuk kayıtlıdır. Özel
ve resmî anaokullarının yanı sıra din eğitimi veren,
hıristiyan aile yaşamını, öğreten okullar, öğretmen
enstitülerine bağlı uygulama anaokulları ve Montessori
okulları bulunmaktadır.
Almanya’da anaokulları 1840’lı yıllarda görülmeye
başlanmış, gerçek bir okul öncesi eğitim anlayışı ise
Frobel ile birlikte yaygınlaşmıştır. 6 yaşla birlikte
zorunlu eğitim başlamaktadır. Oyun ile eğitimin öneminin
vurgulandığı bu ülkenin batısında okullaşma oranı % 73,
doğusunda ise % 96’dır. Doğu Almanya ile Batı Almanya
birleştikten sonra doğudaki merkeziyetçi sistemin yerini
batı sistemi almıştır. Kurumlar günlük bakımevleri (0-3
y.), anaokulları (3-6 y.), tam gün anaokulları (0-12 y.),
5 yaş grubu çocuklar için ilkokullar içindeki
anasınıfları, aile bakım merkezleri (0-3 y.) ve engelli
çocuklar için özel anaokulları şeklinde
gruplandırılmaktadır. Öğretmenler meslekî yüksekokulu veya
üniversite mezunudurlar.
Belçika’da da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır.
Öğretmenler meslekî yüksek eğitim enstitüsünden mezun
olmak zorundadırlar. Okul öncesi dönemdeki çocukların
okullaşma oranı yaklaşık % 95’tir. Belçika federal bir
devlet olduğu için eğitim sisteminde devlet, bölge, komün
ve Katolik kilisesi tarafından desteklenen kurumlar
vardır. Anaokulları parasızdır ve isteğe bağlıdır.
Sınıflar genellikle yaş gruplarına göre ayrılır.
İngiltere’de okul öncesi eğitim hizmeti, resmî kurumlar,
gönüllü kuruluşlar ve özel sektör tarafından verilir.
Resmî kurumlara bağlı okul öncesi eğitim kurumları
ücretsizdir. Diğerlerinde ise verilen hizmete ve ailenin
durumuna göre ücret alınır. Bu kurumlar çok çeşitli
yapılarda oluşmuştur. Anaokulları, ana sınıfları gündüz
bakımevleri, oyun grupları, birleşik okul öncesi
merkezleri, aile merkezleri, bebek ve ebeveyn klüpleri
gibi. İngiltere, oyuncak kütüphanelerinin en yaygın olduğu
ülkedir. İngiltere de zorunlu okula başlama yaşı 5’tir.
Öğretmenler dört yıllık üniversite veya yüksekokul
mezunudur. 3-5 yaş arası okullaşma oranı % 53’tür.
Hindistan’da okul öncesi eğitim, devlet ve gönüllü sektör
tarafından günlük bakım, kreş ve anaokulları ile gezici
kreşler aracılığıyla gerçekleştirilir. Ancak şehirlerin
yoksul varoşlarında yaşayan, tarım ve ev işlerinde
çalışmak zorunda kalan, kırsal kesimde yaşayan, geçici
mevsimlik işçilerin çocuğu olan küçük çocuklar bu
eğitimden yeterince yararlanamamaktadır. Üst sınıflara
hizmet eden kurumlar dışındaki özel okul öncesi eğitim
kurumlarında çocuğun anadili kullanılır.
Amerika’da ulusal bir müfredat programı olmadığı için
genel amaçlar belirlenmiştir. Her eyalet kendi sistemini
oluşturmuştur. Küçük çocukların eğitimi ile ilgili vakıf
veya birliklerin geliştirdiği programlar kullanılmaktadır
( NAEYC gibi ).
Danimarka’da 0-10 yaşlarında çocuğu olan annelerin % 76’sı
ev dışında çalıştığı için ülkede aile ve çocukların
yararına kanunlar çıkarılmış ve imkânlar sağlanmıştır.
Yerel yönetimler çocuk bakımını sağlamak, yürütmek ve
kontrol etmekle yükümlüdürler. Tam gün anaokulları farklı
yaş grupları için merkezler, okul sonrası programlar ve
gündüz bakımevleri vardır. Zorunlu okula başlama yaşı
6’dır. 3-6 yaş arası okullaşma oranı ise yaklaşık %
100’dür. Öğretmenlerin meslekî yüksek eğitim enstitüsünü
bitirmeleri gerekmektedir.
Finlandiya’da da zorunlu okula başlama yaşı 7’dir.
Öğretmenlerin üniversite mezunu olması gerekmektedir. 3-6
yaş arası okullaşma oranı % 63’tür. Merkezî, bölgesel ve
yerel yönetimler eğitim çalışmalarını yönetir.
Gündüz
bakımevlerinden Sosyal Hizmetler ve Sağlık Bakanlığı ile
Ulusal Sosyal Yardım Kurulu; İlkokullar bölgesindeki okul
öncesi eğitimden ise Eğitim Bakanlığı ve Ulusal Genel
Eğitim Kurulu sorumludur.
Fransa’da
zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. Beş yaşındaki çocukların
% 100’ü okula giderken, 3 yaşın altındakiler için bu oran
% 20’dir. Öğretmenler üniversite mezunu olmak
zorundadırlar. Bu ülkede okul öncesi eğitimin asıl amacı
yetersiz koşullarda bulunan ve annesi çalışan çocukların
ilkokula hazırlanmalarına yardımcı olmak olduğu kadar,
özel eğitim gerektiren çocukların erken teşhis ve
tedavisini de sağlayabilmektir.
İtalya’da
1827’lerde ilk çocuk bakım merkezinin kurulmasıyla
başlayan eğitim çalışmaları, çıkarılan ve düzenlenen
yasalarla tüm çocukların eğitilmeleri gerektiği
vurgulanarak devam etmiştir. Zorunlu eğitim yaşı 6’dır. 6
ay -3 yaş arası çocuklar çocuk bakım merkezlerine, 3-6 yaş
arası çocuklar ise anaokullarına verilmektedir. Agazzi,
Montessori ve Reggio Emilio okulları açılmış, İtalyan
kültürünü yansıtan, sanat ve estetik konuları ile çevreye
önem veren Reggio Emilio okulları daha çok
yaygınlaşmıştır. Oyuncak kütüphaneleri de hızlı bir
gelişim göstererek yaygınlaşmıştır. Öğretmenler üniversite
mezunu olmak zorundadırlar. Devlet okullarında
çalışanların iki yılda bir sınavdan geçmeleri
gerekmektedir. 3-6 yaş arası okullaşma oranı % 92’dir.
İsveç’de
okula başlama yaşı 7’dir. 3-6 yaşta okullaşma oranı ise
yaklaşık % 100’dür. Belediyeler, özel sektör, kooperatif
ve aile birlikleri okul öncesi eğitim kurumu
açabilmektedirler. İsveç’te de Danimarka’da da bu dönemde
okuma-yazma ve matematik öğretilmemektedir. Dil gelişimine
çok önem verilen bu ülkede erken çocukluk eğitimi
yaklaşımı benimsendiği için öğretmenler hem okul öncesi ,
hem de ilköğretim birinci kademede öğretmenlik yapabilecek
şekilde öğrenim görmektedirler.
Yunanistan’da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. 3-6 yaş
arasında okullaşma oranının % 64 olduğu bu ülkede
öğretmenlerin Meslek Yüksek Eğitim Enstitüsünden mezun
olmaları gerekmektedir. Okul öncesi eğitim kurumlarının
sayısı yeterli değildir.
Portekiz’de zorunlu okula başlama yaşı 6, 3-6 yaş arası
okullaşma oranı ise yaklaşık % 40’dır. Öğretmenlerin
Meslek Yüksek Eğitim Enstitüsü mezunu olmaları gereken bu
ülkede çok çeşitli kurumlar açılmış- gündüz bakım evleri,
ana okulları, farklı projeler gibi- daha sonra eğitimin
diğer kademeleri ile de paralelleşerek daha merkezî bir
yönetim sistemi kazanmıştır.
İspanya’da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. 4-5 yaşları
için okullaşma oranı % 90, 5 yaş için % 100 , 3 yaş için
ise yaklaşık % 55’dir. Öğretmenler üniversite mezunu olmak
zorundadır. 0-3 yaşındaki çocukların gittiği okullara
çocuk bahçesi, 4-5 yaşındaki çocukların gittiği okullara
ise anaokulu denmektedir. Bu kurumların sorumluluğu Eğitim
Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, Ulusal Sosyal Yardım
Enstitüsü, Belediyeler ve özel kuruluşlar gibi çeşitli
kuruluşların üzerindedir.
İrlanda’da da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. 4-5 yaşlar
ilkokulların bünyesindeki anaokullarına devam
etmektedirler. Bu okullar ilkokul müdürünün sorumluluğu
altındadır. 5 yaş grubu çocuklarda okullaşma oranı % 100
iken, 4 yaş için bu oran % 50’ye düşmektedir.
Öğretmenlerin üniversite mezunu olmaları gerekmektedir.
UNICEF’in
2004 yılı Dünya Çocuklarının Durumu Raporu’na göre okul
öncesinde eğitim almak kız çocuklara erkeklerden görece
daha fazla yararlı olmaktadır. Ayrıca unutmamak gerekir
ki, okul öncesi eğitim, aile içi ilişkilerin ve ardından
da toplumsal cinsiyet kalıplarının sorgulanabileceği ilk
noktadır.
Yapılan
araştırmalar, ev dışı uygun bir bakımın çocuğun okula
hazırlanması açısından özellikle önemli olabileceğini
göstermektedir.
Nepal’de
çocuklarla ilgili olarak yakınlarda yapılan bir araştırma,
yaygın okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden
çocukların % 90’ının ilkokula başladığını, buna karşılık
okul öncesi eğitim kurumlarına gitmeyenler arasında bu
oranın % 70’e düştüğünü göstermiştir. Belki de daha
çarpıcı olan şudur: İkinci gruptakilere bakıldığında
birinci gruptakilerin yüzde 80’i okullarına devam ederken,
diğer gruptan olup okuluna devam edenlerin oranı ancak %
40’tır.
Çocuklarımızın erken yaşlarda doğru eğitimi alabilmeleri
için yapmamız gereken, sivil bir birey, özel sektör veya
kamuda çalışan bir yurttaş olarak elimizden gelenin en
iyisini yapmak üzere harekete geçmektir.
KAYNAKLAR
Acarlar,F.,1994 “ İsrail’de Eğitim”. Okul Öncesi
Eğitimcileri İçin El Kitabı”. Editör: Şule Bilir. Ya-Pa
Yay. s.176-180, İstanbul.
Myers,R.,
1996. “Hayatta Kalan Oniki” AÇEV Yayın No:5, İstanbul.
Oktay,A.,1999.“Yaşamın Sihirli Yolları: Okul Öncesi
Dönem”. Epsilon Yayınları, İstanbul.
Oktay,A.,2003.“Kurum Merkezli Erken Çocukluk Eğitimi”.
AÇEV, MEB, UNICEF, ERG işbirliğiyle düzenlenen Erken
Çocukluk Eğitimi Politikaları: Yaygınlaşma, Yönetişim ve
Yapılar Toplantısı Raporu, Ankara.
OMEP,
2000. “Fact Sheets of Early Care and Education in Asia and
The Pacific”. OMEP Raport, Singapore.
Över,
F.A., İncesulu, A., Gözaçan, E. ve Erdoğan, İ. 2005.
“Danimarka ve İsveç Eğitim Sistemleri” Editör: İrfan
Erdoğan. Özel Okullar Birliği Yayını, İstanbul 2004.
Poyraz,
H., ve Dere, H., 2001. “Okul Öncesi Eğitimin İlke ve
Yöntemleri” Anı Yay., Ankara.
Rao, N.
and Koong. M., 2004. “Early Childhood Education and Care
in Hong Kong”. OMEP Hong Kong Yayını, Hong Kong.
Temel,
F., 2004. “Dünya’da ve Türkiye’de Okul Öncesi Eğitim” Okul
Öncesi Eğitimin İlke ve Yöntemleri. Anadolu Üniversitesi
Yay. No:1219. Açık Öğretim Fakültesi Yay. No: 699,
Eskişehir.
UNICEF,
2004. “Dünya Çocuklarının Durumu” UNICEF Yayını, Ankara.
UNESCO,
2003. “Situation Analysis of Education in Iraq” UNESCO
Yayını, Paris.